Sayfalar

25 Nisan 2012 Çarşamba

Evde Birlikte Faaliyet Yapıyoruz

İyi bir anne olmaya çalıştığımı düşünürdüm. Ama hiç de yeterli olmadığımı birkaç gündür yaptığım araştırmalar neticesinde anladım. Çevremdeki insanlar, çocuk yetiştirme çabamı takdir eder aslında. Ama güzelin de güzeli varmış. Anne olmak, emek vermek demekmiş. Emek verdikçe çocuklar şekillenirmiş. Birkaç gündür Montessori eğitim çalışmalarını, annelerin bloklarını okuyup izlemeye başladım. Bir yandan kendimi müthiş yetersiz hissettim ve canım sıkıldı. Bir yandan da çok geç kalmadan bu yöntemi keşfettiğim için kendimi şanslı hissettim ve çalışmalara başladım.  Nuran Evren Yılmaz'ın, Selin'in annesi'nin, Poyraz'lı Günler'in ve Almina'nın annesi'nin bloklarından, daha pek çok yerden okuyup araştırmaya başladım ve araştırmalarımı tek tek denemeye başladım. Henüz oğluşum Deniz Baran da acemi, ben de acemiyim, ilk gün için biraz bocaladık.

Araştırmamda gördüğüm gibi,
* Oğlumun sağına oturdum, onu kendi soluma aldım.
* Transfer çalışmasına elle başlamam gerekirken, maşa ile kaptan kaba pamuk transfer denedik, ama bugün bu transferi gerçekleştiremedik. Oğlum biraz sinirlendi. Hata bende.
* Transferi soldan sağa doğru ve sağ elle gerçekleştirdim ki görebilsin.

Oğlum, bir aktiviteyi yapmakta zorlandığı zaman sinirleniyor. Bu benim yaklaşımımla ilgili olabilir. Kendimi tekrar gözden geçirmeliyim.

İkinci çalışmamız, büyük renkli bir kağıda büyük bir balık çizdim ve içini birlikte yapıştırıcı ile kapladık. Parça parça kopardığım pamukları bu resmin içine yerleştirdik. Yaptığımız çalışmayı buzdolabının üstüne astık ki babamız akşam gelince bu resmimizi görebilsin. Ancak çalışmalarımızın fotoğraflarını çekemedim. Zira oğluşumun ürkmesini istemedim. Çünkü oğluşum fotoğraf çektirmekten çok fazla hoşlanmıyor. Yavaş yavaş alıştıkça denemelere devam edeceğim.

Daha sonra bundan da sıkıldık ve parmak boyası yapmak istedik. Parmak boyası ile sayfalarca boyama yaptık. Boyadığımız sayfaları yırtmamak bizim için büyük bir gelişme, zira oğluşum defter ve kitapları yırtmaktan çok hoşlanıyor. Yaptığımız sanat çalışmalarını akşam gelince babamıza gösteriyoruz, sıkıldıkça aktivite değiştiriyoruz. Böylece yırtmak için sebebi kalmıyor.

Aklımdaki başka bir faaliyet de çocuk şarkıları öğrenmek ve birlikte söylemek.
Mini mini bir kuş,
birgün birgün bir çocuk,
ali babanın çiftliği,
daha dün annemizin,
köpek uçmak istemiş,
pazara gidelim,
küçük kurbağa,
yağmur yağıyor bildiğimiz şarkılar. Daha da öğrenmeli, birlikte söyleyp eğlenmeli.

Şimdi sıra transfer çalışmasını onun için başlangıç seviyesine getirmekte. Oldukça rahat tutabileceği büyüklükte taşlar alıp kaptan kaba transfer etmesini sağlamakla çalışmalara başlayabiliriz. Hatta yıllar önce aldığım renkli taşlarım vardı, onları kenardan çıkarsam iyi olacak.

Şu anda uyuyorlar, uyandığında yeniden faaliyet yapabiliriz diye umuyorum. 

Bu arada, ara sıra canım sigara da istiyor ama bir yemin ettim ki dönemem. Aslında yokluğuna oldukça alıştım, ara sıra bir istek geliyor. Büyük bir yemin ettim sigara içmeyeceğime, bu yeminime de sadık kalmaya kararlıyım. Her şey onlar için. Beni sigara içerken görmesinler, böyle bilmesinler. Keşke hiç başlamasaydım. Yıllarımı heba etmeseydim.

