Sayfalar

31 Aralık 2012 Pazartesi

Yağ Yağ Yağmur

Geçen gün Deniz Baran, park yatağına atlarken, çat diye bir ses geldi! Baktım, kırılmış. Ikea'ya gittik dün, alışveriş yaptık. Yatak aldık bir de mama sandalyesi. Yeni aldığımız yatağı, şimdilik Deniz kullanacak, sonra bir düzenleme yapacağız nasipse.

Dün Ikea çıkışı yağmur yağıyordu. Yağmurun altında Deniz Baran'la koştuk, çok keyifliydi. Yağ yağ yağmur, teknede hamur, ver Allah'ım ver ver, sicim gibi yağmur diye şarkı söyledik, güldük, bağırıp çağırdık. Barış Çağan da babasıyla yağmur altında koştu, gülüştüler.  İki takıma ayrılıp yarıştık arabaya kadar. Yarışı kocam ve Barış Çağan kazandı. Kalabalık aile olmak güzel şey!

Deniz Baran, yağmuru kimin yağdırdığını sordu. Allah yağdırıyor dedim. Yağmurun oluşumunu da biliyor. Bir çizgi filmden öğrenmiş. Sular buhar olup uçuyor, gökyüzünde arkadaşları ile buluşuyor, bulutlar oluşuyor, sonra bulutlar taşıyamayacak kadar çok yağmur damlası biriktirinceee, tekrar aşağı düşüyorlar. İşte bunlara yağmur damlası deniyoooorr! Bunu Deniz Baran anlattı bana! Şaşırdım. Dün akşam, yağmurlara bakarak bu kadar mısınız? Hadi geliiin diye bağırıyor ve gülüyordu!

Bugün yılın son günü. Bu akşam yağmur yağmazsa dışarı çıkmayı planlıyoruz yemek sonrası. Bakalım... 

Son olarak yeni yıl için dileklerim... Yeni yıl hepimize sağlık, sıhhat, sevgi, bolluk, bereket, mutluluk, huzur, başarı getirsin. Kimin kalbinde iyi dileği varsa, yeni yılda gerçekleşsin.

Can Dostum : Kardeşim ve Anneannem

Deniz Baran arkadaş istiyor. Dışarı çıkıp gezmek istemiyor. İlle de nereye gideceğimizi soruyor. Toprak'lara mı, Emre'lere mi, Bulut'lara mı gidiyoruz diye soruyor. Alışverişe veya gezmeye cevaplarını kabul etmiyor, ben gelmeyeceğim diye ayak diriyor. Sonra da bana arkadaş bulun, ben arkadaş istiyorum diye açıkça söyledi! Ben de onun her zaman en yakınında zaten arkadaşı olduğunu söyledim. Kim biliyor musun dedim, kim dedi. Barış tabii ki de dedim. Kardeşin anlamı nedir bilir misin, can dostu, en yakın arkadaş demektir kardeş dedim. Bu fikri sevdi. Tamam dedi. Ama gene de başka arkadaşlara da ihtiyacı var.

Deniz şu yazımı yazarken de soruyor "annee, anneannem ve dedemden başka kimse yok mu?" Ben de akrabalarımızı saydım tek tek. Akrabalar arasında Deniz'e yaşıt kimsecikler yok. Bir oyun grubuna ihtiyacım vaaaaarrrrr....  Aklımda bir iki plan var ama bakalım. Bizim apartmanda çocuklu aileler var. Ama tanımıyorum hanımları. Birinin çocuğu Barış'la aynı çağlarda, diğer hanımın çocuğu Deniz'le aynı çağlardaymış. Tam oyun grubu kurulabilir işte.... Ama bu fikre nasıl bakarlar bilemiyorum.

Deniz Baran ve anneannesinin arası oldukça açıktı. Deniz anneannesine kötü sözler söylüyordu. Zira anneannesi, Barış'ı korumak için Deniz'e çok sert direktifler veriyordu! Deniz de annesnnesine kötü sözler söylüyordu, anneannesi kendisine kötü söz söylenince Deniz'e çıkışıyordu. Deniz agresifleşiyor, ya anneannesine ya kardeşine sert davranıyordu. Bu bir kısır döngüye dönmüştü. Bu kabusu başlatanı biliyorum ama bunun önemi yok! En son, hem annemle hem de Deniz'le ayrı ayrı konuştum. Kolay olmadı konuşmak ama işe yaradı! Deniz, Barış ve anneanneleri geçtiğimiz hafta oyun oynadılar, korsancılık oyunu. Beşik, gemi oluyor. Annem kaptan, Barış miço, Deniz de "kaptük". Bu kelime kimin hayalgücünün ürünü söylememe gerek yok herhalde! Kaptan ve miço arasındaki kişiymiş! Ben tayfa da olabilirsin, miçonun büyüğüne tayfa denir dedim, bu fikir hoşuna gitti.  Barış da oyuna katıldıyor, heyecanla ve sevinçle yerinde zıplıyor. Beşiğin içine oyuncaklar koyuyor Deniz, Barış hem onlarla oyalanıyor, hem abisiyle kucaklaşıyor. Barış sıkılınca oyundan çıkıyor.

Oyun yakınlaşmalarında çok etkili oldu. Anenannesi eve giderken Deniz ağladı, gitme dedi (ki hiç böyle yapmazdı). Anneannesi yarın akşam gelecek, Deniz anneannesinin yolunu gözlüyor!

27 Aralık 2012 Perşembe

Uyku Sorunu

Deniz Baran'ın vakitsiz uyandığında 45 dakikaya kadar ağlamasından, (ama çok şükür ki bir süredir bu huyunu bıraktı, hakkını yemeyeyim oğluşumun!)
Barış Çağan'ın her gece saat 4'te kurulu saat gibi ağlayarak uyanmasından ve sabaha kadar sallanma, emme faslı olmadan uyumamasından

HOŞ - LAN - MI - YO - RUM!

Kötü bir anne değilim, sadece dinlenmeye ihtiyacım var her normal insan gibi! Uykumu alamayınca insanlıktan çıkıyorum. Yahu uyuyun güzel güzel ne istiyonuz benden!

26 Aralık 2012 Çarşamba

Takıntılar

Deniz Baran'ın takıntısı biberon! (evet hala süt içerken kullanıyoruz)Biberonların başlığı yanlış takılırsa duruma itiraz ediyor ve bu biberonun başlığı bu değil, ben böyle içmem diyor!

Barış Çağan'ın takıntısı ise, buzdolabının kırılan alt kısmı. Ne zaman mufağa girse, ilk iş kırılan alt kısmı (buzdolabının alt tablası) çıkarmak oluyordu. Ben yerine takıyorum, hoop adam alıyor eline gezdiriyor. Baktım başa çıkamayacağım, çıkardım koydum kenara parçayı. Haa bir de Barış'ın damacana pompasının musluk kısmına takıntısı var. Her mutfağa girişinde o musluğu söküyor ve tüm evi gezdiriyor. Tam fırlama oldu. Kapıyı açık görsün, hemen odadan çıkanın peşine düşüyor. Oduna gidenin baltası, suya gidenin helkesi diyoruz Barış'a. Cuk oturuyor! Dün akşam kapıyı açtım, içeri giriyorum, o da dışarı çıkmaya çalışıyor aralıktan. Dur yapma etme derken hıııııııı diye bana bir kızdı, su gibi aktı çıktı dışarı! Dışarı çıkmasına neden bu kadar karşı çıkıyorum, bizim evde tek sıcak odamız var, o da salonumuz! Haliyle evin diğer her yeri buzhane! Ben de korkuyorum bir sıcak bir soğuk yer değiştirmekten hasta olacak diye. Seneye kışa İnşallah bu soruna çare bulabiliriz...

Deniz Baran'ın Hafızası

Bundan aylar önce (belki 1 sene kadar önce, o kadar uzun ki hatırlayamıyorum bile) duvarda küçük bir ahşap çerçeve üstünde alçıdan yapılmış kuş rölyefi asılıydı. Basit bir şeydi, ama beğenerek alıp asmıştık. Deniz Baran, allem etti, kallem etti, o rölyefi ele geçirip kırdı! Rölyefin asılı olduğu çivi boş kaldı, bir daha bir şey asmadık oraya, özel bir anlamı olduğundan değil, denk gelmedi... O resimden de bir daha bahsetmeye gerek duymadık...

