Sayfalar

14 Ekim 2014 Salı

Babam...

12.10.2014  Saat 21:17

Sevgili oğullarım,

Sizi çok seven, sesinizle şenlenen, varlığınızla, yaramazlıklarınızla, oyunlarınızla hayat bulan dedeniz, benim biricik babam vefat etti. Bir anda, kuş gibi uçtu gitti hayatımızdan. Dedenizin vefat ettiğini henüz bilmiyorsunuz ama Baran'ım sen bir şeylerin ters gittiğini anlıyorsun. Fazla soru sormuyor, bolca insanları dinliyorsun... Dedenizin yoğun bakımda olduğunu söyledik size. Uygun bir zamanda bu haberi vereceğiz uygun bir dille...

14 Ekim'de öğle namazını müteakiben İzmir Balçova Yunus Emre Camiinde kılınacak namazın ardından Buca Gökdere mezarlığında sonsuz yolculuğuna uğurlayacağız babamı.

Geriye bir ah babam kaldı dilimde... Ah babam, canım babam, yavrum kuzum bebeğim kaldı.... Hepsi bu...

Ah babam....

9 Ekim 2014 Perşembe

Gelmeseydin Daha İyiydi!

Büyük oğlumun iki yaş sendromu çok sancılı geçmişti. Küçük oğlumda ise ara sıra başgösteren huysuzluklar dışında gayet iyi gidiyordu her şey bu yaza kadar.

Yazın havaların sıcak olmasından mıdır, iki yaş sendromundan mıdır, yoksa çocuğuma nazar mı değdi nedir, minik kuşumda iştah kaybı başladı. Yaz başından bugüne kadar bırakın kilo almayı, yarım kilo kadar kaybetti diyebilirim!  Boy da atmadı fazla. Şu sıralar sık sık ağlama krizleri, kendini yere atmalar, tutturmalar, her isteğini ağlayarak dile getirmeler başladı ve bu durum beni oldukça geriyor. Bitsin gitsin şu iki yaş sendromu hiç gelmesin bir daha! 2,5 yaş civarında doruk noktasına ulaşıp sonrasında düşüşe geçiyor ve 3 yaş civarında uyum yakalıyormuşuz. Deniz Baran'da yaşadık gördük, Barış Çağan'da da yaşayacağız anlaşılan.

Ben her şeye gülen, uyumlu, durup durup sarılıp beni öpen, her fırsatta anne seni çok seviyom diyen bebeğimi özledim! Dün babasına dedi ki "ama ben annemi sevmiyom ki baba, ben seni seviyom!"

Ben en iyisi en kısa zamanda bir kan tahlili yaptırıp oğluşumun demirini ölçtüreyim, ona göre bir yol çizeyim... Belki de iştahsızlığı demir eksikliğinden ileri geliyordur.

23 Eylül 2014 Salı

Yerleşme tam hızıyla devam ediyor!

23.09.2014 Salı

14.09.2014'te taşınmamızın ardından geçirdiğimiz el ayak ağız hastalığını da atlatmak üzereyiz. Çocuklarda bir şey kalmadı benim de ayaklarımdaki korkunç iğne batmaları kalmadı gibi bir şey. Ellerimdeki acılar da kaybolmak üzere.

Taşındığımızdan beri uydumuz kurulamamıştı. Türkiye'nin Çin malı uydusu patlayınca tüm frekanslar değişti ve yüzlerce aile uydusuna yeni yazılım yükletmek zorunda kaldı. Uyducular yaşadı. Bu arada bizim uydu alıcılarımızı kurmaya yanaşmadılar ta ki bu güne kadar. Şimdi kocam TV ayarlarını yapmakla meşgul.

