Sayfalar

24 Temmuz 2015 Cuma

Foça Hanedan Plajı

Bodrum talihsizliğinden sonra küçük fındığımın dikişleri geçtiğimiz pazartesi alınınca bugün onları denize götürmeye karar verdim. Tek başıma hem de! Çocuklarımla pek çok yere gitmişliğim var ama tek başıma iki küçük oğlumu ilk kez denize götürmenin heyecanı başkaydı! Dünden alışveriş yaptım ve hamburger ekmeği, salatalık turşusu, mısır ve ton balığı aldım. Birer buzdolabı poşetine mayonez ve ketçap sıktım. Bir kapaklı saklama kabına marul, domates ve turşu doğradım, mısır serptim. Biraz meyve,  cips, kraker, meyve suyu aldım dolaba koydum yiyecek tayfasını. Buzluğa da  3 pet şişe su koydum. Sular donunca tüm gün içecekleri serin tuttu. Ertesi sabah en son yiyecek ve içecekleri yerleştirdim çantaya. Bir sırt çantası ve bir poşet oldu elimde yük olarak. Yanıma iki küçük kova, kürek tırmık, birer simit ve kolluk takımı ve su tabancaları almayı ihmal etmedim. Mayolarımızı evde içimize giydik.

Tüm hazırlıklar tamamlanınca sabah güzel bir kahvaltı ettik evde. Eşim bizi izbana bıraktı. İzbanla yaptığımız yolculuk kısa sürdü ve Hatundere'de indik. Orada hiç beklemeden 744 numaralı Eski Foça otobüsüne bindik. Çok kalabalıktı otobüs ama çocuklu olduğum için yer verdiler bana. İki oğlumu iki dizime oturttum. Yaklaşık 45 dakika yolculuktan sonra Eski Foça'ya vardık ve Yeldeğirmenleri durağında indik. Yolun karşısına geçip minibüs beklemeye başladık. 45 dakika kadar bekledik ama maalesef minibüs falan gelmedi. Çocuklar perişan oldu. Eşime telefon açtım, sağolsun o da taksi durağının telefonuna ulaştı, 3 km'lik yol için 16 TL taksi parası ödeyerek (minibüs gelseydi 2 lira ödeyecektim) Hanedan plajına ulaştık.

Plaja giriş kişi başı 15 TL. Çocuklardan ücret alınmıyor. İçeride şezlong, minder ve şemsiye için ayrıca ücret ödenmiyor. Dışarıdan yiyecek getirmek yasakmış ama ben oradan hiç yiyecek almadım, herşey ateş pahası (ucuz diye yazmışlar ama bir cola 5 liraymış, çıkışta bir grup genç söyledi).

İnternette hakkında pek çok olumlu yazı okumama rağmen, beb aksini düşünüyorum ve Hanedan plajını (külliyen Foça'yı) çocuklu ailelere tavsiye etmiyorum. Gitmezseniz bir şey kaybetmezsiniz. Neden?

1- Plaj taşlı, çakıllı. Kum yok. İnsanın ayakları perişan oluyor. Denizin içi de taşlı. Deniz ayakkabısı şart. Çocuklar kumla oynamak istedi ama çakılları kovalara doldurup biraz taş toplamaktan başka oyun kuramadılar.

2- Deniz soğuk. Yani serin falan değil bildiğiniz buz gibi soğuk! Hem de Temmuz ayının ortasında! Küçük oğlumun dudakları morardı, o derece diyeyim. Büyük oğlum denizi çok sevmesine rağmen fazla suda kalamadı.

3- Deniz çok derin! Çocukları azıcık suda kendi hallerine bırakayım ya da şu insanlardan azıcık uzaklaşayım da daha sakin bir yere gideyim gibi bir düşünceniz olmasın. Su hemen boyu aşıveriyor. İki oğlum da kucağımda, soğuktan ve derinlikten onları korumaya çalışarak suyun içinde durdum, nadiren çocuklarımı ikna edip onlar şezlongda uzanırken biri iki kulaç atabildim.