Birkaç gündür Deniz Baran bana "anneee, bu çiviye ne asılıydı" diye soruyordu. "Bir şey asılı değildi oğlum" diyorum, yok kabul etmiyor. Aklına düştükçe, aynı şeyi soruyor bana. En sonunda ben sordum ona, "hatırlamıyorum annecim, sence ne asılıydı" diye. "Küçük bir resim vardı" dedi. "Ne resmi" dedim, "kuş resmi" dedi! İnanamadım. Hatırlaması çok şaşırtıcı, zira Deniz Baran şu anda 38 aylık. En iyi ihtimalle o resim 1 yıl kadar öncesinde vardı, yani 2 - 2,5 yaş arasıydı o zamanlar Deniz.

Geçen gün internette hayvan fotoğraflarına bakıyorduk, Hint Tavuğu resmini gördü. Bu nedir dedi, ben beç tavuğu dedim. Deniz bunu Hint Tavuğu olarak biliyor. Hayır dedi, bu beç tavuğu değil, bu kovaladığımız tavuktur ya hani dedi! İzmir Sasalı Doğal Yaşam Parkında, bu tavuklar serbestçe dolaşıyorlar etrafta. Deniz de 2011 yazında kuzenleri ve babası ile bu tavukları kovalamıştı. Onu hatırladı! Hint tavuğu bu tamam dedim, evet dedi, kovalamıştık ya hani diye tekrar etti.

İşte meşhur Hint Tavuğu :


Hafıza ne zaman oluşur? Yaptıklarıma, söylediklerime çoooooooooooooook dikkat etmeliyim. Her şey ama her şey birileri tarafından kaydediliyor, anlaşıldı!

İzmir Hediyelik Eşya Fuarı, Müzik Aletleri, Ponponlarla Transfer

Bugün büroma ziyaretim sırasında epey bir süre yattım dinlendim. Birkaç çizgi film izledi Deniz'im, babası adliyede işlerini halletti bu arada. Sonra bir şeyler yedik, kocam da işini bitirip aldı bizi, fuara götürdü.

Biz kocamla her sene hediyelik eşya fuarına gitmeye bayılırız. Karınca kararınca, bütçemiz elverdiği ölçüde bir şeyler alırız, gezeriz, gözümüz gönlümüz açılır. Bugün de öyle yapalım dedik, ama malum ameliyat sonrası nekahat döneminde olduğum için, fazla ayakta kalamadım ve yoruldum. Uğradığımız birkaç yerden alışverişimizi tamamlayıp, çıktık. Hediyelik eşya fuarındaki kısa gezimiz sonrasında oyun parkında mola verdik. Deniz Baran epeyce oynadı, yanımda öğretmenlik döneminden kalma tebeşirlerim vardı, verdim Deniz'e. Koca koca oğlanlarla arkadaşlık kurdu orada, çocuklaaaar, bakın ne var bendeeeee diye onlara seslenişi, çok komikti. O an Deniz'i ısırıp yiyesim geldi!

Fuardan neler mi aldık? Deniz Baran'a atkı bere takımı, eve bir kutu çikolatalı kestane şekeri (Deniz Baran çikolata niyetine bayıla bayıla yedi), Uşak tarhanası (acılı aldım ama annem yiyemedi, kocam zaten yemez, elimde patladı), oğullarıma birer marakas, Barış Çağan'a bir çekçekli ahşap salyangoz, Deniz Baran'a bir ksilofon aldım.


Eve gelen oyuncaklar büyük merak ve ilgi uyandırdı. Barış'ım marakası eline alıp sallaya sallaya dolaştırdı, salyangozun ipini tuttu, baktı, muayene etti, Deniz'im de marakasını çok sevdi, ksilofona da çok heveslendi, çaldı. Barış'ımın eline de verdim çubuktan, o da vurdu, ses çıkınca acayip keyiflendi ve güldü.

İşte meşhuuurr kaşık ve kabı!
Evde bu akşam farklı şeyler de yaptık. Öncelikle sayı çubuklarımız ve köpük yumurtalarımız vardı. Bunlarla kirpi yaptık. Resim çekmedim. Deniz Baran batıramıyoruuuuuumm diye serzenişte bulundu, küçük bir destekle hallettik meseleyi. Barış Çağan ise köpük yumurtaları ağzına götürdü ve parçaladı. Hemen aldım elinden tabii ki! Verdim eline kaşık kabını, oynadı. Kaşık kabı nedir? Efendim çok basit, mamaların yanında hediye mama kaşığı vermişler, onu da bir kabın içine koymuşlar. Bu aslında benim için ziyadesiyle önmesiz görünen bir şey. Amma ve lakin, aynı kaşık kabını Deniz 1 - 1,5 yaş civarında iken de vermişlerdi, Deniz aylarca oynadı bu kaşık kabı ile. Taaa ki kırana kadar. Baktım, aynı ilgi Barış'ta da var. Açıyor, kapatıyor, içine bir şey koymaya çalışıyor, tekrar ve tekrar açıyor kapatıyor. Bu çalışmayı son derece ciddi bir yüz ifadesi ile defalarca tekrarlayarak yapıyor. Ben de bu çalışmasını keyifle izliyorum...




 Ponponlarla maşa transferi çalışması yaptık. Aldığım atkı bere takımının ponponlarını alındıktan 5 dakika sonra koparıp oynamaya başladığı için, hadi annecim ver onları dikeyim sana renkli ponponlar getireyim dedim. Getirmişken hadi maşa çalışalım dedim, eğlenceli bir çalışma yaptık.


Kimi zaman eliyle, kimi zaman maşa ile çalıştı Deniz. Daha önce de bu tarz çalışmalar yapmıştık, tekrar etmek hoş oldu.






Barış Çağan merakla ponponları izledi aşağıdan, baktı fayda yok, vazgeçti. Eeeee oğluşum, ponponları yemeni istemeyiz değil mi!

25 Aralık 2012 Salı

Büroma Ziyaret

Tam 11 ay sonra ilk kez bürodayım. En son 27 Ocak 2012 Cuma günü gelmiştim büroya, 30 Ocak Pazartesi Barış'ımı doğurmuştum o tarihten sonra gelmedim. Bir iş için dışarı çıkmak zorunda kaldım, işimi hallettim, kocamı beklerken dışarlarda durmayım, büroya geçeyim dedim. Deniz Baran'la birlikteyiz. Her yeri kurcalıyor. Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjisi var. Eline kağıt kalem verdim, biraz oyalanıyor. Yoruldum, eve gidip dinlenmek istiyorum ama Deniz'e parka götürme sözüm var, babasını bekleyeceğiz.

Değişik bir duygu. Bir an buraya aitmişim gibi geliyor, sonra değilmişim gibi, sanki hiç gitmemişim, ara vermemişim gibi geliyor, sonra da yabancılıyorum burayı. Bilgisayar masa üstü, 11 aydır dokunmadım, masama oturmadım. Büro oldukça temiz görünüyor, etraf derli toplu. Geçen gün temizlik yapmış kocam, anlatmıştı.

Biraz içim buruldu. Özlemişim burayı. Gelince farkettim. Çalışmayı seviyorum. Anneliği çok seviyorum, çocuklarımdan ayrılmayı istemiyorum ama evde oturmak bir süre sonra boğucu gelmeye başlıyor. Biraz daha zamanım var işe dönmek için. Bu bahar hayat benim için farklılaşabilir. Kim bilir, neler getirir hayat, bekleyelim, görelim...

22 Aralık 2012 Cumartesi

Serbest Çalışma - Tahta Küpler, Renkli Bardaklar ve Yapboz Kartlar

Sonunda olan oldu. Deniz Baran, "içim dışım çizgi film oldu, bıktım artık" dedi, TV'ye doğru gitti ve kapattı! "Ne yapmak istiyorsun" dedim, "faaliyet" dedi net bir şekilde! "Ne tür faaliyet istersin" dedim, "hamur" dedi. Ne istediğini biliyordu ve kararlıydı. Kendimi de iyi hissediyordum, "tamam" dedim. Kalktım ve hamurları getirdim. Bir süre oynadık ama içime sinmedi. Zira Barış Çağan ha bire ağzını şapırdatıyordu, baktım ağzında pembe bir hamur! Yere düşen bir parça hamuru almış ağzına atmış! Her ne kadar iyi marka hamur alsak da, yemesine gönlüm razı gelmedi. Hem Barış'ı da faaliyetimize dahil etmek istiyordum. Dedim ki Deniz'e, "kardeşini de katabileceğimiz bir faaliyete ne dersin?" "Tamam" dedi. Ben de küplerimizi çıkardım. Renkli ve renksiz, çeşit çeşit tahta küpler... Ben yaptım, Barış bozdu. Deniz yaptı, Barış bozdu. Ben yaptım, Deniz bozdu. Sonra kendi hallerine bıraktım ve hummalı bir çalışma sergilediler.

