Sayfalar

17 Nisan 2012 Salı

Barış Çağan'ın Başlangıç Hikayesi

Ve işte yine elimde test çubuğu, bu sefer tek başıma bürodayım. Hızla beliren çift çizgiyi görünce, göğsümü delercesine yüreğim çarpıyor. Tüm hücrelerimin ısındığını hissediyorum. Kocam sonucu merak edip yüzüme kenetliyor gözlerini. Çubuğu gösteriyorum. Bir süre birbirimizin gözlerine bakıyoruz. Sonra ayağa kalkıp sarılıp tebrik ediyoruz birbirimizi. O hafta yine hastanenin yolunu tutuyoruz. 3 haftalık minik oğluşum, yeni tutunmuş içime, Allah'tan bana güzel bir hediye olarak gelmiş, hoş gelmiş.

Sandım ki bu sefer de yatacağım 9 ay boyunca. İlk haftalar hep yüreğim ağzıma geldi ya seni kaybetme riski yaşarsam diye. Ama korktuğum başıma gelmedi. Çalışma hayatım sürdü. Hamile değilmişim gibi geldi başlarda. Ne mide bulantısı, ne baş dönmesi... Sadece geceleri sağıma yatamama hali ile varlığını bana hissettirdin.

İlk çocuğumuzdan sonra, ikinci çocuğa henüz karar verememiştik daha. Mantıklı olan, uzun bir süre ara vermek, sonra ikinci çocuğu düşünmekti. Mantık bir yana ben hamile kadınlara bakıp bakıp iç çektiğimi, yeniden hamile kalıp o duyguyu yeniden yaşayabilmeyi dilediğimi anımsıyorum. Çok geçmeden de sen çift çizgi ile burdayım anne dedin.

Sana hamile kalmadan aylar önce rüyamda gördüm seni. 9-10 aylıktın. Salonda park yatağının içinde ayakta durup seni kucağıma almam için tepişip duruyor, gülüyordun. Beyaz tenli kumral saçlıydın. Çok güzeldin. Bu senin oğlundur dediler. Sevimli bir rüya idi, korkmadım, yadırgamadım, kabul ettim, sevindim. Aylar sonra senin haberini aldım, işte o zaman dedim ki yahu ben erdim mi acaba?! İşin şakası malum etti Allah bana hem abini hem de seni, bu benim yaşadığım en ilginç iki gerçektir.

Aylar geçtikçe büyümeye başladın. Öyle çok hareketli olmasan da karnımda, gece 10.30 - 11.00 olunca başlardın tepişmeye. Derdim ki bu çocuk doğunca da karıştıracak geceyi gündüzü, perişan edecek bizi. Gerçekten de şaşırtmadın beni. Dış dünyaya alışman oldukça zahmetli oldu.

29 Ocak'ı 30 Ocak'a bağlayan gece, geleceğim kollarına dedin ve hastaneye gittik gece yarısı. Ama sonra gelmekten vazgeçtin. Sunni sancı verdiler, nasıl beter bir şey olduğunu yalnızca çeken bilir. Saatler süren sancı sonrası doğmamakta direndin. Karnımda gittikçe geri çekildin neredeyse kalbime kadar kaçtın diyebilirim. Mecburen sezeryana aldılar beni. İlk nefesinle birlikte belli belirsiz, güçsüz bir ağlama duydum. Bu dedim, işte benim oğlum. Sen ağladın, ben ağladım. Başıma yaklaştırdılar seni, öptüm yüzünü. Koklaştık, ağlaştık. İşte tanışmamız böyle oldu seninle.

Barış Çağan'ım, minik bebeğim...Aşık oldum sana ben. Senin annen olduğum her an, bana verilmiş bir armağan. İyi ki doğdun kuzum.

Hemen her çocuk en geç 7-8 günde, bilemedin 10 günde düşürür göbeğini. Sen tam 42. günde düşürdün. Doktoruna nedenini sordum, genetik kodlaması böyle dedi. Benden ayrılmak istemedi dedim gülerek, doğru dedi. Benimle olan bağını kaybetmek istememişsin. Ben senin bana bağlılığını sevdim. Seni ana kuzusu yapmak değil niyetim. Ama benden kopmamaktaki bu çaban, beni mutlu ediyor ne yalan söyleyim.

Sana alışmam yaklaşık 2 ayımı aldı. Sürekli çırpınıyor, ağlıyordun. Kolik illeti sende de var. Şimdi 2,5 aylıksın, yaklaşık 2 haftadır karabaş yağı sürüyorum karnına, ayak tabanlarına ve dizlerinin arkasına. Oldukça faydasını görüyorum. Hastanede gördüğüm iki kadın tavsiye etti bunu bana, Allah onlardan razı olsun. 2 haftadır da gülümsüyorsun, ballanmaya başladın. Ben senin gülen gözlerini sevdim. Son birkaç gündür abine ilgi duyuyor, onu takip ediyorsun. Hayat boyu birbinizle olan bağınız hiç kopmaz, sevginiz, saygınız, sadakatiniz hiç son bulmaz dilerim.

Eve geldikten 10 gün sonra, sen de yüreğimi ağzıma getirdin, tiroid bezlerinde bazı sorunlar çıktı. Ancak bu mesele ile canımı sıkmak istemiyorum, her şey yoluna girdi çok şükür. 

Gelişmelerini, abinle tanışmanı, büyüme hikayeni, yavaş yavaş, yaşadıkça anlatacağım. Sen büyüyeceksin, ben yaşlanacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder