Sayfalar

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Bir Dönemin Sonu...

Barış Çağan 9 Şubat 2015'te uyum dersleri ile başladığı anaokulu macerasında ilk dönemini 20 Haziran 2015'e yaptıkları gösteri ile bitirmiş oldu. gösterisi Ahmet Piriştina Kültür Merkezi'nde yapıldı. Kültür Merkezine gitmeden önce, heyecanına dair hiçbir belirti yoktu oğluşumun. Gösteri öncesinde hiçbir hareket konusunda tüyo vermemişti sürpriz diyerek, bir ara teyzesine küçük bir hareket gösterirken izledim ve benim gördüğümü farkedince hemen bıraktı. Bu kadar ketum olmasını beklemiyordum küçük oğlumun. Ne zaman hareketlerini sorsam, sürpriz diyordu.

Kıyafetlerimizi evde giydik, teyzesi ve kuzenleri de geldi gösterimize. Anneannesi evimizde bekledi, oruçlu olduğu için yorulacağını düşündü, biz de gösterinin kamera çekimini ona evde izlettik.

Oraya vardığımızda, iki üç öğretmen hemen Barış'ı alıp arkadaşlarının yanına götürmek istedi ama benim tatlı kuzum heyecanının etkisiyle kendisine hamle yapıldığında ürktü ve ağlamaya başladı. Benim yanımda oturup gösteriyi izlemek istediğini söyledi. Ben de onu yalnız bırakmayacağımı söyledim ve birlikte sahne arkasında öğretmenini bulmaya gittik. Öğretmenini bulduk, arkadaşlarını gördü. Kendinden küçük gruptan ağlayanlar çoktu. Ben de ona sarıldım ve baksana bebekler ağlıyorlar, iyi ki sen abi grubundasın dedim. Dudağını büktü ve hıhı dedi. Bir süre sakin sakin sarıldım. Onu sahnenin hemen en önünde izleyeceğimi söyledim. Asla oradan ayrılmayacağımı, en önde olacağımı belirttim. Pisi pisilerini giydirdim. Sahneye çıktık birlikte henüz perdeler kapalıyken. Ön kısma geçtim ve öğretmenine emanet ettim onu. Önce bir iki gösteri oldu, sonra oğluşum ve diğer okul arkadaşları hep birlikte şarkı söylediler. Daha sonra oğluşum arkadaşları ile birlikte ingilizcce şarkı söyleyip şarkıya uygun hareketler yaptı. En sonlara doğru da büyük gösterisi oldu. Ellerinde turuncu ponponları bir o yana bir bu yana onlar sallarken biz de çok keyiflendik ve bol bol ağladık.

Çocukların yılsonu gösterileri çok heyecanlı ve yorucu oluyor kabul ediyorum ama güzel hatıralar olarak kalıyor hafızalarda.




30 Haziran 2015 Salı

Oyuncak Yasağı Hakkında...

Oğullarımın sepet sepet oyuncakları var. Bu nedenle uzunca bir süredir eşimle aldığımız karar gereği onlara oyuncak almıyoruz. İtiraf etmeliyim ki eğitici oyuncakları gördükçe içim gidiyor ama bizimkiler de kendilerince oyuncak almak isterler ve ipin ucunu kaçırırız diye hiçbir şey almıyor(d)um.