İkisinin de yüz ifadesi son derece ciddi idi! Küpleri dizdiler, Barış çubukları eline alıp gezdirdi. Deniz onları konuşturdu, yemek yaptı onlarla. Barış'a yol gösterdik, o da bizi taklit etti ve küpleri birbirine vurarak sesler çıkardı. İnanılmaz derecede iyi vakit geçirdiler. Deniz, küplerini bozduğu için Barış'ı bana şikayet etti. Ben de bunun oyun olduğunu, böyle tadının çıkacağını söyledim. Şikayet etmek yerine, tadını çıkar, keyfine bak dedim.



Sonra Deniz Baran, boyut olarak oldukça küçük (1cm3 kadar) küplerle masada oynadı ki kardeşine zarar gelmesin diye. Ben de Barış Çağan'la küp oynamaya devam ettim. Sıkılınca da İkea'dan aldığımız bardaklarımızı çıkardım. Barış bu bardakları üst üste dizmeye bayılıyor. Başardıkça şevkleniyor. Bardakların içine sert objeler koydum ve ses çıkarttım. İlgiyle inceledi, hoşuna gitti.



Hastalanmadan önce aldığım yapboz kartlarla birkaç gündür sık sık oynar olduk. 1'den 18'e kadar rakamlar ve her rakam için 3 kart var. Kartların üstünde renkler, hayvanlar ve sayılar yer alıyor. Çok eğlenceli. Deniz Baran "ama ben bunları birleştiremiyoruuuummm" diye ufaktan mızıldanıyor, zira kartların birbirine geçme yeri yok, sabitlenmiyor, sadece yan yana getirip resim bütünlüğü sağlıyoruz, hayvanları sayıyoruz. Sayıları öğrenmesi için sayı magnetleri de aldım ama, iki afacan, buzdolabının üstünde oynaya oynaya çoğunu kaybettiler bile! Evde detaylı bir arama yapmam gerekecek. Koltukların ve buzdolabının altından, mutfak dolaplarının
                                                                   içinden  fazlasıyla magnet çıkacağından eminim.

Çok yoruldum. Öğle yemeğinin ardından onlar uyudu, ben de uzanarak bu yazıyı yazayım ve kafa dağıtayım dedim. Güzel bir gün.

20 Aralık 2012 Perşembe

Ben ve Oğullarım

Geçtiğimiz 1 ay içinde iki operasyon geçirdim. Oldukça sıkıntılı bir sürecin sonlarına geldim, artık iyileşiyorum. İnşallah hastalığım yeniden nüksetmez. Hastalığım hakkında ayrıntıya girmeyeceğim. Konu çocuklarım...

Deniz Baran bu süreçte çok yıprandı ama bana fazla belli etmedi. Evden ayrılmak, parka veya oyun alanlarına gitmek istemedi. Ben evde yatarken babası alışveriş yapmaya gitti, onu da götürdü. Kipa AVM'de oyun alanı var, bizimki biraz eğlensin kafa dağıtsın diye oyun parkına bırakmış babası. Orada Deniz çoraplarını çıkarıp kaydırağa tersten binmek istemiş. Görevli personel de, bir daha seni böyle görmek istemiyorum, lütfen çoraplarını çıkarma düşersin demiş. Deniz Baran "bir daha seni burda görmek istemiyorum" diye anlamış, "gitmek istiyorum" demiş. Ne yaptılarsa ikna edememişler, peki anneni arayalım demişler (kayıt sırasında ben telefonumu vermiştim) ben hasta yatarken, telefonum çaldı açtım, yanlış oldu diyerek kapattılar. Meğer o sırada Deniz "annem hasta, annemi aramayın, rahatsız etmeyin onu, biz buraya babamla geldik, babamı arayın, artık annemle gelemiyoruz biz"diyerek ağlıyormuş. Oyun alanı görevlileri, Deniz'in bu duyarlılığı karşısında şaşkına dönmüşler. Babası gelen telefonla hemen Deniz'i almış, neler olduğunu öğrenmiş ve birlikte alışverişe devam etmişler. Sonrasında da Deniz Baran aldığımız suyun parasını ödemeyelim diyerek arıza çıkarmış (hiç huyu değildir böyle şeyler) ve tarifi imkansız şekilde bağırarak ağlamaya başlamış, öyle ki kocam "başımıza insanlar toplandı, o derece ayağa kaldırdı mağazayı" dedi. Bir daha da Deniz'i dışarı çıkarmadık, taa ki ameliyat olana kadar. Ameliyat olduğum gün ve gecesinde arkadaşımda kaldı. Arkadaşıma, "annem çok acı çekiyor biliyor musun Lütfiye teyze" diye anlatmış. O gün çok güzel eğlenmişler arkadaşımın oğlu Toprak'la, ertesi sabah kahvaltı etmeyi reddetmiş, evde yerim artık demiş ve bizi beklemiş.

Bunları neden anlattım, tarihe not düşmek için... Deniz Baran son derece hareketli, afacan bir çocuk ama bir o kadar da duygusal, her ne kadar belli etmese bile...

Barış'ıma gelince... Ameliyat öncesi ve sonrası süreçte çocuklarımla hiç ilgilenemiştim. Annem hep yanımdaydı Allah razı olsun. (hastayken pek kolay biri değilimdir). Ameliyat sonrası eve gelirken, önce arkadaşım Lütfiye'ye uğrayıp Deniz'imi aldık, öyle geçtik eve. Yol boyunca Barış'ımı düşündüm. Kapıdan girecektim, beni görecekti ve dizlerinin üstünde Kafkas dansçıları gibi zıplaya zıplaya gülerek bana gelecekti. Çalışırken iş dönüşü hep bu manzara olurdu eve grdiğimde, yine öyle olurdu işte. Kapıyı çaldık, annem açtı. Hayalimdeki gibi belirdi Barış'ım da kapıda. Bomboş gözlerle baktı bana, bir yabancıymışım gibi. Sevinmedi. Zıplamadı. Seslendim, oralı olmadı. O an yaşadığım hayal kırıklığını tarif edemem. O halimle emzirmeye çalıştım tanısın beni diye, yeni mama yemiş, emmedi. Kendimi ona hatırlatmak için çok çabaladım, aldım, sarıldım, kokladımi öptüm, sonunda başardım. Ama çok üzüldüm. Rabbim evladı annesinden, anneyi evladından ayrı koymasın...


Olsa... Olmalı... Olacak...

Oğullarıma ve kendimize kar pantolonları alsam, bir de kar botları. Giysek berelerimizi, kabanlarımızı, taksak eldivenlerimizi... Dalsak karın içine, oynasak, koştursak, yuvarlansak... Kardan adam yapıp burnuna havuç taksak, kartopu yapıp birbirimize atsak... Soğuktan kıpkırmızı olsa burunlarımız, gülmekten yüzümüz ağrısa... Sonra sıcacık otele koştursak, sıcak çikolata içsek birlikte, çikolatadan oluşan bıyıklarımızı yalayıp yutsak, şömine etrafında canlı müzik dinlesek... Ama önce iyi olsam... olsak... her şey güzel olsa... olacak... işte öyle bir şey....

Berrasu'nun Duaya ve Kana İhtiyacı Var

Bir anne olarak derinden üzüntüsünü paylaştığım Berrasu'nun annesinin blogunda anlattığı hastalığı uzun uzun yazmayacağım. İstanbul'da olan ve yardımcı olabilecek duyarlı insanlara ulaşmak niyetim.  Berrasu'nun kana ihtiyacı var. Ve duaya... Rabbim evlatlarımızı korusun, tüm hastalara şifa versin.

19 Aralık 2012 Çarşamba

Hoplayalım, Zıplayalım

Yatarken yapılacak şeyler kısıtlı. Bu nedenle günün büyük bölümünde çizgi film açık. Yarın kontrolüm var, daha iyi olacağımı ümit ediyorum. Bu arada da ilaçlarım değişebilir ve emme meselesi tarihe karışabilir. Hayırlısı olsun, üzülmüyorum.

