Sayfalar

5 Şubat 2016 Cuma

Yarıyıl Tatili...

Bu yıl, oldukça yoğun geçirdiğimiz ilk yarıyılımızın ardından, tatil yapmak ilaç gibi geldi bize. İlk günler, hiç ders yaptırmadım Deniz Baran'a. Öğretmeni, 48 sayfalık bir kitap ve her biri 15'er sayfalık 6 kitaptan oluşan hikaye seti vermiş. Bugün günlerden cuma, tatilin bitmesine 2 gün kaldı v biz henz kitabın 38 sayfasını bitirdik ve 2 hikaye kitabı okuyabildik. Zira oğluşum 7 gündür hasta, ateşli ve gözünü açtığı saatlerde ya oyun oynuyor ya da biraz ders yapıyoruz.

Ben de büroda çalışıyorum, zaman zaman adliyeye gidiyorum. Yemek, çamaşır, ev temizliği, çocukların dersleri, kimi zaman kesme yapıştırmalı faaliyetlerle zamanı geçiriyorum.

Barış Çağan ders yapmayı çok seviyor ama boyama ağırlıklı yarıyıl tatil kitabını sevmedi. Aslında bu kadar boyama neden yapılır anlamış değilim. Çocuk haklı.

Geçtiğimiz hafta Karşıyaka Belediyesi'nin Deniz Baykal Kültür Merkezi'nde "Mıstık İş Arıyor" isimli oyuna gittik. Deniz Baran'ın arkadaşları ve arkadaşlarının anneleri ile harika bir gün geçirdik. Tiyatro'dan sonra da birlikte Güzel Sanatlar Parkında oturup sohbet ettik, çocuklar bol bol oynadı. Bu hafta da gitmeye niyetlendik ama maalesef çocukların hastalıkları buna izin vermedi. Başka zaman kısmet olursa gideriz.

Önümüzdeki hafta yeniden maraton başlayacak ve ben çılgın temponun içinde günlerin nasıl geçtiğini anlayamadan ayları tüketeceğim.




Karne Günü

Koca bir yarıyılın ardından, karne almak çocukları bilmem ama benim için çok heyecanlıydı. Barış'ımın gelişim raporunu saat 10:00 civarı aldık, Deniz'imin karnesini 11:00 civarı...

Öğretmenleri güzel şeyler yazmışlar. İnsan mutlu oluyor okuyunca.



Allah evlatlarımıza okullarında başarı, arkadaşlarıyla da güzel geçimler versin.

17 Kasım 2015 Salı

Seni Seviyorum

Hayata ilk gözünü açtığın andan bile daha önceden beri seni seviyorum.
Bu hep böyle olacak.
Seni hep seveceğim.
Yaramazlık yaptığın anda ya da sürekli ağladığında ve huysuzluk ettiğinde bile seveceğim ama bu o anda kızmayacağım anlamına gelmez.
Hatta benim için çok kıymetli olan bir şeye zarar versen de seveceğim seni ama bu o anda üzülmeyeceğim anlamına gelmez.
Dudağımı patlattığında, gözüme parmak soktuğunda ve sırf bu sebeple her sabah gözümde inceden bir sızı ile uyandığımda da seveceğim seni.
Başaramadığında, başardığın anda gözlerin ışıldadığında, umutsuzluğa kapıldığında da seveceğim seni. Yanında olacağım ama bu, kendine gelmen için ara sıra sana ayar vermeyeceğim anlamına gelmez.
Yanlış yaptığında da seveceğim seni ama bu, sana doğruyu göstermeyeceğim anlamına gelmez.
Saçının kokusunu, dans ederken saçlarını savuruşunu, hınzır gülüşünü, poz verirken dilini çıkarışını seviyorum. Azmini, hırsını, aklını ama en önemlisi iyi kalpli yüreğini seviyorum oğlum. İyi ki varsın. hep var ol. Ömrüm ve gücüm yettiğince, sen istedikçe, ben hep senin hayatında var olacağım.

Annen...


(Bu yazı her iki oğluma da yazılmıştır. Dileyen, dilediği kadarını payına alır.)

13 Kasım 2015 Cuma

1. Sınıfın Tadını Çıkarmak...

Başlık garip gelebilir. Özellikle okuma yazmayı yeni öğrenen çocuklarımız stres altındayken anneler "el ele" verip kafayı yemek üzereyken, ne tadı var ki denilebilir. Ama durum tam da bu şekilde değil.

Geçtiğimiz sene, büyük oğlum anaokulunda iken, bir gün elinde bir deste çalışma kağıdı ile gelmiş. Söylediğine göre, sadece benim oğluma verilmiş bu kağıtlar. (öğretmenimiz zaman zaman çocuklara elinden geldiğince destek olsun diye çalışma kağıtları verdiğini söyledi sonradan) Baktım, rakam çalışmaları var. Hadi oğlum 1 yaz bakalım derim, yazmaz, yazamaz. Uğraşa uğraşa martı şeklinde bir takım çiziktirmeler yaptı koydu ortaya. O an bu kadar zaman okula gider de nasıl olur 1 yazamaz dedim. Haksızlık ettim oğluma. Oldukça sert davrandım ona. Sert davranmadan da onu çalışma kampına alabilirdim. Ama ben biraz panikle (eyvah! çocuğum yapamıyor, bir sorun mu var acaba?) daldım olayın içine ve hırpaladım çocuğumu ruhen! Ondan her ne kadar özür dilesem ve affettiğini söylee de, ben kendime söz verdim, bir daha böyle davranmayacağıma dair.!