Bundan aylar önce benim küçük kuzum bir markette oyuncak kamyon gördü. Kamyon da oldukça büyük bir şey! Her gördüğünde kucakladı, talep etti ve evde çok oyuncakları olduğunu, onlar eskiyince alacağımı söyleyerek yok olmaz dedim, tamam diyerek bıraktı. Bir seferinde daha sonra sana bu kamyonu alacağım ama şimdi değil demiş bulundum, tamam dedi ve bıraktı. Dün ablam, yeğenlerim ve iki oğlumla markete uğradık öte beri almak için, baktım hala kamyon satılmamış! Benim kekliğim de almış eline kamyonu, teyzesine gösteriyor. Teyzesi bu kamyonu ben alayım dedi ama pahalı bir hediye almasını istemedim ve kabul etmedim. Teyzesi strateji hatası yaparak kamyonu oğlumun önüne koydu, bu senin dedi, sonra ben hayır deyince geri aldı, alayım falan dedi... Nihayetinde "annen izin vermiyor, izin verseydi ben alırdım "diyerek kamyonu kaldırdı. Küçük kuzumun dudağı büküldü ve kollarını kavuşturarak ağlamamak için kendini zor tutup "tamam" dedi! Öylece çıktık marketten. Sabah eşimle aldığımız karar gereği kamyonu aldım, geçen seneden beri büyük oğluma vermeyip dolabın içinde paketiyle tuttuğum star wars karakterini de çıkardım yerinden, kamyonun üstüne bıraktım ve işe gittim. Eve geldiğimde, kapalı balkonumuzdaki çocuk oyun alanımızda kuzularım kamyonla ve karakterlerle oynuyordu. Hiçbir oyuncağı aldığım zaman bu kadar içim mutlulukla kaplanmamıştı. Oyuncak yasağı da bir yere kadar canııımmmm! Ohh bee...

12 Haziran 2015 Cuma

Bir Garip Çiş Hikayesi

Barış Çağan son 1 aydır tuvalete gitme sıklığını arttırdı. Özellikle son 10 gündür dışarı çıktığında sık sık (neredeyse 25-30 dakikada bir) çişim geldi diye kapıyı çalıyor, tuvalete zor yetişiyor. Yaptığı çiş de azıcık tabii.. İçtiği su miktarına bakıyorum, abisiyle aralarında belirgin bir fark göremiyorum. Ben de bugün oğlumu doktora gösterdim. İdrar tahlili yapıldı, idrarda şeker arandı. Çok şükür ki bulunmadı. İdrar kültürü de alındı, yakında sonuçlar çıkar. ,Gelelim hikayenin başınaaaa....

Bundan yaklaşık 1 ay kadar önce, Barış Çağan tuvalete yetişemedi, tam klozetin başında çişini saldı. Ağlamaya başlayınca öptüm onu, böyle şeyler herkesin başına gelebilir, çocuklar ve bebekler hatta büyükler bile çiş kaçırabilir, çok normal dedim. Abisi de destekledi ben de kaçırmıştım diye. Abiyken mi kaçırdın diye sordu, evet dedi Deniz. Bir süre abiler de çiş kaçırabilir diye gezdi ortalıkta. Ben bu meselenin kapandığın düşünmüştüm. Başlarda tuvalete gitme sıklığını arttırınca da durumdan rahatsız olmadım, dikkat ediyor çocuk dedim. Ama bu sıklık o kadar arttı ki, nihayetinde doktorluk da olduk. Doktorun yanından çıkarken, doktor söyledi, pipinde kas var varmış, çişini tutmanı sağlıyormuş, kaçmıyoruş çiş dedim. Doktor hanım da sağolsun beni destekledi. Veeeee çocuğumun kendine güveni geri geldi. Bugün abisine pipisindeki kasları gösterirken kulak misafiri oldum ama duymazdan geldim. Demek ki ne kadar çok takmış kafasına bu meseleyi, iyi ki götürmüşüm doktora dedim.

Bizim çok önemsemediğimiz bir konu, çocuklar için bazen hayat memat meselesi olabiliyor.

Kedimiz Köpük

Hayatımızda son birkaç aydır önemli bir değişiklik var, o da kedimiz Köpük. Eski kedimizin adı da Köpük'tü, çocuklar böyle arzu ettiğinden bu kedimiz de Köpük oldu.

Köpük'ümüz bir gözü mavi bir gözü yeşil tekgöz diye tabir edilen uzun tüylü bir Van kedisi. Çok yaramaz, 02.02.2015 doğumlu bir bebek. Ailemize 18.04.2015'te katıldı. Çocuklarım ona bayılsa da aralarında zaman zaman tatlı bir rekabet olmuyor değil. Özellikle küçük fındığımla pek takışıyorlar. Bugün Deniz ve Barış balkonda legolardan şirinler köyü yaparken Köpük oyunlarını bozuyor diye kapatmışlar onu taşıma kabına. Ben hayvanın ağlamaları ile durumu farkettim. Bizimkiler o sırada sokağa oyun oynamaya çıkmışlardı. Hayvanı kurtarınca yarım saat bana süründü, gırladı, yaladı beni. Kıyamam yaa... Oğullarım da iki gün abur cubur yasağı aldı. Eeeee her şeyin bir karşılığı olmalı değil mi yaa...