Deniz Baran hastalık dolayısıyla geçen hafta okula başlayamamıştı. Dün başladı ve hayatından oldukça memnun. Bir konuda sıkıntı duymuş beyefendi, o da ulaşım! Bizim evden İzban'a gitmek için 450 metre yürüyoruz. Sonra İzban'da bir süre bekliyoruz zira metro kadar sık gelmiyor. İzban'dan indikten sonra yaklaşık 250-300 metre kadar daha yürüyoruz. Dün Deniz Baran'la birlikte gittik, almaya gittiğimde Barış'ı da götürdüm mecburen. Barış'la bu sözünü ettiğim mesafeleri yürümek daha da zor. Bugün iki çocuğumla birlikte gittik okula. Deniz sınıfına gidince ben de Barış'la birlikte veli toplantısına girdim. Sonrasında eve geldik, doğru dürüst oturmadan Deniz'i almaya gittik gene. Deniz Baran dün ve bugün bu durumdan yakındı. Ben de bu meşakkatli yolculuklardan oldukça bezmiştim. Deniz servise binmek istediğini söyledi. Babası olur dedi. Hemen servise yazdırdım oğluşumu. Yarın sabah servisle okula gidecek. Böylece ben de zamanımı daha etkin kullanabileceğim. Yarın duruşmaya gideceğim, Kocam da Barış'la işe gidecek. Yarın benim için çok yoğun bir gün olacak. Arkadaşım oturmaya gelecekti, ertelemek zorunda kaldım mecburen.

Çocuklara henüz oda alamadık. İkea'nın internet sitesinden odalarını beğendik. Yarın akşam Allah izin verirse gidip alacağız. Şu anda yatakodasında yere yatak serip ikisini de yatırdık. Yatağa ve kanepelere yatırdığımızda defalarca yere düştüler. yer yatağı en iyisi!

odalarımı bir yerleştireyim, ohhh diyeceğim. :)

22 Eylül 2014 Pazartesi

El Ayak Ağız Hastalığı

Çocuklarımı çok öpen biriyim. Öperken mutlaka şakaklarından da öperim. Bu ateş ölçme yöntemidir aynı zamanda benim için. Deniz Baran'da her zaman işe yarar, zira ateşlenince anında ateşi dışa vurur. Barış Çağan ise içten yanmalıdır. Dışa yansıttığı ateşi çok hafiftir, oysa koltuk altından dijital termometre ile ölçtüğümde 38,5'u çoktan geçmiş bir ateşle karşılaşmam kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle Barış Çağan'ın ateşini takip ederken sırf öpmekle kesin sonuca varmam. Azıcık süzülmüşse hemen dereceyi elime alırım ve ölçerim. İçgüdülerime güvenirim. Bir anne çocuğunun hasta olduğunu düşünüyorsa, büyük olasılıkla çocuk hastadır. Allah beterinden korusun.

İşte geçtiğimiz hafta sonu taşınma sırasında (işçiler 14.09.2014'te eşyaları taşırken) ben de Deniz'imi öptüğümde cayır cayır yanmakta olduğunu farkettim. İlaçları koyduğum kutuya ulaşmam 1-1,5 saatimi aldı. bu aşamada yüzünü ve koltuk altını ıslak bezle sildim ve ateşini stabil tutmaya çalıştım oğlumun. Sonra ilaç desteği ile oğluşumu rahatlattım. Yutmakta güçlük çekiyordu kuzum. Dedim boğaz enfeksiyonu oldu Deniz'im. 2-3 gün 39.7'lere vuran yüksek ateşle mücadele ettik, sonra Barış da hastalandı ve küçük kuzum da 39.5'lere kadar tırmanan yüksek ateşle cebelleşti  Derken ben de ateş, boğaz ağrısı ve şiddetli halsizlikle yığılıp kaldım. Bu aşamada ablam bizimle çok ilgilendi sağolsun. Toparlanmaya başlamıştık ki Barış'ın (yüksek ateşten olduğunu sandığım) ağız içi yaraları başgösterdi. Deniz zaten uzun süre boğazım ağrıyor diye inleyerek pek bir şey yiyemiyordu, Barış'ım da ağız yaralarından mütevellit yarı aç gezdi kuzum. Bir gece tam düzelme aşamasına girmiştik, ateş düşmüş, çocuklarım ve ben canlanmıştık ki sabahında el ve ayaklarımızda kırmızı döküntüler farkettik. Bu döküntüler oldukça acı veriyor, yürümemi, ayakkabı giymemi zorlaştırıyordu. Ayaklarım bel fıtığımdan dolayı ara sıra uyuşur (bu aralar çok yoruldum, ağrı ve uyuşukluk sıklaştı) ama bu döküntülerle birlikte (tabii ben döküntülerle ilintilendirmemiştim başlarda ve MS olduğumu düşünüp oldukça bunalımlı iki gün geçirmiştim) iğne batması hissi o kadar yoğunlaştı ki, hayatımın odak noktası haline geldi diyebilirim. Ben döküntüleri böcek veya sivrisinek ısırığı sanıyor, iğne batması hissini yoğun uyuşukluk hali olarak yorumluyordum! 