Deniz Baran'la hoplayalım, zıplayalım oynadık. Sonra da oyuncakçı amca. Şarkılar söyledik ve kitaplar okuduk. Havadan yumuşak top attım ve tutmasını istedim. Barış'ımla da İlk Sözcük Kitabım'dan sözcük çalıştık. Ama beyefendi şu aralar yürümeye odaklandığı için konuşma konusunda hiç çaba sarfetmiyor. Dilaltı operasyonu ocak ayına ertelendi. Ben de İnşallah o zamana kadar iyileşirim. Sonra da konuşma çalışmalarına ağırlık vermeyi düşünüyorum. Özellikle Deniz Baran'la yaptığım gibi ağır ve tane tane, bol tekrarlı konuşma ile çalışmalar yapmayı planlıyorum. Şimdi de yapıyorum ama üstüne düşmüyorum. Çünkü her şeyi aynı anda yapmasını bekleyemem. Oğluşum yürümesini mükemmelleştirmeye çalışıyor şu sıralar.

Deniz'im ve Barış'ım şu sıralar kardeş olmanın güzelliğini yaşıyor. Deniz'im geçen gün park yatağının içine oyuncaklarını doldurmuş, orada kendine Barış'ın ulaşamayacağı bir oyun alanı yaratmış!(akla bak). Ben de bir baktım, Barış dışarda Deniz içerde, Barış mızıldanıyor, mutsuz. Dedim kardeşini de yanına koyabilir miyim, koy dedi. Koydum Barış'ı da park yatağın içine, yatağı duvardan uzaklaştırdım ki kafalarına zarar gelmesin diye. Aman içerde bir kahkaha, bir mutluluk, bir güreşme... Epey bir süre oynadılar içerde. Sonra Barış sıkılınca aldım yataktan. Deniz istemez, alma anne noolluuurr diye yalvarır, Barış mızıldanır. O zaman hemen bu oyuna bir kural koydum, içerde oyun oynayabilirler ama biri sıkılır ve mızıldanırsa, hemen oyuna son verilir. O nedenle Barış'a fazla yüklenirse çabuk sıkılacağından, onu çok sıkmadan oynamasını tavsiye ettim, işe yaradı. Gün içinde birkaç kez böyle oyun seansları düzenliyoruz, herkese iyi geliyor. Ancak kameraya çekemedim, çekince eklerim.

Şu sıralar oyun için kullandığımız bir diğer malzeme de İkea'dan aldığımız parmak kuklalar.


Tek tek parmaklara geçirip konuşturuyoruz, Deniz Baran diziyor onları, Barış eline alıp evi gezdiriyor. bunun yanında küçük küçük yumuşak oyuncaklar da almıştık bir süre önce, çıkarmamıştım ortaya, çıkarınca acayip sevindiler.

Benim oğullarıma mı özgüdür, bu yaş çocuklarının genel karakteri midir bilemiyorum, küçük oyuncaklar, büyüklere nazaran çok daha çekici, uzun soluklu oynanıyor. En azından bizim evimizde durum bu!



17 Aralık 2012 Pazartesi

Kitap Okuyoruz

İyileşme sürecine girdim. Biraz daha zamana ihtiyacım var. Bugün oğullarımla kitap okuduk, deve cüce oynadık. Yattığım yerde anca bu kadar yapabildim. İyileşince TV'ye büyük kısıtlama getirip faaliyetlere ağırlık vermeyi düşünüyorum kısmetse.


Barış'ım için almıştım bu kitabı, aynısını zamanında Deniz'im için de almıştım, eskittik, lime lime olunca attık. Şimdi Barış'ıma baktırıyorum biraz biraz. Henüz dikkat süresi çok kısa ama zamanla bu süre uzadıkça daha fazla keyif alacağını biliyorum. Yine de anladıkça bakışlarında muzip bir gülümseme beliriyor ve ben bu gülümsemesine bayılıyorum.

Barış'ım artık yürüyor. Abıl abıl deriz biz, paytak paytak yani. Emeklemeyi çok nadiren tercih ediyor, genelde istediği her yere yürüyerek gidiyor.




Deniz Baran'la da hepsiburada.com'dan aldığımız kitaplara bakıyoruz. İlk setimiz "Öykülerle Duygusal Zeka Eğitimi", 10 kitaptan oluşuyor. Gün içinde defalarca okuyoruz.  Bunlardan en çok "Tali Karanlıktan Kormuyor" kitabını sevdi oğluşum. Zira kendisi karanlıktan ziyadesiyle korkuyor. Karanlık korkumuz henüz geçmese de, zaman içinde bizim de desteğimizle bunu aşacağımızı düşünüyorum. Yahu laf aramızda ben de karanlıktan ürperirim. Korkarım demeyim, ayıp olmasın.








Şıp Şıp İlk kelimelerim serisi 3 kitaptan oluşuyor. Aslında Barış'ıma niyet almıştım ama baktım, kelimelerin İngilizcesi de var, Deniz de ilgileniyor, tek tek tüm kelimelerin İngilizcesini söylüyoruz birlikte. Güzel bir çalışma yapıyoruz. Barış'ımla da Türkçesini çalışabiliriz. Aslında iki dilli çocuk yetiştirmeyi isterdim ama maalesef benim yabancı dilim MEB'na bağlı liselerin seviyesinde. İnşallah bu açığı kapatabiliriz zamanı gelince.










Tali'nin bir başka seti de "Öykülerle Davranış Eğitimi". Deniz Baran bu aralar duygusal zeka eğitiminde Karanlıktan Korkmuyor kitabına takık olduğu için, bu sete henüz giriş yapamadık ama çok faydalanacağımıza eminim.










Bir süre hiç ilgilenemedim oğullarımla. Bir iki gündür kitap okuyabiliyorum. TV açık oldukça kendimi çok kötü hissediyorum ama yapabileceğim çok da fazla bir şey yok. İnşallah daha iyi olacağım ve her şey yoluna girecek. Rabbim çaresiz dertle sınamasın.

Bu süreçte annem çok destekçim oldu, evimi çekip çevirmek için elinden geleni yaptı. Allah ondan razı olsun. Annelerimiz olmasa biz ne yapardık. 34 yaşındayım hala anneme muhtacım.

12 Aralık 2012 Çarşamba

Hastayım...

Zor bir dönemden geçiyorum. Biraz sağlık sorunlarım var. İyileşeceğime inanıyorum. Çocuklarımla ilgilenemiyorum. Biraz zamana ihtiyacım var. Allah beterinden korusun.

4 Aralık 2012 Salı

Çocuklarda Ateş

Her şeye ara verdim.
Pilates yapmıyorum, iyileşmeyi ve oğlumun iyileşmesini bekliyorum.
Etkinlik de yapmıyorum. Bir hengamenin içindeyim. Deli gibi koşturuyorum, çalışıyorum, hastalıklarla uğraşıyorum.

Barış'ımın 03.12.2012'de DEÜ çocuk cerrahi bölümünde randevusu vardı, babası hastaneye götürdü. (ben de duruşmaya gittim) Babası ateşlendiğini söylemiş, bu nedenle operasyonu 26.12.2012'ye ertelemişler. Normalde yarın yapacaklardı, doktor muayene etmiş, hafif bir soğuk algınlığı enfeksiyonu geçiriyormuş, köpek dişleri de çıktığı için hastalıkla birleşince ateşi çok yükselmiş. Eveli gece 39,1'i gördük! (Diş çıkarma, ateşi bu denli yükseltmezmiş, üst solunum yollarında hafif enfeksiyon varmış.)

Doktor, uygulamamız için eşimi tebrik etmiş. Bu nedenle antibiyotik vermemiş. Pediatriye sevke gerek duymamış. Ne yaptığımıza gelince...

Ateşini düzenli olarak koltukaltından digital termometre ile ölçüyorum. Ateşten çok korkarım! Ölçümlerden emin değilsem, analog termometre ile teyit ediyorum. En doğru ölçümün koltukaltı ölçümü olduğunu birkaç doktordan duymuştum, ben de hep bu yöntemi uyguluyorum. (anüs, ağız, kulak veya alın ölçümleri yapmıyorum. Ama daha önce de yazmıştım, ben çocuklarımı gün içinde sık sık şakaklarından öperim, böylece öperken ateş ölçmüş olurum. 36,4 civarı olan normal vücut ısısı biraz yükselse, farkederim. Eminim pekçok anne anlıyordur.)

Düzenli olarak ateş düşürücü veriyorum. 8 saatte bir Dol... veya İbu.... veriyorum. Ateşi düşmemişse aralardaki 8'er saatte de Cal.... veriyorum. Böylece her 4 saatte bir dönüşümlü ateş düşürücü vermiş oluyorum.