Olumsuzluklara rağmen denizin temiz oluşu, fazla kalabalık olmayışı (haftaiçi gitmemizin etkisidir muhtemelen) olumlu puan olarak Hanedan Plajının hanesine kaydedildi. Ama hafızamızda yine de bir daha gidilmesine gerek olmayan yerler bölümüne itina ile nakşedildi.

Oğluşlarım her ne kadar istedikleri gibi bir plajla ve denizle karşılaşamamış olsalar dahi hiç mızıklanmadılar ve denizin tadını çıkardılar. Yanımda getirdiğim malzemelerle ton balıklı sandviç yaptım ve afiyetle yedik. Krakerler, cipsler, meyveler, meyve suları... ağzımız hiç boş durmadı ve keyfimiz yerindeydi. Akşam 18 gibi toparlandık. Hemen çıkışta bir grup genç vardı, öğrenci tayfasıydı, aç kalmışlar. Ben de yanınızda neden getirmediniz ki dedim. Allah herkese sizin gibi eş nasip etsin dedi içlerinden biri ama utandım vallahi. Bu sefer minibüsü fazla beklemedik, 5 dakika içinde geldi. 18:15 civarı ilçe garajındaydık. Önce minibüse binip Soğukkuyu'da inelim mi acaba dedim. Kişi başı 10 liraymış. Bana fazla geldi. Hemen minibüslerin yanında 18.25'te kalkacak olan 744 nolu otobüs yolcu alıyordu. Benim çocuklarım var diye sen sıraya girme dedi yolcular ve böylelikle bindim. Oğluşlarım yol boyunca tatlı tatlı uyudu ve İzban'a geçiş yaparak evimize döndük. Eşim bizi alıp markete götürdü, az bir iki alışverişim vardı, onları da alıp eve girdik. Yıkanma faslından sonra yemek yedik. Hazır yemeği bulunca iyi ki önceki akşam yemek yapmışım diye sevindirik oldum.

Oğullarım böyle uyumlu tatlı olur da ben onları güzel yerlere götürmez miyim!

Oğluşlarımdan bir kare..



21 Temmuz 2015 Salı

Kayıt Günü Heyecanı!

Oğullarımı bugün okula kaydettirdim. İyi bir devlet okulu. Özel okula göndermek gündemimize hiç girmedi zaten. Çok gerekli mi değil mi bilemiyorum zira sürekli değişen eğitim sistemine ayak uydurmak pek mümkün görünmüyor. Üniversitede ortaöğretim başarı puanının yüksek olması için (özel okullar puan şişiriyor bildiğim kadarıyla) lisenin özel olması oldukça avantajlı ama onun dışında para tuzağının ötesine geçtiklerini düşünmüyorum. Yine de bu bir tercih meselesi. Biz iyi devlet okullarına itibar eden bir çiftiz. Kaldı ki en iyi okul en yakın olandır derler. Bizim de okulumuz evimize 1 km uzaklıkta. Deniz 1. sınıfa kaydoldu, Barış ise anasınıfına.

Deniz'in öğretmeni henüz belli olmadı. Bazı bağışlar (?!) yaparak öğretmen tercihi yapılabiliyormuş ama eşim de ben de buna yanaşmadık ve işi şansa bırakmaya karar verdik. Kaldı ki okulda tayin zamanıymış ve pek çok öğretmen yer değiştiriyormuş. İyi denilen öğretmenler gidiyormuş, yerlerine gelecek olanlar henüz belli olmamış. Ya nasip diyelim...

Benim ilkokul öğretmenim sadece 3. sınıfa kadar okutabiliyordu, sanırım üniversite mezunu değildi. Çok sertti, öğrencilere toleransı hiç yoktu. Ben severdim onu nedense... İlk 3 yıl oldukça vasat bir öğrenciydim ya da öğretmenim kıt notları ile beni yeterince değerlendiremedi bilemiyorum. Bu konuda alçakgönüllü olamayacağım zira öğrenim hayatım boyunca hep çok başarılıydım. Ablamın öğretmeni ise (ablam da zehir gibi zeki bir kızdı) sakin bir hanımdı ama boşanma evresine denk geldi ablama öğretmenlik yaptığı yıllar. Sınıfa pek bir şey öğrettiği görülmedi. Ablam da okuldan soğudu sanırım. İyi görünen kötü, kötü görünen iyi olabilir. Allah'a emanet.