Geçtiğimiz cumartesi günü Deniz Baran'ın arkadaşı Doğaç'ın doğum gününe gittik. Orada bir hemşire hanım vardı ve ellerimdeki döküntülerin allerjik bir şey olabileceğini, sinek ısırığına benzemediğini söyledi. Sinek sırf el ve ayaklarınızı mı ısırdı ki dediler. O anda el ayak el ayak bu ne ilginç bir durum dedim, eve geldim, google amcaya sordum, el ayak ağız hastalığı diye bir şey çıktı. Aynı bizim yaralar! Tek fark, bizde ağızdaki yaralar ağız dışında değil, içinde çıktı. Şimdi hala bende döküntüler var. Çocuklardaki sönmeye yüz tuttu, bendekilerin acısı ve harı azaldı. Yaşadığım korkuyu (şüphelendiğim hastalıkları nazara alınca) tarif edemem. Neyse ki basit bir şekilde atlattık. bu arada nadir de olsa ciddi sorunlara yol açabiliyormuş bu hastalık. Aman Allah korusun..

7 Eylül 2014 Pazar

Hayata Dair..

06.09.2014

Anlatacak ne çok şey var aslında ve ne çok susmak lazım... 
Yoruldum ve bunaldım oysa ne çok sabretmek lazım..

Kolilerle yaşamaya alıştım. Çocuklar da ellerinde kalem kolilerin üzerine resim yapıyor ya da sopalarla kolilere vurarak davul çalıyorlar. Bu bir yaşam biçimi oldu bizim için. İçinde bulunduğumuz şartları lehimize çevirmeye çalışıyoruz. Eğleniyoruz. Eğer mutlu olmak istiyorsan ulaşamayacağın şeyler için kendini heba etmek yerine elinde olanların kıymetini bil ve şükret anlayışını ayakta tutmak en güzeli.


4 Eylül 2014 Perşembe

Tatillerimiz : Kuşadası ve Marmaris

Bu sene iki tatil yaptık. Bir tatil parasını da çadır tatil planlarına gömmüştük, buna içimiz çok yandı! Çadır tatili suya düşünce biz de her zamanki gibi her şey dahil sistemli 4 yıldızlı otelleri tercih ettik.

Bana göre ya çadıra gidip uzun süre kalacaksın, denize doyacaksın ki çadırdaki eziyete değsin ya da her şey dahil sistemli temiz bir otelde kalacaksın. Pansiyon ya da apartta kalmak hiç ucuz olmadığı gibi, eziyeti de cabası! Bu nedenle bu sene aparta gitmedik hiç.

İlk tatilimiz 4 gece konaklamalı Kuşadası tatiliydi. Kuşadası o kadar dalgalıydı ki, hiç tadına varamadık. Otelden çıkış günümüzde de erkenden İzmir'e döndük. Hem Deniz Baran'ın yüzme kursu vardı, hem de kocamın işleri. Bu sene Kuşadası'nın dalgasından eğlenemediğimiz için seneye Kuşadası'na gitmeme kararı aldık.

Her iki tatilimizi de tatil.com'dan aldık ve hizmetinden memnun kaldık. Aynı otel, diğer sitelerde daha pahalıyken, tatil.com'dan oldukça avantajlı rakamlara konakladık. Geçtiğimiz yıllarda gezisitesi'nden alıyorduk ama bu yıl site kapanmış. Tatil.com iyi bir tercih oldu açıkçası.