İşte kedimizden birkaç kare...







eve ilk geldiği gün.

e

taşıma kabının kapağı ilk açıldığı anlar..



Kedimizi aldık, evimize gidiyoruz..








Bir Yılı Bitirdik...

Bugün Deniz Baran anaokulundan mezun oldu. Gittik, katılım belgemizi ve gelişim raporumuzu aldık. Öğretmeni harika şeyler yazmış, çok mutlu oldum. Sabah büyük bir telaş içindeydik, Barış Çağan'ı da okula göndermedim, o da bizimle geldi. Bu aralar çok sık ağlıyor Barış, birkaç ağlama krizini atlattık bu arada. Karne aldıktan sonra parka gittik, çocuklar oynadılar. Biz anneler de biraz sohbet ettik. Sohbet edip insan içine karışmak, bana iyi geliyor.

Dün veda günümüz vardı. oğluşum kep giydi, pasta kesildi, oynadılar ettiler. Gayet keyifli bir gündü, bugün düne göre daha sadeydi. Tatlı telaşlar bunlar. Rabbim cümlemize evladından mutluluklar yaşatsın, güzel günler göstersin.

Dün ve bugünden birkaç kare...

Karne sonrası doktora gittik, doktor çıkışı da Özsüt'te pasta yedi kuzularım.

















4 Mayıs 2015 Pazartesi

Komik Oğlum Barış

Barış Çağan parmaklarıyla 9 yapmayı öğrendi bundan bir ay kadar önce. Özellikle 9 yapmayı öğrendi zira Barış nedendir bilinmez en çok 9 rakamını seviyor. Bu belki de kaderinin bir parçasıdır, bakalım, yaşayalım ve görelim.

Sınıfında Zeynep isimli bir kız var oğlumun. Çok sevimli bir kız. Barış'a göre "güzel bir kız" Taha Fettah (Barış'ım Tahafettan diyor) ise rakibimiz. Her fırsatta bu ikisini şikayet ediyor. Uzun süre şuna taktı küçük bey : Parmakları ile 9 yaparak "Anne, Zeynep 9'a 4 diyor. Bu kaç? 9! 9 hiç 4 olur mu? Olmaz! Ama Zeynep diyor!" Artık aralarında ne kadar tartıştılarsa, kuzumun içi soğumadı! Uzun zaman bunu anlattı durdu.

Barış Çağan bazen çok mızıkçı oluyor. Her şeye ağlıyor, istediği istemediği ne varsa ağlayarak anlatıyor. Bazen istediği olmayınca tepişip çığlıklar atıyor. Bu şekilde istediğinin olmayacağını net bir şekilde ona anlatıyoruz. Açıkçası zamana ihtiyacımız var, yavaş bir ilerleme kaydediyoruz.

Bu arada artık bir kedimiz var. Yazmadım o meseleyi. Onu da başka bir yazımda anlatayım...

1 Mayıs 2015 Cuma

Barış Çağan'ın Anaokulu Macerası

Bu macerayı uzun zamandır yazmak istedim ama o kadar yoğun dönemlerden geçtim ki elim anca değdi.

Barış'ım küçük kuzum, kekliğim, abisi gibi anaokuluna gitmeyi çok istiyordu ama seneye gideceğini, o zaman büyüyeceğini söyledim ona. Ama işler benim planladığım gibi gitmedi. Barış Çağan 3 yaşını doldurduğunda, eşim artık işleri tek başına yürütemediğini ve yardımıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Ben de anaokulu arayışına giriştim. Oturduğum muhitte kadınlar genelde çalıştıkları için anaokulu sayısı oldukça fazla. Gerek ben, gerek eşim bir çok özel anaokulu bulduk, zira devlet anaokulu henüz Barış'ı almıyor (eylül itibariyle 36 ayını doldurmuş olması gerekliymiş) Şu aşamada asıl hedefim
 küçük kuzumun eğlenmesi, hoşça vakit geçirmesi olduğu için, eğitim şeklimiz şöyle iyi böyle güüzel diyerek fiyat şişire müesseseleri eledim. Sonuçta bir anaokulunda karar kıldım.