Barış'ımın yaşıtı olmayacak sınıfında, 3 küçük varmış, sınıflara dağıtacaklarmış onları. Diğer çocuklar daha büyük olacak. Montessori eğitim sisteminde yaşlara göre bir ayrım yok zaten. Bir yanım ezilir mi diye endişe ediyor bir yanım da farklı yaş gruplarından farklı şeyler öğrenebilir, kendini aşabilir diye söylüyor. Bakalım görelim.

Barış Çağan sabahçı olacak, Deniz Baran tam gün gidecek. Saatler konusunda acaba ikisi arasında uyum olacak mı? Sabahçılar saat 8 gibi başlıyor dedi müdür yardımcısı. Tam gündekiler ise 9'da başlayacak. Ben onları 08:30'da bıraksam sorun olur mu acaba? Kafamda deli sorular.

Çıkışları ise muamma... Barış 13:00 civarı çıkacak, Deniz ise 15.00'te. Barış için klüp faaliyetleri açsalar ne güzel olur dedim, talebimi ilettim. En azından ikisi aynı saatte çıksa, ben de birlikte bırakıp birlikte alsam onları... Bu süre zarfında da çalışsam ne güzel olur!

Kaydı yaptırdığımda öyle heyecanlandım ki, okul formalarını bile sormadım, unuttum. Eve gelince telefon açtım, ağustos 15'te belli olacak dediler.

Neyse, yaşamadan bilinmez. Allah hayırlı yazılar yazsın evlatlarımıza. Bu da benim oğlanların kayıt günü hatırası...


19 Temmuz 2015 Pazar

Yaz Günleri

Tatil öncesi oğullarım 1 ay kadar yaz okuluna gittiler. (ben de bu süre zarfında çalıştım) İlk kur 4 hafta sürdü. İkinci kura devam ettirmeme kararı aldık. Bunun nedenleri arasında ilk sırada oğullarımın yaz günlerini evde ve sokakta hesapsız ve sınırsız zaman geçirmek istemeleri yer aldı. Ayrıca yaz okulunda yeterli verimi aldığımızı düşünmüyorum. 1 haftası tatile gitti zaten bu sürenin,  okul yönetimi bunu ücrete yansıtmadığı gibi oğullarım okula gittikleri zaman zarfında spor faaliyetlerinden yeterli derecede faydalanamadılar. Bir hafta Deniz'in kulağı iltihaplıydı yüzmeye gitmedi, yine aynı hafta programı oturtamadılar ve çocuklar bir ders jimnastiği kaçırdılar bizim hatamız olmamasına rağmen bunu telafi etmediler. Son hafta yine ne yüzme ne jimnastik oldu. Bu aksamalar beni rahatsız etti açıkçası. Sonuç olarak yarın oğluşlar da ben de evdeyiz.

Yarın çocuklarımı okula kaydettireceğim nasipse! Bizim için büyük bir gün olacak! Bu konu netleşsin, öyle yazacağım.

Yarın Barış'ın dikişlerini aldıracağım Allah nasip ederse. Bakalım birkaç gün daha su değmesin diyecekler mi?

Evde olmak bir açıdan çocuklarıma bol vakit ayırdığım için beni mutlu etse de tüm gün eve kapalı olmak can sıkıcı geliyor bana. Özellikle çalışma yaşamına döndükten ve çalışmaktan keyif aldıktan sonra yeniden ev yaşamına dönüş açıkçası biraz içimi burdu. Bu sıcakta gündüz vakti bir yere de çıkılmaz, akşam serinliğinde çocukları parka götürürüm sanırım. Sokakta benim çocuklar diğer çocuklara uyum sağlayamadı. Sokaktaki arkadaşları 2 kişi ve ikisi de kız. Kızların oyun anlayışı ile benimkilerin oyun anlayışı birbirini tutmuyor. Evciliğin yanı sıra her gün kovalamaca oynamak istiyormuş kızlar, Deniz'in anlattığına göre benimkiler hep en sona kalıyormuş. İlk yakalanan benim oğlanlar oluyormuş ve bu nedenle bu oyunu oynamak benimkiler için keyifli olmuyormuş. Başka oyun oynamaya da mahalledeki kızlardan biri razı gelmiyormuş. Anladığım kadarıyla sürekli galip gelmek çok büyük bir keyif veriyor ve bu keyiften vazgeçmek istemiyorlar. Ama benimkiler de artık sokakta onlarla oynamayı reddediyorlar. Yapacak bir şey yok, ben de çocukları düzenli parka götürürüm , orada arkadaş edinirler İnşallah. Arkadaş mevzusu mühim.