Ateşi 38,5'i  görünce gözyaşı ılıklığında su ile yıkıyorum. Duş için daha fazla yükselmesini beklemem, müdahale ederim. Direk soğuk su olmaz, çocuk şoka girebilir. Daha sıcak su ise ateş düşürmekte etkili olmaz.Yıkadıktan sonra da havlu ile kurutmuyorum, ıslak ıslak kucağımda tutuyorum, kendi kendine kururken ateşi de düşüyor. Ama ateşini düşürdüğüm oda ortamını ılık tutuyorum ki oğluşum üşümesin. Bakıyorum, oğlum tamamen kuruduğunda ateş yeniden yükseliyor, 38,5'i görüyor, hemen yeniden duş aldırıyorum. Üst üste bu şekilde 4-5 kere duş aldırdığım bile oldu! Ateşini düşürüp sabitleyince, uygun bir zamanda doktorumuza götürüyor, muayene ettiriyorum. Çocuklarda ateş asla hafife alınmamalı, mutlaka doktora danışmalı, muayene ettirmeli bence.

Şimdi ben bu uygulamaları evde yapıyorum, zamanında Deniz Baran diş çıkarırken ateşlenince apar topar hastaneye koştuğum, saatlerce acillerde ateşinin düşmesi için beklediğim de oldu. Ama acil serviste saatlerce beklemek de kolay değil. Belki sadece diş çıkardığı için ateşleniyor (belki ciddi bir rahatsızlığı var, bu bir risktir, her anne çocuğu için en doğrusunu bilir) ama acil serviste her hastalıktan çocuk var, bulaşıcılar da dahil! O zaman iyileşmekten ziyade bir hastalık bulaşma ihtimali de oluyor.

Dün gece Barış'ım gayet iyiydi, ateşlenmedi, ara sıra gece ağlayarak uyandı, baktım ateşi yok, pışpışladım, su verdim, biberonun emziğine dent... sürdüm, rahatlatıp uyuttum.

Köpek dişleri çok zor çıkıyor. Deniz Baran'ın köpek dişleri çıkarken ateşlendiğinde acile götürmüştüm. Bıngıldağı şişmişti. Doktor menenjit geçiriyor olabilir demişti. Tahliller yapıldı, ateşi düşürüldü, şükür ki öyle bir şey çıkmadı (yukarıda anlattığım yıkama, havlu ile kurutmama, ortam ısısı, ilaç saatleri ve dönüşümleri, ateş ölçme yöntemi... hepsini Çocuk Hastanesi acil servisinde sağlık personeli gözetiminde ve onların yönlendirmesi ile uyguladım)

Bu bir tercihtir, anneler çocukları için en doğru şeyi yaparlar. Ben ateşi düşürmek için kendi doktorlarımdan duyduğum, öğrendiğim, okuduğum ve kendime göre harmanlayarak uyguladığım yöntemleri yazdım, yazdıklarım tavsiye değildir, herkes kendi tercihinden kendi sorumludur.

27 Kasım 2012 Salı

İtirafname

Oğullarımın tam öğle uykusu saatlerinde sokaktan geçerken arabasının veya motosikletinin egsozunu bağırtanlar, korna çalanlar, megafonla bağırarak bişeyler satanlar hakkında hiç iyi şeyler düşünmüyorum! Onların da çok umrundaydı sanki!

İtiraf zamanı : Oğullarımın öğle uykusuna yatmasını, onların dinlenmesini istemekten çok, kafamı dinlemek için istiyorum. Kötü bir anne miyim neyim...

26 Kasım 2012 Pazartesi

Küçük Vanlı

Oğlum Deniz Baran efendi ile aramızda geçen kavga (adam ciddi ciddi dalgasını geçti, ezikledi beni) : neymiş efendim, o patlamış darı değil, patlamış mısırmış! patlamış darı diye bir şey yokmuş, bu çok komikmiş! Olum, bana 10 senelik kocam böyle baskı yapmadı be! Sen ne dışladın ki şimdi beni koca Vanlı! İzmirliyim ben, darıya darı denir, gevreğe de gevrek! Hem o bayıla bayıla yediğiniz darıları ben patlattım, ille de mısır diyeceksen, ver onları geri!

Fotoğraflar : DEÜ Dönüşü








Keyfimiz yerine gelsin diye hastane yakınındaki parkta sallandık, eğlendik. Benim de sallanasım varmış, ite kaka sığdırdım kendimi salıncağa.


 

 Oğluşum DEÜ hastane kafeteryasında susamlı çubuklarla vampir kılığına girmiş.



Resimdeki kediyi bulunuz! Kedi milleti kadar rahatına düşkün hayvan var mıdır acaba? Sen kalk, kuş yuvasını ele geçir, bi güzel yerleş!

Halk Eğitim Merkezi'ne Veda

Halk Eğitim Merkezi'ne gidemiyorum. Kurstan ayrıldım. Sebepleri karışık...

İki hafta kadar önce annem Barış'ımın üstüne düştü, dizinin altı mosmor oldu. Barış'ım, annemin altında kaldı ve kafası ayakkabı dolabına çarptı. İlk önce hangisine koşacağımı şaşırdım. Barış'ımı babasının kucağına verdim, annemin yardımına ben koştum. DEÜ'deki nodül kontrolümüze gitmek için hazırlanıyorduk. Bir sorun farketse idim, hemen acile gösterebilirdim oğlumu. Allah'tan annemin morarma dışında bir sorunu olmadı, oğluşumda ise şişlik vs. oluşmadı çok şükür. Ama ben çok üzüldüm... Gerçekten çok üzüldüm!

Annem, düşmenin etkisini üzerinden atabilmek için eveli hafta evinde dinlenmeye çekildi. O hafta gidemedim Halk Eğitim Merkezi'ne. Geçen hafta da salı öğleden sonra gelebildi, kursum salı sabahları olduğu için yine gidemedim.

Geçtiğimiz cumartesi operasyonum vardı, annem çocuklarımın başında kaldı sağolsun. Eh tabii kendi evinin işi kaldı, birkaç gün evine ayırmak istedi sanırım. Ya yarın ya da öbür gün öğleden sonra gelir, kursum gene yanıyor.

Önümüzdeki hafta da Barış'ımın ameliyatı var, gene gidemeyeceğim kursa.

Ben de hocayı aradım, durumu anlattım ama pek hoşnut olmadı. Kitapçıkları geri istedi. Kitapçıklardan faydalanıyorum ama sanırım öğrenci sayısına göre zimmetli. Evde etkinlik yapabilmek için bana yol gösterici oluyordu etkinlik kitapçığı. Kocamdan rica edeyim de fotokopisini çeksin bari.

İki çocukla hem ev hem yarı zamanlı iş, ancak bu kadar hak edebiliyorum. Üst üste hastalıklar ve annemin ev kazası oldu. Sabrediyor ve şükrediyorum daha büyük sorunlar olmadığı için. Bu bir sınav olmalı.

25 Kasım 2012 Pazar

Dün

Dün küçük bir operasyon geçirdim. Bugün sağlığıma kavuşmaya başladım çok şükür. Öğle üzeri eve geldim. Deniz'im bana prensesim diye hitap ediyor, ben de ona prensim diyorum. Gelip beni öpüyor, bana sarılıyor. Hastalanmam onu da çok üzdü. Anneannesine "anneannecim, annem neden hastalandı ki" diye soruyor. Kıyamam kuzularım, geçti gitti artık... İyiyim!

Dün Barış'ım 6 adım attı, artık sürekli adım atmaya çalışıyor. Çokça düşüyor, çokça deniyor. Çocukların bu sürekli deneme isteği, bana çok şey öğretiyor. Ne kadar başarısızlığa uğrarlarsa uğrasınlar, asla vazgeçmiyorlar, sonunda başarıyorlar.

Önümüzde Barış Çağan'ımın dilaltı operasyonu var. İnşallah onu da kolaylıkla atlatır, sağlığına kavuşur oğlum.

Bu arada güzel şeyler aldım oğullarıma ama bir türlü yazamadım. Fırsat bulduğumda güzel bir anı biriktireceğim kısmetse.

Geçecek. Geçiyor bile....

23 Kasım 2012 Cuma

İlk Adımlar

Barış Çağan'ım bir hafta on gündür ellerini bırakıp ayakta duruyordu ve brkaç gündür de tek tek adımlar atıyordu. Bugün 4 adım attı! Tutunmadan, yavaş yavaş. Bu ayın sonuna yürümeyi başaracak İnşallah.

Deniz Baran da 10. ayı dolduğu ilk günlerde yürümüştü!

Fotoğraf da eklerim yakında kısmetse...

Bu tarihi an, burada kayıtlara geçsin!

22 Kasım 2012 Perşembe

Yorgun Annenin Bir Günü - Dil Altı Bağı!

Sabah duruşmam vardı, kalktım gittim geldim.