İkinci dönem başlasın dedim. 9 şubat 2015'ten itibaren uyum derslerine götürmeye başladım bebeğimi. Oğluşum arkadaşlarıyla tanışıp kaynaşırken ben de müdüre hanımın odasında oturup kameradan onu izledim.

İlk gün çok heyecanlıydı benim için de oğluşum için de. Önce masaya oturmak istemedi. Bir süre ayakta bekledi ve arkadaşlarını izledi. Sonrasında yavaş yavaş oturup en sevdiği etkinlik olan hamurla çalışmalar yapmaya başladı. İlk hafta çok keyifli geçti. İlk hafta hep oğlumu müdüre hanımın dasında bekledim. Bazen beni görmeye geldi ama genel olarak beni hiç aramadı diyebilirim. Her ayrılışımızda tekrar gelecek miyiz diye sordu, bu da beni memnun etti.

İkinci hafta işler o kadar da kolay olmadı. Araya giren haftasonu, oğlumun anaokulu fikrini oldukça değiştirmişti. Ben okula gitmek istemiyorum, sen de sınıfımda dur lütfen gitmee diye ağlamaya başladı. Ben oğlumun böyle çaresizce çırpınıp kollarımdan koparılarak okuluna alıştırılmasını istemedim ve bunu açıkça söyledim öğretmenine ve müdüre hanıma.  Sınıfımda otur dediğinde tamam dedim ve gidip oturdum 3-5 dakika. Sonra dizim ağrıdı benim, gidip çalışayım ve para kazanayım, dedim. Başbaşa kaldığımızda çalışıp para kazanacağımı, yazın birlikte otele tatile gideceğimizi anlattım. Evde kimse kalmadı ki, sen de abin de okuldasınız, ben de babanız da işte. Sen okula gitmezsen evde yalnız ne yaparsın dedim. İlk zamanlar okulda yemek yemeyi reddetti. Hala sabah kahvaltılarını okulda yapmayı istemiyor ve evde yapıyor. Bu konuda ısrarcı olmadım. Kararlı ve sakin bir şekilde okula gitmesi gerektiğini anlattım. İkinci haftamız ikna turları ile geçti.

Üçüncü hafta oğluşum okula istekli gitmeye başladı yeniden. Ben de yanında oldum hep. Zamanla servise de başladı. giderken biz götürüyoruz, dönüşte bazen biz alıyoruz bazen de servisle geliyor.

Sınıfında genelde ay itibariyle oğlumdan büyükler var ama Barış'ım onlara uyum sağlamakta zorlanmadı. Hele hele arkadaşlarından Zeynep'in varlığı, oğlumu daha da bağladı sınıfa.

Sınıfında sevmediği tatlı bir çocuk da var. Hemen her gün onu eleştiriyor küçük kuzum. demek ki insan birini sevmiyorsa sevmiyordur, kanı almıyordur, bunun yaşla bir ilgisi yoktur.

- Anne Zeynep dokuza döt diyo. (eliyle 9 yapıyor, öğrenmiş kuzum) bu kaç? Dokuz! Hiç dokuz döt olur mu, oomaz! ama o diyo!

Zeynep nasıl bir kız annem?
- Güzel bir kız. Ben Zeynep'e aşıyım!.

Benim okulum kreş değil bi kere! orada abilel ve ablalal da var. anaokuluna gidiyom ben.

İşte Barış'ım böyle...

Okulun ilk gününden birkaç kare... (Oğluşum 09.02.2015'te uyum haftasına başladı, 11.02.2015'te de yarım günlüğüne okula başlamış oldu.)
uyum dersleri... bahçe...

uyum dersleri

Uyum dersleri.

Okulun ilk günü... 

Okulumuza girerken..

Sınıfla tanışma...