Her iki tatilimizi de 4 yıldızlı otellerde geçirdik.  5 yıldızlı tatil oteli ile  4 yıldızlı olanlar arasında bana göre hizmet kalitesi açısından büyük bir fark yok. Ama fiyatlarda ciddi farklar var. 5 yıldızlı otelde bir tatil yapacağıma biraz daha bütçemi zorlayıp 4 yıldızlıda 2 tatil yapmayı tercih ederim. Hatta bütçe ve işler izin verirse 3 tatil bile olabilir. 3 yıldızlı otellerden hizmet kalitesi açısından memnun kalmadığım için pek tercih etmiyorum ama bütçem kısıtlı olduğu dönemde elbette bu imkanı da değerlendiririm.

Kuşadası'nda Sole Hotel Santa Maria'da kaldık. Otelin hem kaydıraklı havuzu, hem çocuk havuzu hem de normal havuzu vardı. Otelde kaldığımız sürede Deniz Baran kaydıraklardan bol bol kaydı ama kaydırakları tutan direklerin kelepçelerine çarpıp kaşı patlayınca biraz canımız sıkıldı. Kantaron yağı ve baticonla pansuman yaptım. Kısa zamanda toparlansa da küçük bir iz kaldı. Otelin yemekleri güzel, çocuklar için bahçesinde oyun alanı var ve iki çocuk da bedava olunca aileler hücum etmişler. Ben hiç bu kadar çocuklu bir tatil geçirmemiştim. Velhasıl her şey güzeldi bizim için. Odalar her gün temizlendi, yerler halı değil (buna çok sevindim) seramik kaplı. Odamız oldukça genişti. 3 yatak ve bir de yatak olabilen koltuk koymuşlar odamıza. Biz 3 yatağı birleştirdik, ailecek bize yetti. Tatil.com yetkilileri bizi aradı ve otelden memnun kalıp kalmadığımızı sordu. Memnunuz dedik.

İkinci tatilimiz 5 gece konaklamalı Marmaris tatiliydi. Club Armar Ex Cle Resort'te kaldık. Eşimin dayısının vefatını öğrendik tatilimizin ikinci günü. Eşim o akşam Ankara'ya yola çıktı 4. gün sabahında yanımıza geldi. Biz de o süre zarfında otelin havuzlarında eğlenmeye çalıştık. Bu otelin ön kısmında kaydıraklı havuz, çocuk havuzu, arka kısmında iki farklı yerde iki büyük havuz, bir çocuk havuzu daha, otelin içinde ise bir kapalı havuzu vardı. Deniz için açılır kapanır bir yatak getirip kurdular. Barış için ise yepyeni bir bebek yatağı (park yatak) almışlar. Çok mutlu oldum. Yerler yine seramik, hergün temizlik yapıldı ve yemekleri güzel. Ancak tatlılar açısından biraz kısır. Pasta bir çeşit oluyor ve hemen tükeniveriyor. Biz pek yetişemedik açıkçası.

Eşim Ankara'dan gelir gelmez bizi gezmelere götürdü. Cumartesi günü Kız Kumu ve Hisarönü'ne gittik. Kızkumunda hani denizin ortasından yürünüyor ya, biz de yürüdük. Eğlenceliydi. Ama kalmaya gerek duymadık, yürüyüp geçtik. Deniz Baran hemen sulara atladı. Bu çocuğun adı iyi ki Deniz! Yok böyle bir sevda, denizi görünce atlıyor cup diye! Sonrasında Hisarönü'ne gidip ailecek orada yüzdük. Denizi biraz çakıllı ama gayet temizdi.