Oğullarım için bir şeyler yapabildikçe kendimi daha mutlu hissediyorum.

24 Nisan 2012 Salı

Günün en sakin zamanları, oğullarımın uyku saatleri... Yemeklerim hazır, oğullarım uyuyor, yoruldum ama değdi. Şimdi dinlenme zamanı...

Güzel Zamanlar

23 Nisan Çocuk Bayramımız oldukça keyifli idi. Kocam işe gitmedi. Çocuklarla birlikte bayramın tadını çıkarmak istedik. Sabah kocam ve Deniz Baran'ım uzun zamandır tamirde olan arabamızı tamirden almaya gittiler baba oğul. Artık kocaman bir erkek adam olmuş daaa babası ile başbaşa erkek işleri yapıyormuş benim oğlum! Öğleden sonra hazırlandık beraber bindik arabamıza, düştük yollara. Efendim, 23 Nisan olması sebebiyle oyuncak bölümünde bir alana bir bedavaymış çoğu markette, biz de bundan faydalanalım istedik. Doğru Özdilek'e gittik. Önce Deniz Baran'ım küçük lunapark alanında aldı soluğu. Atlı karınca, uçak ve babası ile birlikte çarpışan otolara bindiler. Kucağımda Barış Çağan'ım, onların mutluluğunu izledim, bir yandan da hayal ettim, çok geçmeden Barış Çağan'ım da babası ile çarpışan otolara binecek, o günler de gelecek dedim. Hatta ben de binerim, aile partisi yaparız birlikte dedim. Ne güzel olur ama...

Böyle tatlı tatlı eğlenirken, jetonlar bitti ve markete girme zamanı geldi. Markette de birsürü faaliyet oyuncağı aldık. Oyun hamurları, yapbozlar, parmak boyaları... Arkadaşım Lütfiye'nin tavsiyesi ile aldım hepsini. Akşam eve gelince de Deniz'imle birlikte hamur ve yapboz oynadık.  Öyle keyifli zamanlardı kii...Oğlum, "anne ben bugün çok eğlendim" dediğinde müthiş bir tatmin duygusu yaşadım. İlk fırsatta arkadaşıma minnetimi dile getireceğim. Yarın da tahta yer sofrası alacağım kısmetse, faaliyet yapacağız oğlumla İnşallah.

Barış Çağan'ıma da 9-10 ay civarında oynayabileceği halkalar, 1 yaş civarı oynayabileceği şekilli kaplumbağa aldık. Şu anda Barış'ımın tek oyuncağı benim :))

Barış Çağan'ım çok güzel bir bebek ve çoğu kimsenin hemen dikkatini çekiyor. Bugün de öyle oldu, emzirme odasında bir kadının bebeğimde gözü kaldı. Bebeğim öyle çok ağladı ki yer gök inledi. Hemen toparlanıp eve yollandık, babası Calpol içirdi, ben bildiğim duaları okudum, anneannesi de okudu, biraz kendine geldi canım bebeğim. Ama 3 saat kadar ağladı, belki daha fazla. Tepemden aşağı kanter içinde kaldım. Gözü olanın gözü çıksın. İnsanlar maşallah demekten acizler!

Lütfiye, Alp ve oğulları Toprak, tam bizim ailemize göre bir aile. Lütfiye çok tatlı, akıllı, duyarlı bir kadın, çok bilinçli ve özverili bir anne. Alp de tam bir aile babası, kocamla kafaları çok uyuyor. Toprak'la Deniz de çok iyi anlaştılar. Pazar günü bizdeydiler. Çok güzel zamanlar geçirdik. Benim oğlum Toprak'tan 8 ay büyük ve bebeklik çağlarında bu 8 ay, oldukça önemli farklar ortaya koyabiliyor. Deniz'imin oynarken Toprak'ı incitmemesi için çaba gösteriyorum. Deniz'im Toprak'ı sevse de bazen haşin davranabiliyor. Böyle durumlarda büyük çocuğun annesi, daha müdahaleci olup, küçük çocuğun ezilmesini önlemeli diye düşünüyorum. Aksi halde küçük olan çocuğun annesi üzülebilir. Tıpkı Bulut'un oğlumun üstüne çıktığında benim üzüldüğüm gibi.