Ablam ve  yeğenlerim yaz tatili dolayısıyla annemde kalıyor. Aslında oraya da gidebiliriz ama ablamın kafası benim oğlanların gürültüsünü kaldırmıyor. Sık sık çocuklarıma bağırıyor. Esasen oğullarımı çok seviyor. Ama ablam sevgisini de kızgınlığını da uçlarda yaşıyor ve bu durum beni memnun etmiyor. Çocuklarımı sürekli bastırmak istemediğim gibi başkasına rahatsızlık verme düşüncesi beni geriyor, diken üstünde oluyorum. Çocuklu kadınları kimse istemiyor, bunu anlıyorum. Çocuklu kadının halinden ancak çocuklu kadın anlıyor. Ablamın da iki kızı var ama o böyle yaramaz çocuklara alışkın değilmiş, onun çocukları küçükken de çok sakinmiş, kafası götürmüyormuş. Benimkiler neymiş öyle aman aman! Oğullarım kuzenlerini çok seviyor, özellikle küçük kuzenleri ile bol bol oynuyorlar, yeğenlerim de oğullarımı seviyor.. Kısacası çocuklar hallerinden memnunlar. Bu konu kafamda yer tutuyor, blogumda da tutmasın. Başka konuya geçelim!

Yarınki planlarımızdan bir diğeri de kedimiz Köpük'ü aşıya götürmek. daha önceki aşılarından biri yara dokusu yapmış. Onu da gösterelim bakalım.. Bu kedi diğerinden (bundan önceki kedimiz) daha başka. Kendisini sevdirmeye bayılıyor. Özellikle akşam saatlerinde, avucumun içine kafasını koyup kendini okşattırıyor. Deli oğlan! bu evde benden başka herkes erkek. Aman aman aman!


15 Temmuz 2015 Çarşamba

Bir Tatil Anısı : Bodrum Çilesi!

Aylar öncesinden internet başında araştırdık. Güzel bir yer olsun, otelin temizliğine ve yemeklerine diyecek söz olmasın, daha önce gitmediğimiz bir yer olsun, fiyatları makul olsun.... Sonunda tatilimizi Bodrum'da Sun Hill Centro Otel'de geçirmekte karar  kıldık. Bodrum'a yıllar önce (Deniz Baran 9 aylıkken) gitmiştik ama tadını çıkaramamıştık. Birincisi çocuğumuz küçük olduğu için fıldır fıldır gezememiştik, ikincisi de hem Deniz hem de kocam hastalanmıştı, otelde grip salgını vardı ve ikisini fena çarpmıştı. Tatilimizin yarısı hastalıkla mücadele içinde geçmişti.

Bu sefer öyle olmasındı. Bodrum güzel yerdi nihayetinde. Şu ünlü plajlarını biz de gezelim, görelim bakalım neydi bu ünün sebebi hikmeti...

Böylece tatil rezervasyonumuzu erkenden (kışın ortasında) yaptık, çocuklarım okula gitmek istemediğinde, huysuzluk ettiğinde "ama bakın şimdi siz okula gidin ben de çalışayım, para biriktireyim, yazın tatile gidelim" diyerek kışın soğuğunu daha çekilir kılmış ve bir hayale tutunmuştuk ailecek!