Sonra çocuğum mantar kaptı.. Ne alaka denilebilir, ama tam da öyle değil işte! Mantar dolayısıyla her iki oğlumun da kol ve bacaklarında beyaz lekeler çıktı ve doktorumuz vitiligo teşhisi koydu! İşte o anda çocuğuma sert davrandığım için vitiligo oldu diye düşünüp kahroldum! Ama ne kahrolmak! Salt acı nedir, insan nasıl derinden yanar, işte onu en derinden hissettim. Berbat bir şeydi!

Çok şükür çocuklarım vitiligo değildi, tedavilerini oldular ve ciltleri biri çikolata, biri muzlu puding haline döndü. Bu da bana Rabbim'in  hediyesi oldu.

Bu sene işte tam bu minvalde oturtmaya çalıştım çalışma - çalıştırma yöntemimi. Deniz, çok heyecanlıydı, çok stresliydi. Her an onun yanında olacağımı, birlikte başaracağımızı, belki ilk denememizde olmayacağını ama mutlaka bu işin üstesinden geleceğimizi anlattım. Bana pek inanmaz gözlerle baktı, sarıldım, yılmadım.

Derslerimiz başladı. Öğretmenimiz, çok karıştırdığını söyledi, elini tutuverin biraz dedi. Elbette dedim. Aldım oğlumu yanıma, her harfin kıvrımını, geliş gidiş yönünü, hep elini tutarak yaptık. Şu anda ben bu yazıyı yazarken, oğlum yanımda, kendi başına dersini yapıyor. Bazı harfleri güzel yapamayabilir, sorun değil gerçekten! Doktorların yazısını hangimiz okuyabiliriz eczacı olanlarımız dışında? Kimse doktorların zekasından şüphe edebilir mi? Benim yazım pek kötüdür gerçekten ama bu konuda alçak gönüllü olmayacağım, aptal değilimdir kesinlikle! Bu nedenle, oğlumun yazısının mükemmel olmasına gerek yok. Algısı nasıl, ben bununla ilgileniyorum. Söylediğimi anlıyor mu, anladığını yazabiliyor mu, buna bakarım. Bazen ufak tefek sıkıntılar olabiliyor ama elbette aşılabilecek şeyler. Takdir ediyorum, başını okşuyorum, çalışma azminden dolayı onunla gurur duyduğumu anlatıyorum.

Geçen gün ben söylüyorum, o yazıyor ve aramızda geçen konuşmayı olduğu gibi buraya aktararak konuyu kapatayım diyorum :
"Hadi oğlum yaz, "Ata ot al". 
- Anneee, Ata'nın otla işi ne?! 
- Aman ne bileyim yavrum yaa, ata yedirecek her halde.. 
- Hangi ata anne? 
- E Talat aldı ya atı, Ata da otları aldı, Ela Ata'nın aldığı otları, Talat'ın aldığı ata atsın diyor işte. Lale de o ata atlasın işte mesele bu oğlum... 
- Haa bu çocuklar işbirliği yapıyor yani anne..." 

Dersimize gülme molası verip sonra devam ettik. Keyifli çalışmalar dilerim size de...

20 Ekim 2015 Salı

Okul Günleri

20.10.2015

Az sonra Deniz Baran'ın derslerini halledeceğiz. Bu arada dinlenirken iki satır çizittirivereyim dedim. 

Her sabah 07:00'de kalkıyorum. Çocuklarımı kaldırıyorum, kalkmazlarsa babalarına havale ediyorum. Onlar ayılmaya çalışırken ben de kahvaltı hazırlıyorum. 

Saat 07:30'da ailecek kahvaltı sofrasında oluyoruz. 08:00'de sofradan kalkıyoruz ve hazırlanmaya başlıyoruz. İyi ihtimalle 08:20'de, kötü ihtimalle 08:30'da evden çıkmış oluyoruz. Bugüne kadar çocuklarımı babasıyla birlikte götürdük ama bugün kocam artık tek başına götüreceksin dedi, evvelden bana park edebileceğim sakin sokaklar göstermişti zaten. Ben de çocuklarımı alıp okul yoluna çıktım arabayla... 

Her iki oğluşumu da okula bırakıyorum ve duruşmam yoksa eve geliyorum, duruşmam varsa adliyeye gidiyorum. 

Veeee güzel habeerrr.... Bu haftadan itibaren Barış Çağan öğleden sonra 14:20'ye kadar kalmaya başladı. Dün ilk günüydü. Ona anlatmama rağmen (başka bir öğretmenle devam ettiği için olsa gerek) dün biraz tedirgin olmuş ama öğretmeni güvenini kazanmış. Bizim sınıfımızdaki veliler oldukça (ne desem bilemedim, burada epeyce düşünüyorum) kılı kırk yaran kişiler, hemen hepsi olumsuz görüş belirttiler. Bu nedenle bizim sınıf öğretmenimiz öğleden sonraya grup açamadı. Aslında 2 saat fazladan çalışma için ek ücret alacaktı ve onun için de iyi olacaktı ama ben ve başka bir veli dışında herkes hayır çocuğum öğleden sonraya kalmasın dedi. Diğer sınıfın velileri olumlu görüş belirttiği için Barış'ı da 12:30-14:20 arasında diğer öğretmenin sınıfına gönderiyorlar. Orada bahçede çalışmalar yapıyorlar, spor salonunda oynuyorlar... Barış'a aperatif bir şeyler koyuyorum, Deniz'e de yemek koyuyorum sabahtan. Böylece ikisi için de 12 civarında yemek için okula gitmiyorum. 08:30-14:20 arasında kesintisiz çalışma imkanım oluyor. Bu benim için çok iyi bir fırsat oldu, özel okula vermekten kurtulduk. 

Özel okullar malum, ateş pahası ve aldığımız hizmet devlet okulundan çok da farklı değil. Geçen sene Deniz Baran devlet anaokuluna gitti, Barış Çağan ise yaşı tutmadığı için yarım dönem özel anaokuluna gitti. Dönem sonunda ikisi için de gelişim raporu verdiler. Deniz Baran için verilen gelişim raporu çocuğumu çok iyi anlatırken, Barış Çağan için verilen raporun maktu bir form üzerinde iki üç değişiklik yapılarak elde edildiğini anladım. Şimdiki okulları çok güzel, keyfim yerinde. Barış için yıllık 350 TL okul aidatı ödedik. fazladan kaldığı günlük 2 saat için de aylık 80 TL ödeyeceğiz. Böylece yıllık yaklaşık 1000 TL'ye gelmiş olacak eğitim masrafı. 

Evimizle okul arasında yaklaşık 1 km var. Servis çocuk başına 120 TL (iki çocukta masraf iki katı elbette, etti mi sana 240!) istiyormuş. Biz kendimiz götüreceğimiz için servis ücreti de ödemiyoruz. 

Çocuklar okuldan gelince biraz dinleniyorlar. (hasta iseler önce sağlık ocağına uğruyoruz ki bugün böyle yaptık, Deniz'in gözlerinde çapaklanma oluştu, mikrop kapmış sanırım) Benim de akşam için yemeğim varsa, bu sürede ben de dinleniyorum. 17:00 sıralarında derse oturuyoruz ki şu anda saat 17:02 ama film izledikleri için (ve ben de azıcık daha dinlenmek istediğim için) hala ders başına oturmadık. Dersleri genelde birlikte yapıyoruz. Ben Deniz Baran'ın elini tutuyorum. Dün artık elimi tutma dedi, bir kısmını tutmadan, bir kısmını ise tutarak yaptık. 

Akşam dersler bitince yemeğe oturuyoruz. Yemek sonrası dinlenme sohbet TV derken saat 20:30'da yatma hazırlıkları başlıyor ve 21:00 civarında uykuya yatmış oluyorlar kuzular. Ben de çamaşır katlama, yemek yapma gibi işlerle ilgileniyorum. Gece 23:00 civarında yerime oturuyorum. Biraz dizi ya da film izlemeye takatim kalmışsa izleyip uyuyoruz. 

Hayat hızla akıp gidiyor işte.

15 Ekim 2015 Perşembe

Al Ela Al

15.10.2015

Deniz Baran bugün hiçbir yardımım olmadan, al ela al, ela 2 lale al diye birleştirdi.

E harflerini yazmada özellikle küçük e harfinde sıkıntı var. Ama çok azimli. Elini tutuyorum, birlikte yazıyoruz. Bir süre bu şekilde destek olmam gerekiyor. ama olacak, azmin elinden bir şey kurtulmaz. Acelemiz yok.

Babasına da okusun istedim. Başta birleştirdi sonrasında ise E yerine B demeye başladı. Heyecanlandı sanırım. Ben de kızdım ona. Haksızdım, özür dilerim. 1 haftadır E çalışıyoruz ve sonuçta hiç görmediğimiz bir harfe takılması çok acayip bir durum. Yine de daha anlayışlı olabilirdim.

Bu günü atlamak istemedim. Şimdilik desteğe ihtiyacımız olsa da her şey güzel gidiyor. Ben hep yanındayım oğlum...

12 Ekim 2015 Pazartesi

Barış Gelsin. Hemen gelsin.

Sevgili oğullarım;
10.10.2015'te barış isteyen insanların düzenlediği eylem kana bulandı. Son belirlemelere göre 95 kişi öldü, 246 kişi de yaralandı... Çok üzgünüm. Ülkemizin geleceği için endişe ediyorum. Bir gün barış gerçekten gelecek mi bu topraklara, gerçekten ağlayan gözler gülecek mi emin değilim. Üzgünüm. Geride kalanların acısını ne telafi edebilir ki. Hangi söz yetebilir?

Umut, terk etme yüreğimizi...