Toprak, son birkaç ayda oldukça ciddi gelişmeler göstermiş. Arkadaşıma oğlumun nasıl bu kadar güzel konuşabildiği ile ilgili tüyolar vermiştim, aynısını uygulamış ve 2-3 ay içinde tatlı oğluşu cümle kurabilir, renkleri tanıyabilir duruma gelmiş. Bunu da açık yüreklilikle bana anlattı, herkese senin yöntemini anlatıyorum dedi. Ben de çok mutlu oldum. İnsanın emeklerinin karşılığını alabilmesi ne büyük bir mutluluk! Barış Çağan'ımın da her gün yeni gelişmeler göstermesi, geleceğe umut ve mutlulukla bakmama sebep oluyor.

İsterim ki oğullarım bebeklik ve çocukluklarını doya doya yaşasınlar, mutlu olsunlar. İsterim ki ben mutlu bir ailede büyüdüm diyebilsinler ve kendileri de mutlu birer aile kursunlar. İsterim ki hayat dolu dolu yaşayarak geçsin, yaşlandığımda geri dönüp baktığımda güzel zamanlar geçirdim, mutlu yaşadım diyebileyim. İşte o nedenledir ki ailemin her anının tadını çıkarmaya çalışıyorum. Güzel zamanlar yaşıyorum.


21 Nisan 2012 Cumartesi

Gezinti

Bir bebek acıkınca ağlar, susayınca ağlar, bir yeri ağrırsa ağlar, altına kaka yapmışsa ağlar... Peki canı gezmek isteyince ağlar mı? Ağlar! benim bebeklerim canları sıkılınca da canhıraş bir şekilde ağlar. Tıpkı dün gecede olduğu gibi. Barış'ım, anneennenin kucağındaydın dün gece. Ben de yemek hazırlıyordum. Pazar öğleden sonra arkadaşlarımız gelecekler, onlar için ön hazırlıklar işte... Başta iyidin. sonra bir ağlamak kopardın... Senin yanına gidene kadar anneannen pışpışlamaya çalıştı ama seni susturabilmek ne mümkün!. Yanına geldim, seni kucağıma aldım, anneannende öyle bir kaçış vardı ki, görülmeye değerdi doğrusu. Kadını nasıl korkuttuysan! Seni emzirmeye çalıştım, başarılı olamadım, emmek istemedin. Aldım ben de kucağıma seni, dolaştım azcık. Aaa bir baktım, sen sustun! E hani ağlamak? Yok! Demek ki benim tatlı oğluşumun canı gezmek istemiş. Demek ki gezmek, benim oğluşum içn emmek kadar olmasa da oldukça hayati bir ihtiyaçmış, bu da kayıtlara böyle geçsin!

Anneciğim sen benim dünyamsın

Benim canım oğlum "anneciğim sen benim dünyamsın" dedin bana Deniz Baran'ım. Asıl sen ve kardeşin benim dünyamsınız aşklarım. İyi ki sizi dünyaya getirmişim. Bu günler benim için çok güzel ve çok özel günler. İkiniz de yanımdasınız, ikinizin de her anının tadını çıkarmak muhteşem deneyimler.

Barış Çağan'ım, bu günlerde bana gülümsemenin ötesinde gülücükler atmaya, ilk konuşma provaları yapmaya başladın. Ben konuştukça ıııı ıııııııı ıııııııı diyorsun. Biliyorum ki bunlar senin ilk sözcük köklerin. Abin de 2 aylıkken beni tanırdı, sen de tanıyorsun. Demek ki benim iki tane çok akıllı oğlum var. Bu Yüce Rabbim'in bize vermiş olduğu muhteşem iki hediyedir, şükürler olsun.

Deniz'im bugün babanla parka gittin. Baban oruçluydu ve son derece rahatsızdı, bahar allerjisi var malum. Ama öyle tatlı dedin ki "babacığım beni parka mı götüreceksin" diye. Evet babacığım dedi baban ve hazırlanıp seni parka götürdü. Evladı için kendinden vazgeçen kişiye anne - baba denir.

Parkta babanın yanına 70'li yaşlarda bir dede gelmiş. Seni göstererek, bu oğlan senin mi diye sormuş. Evet demiş baban gururla. Bir daha onu buralara getirme diye uyarmış dede. Baban da nedenini sormuş. Bak demiş, şu karşıda oturan kadınların hepsi senin oğlunu konuşuyor, nazar değmesin maşallah çok zeki demiş. Sen girdiğin her ortamda kendinden söz ettirecek kadar karizmatik birisin Deniz Baran Önür.