Tatilden önceki hafta arkadaşım ve oğluşuyla konsere gittik. İki gece bizde kaldılar.  Kocam tatilden önce tüm işleri halletmek istedi, çocuklara ben bakacaktım, asla kocamın yanına çocukları salmayacaktım, her anneeeee babaaaa dediklerinde yanlarına ben koşacaktım, kardeş kavgasını ben ayıracak, yemek mızmızlığına ben katlanacaktım. Tım tım tım.. Siz planlar yaparken kader size gülermiş. Arkadaşım gittikten sonra, ay ben çok yoruldum azıcık uzanayım dedim, kanepeye boylu boyunca serildim. Yahu ben hasta mıyım yorgun mu anlamadım diye diye saatler geçti. Akşama doğru kendime gelir gibi oldum, sonrasında yatakodasına geçtim ve ateşlendim. Bu şekilde ben ateşli, kocam çocukların başında koca haftasonu geçti. İlaçlar, vitaminler yüklendim, pazartesi çocukları yaz okuluna bıraktım ve geri gelip vurdum kafayı yattım. Bir ara kendime geldim, çantaları hazır ettim, ertesi sabah Bodrum'a yola çıkacağız topla kızım kendini dedim. Tatili erteletmek de aklımızdan geçti ama bayram sonrası yoğunlukta yer bulabilmek belki imkansız olacaktı, ayrıca  fiyat farkı ödemek de işimize gelmedi. 

Kocam tüm işleri yetiştirmeye çalışmanın siniriyle burnundan kıl aldırmıyordu, ben de ona fazla bulaşmama kararı aldım. 

Günlerce yatmaktan ve omurgamdaki yapısal bozukluktan dolayı vücudumdaki tüm omurlar kilitlenmiş sanki, başımda, sırtımda, belimde bir ağrı belirdi, geçmedi. Ne ılık duşlar işe yaradı ne ağrı kesiciler... Salı sabahtan yola çıkamadık, işleri ancak öğle üstü halledebildi eşim, 12:30'da aman geç olsun da güç olmasın, her şeyin başı sağlık nidalarıyla yola düştük. Yola çıkarken okuduğum dualarla bir parça kendime geldim, ama yol bitip de otel odasına girdiğimizde ağrıdan ağlıyordum! Sonra tekrar dua okudum kendime (nazara inanırım!) ve tekrar ayaklandım. Çocuklar akşam yemeğine kadar havuzda oynadılar. 

Gece ateşlendim, ertesi sabah boğazımın sağ tarafı avuç içi kadar bir bölge ağrıdığı için hastaneye gitmek istedim. Bodrum Devlet Hastanesi KBB polikliniğinde 2 saatlik bir muayene bekleme süreci sonunda tonsilit teşhisi ile ilaçlarımı aldım. İlaçlar birkaç saat içinde fayda etmeye başladı. O gün öğleden sonra Gümbet sahillerinde çocuklarımla birlikte denizde girdik, akşama kadar sahilde kaldık. 

Ertesi sabah, tatilimizin 3. günü, tekrar havuza girelim, öğle yemeğinden sonra da Borum sahillerini gezeriz diye plan yaptık. Biz her zaman böyle yaparız, öğlen yemekten sonra bir çıkarız, akşama kadar o sahil senin bu ada benim gezer eğleniriz. Bu sefer de kocaman deniz yatağını, kollukları, simitleri şişirdim, çocukları donattım, havuza saldım. Tam yerime oturayım kitabımı okuyayım derken, arkamdan bir çığlık geldi. Noldu diye bağırdım, ben bağırdığım için çocuk korktu, dediler çevremdekiler! Barış Çağan'ın ön dişi dudağını kesti diye düşündüm, kan var çünkü. Hemen su aldım bir bardak, ağzını çalkalattım, baktım ağzının içinde alt damağında oldukça derin bir yarık var ama dişler yerinde!. Çok şükür dedim. Sonra çenesindeki kanı gördüm, ağzından sızdı herhalde dedim, baktım değil, çene de yarılmış ve yarık çok derin. Kocama seslendim, dikiş atılacak dedim. yok daha neler dedi. Basit bir kazaydı, ayağı kayıp bam diye düşmedi ki, havuzdan çıkarken dirseği bükülüp çeneyi çarptı bu kadar küçük bir çarpma böyle nasıl dağıttı oğlumun ağzını çenesini... Aldık çocukları Bodrum Devlet Hastanesi acilinin yolunu tuttuk. Doktor da baktı ve evet dikilecek dedi. Dikiş atan görevli (asistan mıydı bilemiyorum) iki dikişle kurtarırım dedi, biz de kabul ettik. Oğlumun çenesine uyuşturucu iğne yaptılar ve o esnada canı çooooookk yandı. İçim eridi, çok üzüldüm. Bebeğim benim! İki dikişten sonra çeneyi kapattılar ve asla su değmesin dediler. Ne kadar süre dedim, dikişler alınana kadar dediler. Ne zaman alınırmış? 7-10 gün sonra! Gitti tatil yani öyle mi?! 