Öğleden sonra DEÜ'de Barış ve benim randevularımız vardı, kocam da geldi, Deniz'i de aldık, hep beraber toplaşıp gittik. Benim kolumda şüpheli bir et beni vardı, onu aldırmak için gerekli tetkiklerimi yaptırdım. Kansere benzemiyormuş, operasyon için gün verdiler.

Gelelim Barış'ıma................... Geçen gün kocam işten gelmiş, sofradayız hep beraber. Barış'ımı yedirmişim ve salmışım halıya, oyalayıyor kendince. Kocam dedi Barış'ın diline ne oldu? Dedim ne oldu? Çatallanmış gibi oğlanın dili dedi kocam. Bıraktım yemeği, gittim yanına. Çıkar oğlum dilini dedim, ben çıkardım, o da beni taklit etti, çıkardı dilini. Şimdiye kadar hiç mi farketmedik, etmedik vallahi! Oğluşumun dilinin altında bağ varmış gibi... Yoktur yoktur diyesimiz var ama maalesef diyemiyorum! Sanki alttan bir şey tutuyor dili ve kastırıyor gibi...... Keyfimiz kaçtı elbette. Şimdiye kadar nasıl olur da farkedemeyiz diye düşünüyoruz, gerçekten bağ mı var bize mi öyle geliyor diyoruz... Sus pus olduk.

Sabah Karataş Hastanesi'nde tetkiklerim yapılacaktı, kaptığım gibi Barış'ı da aldım, götürdüm, günlerden cumartesi. Çocuk doktorundan sıramızı aldım. Panik bir haldeyim, "sanki bir bağ var ve dilini kastırıyor oğlumun" diyorum. Doktor gülüyor. "Siz farkettiniz de biz anlamayacak mıyız" diyor. Anlarsınız diye size getirdim zaten dedim. Muayene etti doktorumuz. Dedi "evet bir bağ var, bu bağ nedeniyle konuşmaya başladığı ilk zamanlarda "r" sesini çıkaramayabilir. Daha sonra zaman içinde bu bağ kendini salar ve "r" sesini çıkarmaya başlar. Ancak çıkarmasa da ne olur? Bakınız Beyazıt Öztürk de "r"leri söyleyemiyor ama dünya kadar para kazanıyor. Benim kardeşim de küçükken söyleyemezdi, sonra söylemeye başladı. Bazı insanlar "r"leri söyler, bazıları söylemez. Benim oğlum olsa, ben asla dokundurtmazdım, anneler hemen panik yapıyorlar eyvah bebeğimin dil altında bağ var, hemen kestirelim, konuşamayacak yoksa vıdı da bıdı da... Ben dil problemi nedeniyle konuşamayan bir kişi bile görmedim meslek hayatımda. Eğer konuşmada bir güçlük varsa, nörolojik bir sorun olabilir, bence gerek yok ama isterseniz çocuk cerrahi polikliniğine götürebilirsiniz" Ben de "eşimle konuşacağım, beraber karar vereceğiz" dedim.

Çarşamba hazır benim randevum varken, Barış'a da bir randevu almaya karar verdik kocamla. Bugün de oğluşumu cerraha gösterdim. Muayenesi yapıldı. Dediler ki evet bir bağ var, bu bağın kesilmesi gerekli. Ne zaman iyileşir dedim. Hemen iyileşir, sıkıntı olmaz dedi çocuk cerrahı. 5 Aralıka randevu aldım. 3 Aralıkta kan tahlilleri yapılacak.

Şimdi çocuk doktorumuzun dediğini uygulayıp bu meseleyi zamana bırakıp günü gelince "r"leri söylemesi için egzersiz yapma yoluna mı gitsem, egzersizlere rağmen "r" leri söyleyemezse ve böyle basit bir operasyonla engellenebilecek bir durum olduğu halde ve dil altı bağını farketmemize rağmen operasyonu yaptırmadığımızı öğrenirse ne hisseder oğlum? Neden yaptırmadınız diye sormaz mı? Belki de dil altı bağı zamanla gevşeyecek ve oğlum hiçbir sorunla karşılaşmadan konuşacak...... Barış'ım şimdilerde dede, mama, baba gibi kelimeleri söylüyor. Yahu insanın doğru olduğunu düşündüğü kararı uygulaması bile ne kadar zor konu evlat olunca!

Sözün özü, dil altı bağını kestireceğiz, o kadar!

Gece de görev aldım, oraya gidip geldim. Şimdi baş ağrım yoğun, uyumak istiyorum!

DEÜ Hastanesi dönüşü fotoğraflarımız burada

20 Kasım 2012 Salı

İtiraf Zamanı : Uyku Sorunu

Barış Çağan Uyumayı Öğreniyor  ve Barış Çağan Uyumayı Öğreniyor II. Perde başlıklı yazılarımda anlattığım uyutma meselesi buhar oldu uçtu gitti!

Yazılarımda anlattığım üzere uyutma meselesinde ilk gece çok zor geçmekle birlikte sonraki geceler gayet güzel geçiyordu. Barış'ım emerken uykusu geliyor, yatağa yatırdıktan sonra bir iki dönüp uyuyordu.

Peki bu düzen ne zaman bozuldu? Tam olarak oda değiştirdiğimiz zaman! Malum, daha önce de belirtmiştim, bizim evimizde doğalgaz yok ve klima ile ısınıyoruz. Evimizin şekli de biraz ince uzun tarzda olduğu için, her taraf ısınmıyor. Çocuklarım soğuk odada üşüttüler ve burun akıntılarından kurtaramadım onları. Ben de dedim son kez olmak üzere yine kış için salona geçiş yapalım, kışı sıcak odada geçirelim! İşte ne oldu ise o zaman oldu. Zira aynı dönemde gece nöbetlerimi de açmaya başladım, çoğu geceler uykuya dalma saatlerinde oğluşumun yanında olamadım. Düzen bozuldu, düzene geri dönmek için sil baştan yapmadım, tekrar ağlatarak uyutmak istemedim. Zaten annem gündüz ben iş yaparken oğluşumu ayakta sallayarak uyutuyordu. Gece uykuya dalmalarda da bir iki kere sallanınca, kendi kendine uyumaya alışma işi buharlaştı, geçmişte bir anı olarak kaldı.

Olmadı, ben başaramadım. Pişman değilim.

Peki şimdiki durum ne? Barış Çağan her gece saat 2 - 2.30 sıraları zırt diye uyanıyordu, o alışkanlığını köreltebildim, tek kazanımım bu oldu.

Her gece ve gündüz uykuya dalarken ayağımda sallıyorum. Allah'tan artık çabuk dalıyor uykuya ve iyi bir dalış gerçekleşmişse, yerine yatırınca uyanmıyor. Hal böyle olunca çok da eziyeti olmuyor oğluşumun.

Deniz Baran 2 yaş civarı kendi kendine uyumayı öğrenmişti. Biz ona hadi artık sallamıyoruz seni, uyku zamanı dedik, türküler, ninniler, masallarla bu süreci geçirdik. Barış'ta da aynı şey olacak.

Başaranları takdir ediyorum. Benden bu kadar!

Günlük Rutin, Sayı Sayma, Az ve Çok, Ev İşlerine Yardım, Zaman Kipleri,

Gece görevden geldim, uyku tutmuyor. Bari geçtiğimiz gün yaptığım etkinliklerden söz edeyim biraz daha.

Etkinliklerimiz yine Halk Eğitim Merkezi'nden.

I. Etkinlik :
Gelişim Alanı : Sosyal duygusal gelişim
Hedef              : Günlük rutinleri bilme ve uygulama

Etkinliğin uygulanması  :  Çocuğumuza "haydi şimdi gün içinde neler yapıyoruz düşünelim bulalım. İlk önce uyuduğun odaya gidelim, sen şimdi yatağına yat, uyuyormuş gibi yap. Şimdi sabah oldu, uyanma vakti, uyanınca neler yapıyorsun" diye soralım.

"tuvalete giderim, ellerimi yıkarım, üstümü giyerim, kahvaltımı ederim, çizgi film izlerim, oyun oynarım, yemek yerim" gibi cevapları kabul edin ve bunları teker teker canladıralım.
Örneğin banyoya gidince diş fırçasını gösterin ve nasıl kullandığını sorup canlandırmasını isteyin.
Doğru cevapları için çocuğunuzu takdir edin.