Bakalım minik Barış'ımın hikayeleri nasıl olacak, heyecanla bekliyorum. Onları da yaşadıkça anlatırım. 


19 Nisan 2012 Perşembe

Oğullarımdan bana kalan

Oğullarımdan bana kalan pek çok hazzın yanı sıra, 30 kilo yağ oldu. Bugün benim miladım olsun, oğullarımın annesi olmak yanında kocamın da güzel karısı olabilmeyi başarmalıyım. Hayat hep mücadele... Maalesef doğum yaptıktan 1-2 ay sonra eski kilosuna dönen o mankenlerden değilim, onlara gıcık oluyorum! Çekilin gidin gözümün önünden!

18 Nisan 2012 Çarşamba

benim tatlı çitam, kendi deyimi ile çitom!

17 Nisan 2012 Salı

Barış Çağan'ın Başlangıç Hikayesi

Ve işte yine elimde test çubuğu, bu sefer tek başıma bürodayım. Hızla beliren çift çizgiyi görünce, göğsümü delercesine yüreğim çarpıyor. Tüm hücrelerimin ısındığını hissediyorum. Kocam sonucu merak edip yüzüme kenetliyor gözlerini. Çubuğu gösteriyorum. Bir süre birbirimizin gözlerine bakıyoruz. Sonra ayağa kalkıp sarılıp tebrik ediyoruz birbirimizi. O hafta yine hastanenin yolunu tutuyoruz. 3 haftalık minik oğluşum, yeni tutunmuş içime, Allah'tan bana güzel bir hediye olarak gelmiş, hoş gelmiş.

Sandım ki bu sefer de yatacağım 9 ay boyunca. İlk haftalar hep yüreğim ağzıma geldi ya seni kaybetme riski yaşarsam diye. Ama korktuğum başıma gelmedi. Çalışma hayatım sürdü. Hamile değilmişim gibi geldi başlarda. Ne mide bulantısı, ne baş dönmesi... Sadece geceleri sağıma yatamama hali ile varlığını bana hissettirdin.

İlk çocuğumuzdan sonra, ikinci çocuğa henüz karar verememiştik daha. Mantıklı olan, uzun bir süre ara vermek, sonra ikinci çocuğu düşünmekti. Mantık bir yana ben hamile kadınlara bakıp bakıp iç çektiğimi, yeniden hamile kalıp o duyguyu yeniden yaşayabilmeyi dilediğimi anımsıyorum. Çok geçmeden de sen çift çizgi ile burdayım anne dedin.

Sana hamile kalmadan aylar önce rüyamda gördüm seni. 9-10 aylıktın. Salonda park yatağının içinde ayakta durup seni kucağıma almam için tepişip duruyor, gülüyordun. Beyaz tenli kumral saçlıydın. Çok güzeldin. Bu senin oğlundur dediler. Sevimli bir rüya idi, korkmadım, yadırgamadım, kabul ettim, sevindim. Aylar sonra senin haberini aldım, işte o zaman dedim ki yahu ben erdim mi acaba?! İşin şakası malum etti Allah bana hem abini hem de seni, bu benim yaşadığım en ilginç iki gerçektir.

Aylar geçtikçe büyümeye başladın. Öyle çok hareketli olmasan da karnımda, gece 10.30 - 11.00 olunca başlardın tepişmeye. Derdim ki bu çocuk doğunca da karıştıracak geceyi gündüzü, perişan edecek bizi. Gerçekten de şaşırtmadın beni. Dış dünyaya alışman oldukça zahmetli oldu.

29 Ocak'ı 30 Ocak'a bağlayan gece, geleceğim kollarına dedin ve hastaneye gittik gece yarısı. Ama sonra gelmekten vazgeçtin. Sunni sancı verdiler, nasıl beter bir şey olduğunu yalnızca çeken bilir. Saatler süren sancı sonrası doğmamakta direndin. Karnımda gittikçe geri çekildin neredeyse kalbime kadar kaçtın diyebilirim. Mecburen sezeryana aldılar beni. İlk nefesinle birlikte belli belirsiz, güçsüz bir ağlama duydum. Bu dedim, işte benim oğlum. Sen ağladın, ben ağladım. Başıma yaklaştırdılar seni, öptüm yüzünü. Koklaştık, ağlaştık. İşte tanışmamız böyle oldu seninle.