Hastaneden çıkarken küçük kuzum "doktorlar canımı çok yaktı, tatlılara böyle yapılmaz ki" diyerek ağladı! O ağladıkça benim içim ezildi. Oradan Diş hastanesine gittik. Dişi sallanıyor çünkü. Kısa bir beklemenin ardından doktor dişine baktı, toplayabilir tekrar dedi. (dün de kendi diş hekimimize gösterdik, film çekelim, diş yerinden kopmuşsa yapıştırırız dedi)

Moraller bozuk. Oğlum yemek yemeyi reddediyor (ki aradan 1 hafta geçti, hala çorba içiyor, katı gıda yemiyor) Barış'ımı çocuk havuzuna soktum risk alarak, elinden tuttum sürekli ki aman düşmesin su değmesin dedim. Arada da büyük havuzuna kucağımızda soktuk yine su değirmeden. Ama denize gitmek hayal oldu tabii... 

4. gün (cuma günü) yetişmeyen süreli bir işi Bodrum adliyesinden halletmek için yola çıktım. Dolmuşa bindim, hesap ettiğimden daha uzun sürdü yolculuk. Yine de 11:53'te memurun önündeydim. Memur savcıdan havale alın ama 5 dakika önce savcı bey çıktı dedi. tüm katları koşar adım dolaştım. Çalmadığım kapı kalmadı ama hiçbir savcıyı makamında bulamadım! Öğle tatilinde sinir içinde bekledim mecburen. Öğleden sonra savcı beyin odasına gittim, saat 13:15 olmuş hala yerinde yok! Savcı bey Cumaya gitti, napsın gitmesin mi yani dediler. Ben de benim giden zamanım ne olacak dedim?! Ben şu anda çocuğumun yanında olmalıyım, mesai saati içinde yerine kimse bakmıyorken mesaisini terketmesi haksızlık dedim! Yeniden yukarı katlara çıktım, bir savcıyı makamında buldum ve imzasını aldım çok şükür. Çalışmak en büyük ibadettir, kolay gelsin dedim!

Böylece otele döndüm, çocukların başına geçtim, eşim saatlerce güneşte Barış'ı kollamaktan çok yorulmuş. Mesaiyi ben devraldım ve küçük havuzda aman çocuğum düşmesin diye elini tutarak saatlerce başında durdum Barış'ın. Bu arada Deniz bana cephe aldı. İlgimi istediğini anladım ve onunla başbaşa bir konuşma yaptım. Annelerin bütün çocuklarını sevdiğini ama hasta olanla daha fazla ilgilenmesi ve ona şefkat göstermesi gerektiğini anlattım. Küçükken çektiği sıkıntıları, hastalıkları, bu süreçte bir an bile başından ayrılmadığımı, onun için çok gözyaşı döktüğümü ama sonunda Allah'ın onu bana bağışladığını anlattım. Cuma öğleden sonra Deniz durgunlaştı, kulağı ağrıyormuş. Su kaçmış olmalı dedik, ağrı kesici verdim, kulak damlası damlattım, ama maalesef geceye ateşlendi. Antibiyotik başladım. 