Farklı uygulamalar: Sabun, havlu, tarak, diş fırçası gibi çocuğun her gün kullandığı malzemeleri ya da bunların resimlerini kullanarak da faaliyeti çeşitlendirebilirsiniz. Gün içinde masaya oturmadan ellerimi yıkadım, yemekten sonra dişlerimi fırçaladım gibi sözlerle günlük rutinleri öğrenmesini sağlayabilirsiniz.

Biz de yukarıda tarif ettiğim gibi sabah uyanmasından itibaren günlük rutinlerimiz hakkında konuşup canlandırmalar yaptık. Deniz Baran hevesli bir şekilde etkinliğe iştirak etti, canladırmalar yaptı. Keyifliydi.

II. Etkinlik

Bu etkinliği geçtiğimiz hafta yapmıştık ama benim keyfim yoktu, yazamadım.

Gelişim Alanı : Zihinsel gelişim
Hedef              : 10'a kadar sayma, istenen sayıdaki nesneyi verme, az ve çok kavramlarını tanıma
Malzemeler    : 10 adet düdük veya kalem makarna (fasulye vs. biz bu iş için kocamla benim kartvizitlerimizi kullandık)

Etkinliğin uygulanması  : 10 adet makarnayı elnize alın ve çocuğunuzla birlikte masaya oturun. Makarnaları masaya koyun. Saymasını isteyin. Bana 3 tane, 2 tane, 5 tane makarna verir misin diyerek istenen sayıda makarna vermesini bekleyin, sen kaç makarna istersin diyerek onun istediği sayıdaki makarnayı da kendisine verin. Verirken teker teker sayın.

Biz bu etkinliği oğlumun seveceğini düşündüğüm şekilde farklı uyguladık. Elime bir tomar kartvizit aldım. Sayarak 10 tane oğluma, 10 tane kendime kartvizit ayırdım. Her ikimiz de kartları elimize aldık. Ben ondan belli sayıda kartvizit istedim. Sayarak bana vermesini söyledim, masaya sayarak koydu, masadan sayarak aldım. Aynı şekilde benden istediği kadar kartvizit alabileceğini ama tek şartın sayarak alması olduğunu belirttim. Her seferinde masaya koyan da masadan alan da sayarak bu işlemi yaptı. Oyun değişik geldi oğluma, sayarak istediğimiz kadar kartvizit aldık birbirimizden.

Kimi zaman onunkiler çok oldu, kimi zaman benimkiler. Masaya dizdik kartları ve hangimizinki çok dedim. Hangimizinki az dedim. Yanıtlar verdi. Takdir ettim, oyunu bitirmekten pek hoşlanmadı zira kartlara bayıldı oğlum. Gayet keyifli ve yararlı bir oyun oldu.

Aslında az ve çok kavramları ile ilgili başka bir oyun daha vardı, o da fasulyelerle oynanıyordu, ben iki oyunu birleştirdim, az ve çok kavramlarının da üstünden geçmiş olduk.


III. Etkinlik

Gelişim Alanı : Sosyal duygusal gelişim
Hedef              : Basit ev işlerine yardım etme

Etkinliğin uygulanması : Çocuğunuzdan size ev işlerinde yardım etmesini isteyin. Örneğin sofra kurarken, çamaşır asarken, yemek hazırlarken size yardım etmesini isteyin. Yardım ederken kavram gelişimini de destekleyin. Örneğin kirli çamaşırları makineye koymadan önce renklileri ayrı yere beyazları ayrı yere koymasını isteyebilirsiniz (valla ben buna karşıyım, etkinlik kitapçığında yazıyor ama, yapmam bunu! kirli çamaşırlara dokunmasın ne gerek var) Çamaşır asarken bana bir mandal, iki mandal, üç mandal verir misin diyebilirsiniz. Sofra kurarken masaya 3 kaşık götür, bardak götür diye yardım isteyebilirsiniz.

Sonra da görüyor musun, bana yardım ettiğin zaman işler daha çabuk bitiyor, seninle oynamam için daha çok zaman kalıyor, hem de daha az yoruluyorum diyerek yardımlaşmayı teşvik edin.

Ben de temizlik kabuslarım hakkında uzun uzun yakınmış biri olarak, bu yöntemi sıklıkla uyguluyorum. Çamaşır asarken ondan mandal istiyorum. Sofraya kaşık çatal götürmesini istiyorum. Temizlik yaparken eline toz bezi veriyorum ve benimle birlikte toz alıyor. Bulaşık makinesini boşaltmama yardım ediyor. Örneğin bugün evi süpürdüm, o da etrafa yayılan oyuncaklarını topladı. Sonra da bak ne kadar güzel bana yardım ettin, ben de daha az yoruldum, etkinlik yapmaya zamanımız kaldı, hadi şimdi birlikte etkinlik yapalım diyerek yardımlaşmasını teşvik ettim.

IV. Etkinlik

Gelişim Alanı : Zihinsel gelişim
Hedef              : Fiillerin geçmiş zaman ve gelecek hallerini doğru kullanma

Etkinliğin uygulanması:
Çocuğunuzla birlikte oturun. Sohbet eder gibi bir önceki gün yaptıklarınız hakkında sorular sorun. Dün nereye gittik, ne yedik gibi. Çocuğunuzun "yedik, gittik, evdeydik" gibi geçmiş zamanı anlatan cevaplar verdiğinden emin olun ve çocuğunuzun cevaplarını doğrulayarak tekrar edin. "evet, dün pilav yedik" gibi.

Daha sonra ertesi gün yapacaklarınız hakkında konuşun "yarın makarna pişireceğim, yarın anneannene gideceğiz" gibi. Sonra da yarın neler yapacağınıza ilişkin sorular sorun ve cevaplarının gelecek zamanı anlatan cevaplar olduğundan emin olun.

Deniz Baran yarın ve dün kelimelerini kimi zaman yerinde kullanamıyor. Geçmiş zaman ve gelecek zamanı anlatan sözleri, kipleri birbiriyle uyumlu ve yerinde kullanabiliyor ama işin içine yarın veya dün girince kimi zaman karıştırabiliyor.

Dün biz Deniz Baran'ın doğumgününde tanıştığımız aileyle buluştuk. Hülya, Hasan ve oğulları Emre ile birlikte Gölet'e gittik. Çay içtik, abur cubur yedik, oğlanlar çimlerde koşturdu, oynadı. Sonra Hülyalara gittik ve akşam yemeği yedik. Oğlanlar da kendi aralarında oynadılar. Kimi zaman kavgalaştılar, kimi zaman barıştılar oynadılar. Gayet güzel bir gündü. Bunun üzerine konuştuk oğlumla. Zaman kiplerini doğru kullandıkça evet öyle yaptık, yemek yedik, oyun oynadınız evet diyerek onu onayladım.

Yarın da anneannesi ve dedesi gelecek, birlikte oturup sohbet edeceğiz. Deniz ve Barış'ı çok özlemişler. Bunun üzerine Deniz'le sohbetimizi koyulaştırdık.

 Fotoğraflarımız Burada :



 




Düz Çizgi Üstünde Yürümek

Bugün yaptığımız kitap okuma etkinliklerinin ardından, uzunca bir ara vermenin acısını çıkaralım dedik ve Halk Eğitim Merkezi etkinliğimizi gerçekleştirdik.


Gelişim Alanı : Fiziksel gelişim
Hedef              : Düz bir çizgi üzerinde ileri doğru yürümek
Malzeme         : 1 m. uzunluğunda 10 cm genişliğinde karton (eğer yoksa ki bende yoktu, tuvalet kağıdı da işinizi görür. )

Etkinliğin uygulanması : Kartonu ya da tuvalet kağıdını düz bir zemin üzerine yerleştirin. Ben koridorumuzda yaptım bu etkinliği. Çocuğunuza bir başlangıç yeri belirleyin. Karton üzerinde ileri doğru topuk burun şeklinde adımlamasını isteyin. Dengesini kaybederse tekrar denemesini isteyin. Karton üzerinde en az 3 kere adımlamasını sağlayın. Ben uzunluğu fazla tuttum ve bir kere gidip gelmesini istedim.




Farklı uygulamalar : Sokağınız güvenli ise, tebeşirle düz çizgi çekip topuk burun şeklinde yürümesini isteyebilirsiniz.

Bizim etkinliğimiz gayet güzel uygulandı ve sonu da işte aşağıdaki resimlerde görüldüğü gibi oldu!



Her etkinliğin içinde olan Barış kuzusu bu sefer geç kaldı, burada neler oluyor diye şaşkın şaşkın bakmakta :))



19 Kasım 2012 Pazartesi

Kitaplar

Benim için uzun sayılabilecek bir aradan sonra etkinliklere başladık bugün.

İlk etkinliğimiz hayvan alfabesi. Kitabımız şu:

http://www.kitaplik.com/wp-content/themes/shopperpress/thumbs/13/kids-hayvan-alfabesi-onkapak.jpgHer sesle başlayan hayvanın resmi ve bu hayvan hakkında kısa bilgiler yer alıyor. Defalarca okuduk, baktık. Bilgileri ilgiyle dinledi oğluşum. Ben sesleri çıkardım, oğluşum hayvanları söyledi. Bazılarını bilmesi mümkün değildi (impala gibi), onları önce ben öğrettim, sonra oğluşum tekrar etti. Çok keyifli bir aktiviteydi, tavsiye ederim.

Barış'ım da ilgiyle fotoğraflara baktı, kitabı elledi. Ama Deniz ile ilgilenmem çok hoşuna gitmedi ve bolca mızıldandı. 










İkinci kitabımız da şu: Gezgin Kedi Mırnav Çiftlikte

Küçük boyutlu bu kitap serisinden birkaç tane almıştım. Ara ara çıkarıyorum ve birlikte resimlerine bakıp hikayelerini okuyoruz. Ben okurken bir yandan da Deniz Baran'a resimlerle ilgili sorular soruyorum, burda ne diyorlar, burda ne yapıyorlar, kimi arıyorlar, hadi sıra sende sen oku diye yönlendirirerek sorular soruyorum. Deniz Baran da kimi zaman sesini inceltip kalınlaştırarak, hayvanları konuşturup hikayeyi anlatıyor kendince. İlgiyle dinliyorum, çok keyif alıyorum.




Üçüncü okuma etkinliğimiz de Meraklı Minik'in Kasım sayısı. Bu ayki konumuz ağaçlar. Ağaç yaprakları üzerine dergideki etkinlikleri yaptık. Çok güzeldi. Tavsiye ederim.

17 Kasım 2012 Cumartesi

Emmeye Devam

Barış'ıma başlıklı yazımda, emzirmeyi bıraktığımı yazmıştım ama bugün hem kendi doktoruma hem de Barış'ımın doktoruna danıştım, benim için de oğlum için de bir sıkıntı olmadığını söylediler. Eve geldim, ilk işim oğluşumu kucağıma alıp doya doya emzirmek oldu. Allah'tan sütüm de çekilmemiş, devam ediyoruz emmeye. Bu bana da oğluşuma da çok iyi geldi. Emdikten sonra kalktı, dudağımdan öptü oğluşum.

Haftaya cumartesi ameliyatım var, genel anestezi yapacaklar. Gece hastanede kalmama gerek olmayabilirmiş. Sabah erkenden gideceğim, kocam benimle gelecek, oğullarıma da annem bakacak nasipse. Anesteziden itibaren 12 saat emzirmezsem sorun kalmazmış, emzirmeye devam edebilirmişim. Anne sütünden daha değerli bir şey mi var dedi doktorumuz.

Barış'la ilgili bir sorun daha çıktı. Önümüzdeki hafta DEÜ çocuk cerrahi polikliniğinden randevu alacağım kısmetse. Ayrıntıları ondan sonra yazarım.

İlk sarsıntı biraz şiddetli geçti ama şimdi daha iyiyim. Pek çok insan çok büyük rahatsızlıklarla mücadele ediyor hayatının bir bölümünde. Bu da küçük bir sınav benim için. Her şey yoluna girecek.

16 Kasım 2012 Cuma

Can sıkıntısı

Bugün doktora gideceğim, tedirginim. Biyopsi yapılacakmış. Yok canım, önemli bir şeyim yoktur. Emzirmeyi bıraktım, düzelirim yakında. Yine de küçük bir bunalım atlatıyorum. Benim en olumsuz özelliğim, çok çabuk yelkenleri suya indiriyorum.

14 Kasım 2012 Çarşamba

Barış'ıma....

Dün gece emzirmeyi bıraktım. Zaten biberon da kullandığımız için daha bir şey anlayamadı. Ben çok üzgünüm. Rahatsızlığım aylardır (6 aydır) sürüyordu. Birkaç kere farklı doktorlara gittim. Testler yaptırdım. Emzirme nedeniyle olduğunu söylediler. Aylardır dayanıyorum ama artık vücudum alarm veriyor. Avuç avuç saçlarım dökülmeye başladı. İlaç tedavisi de uygulanamadı emzirdiğim için. Sözün özü, buraya kadarmış, bitti. İnşallah önemli bir şeyim yoktur, emzirmey bıraktığım için kendiliğinden düzelirim. Bir hafta kadar bekeleyeceğim, düzelme olmazsa tekrar doktora gideceğim.

Barış'ım,  en az bir yaşına kadar seni emzirmek istemiştim, olmadı. Üzgünüm.

Deniz'im, seni iki ay kadar emzirebilmiştim, çok üzgünüm....

Daha önce de yazmıştım, anneliği emzirme ile özdeşleştiriyorum, oysa ki değil, biliyorum ama kalbime söz geçiremiyorum. Bu konuda başka da bir şey söylemeyeceğim!

Not: Emmeye Devam  başlıklı yazımda gelişmeleri yazdım, her şey yoluna girecek.

9 Kasım 2012 Cuma

Hipoekoik Solid Nodüle Elveda


Bugün DEÜ çocuk endokrinoloji polikliniğindeydik. Sonuçlarımızı gösterdik, boy - kilo - gelişim aşamalarını ve nodülün boyutlarını doktorumuz değerlendirdi.

Harikasınız dedi! Evet, bunu duydum, dedi!

Aklımdan bu meseleyi çıkarabilir miyim dedim, evet çıkarabilirsiniz dedi. Bitti mi şimdi dedim. Evet bitti dedi.

Doğduğunda Barış Çağan'ın topuk kanı alınmıştı her bebek gibi, TSH hormonları bozuk çıkmış ve tekrar topuk kanı alınmıştı. Sonuçların bozuk çıktığını, ikinci topuk kanı sonuçları da bozuk gelene kadar kocama söylemedim. Sonra beni aile hekimi aradı. Doğruca aile hekimine gittim Barış'la birlikte. bana bir sevk kağıdı verdiler. Topuk kanı değerleri normal geldiğinde, aileleri aramıyorlarmış. Ama bozuk geldiğinde, durumu hemen aileye bildiriyorlarmış.  Behçet Uz Çocuk Hastanesi'ne sevkimiz yapılmıştı. O zamanlarda karşılaşabileceğimiz ve yıllarca savaşını vermek zorunda kalacağımız hastalıkları düşündükçe hisettiğim yürek çarpıntıları, üstüme üstüme gelen hastane koridorları........ Bir süre Behçet Uz'da kontrollerimiz yapıldı, sonra nodülün büyüdüğünü öğrenince kocamla birlikte DEÜ'ne götürmeye karar verdik. Hastalık sürecimiz burada.

Nodülün takibi 06.11.2013'te yapılacak. İnşallah o zaman göremeyeceğiz bile dedi doktor.

Söyleyecek çok şey var... Belki de tek bir şey var... Şükürler olsun.

Rabbim tüm anneleri sevindirsin, evlatla sınamasın...

8 Kasım 2012 Perşembe

Çocuklarımda Ayrılık Kaygısı

Bir süredir yavaştan çalışma hayatım başladığından beri, benim fındıklarda ayrılık kaygısı oluştu hafiften. Barış Çağan, mutfağa gitsem ağlıyor. Ben de mutfakta çalışacağım zaman kapıyı açık bırakıyorum, üstünü güzel giydiriyorum zira bizim evde doğalgaz yok. Peşimden gelmesine izin veriyorum. Ben çalışırken, etrafımda dolaşıyor, br şeyleri kurcalıyor. Buzdolabı magnetlerini ulaşabileceği şekilde alçağa koyuyorum ki oynasın, tutsun, el göz koordinasyonu oluşsun diye.

Deniz Baran, "annecim gitmeni istemiyorum" diye açıkça söylüyor. "Babam gitsin işe, sen gitme annecim" diyor. Ben de kısacık bir işe gideceğimi çok çabuk döneceğimi söylüyorum. "o zaman uzun işe gitme, kısaya git. Ortaya da gidebilirsin, ama sakın uzuna gitme" diyor. Sık sık beni sevdiğini söylüyor. Bana şarkılar yazıyor Pepee gibi. Anneeemmm canım annem, bal böceğiiiimmm, aşkııımmm, seni seviyoruuuummm diye hem söylüyor hem geziyor.

Böyle güzel sözler işitmek, benim çok hoşuma gidiyor. Kimin gitmez ki?