Barış Çağan'ım, minik bebeğim...Aşık oldum sana ben. Senin annen olduğum her an, bana verilmiş bir armağan. İyi ki doğdun kuzum.

Hemen her çocuk en geç 7-8 günde, bilemedin 10 günde düşürür göbeğini. Sen tam 42. günde düşürdün. Doktoruna nedenini sordum, genetik kodlaması böyle dedi. Benden ayrılmak istemedi dedim gülerek, doğru dedi. Benimle olan bağını kaybetmek istememişsin. Ben senin bana bağlılığını sevdim. Seni ana kuzusu yapmak değil niyetim. Ama benden kopmamaktaki bu çaban, beni mutlu ediyor ne yalan söyleyim.

Sana alışmam yaklaşık 2 ayımı aldı. Sürekli çırpınıyor, ağlıyordun. Kolik illeti sende de var. Şimdi 2,5 aylıksın, yaklaşık 2 haftadır karabaş yağı sürüyorum karnına, ayak tabanlarına ve dizlerinin arkasına. Oldukça faydasını görüyorum. Hastanede gördüğüm iki kadın tavsiye etti bunu bana, Allah onlardan razı olsun. 2 haftadır da gülümsüyorsun, ballanmaya başladın. Ben senin gülen gözlerini sevdim. Son birkaç gündür abine ilgi duyuyor, onu takip ediyorsun. Hayat boyu birbinizle olan bağınız hiç kopmaz, sevginiz, saygınız, sadakatiniz hiç son bulmaz dilerim.

Eve geldikten 10 gün sonra, sen de yüreğimi ağzıma getirdin, tiroid bezlerinde bazı sorunlar çıktı. Ancak bu mesele ile canımı sıkmak istemiyorum, her şey yoluna girdi çok şükür. 

Gelişmelerini, abinle tanışmanı, büyüme hikayeni, yavaş yavaş, yaşadıkça anlatacağım. Sen büyüyeceksin, ben yaşlanacağım.

Deniz Baran'ın Başlangıç Hikayesi

Elimde test çubuğu, hızla beliren çift çizgiye öylece bakakaldık. Birden elini sus kimseye söyleme dercesine ağzına götürdü kocam. Sarılsak mı gülsek mi bilemedik. O hafta hastaneye gittik. 5 haftalık minik oğlum benim içime yerleşmiş dünyaya gelmek için büyük bir azimle tutunmuş bana. Atlattığımız onca düşük tehlikesinden zaferle çıktık beraber. Anneciğim seni bırakmam ben, sen yeter ki beni bırakma dedim sana. Sen daha doğmadan savaşçıydın oğlum. Yaşama sevincin ve azmin hiç gitmesin yüreğinden. Ben senin bu azmini sevdim.

Dünyaya gelmen için 9 ay yattım. Kimi zaman baban beni pikniğe götürdü sıkılmayım diye. O zaman bile sendeydi aklım, uzun süre sessiz kalınca karnımı dürtükler, seninle konuşurdum. Ne zor kazandım seni ben. Ne kadar istedim seni... Aylarca sen istemiyorsun diye sağıma yatmadım. Daha minicik bir damla kadarken bile sağ yanıma yatırmadın beni. Gecelerim uykusuz geçti dünyaya gelmen yaklaştıkça.

Sen gelene kadar, küçücük olsam, kocamın ceketinin iç cebine sığsam, kalp atışlarını ve nefesini duyarak yaşasam derdim. Sen gelince kocaman bir kartal olsam, kanatlarımı açsam, bebeğimi alsam kanatlarımın arasına, onu tüm tehlikelerden korusam diye düşünmeye başladım.

Şimdi, kendimi bir kartal gibi hissediyorum.

Sen doğmadan yıllar önce rüyamda gördüm seni ben. Seni kucağıma verdiler. 3-4 yaşlarındaydın. Bu senin oğlundur dediler. Ben ne zaman doğurdum da ne ara büyüdü böyle diye düşünürken, alalım mı oğlunu elinden diye hamle yaptılar. Kollarını doladın boynuma, anne beni bırakma dedin. Sarıldım sana, almayın onu elimden, vazgeçmem oğlumdan dedim. Sımsıkı sarıldım sana. Kollarım boynumda, göğsümde bir ateş alev alev yanmakta iken uyandım. Saatlerce ağladım. Hem ağladım, hem anlattım. Sonra her seni kaybetme riski yaşadığımda, oğlumdan vazgeçmedim, vazgeçmem ben. Alma onu elimden diye Allah'ıma yalvardım.