Pazar günü önce Amos'a gittik. Oradan akvaryum için bol bol taş topladık. Deniz çok temiz ve bol taşlı.Ulaşmak için tepeleri aştık, dik yokuşlardan indik. Kendi şemsiyemizi ve sandalyelerimizi kurduk, çok güzeldi. Oradan Kumlubük'e gittik ama ben doğru dürüst kum görmediğim için hiç durmadık, doğruca Turunç'a geçtik. Turunç'ta akşama kadar yüzdük, dinlendik. Dönüş yolunda arabamızdan biraz sesler geldi, korktuk. Bu aralar bakımını zamansızlıktan ihmal ettik. İlk fırsatta baktırmak lazım arabayı.

Pazartesi kahvaltı sonrası eşyalarımızı arabamıza yükleyip otelden ayrıldık. Sedir adası'na gitmek üzere yola çıktık. Sedir adası'na Çamlı Köy'den gidiliyor ve Marmaris - İzmir yolu üzerinde olduğu için burayı tercih ettik. Çamlı köy'de arabamızı park ettik, 10 lira park parası ödedik. Tekneye binip gidiş dönüş kişi başı 15'er lira ödeyerek Sedir adasına ulaştık. Orada da kişi başı 15'er lira ödeyerek adaya giriş yaptık. Müze kartı olanlar adaya giriş ücreti ödemiyor. Biz de en kısa zamanda almaya karar verdik. Çocuklardan hem tekne hem de ada girişinde ücret alınmıyor. Ada girişinde 18 yaş altı ücretsiz. Adada şezlonglar ve şemsiyeler ücretsiz, içeriye kendi getirdiğiniz yiyecekleri sokabilirsiniz. Duşlardan ve tuvaletlerden sıcak sular akıyor ve ücretsiz. Çocukları buz gibi suda yıkamamak beni mutlu etti. İçerideki hizmetlerin ücretsiz olması, ada girişinde ödediğimiz ücreti gözümüzde büyütmedi. Çocuklara patates kızartması aldık, 5,5 lira. Yanımızda getirdiğimiz poğaça ve meyve sularıyla da öğle öğününü geçirmiş olduk.

Sedir adası'nda gezmedik. Kleopatra plajında denize girdik. Efsaneye göre burada Kleopatra Mısır'dan getirdiği kumları plaja ve denizin içine döşetmiş. Deniz turkuaz ve muhteşem. Akvaryum gibi! Kumlara basmak ve havlu sermek yasak. Etrafını iplerle çevirmişler. Kulelerde gözetmenler var ve kumlardan almak da yasak. Sadece deniz kıyısında ince bir şerit halinde kuma oturulabiliyor. Kumlar hakkında çeşitli söylentiler var.  Hareket ediyormuş, kendi kendine çoğalıyormuş falan filan. Kendi kendine çoğaldığını sanmam. Olsa olsa deniz içindeki kayaların rüzgar ve suyun etkisi ile parçalanıp kuma dönüşmesi sonucu kum çoğalır. Hareket etmesi ise statik elektriğin bir sonucu olsa gerek. Ben kuru kumlara dokunamadığım için hareket ediyor mu bilemem. Sonuç olarak söylentiler oranın ününü arttırmaya yarıyor ama hak ediyor mu bu ünü derseniz, kesinlikle evet derim!Gördüğüm en güzel koylardan biri, denizin rengi muhteşem! Deniz Baran ve ben hemen hemen tüm gün denizin içindeydik! Barış Çağan ve kocam ise biraz denize girdiler sonrasında kıyıda takıldılar.

Ada ile köy arasında her saat başı tekne var. Akşam son dönüş teknesi 19:00'da ama biz sona almadık, 18:00'de kalkan tekneye bindik. 20 dakika kadar sonra Çamlıköy'e geri geldik. Dönüşte çocuklar henüz uyumamışken akşam yemeğimizi Çınar Restaurant'ta yedik ve yola revan olduk. Uzun yolda arabamız ara sıra tıkırtılar çıkarınca biz de birkaç yerde mola verdik. Yok yok, en kısa zamanda bakım şart oldu.

Karınları doyan kuzucuklar molalarda uyanmadılar.Eve vardığımızda saat 23:45 sularıydı.

Tatillere doyamadım ben!
Hep tatil olsa hep yaz olsa gık demem


Kuşadası'nda akşam eğlenceleri...







