Sayfalar

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Yazın Sonuna Doğru..

Günlerimiz güzel geçiyor. Çoğunlukla çocuklarla birlikteyim. Bazen de büroda çalışıyorum, çocuklarım da birbirleriyle oynuyorlar ama çoğunlukla büro işi yapmıyorum. Temizlik, yemek, çamaşır, bulaşık.. Klasik ev işleri işte. Her kadının yaptığı şeyler. 

Bunun dışında bol bol kitap okuyorum. Okuduğum kitaplar hakkında şimdi ayrıntıya girmeyeceğim. Belki başka bir yazımda...

Çocuklarım hemen her akşam sokağa çıkıyorlar. Arkadaşlarıyla oyun oynuyorlar. Bazen şikayet ediyorlar onları, bazen de mutlu dönüyorlar eve. 

Ara sıra akşamdan sonra parka gidiyoruz. Parkta çocuklar arkadaşları ile oynarken ben de anneleriyle sohbet ediyorum. Keyifli oluyor. 

Bazen arkadaşlar geliyor eve. Hafta sonunu birlikte geçiriyoruz. 

Bazen günübirlik denize gidiyoruz. 

İşte 2015 yazı böyle geçiyor. 

Önümüzdeki hafta, sonbaharın ilk günlerinde denize gitmeyi planlıyoruz bir aksilik çıkmazsa. 

Barış Çağan'ın dediği gibi bakalım, görelim...

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Mordoğan Ardıç Plajı

Mordoğan Ardıç Plajına uzun yıllardır gitmemiştim. Eşim bir sürpriz yapıp haydi hazırlanın dedi. Kalktığımızda saat zaten 10:30 falandı. Oğluşlara alelacele kahvaltı hazırladım, bazı hazırlıklar yaptım. Eşim de iş görüşmesine Buca'ya gitti. Ben hazırlıklarımı tamamlayıp İzbana bindim oğluşlarla, eşim bizi Şirinyer'den aldı ve yola revan olduk.

Otobanla Çeme yönüne doğru yol aldık, Karaburun - Mordoğan çıkışından çıktık. Yaklaşık 30 km gittikten sonra Mordoğan merkezini geçip Ardıç Plajına ulaştık. Böylece İzmir'den 80 km yol giderek plaja ulaşmış olduk. Barış Çağa plajı ilk gördüğünde "abiiii, ne kadar da turkuaz rengi bir deniizzz" diyerek denizin harika manzarasını ortaya koymuş oldu. Plaja vardığımızda saat 15:15'ti. Kalktığımızda ise akşam 20:00 civarıydı. O saatte bile hala denize girenler çoktu. Su öyle güzel ki...

Ardıç Plajı, kum. Deniz çok güzel sıcacık ve derinlik orta seviyede. Hemen derinleşmiyor, denizin iç kısmı ilk girişte hafif taşlı ama birkaç adımdan sonra kumlara ulaşıyorsunuz. Hiç üşümeden denizde yüzmek harika ama biraz dalgalı. Dalgalı dediğime bakmayın, çok büyük dalgalar değil (Kuşadası Davutlar plajının dalgasının yanında hafif kalır), dalgalar kıyıya yakın kesimde kabarıp köpürüyor, biraz iç kesimde dalgalar rahatsız etmiyor insanı, kabarmıyor.

Plajda belediyenin koyduğu ücretsiz hasır şemsiyeler var. Bizim kendi şemsiyemiz olduğu için ihtiyaç duymadık. Yine şemsiye ve şezlongların olduğu bir alan da var, fiyatlarını sormadım. Çocuklar için belediye küçük bir çocuk parkı yapmış, ayrılırken oğluşlarım kaydılar biraz. Yine plajda ücretsiz tuvalet ve giyinme kabini, bir büfe (fiyatları gayet uygun) bulunuyor.

Plaj pek temiz değil. İnsanımız artıklarını çöpe atmaktan neden imtina ediyor anlamıyorum.

Ardıç Plajının bir bölümünde denizin hemen yanıbaşında ağaçlık alan var. Burada akşamüstü mangal yakabilirsiniz. Gün boyu şemsiyeye ihtiyaç olmadan ağaçların altında rahat rahat oturabilirsiniz. Biz tercih etmedik, çünkü ağaçlardan dökülen tohumcuklar, dallar, oğluşlarımın çıplak ayaklarına batar diye düşündük. Her an terlik giymeyebiliyorlar.

Ardıç Plajında Duma Beach ve Ayıbalığı koyunda Seal Beach de bulunuyor. Seal'a girmedim. Eskiden (çocuksuz dönemimizde) Duma'ya giderdik. Sahil bandının hemen arkasında çimenlik alanda buluyor. İçinde basket, dart, voleybol, çocuklar için trambolin de var. Fiyatları eskiden uçuk değildi, şimdi nasıldır bilemem. Kum sevmeyenlere çimenlikler üzerinde güneşlenmek keyif verir sanırım.

Plajın yan tarafında bir tepe var, tepenin arkasında Ayıbalığı koyu var. Orası oldukça derin ve taşlıymış, bu yüzden o kesimi hiç tercih etmedik biz.
Ayıbalığı koyu ile Ardıç Plajı arasındaki tepeden Ardıç Plajının görünümü.

Ardıç Plajı

Denizin ilk girişi hafif taşlı

Deniz hafif dalgalı ama ilerledikçe dalgalar etkisini kaybediyor

 Akşam tepelerin arkasında güneş kaybolunca eşyalarımızı toplayıp eve gidelim dedik. Oğluşlar karşı çıktı. Deniz özellikle dondurma yemek istediğini söyleyince Mordoğan Merkeze gittik. Çarşısında kısa bir gezinti yapıp bir dondurmacıya gittik. Foursquare'a göre dondurma denince akla gelen ilk yerlerden biri, Special Roma Dondurmacısıymış. Masaya çikolata sosu, fındık kırığı ve hindistan cevizi rendesi geldi, dilediğimizce kullandık. Dondurmaları güzel, fiyatları tatil yöresi için ortalama denilebilir. 3'er toptan 3 kornet ve bir kup (Barış'ım tabakta yemek istedi) toplamda 21,50 TL tuttu.





Keyifli bir gündü. Tekrar gelmeye karar verdik ama bu sefer daha erken olmalı ki iyice tadını çıkaralım.

Ürkmez İpekkum Plajı - Gümüldür Orman Kampı - DSİ Kampı

Geçtiğimiz hafta yıllardır gittiğimiz Ürkmez'in İpekkum plajına gidelim dedik. Evvelce de burası ile ilgili yazılar yazmışım ama tamamen kişisel paylaşımlarda bulunmuşum. Şimdi gitmek isteyebilecekler için bir yazı yazayım dedim.

Burası Gümüldür Orman Kampı ile aynı koyda. Biz genelde daha nezih olan İpekkum Tatil Köyü'nün plajından giriyorduk denize. İpekkum plajı kum. Yakınında pek çok apart bulunuyor. Tatil köyünde de uygun yer varsa yazlık ev kiralanabiliyor. Şemsiye ve şezlong 25 TL'ydi yanlış hatırlamıyorsam. Plajda tatil köyünün kafeteryası da var. Tuvalet, duş ve giyinme kabini ihtiyacınızı karşılayabilir, oturup bir şeyler yiyip içebilirsiniz. Ben tercih etmiyorum, yanımda getiriyorum her şeyi. Plajın arkasında bulunan bakkallarda da istediğiniz içecekleri ucuza alabilirsiniz. Yine tatil köyüne gelen kamyonetli manavdan çeşit çeşit meyve alıp afiyetle yiyebilirsiniz.

İpekkumun denizi sığ. Metrelerce gidip deniz seviyesinin dizlerinize geldiğini görebilirsiniz. Deniz içi ve plaj kum. Sıcaklık orta seviyede. Bu özellikleriyle tam çocuklara göre. Çocuklarım hem kumda oynamayı seviyor, hem deniz içinde yürüyor ve su oyunları oynuyor, ayakları acımıyor. Soğuk olmadığı için uzun süre suda kalabiliyorlar.

Her seferinde İpekkumdan giriyorduk, bu sefer Gümüldür Orman Kampı'ndan denize girmeye karar verdik. Girişler otomobil için 18 TL. Burada çadır kurabilir ya da günübirlik piknik yapıp mangal yakabilirsiniz. Günübirlikçiler için piknik masaları da var. Ama haftasonlarında çok çok kalabalık oluyor, benden söylemesi.

Gümüldür Orman Kampı'na haftasonu gittik ve memnun kalmadık. Çok yoğunluk vardı. Denizde köpüklenme olmuştu. Eşim biraz yürüyeceğim dedi ve sahil boyunca yürüdü. Koya dökülen Doğanbey tarafında 2, Gümüldür ve Ürkmez tarafında 2 tane olmak üzere toplam 4 dere bulunuyor. Daha önceden de dereleri biliyorduk ama bu kadar köpüklenme görmemiştim doğrusu. Eşim yürüyüşten gelince derelerden gelen parçaların denize döküldüğünü ve akıntıyla bulunduğumuz yere sürüklenip köpüklenme yaptığını net bir şekilde anlamış olduk ve 18 TL'mize kıyıp eşyalarımızı toplayıp koyun başladığı yere (yön tayinim sıfırdır, eşim 2 km güneye gittik diyor), DSİ kampının önüne gittik. Oradan da dere denize dökülüyor ama önüne set çekilmiş ve akıntıyla denize partikül gelmiyordu. En azından gözle görülen bir kirlilik yoktu. Çocukların tuvaleti gelince rica edip DSİ kampına girdik.  Etrafta başkaca bir tesis bulunmuyor.

Plaj yine kum. Ama denizde yer yer derinlikler bulunuyor. Dikkat etmek gerekli. Büyük oğlum Deniz az daha boğulacaktı. Denizi İpekkum plajı kadar sığ değil. Sıcaklık orta seviyede.
Gümüldür Orman Kampı Ağaçların altındaki kesim, çadır alanı. 

Gümüldür Orman Kampı Plajı 

Çocuklarım Gümüldür Orman Kampından denize giriyor, eşim köpüklerin sebebini araştırmak üzere yürüyüşte..


Gümüldür Orman Kampı Plajı

DSİ Kamp Alanı önündeki kum plaj

Açıkçası Gümüldür Orman Kampı ve İpekkum Plajının bulunduğu koydaki deniz temizliği nedir bilemiyorum ama mavi bayrak olmadığı için çok temiz olmadığı muhakkak. Ama kirlilik derecesinin çok yoğun olduğunu da sanmıyorum. Yine de haftasonlarında gitmemekte fayda var. 

24 Temmuz 2015 Cuma

Foça Hanedan Plajı

Bodrum talihsizliğinden sonra küçük fındığımın dikişleri geçtiğimiz pazartesi alınınca bugün onları denize götürmeye karar verdim. Tek başıma hem de! Çocuklarımla pek çok yere gitmişliğim var ama tek başıma iki küçük oğlumu ilk kez denize götürmenin heyecanı başkaydı! Dünden alışveriş yaptım ve hamburger ekmeği, salatalık turşusu, mısır ve ton balığı aldım. Birer buzdolabı poşetine mayonez ve ketçap sıktım. Bir kapaklı saklama kabına marul, domates ve turşu doğradım, mısır serptim. Biraz meyve,  cips, kraker, meyve suyu aldım dolaba koydum yiyecek tayfasını. Buzluğa da  3 pet şişe su koydum. Sular donunca tüm gün içecekleri serin tuttu. Ertesi sabah en son yiyecek ve içecekleri yerleştirdim çantaya. Bir sırt çantası ve bir poşet oldu elimde yük olarak. Yanıma iki küçük kova, kürek tırmık, birer simit ve kolluk takımı ve su tabancaları almayı ihmal etmedim. Mayolarımızı evde içimize giydik.

Tüm hazırlıklar tamamlanınca sabah güzel bir kahvaltı ettik evde. Eşim bizi izbana bıraktı. İzbanla yaptığımız yolculuk kısa sürdü ve Hatundere'de indik. Orada hiç beklemeden 744 numaralı Eski Foça otobüsüne bindik. Çok kalabalıktı otobüs ama çocuklu olduğum için yer verdiler bana. İki oğlumu iki dizime oturttum. Yaklaşık 45 dakika yolculuktan sonra Eski Foça'ya vardık ve Yeldeğirmenleri durağında indik. Yolun karşısına geçip minibüs beklemeye başladık. 45 dakika kadar bekledik ama maalesef minibüs falan gelmedi. Çocuklar perişan oldu. Eşime telefon açtım, sağolsun o da taksi durağının telefonuna ulaştı, 3 km'lik yol için 16 TL taksi parası ödeyerek (minibüs gelseydi 2 lira ödeyecektim) Hanedan plajına ulaştık.

Plaja giriş kişi başı 15 TL. Çocuklardan ücret alınmıyor. İçeride şezlong, minder ve şemsiye için ayrıca ücret ödenmiyor. Dışarıdan yiyecek getirmek yasakmış ama ben oradan hiç yiyecek almadım, herşey ateş pahası (ucuz diye yazmışlar ama bir cola 5 liraymış, çıkışta bir grup genç söyledi).

İnternette hakkında pek çok olumlu yazı okumama rağmen, beb aksini düşünüyorum ve Hanedan plajını (külliyen Foça'yı) çocuklu ailelere tavsiye etmiyorum. Gitmezseniz bir şey kaybetmezsiniz. Neden?

1- Plaj taşlı, çakıllı. Kum yok. İnsanın ayakları perişan oluyor. Denizin içi de taşlı. Deniz ayakkabısı şart. Çocuklar kumla oynamak istedi ama çakılları kovalara doldurup biraz taş toplamaktan başka oyun kuramadılar.

2- Deniz soğuk. Yani serin falan değil bildiğiniz buz gibi soğuk! Hem de Temmuz ayının ortasında! Küçük oğlumun dudakları morardı, o derece diyeyim. Büyük oğlum denizi çok sevmesine rağmen fazla suda kalamadı.

3- Deniz çok derin! Çocukları azıcık suda kendi hallerine bırakayım ya da şu insanlardan azıcık uzaklaşayım da daha sakin bir yere gideyim gibi bir düşünceniz olmasın. Su hemen boyu aşıveriyor. İki oğlum da kucağımda, soğuktan ve derinlikten onları korumaya çalışarak suyun içinde durdum, nadiren çocuklarımı ikna edip onlar şezlongda uzanırken biri iki kulaç atabildim.

Olumsuzluklara rağmen denizin temiz oluşu, fazla kalabalık olmayışı (haftaiçi gitmemizin etkisidir muhtemelen) olumlu puan olarak Hanedan Plajının hanesine kaydedildi. Ama hafızamızda yine de bir daha gidilmesine gerek olmayan yerler bölümüne itina ile nakşedildi.

Oğluşlarım her ne kadar istedikleri gibi bir plajla ve denizle karşılaşamamış olsalar dahi hiç mızıklanmadılar ve denizin tadını çıkardılar. Yanımda getirdiğim malzemelerle ton balıklı sandviç yaptım ve afiyetle yedik. Krakerler, cipsler, meyveler, meyve suları... ağzımız hiç boş durmadı ve keyfimiz yerindeydi. Akşam 18 gibi toparlandık. Hemen çıkışta bir grup genç vardı, öğrenci tayfasıydı, aç kalmışlar. Ben de yanınızda neden getirmediniz ki dedim. Allah herkese sizin gibi eş nasip etsin dedi içlerinden biri ama utandım vallahi. Bu sefer minibüsü fazla beklemedik, 5 dakika içinde geldi. 18:15 civarı ilçe garajındaydık. Önce minibüse binip Soğukkuyu'da inelim mi acaba dedim. Kişi başı 10 liraymış. Bana fazla geldi. Hemen minibüslerin yanında 18.25'te kalkacak olan 744 nolu otobüs yolcu alıyordu. Benim çocuklarım var diye sen sıraya girme dedi yolcular ve böylelikle bindim. Oğluşlarım yol boyunca tatlı tatlı uyudu ve İzban'a geçiş yaparak evimize döndük. Eşim bizi alıp markete götürdü, az bir iki alışverişim vardı, onları da alıp eve girdik. Yıkanma faslından sonra yemek yedik. Hazır yemeği bulunca iyi ki önceki akşam yemek yapmışım diye sevindirik oldum.

Oğullarım böyle uyumlu tatlı olur da ben onları güzel yerlere götürmez miyim!

Oğluşlarımdan bir kare..



21 Temmuz 2015 Salı

Kayıt Günü Heyecanı!

Oğullarımı bugün okula kaydettirdim. İyi bir devlet okulu. Özel okula göndermek gündemimize hiç girmedi zaten. Çok gerekli mi değil mi bilemiyorum zira sürekli değişen eğitim sistemine ayak uydurmak pek mümkün görünmüyor. Üniversitede ortaöğretim başarı puanının yüksek olması için (özel okullar puan şişiriyor bildiğim kadarıyla) lisenin özel olması oldukça avantajlı ama onun dışında para tuzağının ötesine geçtiklerini düşünmüyorum. Yine de bu bir tercih meselesi. Biz iyi devlet okullarına itibar eden bir çiftiz. Kaldı ki en iyi okul en yakın olandır derler. Bizim de okulumuz evimize 1 km uzaklıkta. Deniz 1. sınıfa kaydoldu, Barış ise anasınıfına.

Deniz'in öğretmeni henüz belli olmadı. Bazı bağışlar (?!) yaparak öğretmen tercihi yapılabiliyormuş ama eşim de ben de buna yanaşmadık ve işi şansa bırakmaya karar verdik. Kaldı ki okulda tayin zamanıymış ve pek çok öğretmen yer değiştiriyormuş. İyi denilen öğretmenler gidiyormuş, yerlerine gelecek olanlar henüz belli olmamış. Ya nasip diyelim...

Benim ilkokul öğretmenim sadece 3. sınıfa kadar okutabiliyordu, sanırım üniversite mezunu değildi. Çok sertti, öğrencilere toleransı hiç yoktu. Ben severdim onu nedense... İlk 3 yıl oldukça vasat bir öğrenciydim ya da öğretmenim kıt notları ile beni yeterince değerlendiremedi bilemiyorum. Bu konuda alçakgönüllü olamayacağım zira öğrenim hayatım boyunca hep çok başarılıydım. Ablamın öğretmeni ise (ablam da zehir gibi zeki bir kızdı) sakin bir hanımdı ama boşanma evresine denk geldi ablama öğretmenlik yaptığı yıllar. Sınıfa pek bir şey öğrettiği görülmedi. Ablam da okuldan soğudu sanırım. İyi görünen kötü, kötü görünen iyi olabilir. Allah'a emanet.

Barış'ımın yaşıtı olmayacak sınıfında, 3 küçük varmış, sınıflara dağıtacaklarmış onları. Diğer çocuklar daha büyük olacak. Montessori eğitim sisteminde yaşlara göre bir ayrım yok zaten. Bir yanım ezilir mi diye endişe ediyor bir yanım da farklı yaş gruplarından farklı şeyler öğrenebilir, kendini aşabilir diye söylüyor. Bakalım görelim.

Barış Çağan sabahçı olacak, Deniz Baran tam gün gidecek. Saatler konusunda acaba ikisi arasında uyum olacak mı? Sabahçılar saat 8 gibi başlıyor dedi müdür yardımcısı. Tam gündekiler ise 9'da başlayacak. Ben onları 08:30'da bıraksam sorun olur mu acaba? Kafamda deli sorular.

Çıkışları ise muamma... Barış 13:00 civarı çıkacak, Deniz ise 15.00'te. Barış için klüp faaliyetleri açsalar ne güzel olur dedim, talebimi ilettim. En azından ikisi aynı saatte çıksa, ben de birlikte bırakıp birlikte alsam onları... Bu süre zarfında da çalışsam ne güzel olur!

Kaydı yaptırdığımda öyle heyecanlandım ki, okul formalarını bile sormadım, unuttum. Eve gelince telefon açtım, ağustos 15'te belli olacak dediler.

Neyse, yaşamadan bilinmez. Allah hayırlı yazılar yazsın evlatlarımıza. Bu da benim oğlanların kayıt günü hatırası...


19 Temmuz 2015 Pazar

Yaz Günleri

Tatil öncesi oğullarım 1 ay kadar yaz okuluna gittiler. (ben de bu süre zarfında çalıştım) İlk kur 4 hafta sürdü. İkinci kura devam ettirmeme kararı aldık. Bunun nedenleri arasında ilk sırada oğullarımın yaz günlerini evde ve sokakta hesapsız ve sınırsız zaman geçirmek istemeleri yer aldı. Ayrıca yaz okulunda yeterli verimi aldığımızı düşünmüyorum. 1 haftası tatile gitti zaten bu sürenin,  okul yönetimi bunu ücrete yansıtmadığı gibi oğullarım okula gittikleri zaman zarfında spor faaliyetlerinden yeterli derecede faydalanamadılar. Bir hafta Deniz'in kulağı iltihaplıydı yüzmeye gitmedi, yine aynı hafta programı oturtamadılar ve çocuklar bir ders jimnastiği kaçırdılar bizim hatamız olmamasına rağmen bunu telafi etmediler. Son hafta yine ne yüzme ne jimnastik oldu. Bu aksamalar beni rahatsız etti açıkçası. Sonuç olarak yarın oğluşlar da ben de evdeyiz.

Yarın çocuklarımı okula kaydettireceğim nasipse! Bizim için büyük bir gün olacak! Bu konu netleşsin, öyle yazacağım.

Yarın Barış'ın dikişlerini aldıracağım Allah nasip ederse. Bakalım birkaç gün daha su değmesin diyecekler mi?

Evde olmak bir açıdan çocuklarıma bol vakit ayırdığım için beni mutlu etse de tüm gün eve kapalı olmak can sıkıcı geliyor bana. Özellikle çalışma yaşamına döndükten ve çalışmaktan keyif aldıktan sonra yeniden ev yaşamına dönüş açıkçası biraz içimi burdu. Bu sıcakta gündüz vakti bir yere de çıkılmaz, akşam serinliğinde çocukları parka götürürüm sanırım. Sokakta benim çocuklar diğer çocuklara uyum sağlayamadı. Sokaktaki arkadaşları 2 kişi ve ikisi de kız. Kızların oyun anlayışı ile benimkilerin oyun anlayışı birbirini tutmuyor. Evciliğin yanı sıra her gün kovalamaca oynamak istiyormuş kızlar, Deniz'in anlattığına göre benimkiler hep en sona kalıyormuş. İlk yakalanan benim oğlanlar oluyormuş ve bu nedenle bu oyunu oynamak benimkiler için keyifli olmuyormuş. Başka oyun oynamaya da mahalledeki kızlardan biri razı gelmiyormuş. Anladığım kadarıyla sürekli galip gelmek çok büyük bir keyif veriyor ve bu keyiften vazgeçmek istemiyorlar. Ama benimkiler de artık sokakta onlarla oynamayı reddediyorlar. Yapacak bir şey yok, ben de çocukları düzenli parka götürürüm , orada arkadaş edinirler İnşallah. Arkadaş mevzusu mühim.

Ablam ve  yeğenlerim yaz tatili dolayısıyla annemde kalıyor. Aslında oraya da gidebiliriz ama ablamın kafası benim oğlanların gürültüsünü kaldırmıyor. Sık sık çocuklarıma bağırıyor. Esasen oğullarımı çok seviyor. Ama ablam sevgisini de kızgınlığını da uçlarda yaşıyor ve bu durum beni memnun etmiyor. Çocuklarımı sürekli bastırmak istemediğim gibi başkasına rahatsızlık verme düşüncesi beni geriyor, diken üstünde oluyorum. Çocuklu kadınları kimse istemiyor, bunu anlıyorum. Çocuklu kadının halinden ancak çocuklu kadın anlıyor. Ablamın da iki kızı var ama o böyle yaramaz çocuklara alışkın değilmiş, onun çocukları küçükken de çok sakinmiş, kafası götürmüyormuş. Benimkiler neymiş öyle aman aman! Oğullarım kuzenlerini çok seviyor, özellikle küçük kuzenleri ile bol bol oynuyorlar, yeğenlerim de oğullarımı seviyor.. Kısacası çocuklar hallerinden memnunlar. Bu konu kafamda yer tutuyor, blogumda da tutmasın. Başka konuya geçelim!

Yarınki planlarımızdan bir diğeri de kedimiz Köpük'ü aşıya götürmek. daha önceki aşılarından biri yara dokusu yapmış. Onu da gösterelim bakalım.. Bu kedi diğerinden (bundan önceki kedimiz) daha başka. Kendisini sevdirmeye bayılıyor. Özellikle akşam saatlerinde, avucumun içine kafasını koyup kendini okşattırıyor. Deli oğlan! bu evde benden başka herkes erkek. Aman aman aman!


15 Temmuz 2015 Çarşamba

Bir Tatil Anısı : Bodrum Çilesi!

Aylar öncesinden internet başında araştırdık. Güzel bir yer olsun, otelin temizliğine ve yemeklerine diyecek söz olmasın, daha önce gitmediğimiz bir yer olsun, fiyatları makul olsun.... Sonunda tatilimizi Bodrum'da Sun Hill Centro Otel'de geçirmekte karar  kıldık. Bodrum'a yıllar önce (Deniz Baran 9 aylıkken) gitmiştik ama tadını çıkaramamıştık. Birincisi çocuğumuz küçük olduğu için fıldır fıldır gezememiştik, ikincisi de hem Deniz hem de kocam hastalanmıştı, otelde grip salgını vardı ve ikisini fena çarpmıştı. Tatilimizin yarısı hastalıkla mücadele içinde geçmişti.

Bu sefer öyle olmasındı. Bodrum güzel yerdi nihayetinde. Şu ünlü plajlarını biz de gezelim, görelim bakalım neydi bu ünün sebebi hikmeti...

Böylece tatil rezervasyonumuzu erkenden (kışın ortasında) yaptık, çocuklarım okula gitmek istemediğinde, huysuzluk ettiğinde "ama bakın şimdi siz okula gidin ben de çalışayım, para biriktireyim, yazın tatile gidelim" diyerek kışın soğuğunu daha çekilir kılmış ve bir hayale tutunmuştuk ailecek!

Tatilden önceki hafta arkadaşım ve oğluşuyla konsere gittik. İki gece bizde kaldılar.  Kocam tatilden önce tüm işleri halletmek istedi, çocuklara ben bakacaktım, asla kocamın yanına çocukları salmayacaktım, her anneeeee babaaaa dediklerinde yanlarına ben koşacaktım, kardeş kavgasını ben ayıracak, yemek mızmızlığına ben katlanacaktım. Tım tım tım.. Siz planlar yaparken kader size gülermiş. Arkadaşım gittikten sonra, ay ben çok yoruldum azıcık uzanayım dedim, kanepeye boylu boyunca serildim. Yahu ben hasta mıyım yorgun mu anlamadım diye diye saatler geçti. Akşama doğru kendime gelir gibi oldum, sonrasında yatakodasına geçtim ve ateşlendim. Bu şekilde ben ateşli, kocam çocukların başında koca haftasonu geçti. İlaçlar, vitaminler yüklendim, pazartesi çocukları yaz okuluna bıraktım ve geri gelip vurdum kafayı yattım. Bir ara kendime geldim, çantaları hazır ettim, ertesi sabah Bodrum'a yola çıkacağız topla kızım kendini dedim. Tatili erteletmek de aklımızdan geçti ama bayram sonrası yoğunlukta yer bulabilmek belki imkansız olacaktı, ayrıca  fiyat farkı ödemek de işimize gelmedi. 

Kocam tüm işleri yetiştirmeye çalışmanın siniriyle burnundan kıl aldırmıyordu, ben de ona fazla bulaşmama kararı aldım. 

Günlerce yatmaktan ve omurgamdaki yapısal bozukluktan dolayı vücudumdaki tüm omurlar kilitlenmiş sanki, başımda, sırtımda, belimde bir ağrı belirdi, geçmedi. Ne ılık duşlar işe yaradı ne ağrı kesiciler... Salı sabahtan yola çıkamadık, işleri ancak öğle üstü halledebildi eşim, 12:30'da aman geç olsun da güç olmasın, her şeyin başı sağlık nidalarıyla yola düştük. Yola çıkarken okuduğum dualarla bir parça kendime geldim, ama yol bitip de otel odasına girdiğimizde ağrıdan ağlıyordum! Sonra tekrar dua okudum kendime (nazara inanırım!) ve tekrar ayaklandım. Çocuklar akşam yemeğine kadar havuzda oynadılar. 

Gece ateşlendim, ertesi sabah boğazımın sağ tarafı avuç içi kadar bir bölge ağrıdığı için hastaneye gitmek istedim. Bodrum Devlet Hastanesi KBB polikliniğinde 2 saatlik bir muayene bekleme süreci sonunda tonsilit teşhisi ile ilaçlarımı aldım. İlaçlar birkaç saat içinde fayda etmeye başladı. O gün öğleden sonra Gümbet sahillerinde çocuklarımla birlikte denizde girdik, akşama kadar sahilde kaldık. 

Ertesi sabah, tatilimizin 3. günü, tekrar havuza girelim, öğle yemeğinden sonra da Borum sahillerini gezeriz diye plan yaptık. Biz her zaman böyle yaparız, öğlen yemekten sonra bir çıkarız, akşama kadar o sahil senin bu ada benim gezer eğleniriz. Bu sefer de kocaman deniz yatağını, kollukları, simitleri şişirdim, çocukları donattım, havuza saldım. Tam yerime oturayım kitabımı okuyayım derken, arkamdan bir çığlık geldi. Noldu diye bağırdım, ben bağırdığım için çocuk korktu, dediler çevremdekiler! Barış Çağan'ın ön dişi dudağını kesti diye düşündüm, kan var çünkü. Hemen su aldım bir bardak, ağzını çalkalattım, baktım ağzının içinde alt damağında oldukça derin bir yarık var ama dişler yerinde!. Çok şükür dedim. Sonra çenesindeki kanı gördüm, ağzından sızdı herhalde dedim, baktım değil, çene de yarılmış ve yarık çok derin. Kocama seslendim, dikiş atılacak dedim. yok daha neler dedi. Basit bir kazaydı, ayağı kayıp bam diye düşmedi ki, havuzdan çıkarken dirseği bükülüp çeneyi çarptı bu kadar küçük bir çarpma böyle nasıl dağıttı oğlumun ağzını çenesini... Aldık çocukları Bodrum Devlet Hastanesi acilinin yolunu tuttuk. Doktor da baktı ve evet dikilecek dedi. Dikiş atan görevli (asistan mıydı bilemiyorum) iki dikişle kurtarırım dedi, biz de kabul ettik. Oğlumun çenesine uyuşturucu iğne yaptılar ve o esnada canı çooooookk yandı. İçim eridi, çok üzüldüm. Bebeğim benim! İki dikişten sonra çeneyi kapattılar ve asla su değmesin dediler. Ne kadar süre dedim, dikişler alınana kadar dediler. Ne zaman alınırmış? 7-10 gün sonra! Gitti tatil yani öyle mi?! 

Hastaneden çıkarken küçük kuzum "doktorlar canımı çok yaktı, tatlılara böyle yapılmaz ki" diyerek ağladı! O ağladıkça benim içim ezildi. Oradan Diş hastanesine gittik. Dişi sallanıyor çünkü. Kısa bir beklemenin ardından doktor dişine baktı, toplayabilir tekrar dedi. (dün de kendi diş hekimimize gösterdik, film çekelim, diş yerinden kopmuşsa yapıştırırız dedi)

Moraller bozuk. Oğlum yemek yemeyi reddediyor (ki aradan 1 hafta geçti, hala çorba içiyor, katı gıda yemiyor) Barış'ımı çocuk havuzuna soktum risk alarak, elinden tuttum sürekli ki aman düşmesin su değmesin dedim. Arada da büyük havuzuna kucağımızda soktuk yine su değirmeden. Ama denize gitmek hayal oldu tabii... 

4. gün (cuma günü) yetişmeyen süreli bir işi Bodrum adliyesinden halletmek için yola çıktım. Dolmuşa bindim, hesap ettiğimden daha uzun sürdü yolculuk. Yine de 11:53'te memurun önündeydim. Memur savcıdan havale alın ama 5 dakika önce savcı bey çıktı dedi. tüm katları koşar adım dolaştım. Çalmadığım kapı kalmadı ama hiçbir savcıyı makamında bulamadım! Öğle tatilinde sinir içinde bekledim mecburen. Öğleden sonra savcı beyin odasına gittim, saat 13:15 olmuş hala yerinde yok! Savcı bey Cumaya gitti, napsın gitmesin mi yani dediler. Ben de benim giden zamanım ne olacak dedim?! Ben şu anda çocuğumun yanında olmalıyım, mesai saati içinde yerine kimse bakmıyorken mesaisini terketmesi haksızlık dedim! Yeniden yukarı katlara çıktım, bir savcıyı makamında buldum ve imzasını aldım çok şükür. Çalışmak en büyük ibadettir, kolay gelsin dedim!

Böylece otele döndüm, çocukların başına geçtim, eşim saatlerce güneşte Barış'ı kollamaktan çok yorulmuş. Mesaiyi ben devraldım ve küçük havuzda aman çocuğum düşmesin diye elini tutarak saatlerce başında durdum Barış'ın. Bu arada Deniz bana cephe aldı. İlgimi istediğini anladım ve onunla başbaşa bir konuşma yaptım. Annelerin bütün çocuklarını sevdiğini ama hasta olanla daha fazla ilgilenmesi ve ona şefkat göstermesi gerektiğini anlattım. Küçükken çektiği sıkıntıları, hastalıkları, bu süreçte bir an bile başından ayrılmadığımı, onun için çok gözyaşı döktüğümü ama sonunda Allah'ın onu bana bağışladığını anlattım. Cuma öğleden sonra Deniz durgunlaştı, kulağı ağrıyormuş. Su kaçmış olmalı dedik, ağrı kesici verdim, kulak damlası damlattım, ama maalesef geceye ateşlendi. Antibiyotik başladım. 

Cumartesi sabah ağrısı devam ediyordu, ateşi de vardı. Biraz havuzda oynadılar, öğle yemeğinden sonra odamıza çekildik ve çizgi film izlediler, otel odasından ayrılmak istemediler. Deniz Baran "aman nolur gidelim, artık bu lanetli tatili bitirelim" dedi. Akşam yemek yedik, bir gün daha rezervasyonumuz olmasına rağmen dayanamadık ve İzmir'e doğru yola çıktık. Gece arkadaşıma gidip kedimizi aldık, oturup sohbet ettik, sabaha karşı eve geldik. Bir de ne görelim, tüm iri balıklarımız ölmüş, kurtlanmış! Tam bir kabus. Oysa tatil yemleri duruyordu. Diğer akvaryumdaki balıklara bir şey olmamıştı ama maalesef bürodaki akvaryumumuz talan olmuş!

Şimdi bu kadar tersliğe nazar demezsin de ne dersin?! 
Allah kem gözlerden saklasın, beterinden korusun. Bir daha tatile gideceğimi önceden söylemeyeceğim kimseye!