Deniz Baran'ım... Aşkımsın ve de dünyamsın benim.

Dünyaya geldiğinde o ilk nefesi ciğerlerine çektiğinde sen ağladın ben ağladım. Koklaştık, ağlaştık, işte böyle tanıştık.

Bu tanışma ve birbirimize alışma evresi, senin kolik denen şu illetten kurtulmana kadar sürer. O da yaklaşık 3,5-4 aya tekabül eder. O süreçte valla ne yalan söyleyim, akşama kadar nispeten huzurlu ama inanılmaz yorucu saatlerden sonra akşam 6 gibi başlayıp geceyarılarına kadar süren ağlama krizleri, seni pek de sevimli göstermiyordu. Bu ağlamalar başta elimi ayağımı birbirine dolaştırıyor, kendimi yetersiz hissettiriyor,  senin acı çektiğini görmek beni tüketiyordu. Sonraları ise acı çekip çekmediğinden emin olmamaya başladığımı anımsıyorum. Zira başka odaya geçtiğimizde veya ayağa kalkıp dolaştığımızda, ağlamaların yerini ilgiyle çevreyi izlemeye bırakıyordu. Nihayet kolik bittiğinde işte senin ballanma dönemin de başladı.

Senden bahsederken içimdeki ince sızı, sütümü sana veremeyişimdir. Bu konuda başka da bir şey şimdilik söylemeyeceğim. Belki ilerde içimdeki ateş küllenirse söz ederim. 

Doğduğundan beri anne diyerek ağlıyordun. Babaannen, ağlarken anne dediğini duyunca gözleri açılıp bana baktı hayretle, anne diyor buuuu dedi. Evet dedim, yüzümde bir gülümseme ile. İçimi ısıtan tatlı oğlum. Ben senin aklını sevdim. Yüreğini sevdim.

Şimdi eskide kalan fotoğraflarına bakıyorum da, sen ne kadar hızlı büyüyorsun ve ben ne kadar hızlı yaşlanıyorum. 2,5 yıllık büyüme hikayeni ve devam eden gelişmeleri de sonra anlatırım.

Oğullarıma

Canlarım,
Siz bu satırları okur musunuz bilemiyorum ama uzun zamandır sizin için bir günlük tutmayı çok istiyordum, kısmet bu geceymiş, sizin için yazıyorum.

Deniz Baran'ım yatağında uyuyor. Bana bir anneciğim deyişi var ki, içim eriyor.
Barış Çağan'ım dizlerimde uyuyor. Yeni uykuya daldı, yerine yatırmaya korkuyorum. Yeni yeni gülümsemeye başladı bu günlerde. O gülümsedikçe gözlerimin içine baktıkça gülesim geliyor.

Evlat... Tarif edilemeyen, yürekte çarpıntı, gözlerde her an akıverecek hazırda bekleyen bir damla yaş, dudakta gülümseme...

Evlat, ekşi kokusunu içime çektiğimde var olma sebebimi anladığım...

Evlat, öpmelere doyamadığım, üzülmesine kıyamadığım...

Bak şimdi bile beni ağlatan, sevgileri yüreğimi çağlatan, hiçbir aşkla karşılaştıramayacağım kadar büyük, Allah'ın bana gönderdiği en güzel iki hediye...

Zaman akıp gidiyor. Deniz Baran'ım 2,5 yaşına, Barış Çağan'ım da 2,5 ayına geldi bile. Bir yanım büyüdüklerini görmekten, her yeni gelişim adımını izlemekten zevk alırken, bir yanım da onların avuçlarımdan uçup gidecekleri zamana hızla yaklaşmaktan korkuyor.

Siz var olduğunuzdan beri annemi ve kayınvalidemi daha çok anlar oldum...

Hani evladınızı başkalarınınkiyle karşılaştırmayın derler ya, o yalan. Ben bir etrafa bakıyorum bir kendi bebeklerime, ne kadar şanslıyım diye şükrediyor, sizinle gurur duyuyorum. İyi ki varsınız, iyi ki benimsiniz. Ben sizi ömrümün son nefesine kadar seveceğim. İşte bu günce, size olan sevgimin izdüşümüdür.