Cumartesi sabah ağrısı devam ediyordu, ateşi de vardı. Biraz havuzda oynadılar, öğle yemeğinden sonra odamıza çekildik ve çizgi film izlediler, otel odasından ayrılmak istemediler. Deniz Baran "aman nolur gidelim, artık bu lanetli tatili bitirelim" dedi. Akşam yemek yedik, bir gün daha rezervasyonumuz olmasına rağmen dayanamadık ve İzmir'e doğru yola çıktık. Gece arkadaşıma gidip kedimizi aldık, oturup sohbet ettik, sabaha karşı eve geldik. Bir de ne görelim, tüm iri balıklarımız ölmüş, kurtlanmış! Tam bir kabus. Oysa tatil yemleri duruyordu. Diğer akvaryumdaki balıklara bir şey olmamıştı ama maalesef bürodaki akvaryumumuz talan olmuş!

Şimdi bu kadar tersliğe nazar demezsin de ne dersin?! 
Allah kem gözlerden saklasın, beterinden korusun. Bir daha tatile gideceğimi önceden söylemeyeceğim kimseye! 

İlk Konser.. İzmir Çim Konserleri - Fuat Saka

Bu seneki tatil maceramızı bir sonraki yazımda anlatacağım ama tatil öncesi çocuklarımın ilk konserini yazmadan edemedim..


Tatilden önceki bir iki günlük zaman içinde
kocam dedi ki bana sakın bulaşma, ben tatil öncesi geceli gündüzlü çalışayım, işleri halledeyim, kafamız tatilde rahat olsun. Dedim kocacığım sen merak etme, çocuklar bende! sen rahat rahat çalış! Arkadaşımla tatil öncesi haftasında anlaştık, çocukları İzmir Çim Konserlerinde Fuat Saka'ya götürelim, geceyi birlikte geçirelim, eğlenelim diye.. Tatil öncesi Perşembe gecesi konser alanında buluşmak üzere yola çıktık. Kocam iş seyahatindeydi, ben iki oğlumla yola revan oldum... İşte metrodaki halimiz budur :

 Konser alanında arkadaşım ve oğluşuyla buluştuk. Bizimkiler birbirini çok özlemiş, konser bahane birlikte olmak şahane anlayışıyla deli gibi eğlendiler. Hayatlarında ilk kez bir konsere gitmenin verdiği şaşkınlığı tez atlattılar. Burası neresi, burada şimdi ne olacak, niye geldik, ne kadar kalacağız sorularından her ne kadar bize gına gelse de, hareketli karadeniz ezgileri sayesinde müziğin coşkusuna kapılıp sorularına son verdiler çok şükür.

Çocuk olmak güzel.

Konserde 1,5 saat kaldıktan sonra kalabalığa kalmadan ayrılalım dedik, bu kadar eğlence hepimize yetti. Çocukları uyutmadan eve getirmenin mutluluğunu yaşadık. Sonrasında evde birlikte eğlendiler, oynadılar, geç saatlere kadar ayakta kaldılar.








Biz de aman ne iyi ettik geldik, bunu tekrar yapalım demekten geri durmadık. İnsanın hem kafası saran sevdiği bir arkadaşı olacak hem çocuklar birbiriyle çok iyi anlaşacak daaa, bunu birlikte düzenlenen etkinliklerle perçinlemeyecek öyle miii?! yazık olur vallahi! İlle de bir araya gelinmeli, birlikte vakti değerlendirmeli.

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Bir Dönemin Sonu...

Barış Çağan 9 Şubat 2015'te uyum dersleri ile başladığı anaokulu macerasında ilk dönemini 20 Haziran 2015'e yaptıkları gösteri ile bitirmiş oldu. gösterisi Ahmet Piriştina Kültür Merkezi'nde yapıldı. Kültür Merkezine gitmeden önce, heyecanına dair hiçbir belirti yoktu oğluşumun. Gösteri öncesinde hiçbir hareket konusunda tüyo vermemişti sürpriz diyerek, bir ara teyzesine küçük bir hareket gösterirken izledim ve benim gördüğümü farkedince hemen bıraktı. Bu kadar ketum olmasını beklemiyordum küçük oğlumun. Ne zaman hareketlerini sorsam, sürpriz diyordu.

Kıyafetlerimizi evde giydik, teyzesi ve kuzenleri de geldi gösterimize. Anneannesi evimizde bekledi, oruçlu olduğu için yorulacağını düşündü, biz de gösterinin kamera çekimini ona evde izlettik.