Kuşadası'nda havuz keyfi...





Odamızda aile özçekimi :)

Marmaris'te akşam eğlencesinde ateş dansı

Deniz Baran ateş dansını çok sevdi 

Marmaris Kızkumu.. İnsanlar denizin ortasında yürüyor.

Biz de yürümeden önce kızımızın önünde poz verdik. Barış uykudan uyanmıştı, huysuzdu.

Kızkumunda yürürken..

Ailecek kızkumunda yürürken..

Hisarönü... Kızkumundan dönüşte gittik, bol bol yüzdük

Turunç'a giderken dağların arasından geçtik, durup şehre karşı poz verdik.

Güzel poz :) Maşallah bizeeee

İşte Marmaris manzarası

Bebeğim ve ben

Bebeğime poz ver diyince...

Oğluşumla ben..

Oğluşuma poz ver diyince...

Kardeş çetesi


Amos...

Amos'ta aile özçekimi (selfi yerine daha makul bir kelime)


Amos'ta aile özçekimi..

Amos. Bol bol akvaryum taşı topladığımız sakin koy..

Turunç'ta mutlu bir gün.

Turunç'ta kardeş pozu

Maşallah sevginiz daim olsun.


25 Ağustos 2014 Pazartesi

Tam Zamanlı Mesai!

25.08.2014

Bu aralar taşınma telaşındayım. Evin her yeri koli dolu. Planlarda büyük bir aksama oldu. Aslında en geç dün taşınmam ve bugün-yarın yerleşmem gerekiyordu ki çarşamba günü gönül rahatlığı ile tatile çıkabileyim. Ama öyle olmadı. Ben kolilerimi yapmış bulundum. Bir kısmını yapamadım zira hala bu evde yaşıyoruz. Kıyafete ve ev eşyalarına ihtiyaç duyuyoruz. Bir yandan ha bire çamaşır yıkıyorum bir yandan kurutup katlıyorum. Tam bir keşmekeş...

Bir yandan Deniz Baran'ın kurslarını aksatmamaya özen gösteriyorum.
Bir yandan yeni evimizin işleri var. Ne yapsam nafile idi düne kadar, zira badana olmadığı için yaptığım - yapacağım hiçbir işin kıymeti olmayacaktı. Mutfak dolaplarını ve banyo - tuvaletleri temizledim. Battı çıktı bile. Ben de boş boş onu aldım oraya koydum bunu başka yere... İşlendim durdum ama ne göründü derseniz kocaman bir sıfır! Dün yeni ev boyandı. Bugün kurslarımıza gittik, kalan zamanda kolilerimi yapmaya devam ettim. Birazdan tatil çantalarını hazırlayacağım ve yarın yeni evi temizleyeceğim. Yine yarın muhasebeciye gideceğim, adres değişikliğini bildireceğim. Onlar da vergi dairesine bildirecekler.

İnternette hizlial.com'dan buzdolabı aldık. 5 iş gününün son günü temin edecekler buzdolabını. Hal böyle olunca buzdolabı biz tatildeyken gelmiş olacak. Babam evimizde bekleyecek buzdolabını ama sorun şu ki babamın yön kabiliyeti iyi değildir ve gözleri de çok net görmez. Bu konu beni oldukça geriyor. Hizlial.com'un hizmet anlayışının adıyla müsemma olduğunu söyleyebilmek maalesef mümkün değil! Bir daha bu siteden alışveriş yapmayı düşünmüyorum. Kliksa.com'dan çamaşır ve bulaşık makineleri aldık, hemen ertesi gün temin edip yolladılar, derhal elimize ulaştı!

evimin kimi ihtiyaçlarını da Koçtaş'tan aldım. Yarın masa ve TV sehpası gelecek. Yatakodası takımını Doğrucan Mobilya'dan, Oturma grubunu Malkoçlar'dan aldım. Çocuk odasını henüz alamadım. Beğendiğim ranzalı ve uygun fiyatlı bir takım bulamadım henüz.

İşte durum budur.