Oraya vardığımızda, iki üç öğretmen hemen Barış'ı alıp arkadaşlarının yanına götürmek istedi ama benim tatlı kuzum heyecanının etkisiyle kendisine hamle yapıldığında ürktü ve ağlamaya başladı. Benim yanımda oturup gösteriyi izlemek istediğini söyledi. Ben de onu yalnız bırakmayacağımı söyledim ve birlikte sahne arkasında öğretmenini bulmaya gittik. Öğretmenini bulduk, arkadaşlarını gördü. Kendinden küçük gruptan ağlayanlar çoktu. Ben de ona sarıldım ve baksana bebekler ağlıyorlar, iyi ki sen abi grubundasın dedim. Dudağını büktü ve hıhı dedi. Bir süre sakin sakin sarıldım. Onu sahnenin hemen en önünde izleyeceğimi söyledim. Asla oradan ayrılmayacağımı, en önde olacağımı belirttim. Pisi pisilerini giydirdim. Sahneye çıktık birlikte henüz perdeler kapalıyken. Ön kısma geçtim ve öğretmenine emanet ettim onu. Önce bir iki gösteri oldu, sonra oğluşum ve diğer okul arkadaşları hep birlikte şarkı söylediler. Daha sonra oğluşum arkadaşları ile birlikte ingilizcce şarkı söyleyip şarkıya uygun hareketler yaptı. En sonlara doğru da büyük gösterisi oldu. Ellerinde turuncu ponponları bir o yana bir bu yana onlar sallarken biz de çok keyiflendik ve bol bol ağladık.

Çocukların yılsonu gösterileri çok heyecanlı ve yorucu oluyor kabul ediyorum ama güzel hatıralar olarak kalıyor hafızalarda.




30 Haziran 2015 Salı

Oyuncak Yasağı Hakkında...

Oğullarımın sepet sepet oyuncakları var. Bu nedenle uzunca bir süredir eşimle aldığımız karar gereği onlara oyuncak almıyoruz. İtiraf etmeliyim ki eğitici oyuncakları gördükçe içim gidiyor ama bizimkiler de kendilerince oyuncak almak isterler ve ipin ucunu kaçırırız diye hiçbir şey almıyor(d)um.

Bundan aylar önce benim küçük kuzum bir markette oyuncak kamyon gördü. Kamyon da oldukça büyük bir şey! Her gördüğünde kucakladı, talep etti ve evde çok oyuncakları olduğunu, onlar eskiyince alacağımı söyleyerek yok olmaz dedim, tamam diyerek bıraktı. Bir seferinde daha sonra sana bu kamyonu alacağım ama şimdi değil demiş bulundum, tamam dedi ve bıraktı. Dün ablam, yeğenlerim ve iki oğlumla markete uğradık öte beri almak için, baktım hala kamyon satılmamış! Benim kekliğim de almış eline kamyonu, teyzesine gösteriyor. Teyzesi bu kamyonu ben alayım dedi ama pahalı bir hediye almasını istemedim ve kabul etmedim. Teyzesi strateji hatası yaparak kamyonu oğlumun önüne koydu, bu senin dedi, sonra ben hayır deyince geri aldı, alayım falan dedi... Nihayetinde "annen izin vermiyor, izin verseydi ben alırdım "diyerek kamyonu kaldırdı. Küçük kuzumun dudağı büküldü ve kollarını kavuşturarak ağlamamak için kendini zor tutup "tamam" dedi! Öylece çıktık marketten. Sabah eşimle aldığımız karar gereği kamyonu aldım, geçen seneden beri büyük oğluma vermeyip dolabın içinde paketiyle tuttuğum star wars karakterini de çıkardım yerinden, kamyonun üstüne bıraktım ve işe gittim. Eve geldiğimde, kapalı balkonumuzdaki çocuk oyun alanımızda kuzularım kamyonla ve karakterlerle oynuyordu. Hiçbir oyuncağı aldığım zaman bu kadar içim mutlulukla kaplanmamıştı. Oyuncak yasağı da bir yere kadar canııımmmm! Ohh bee...