Sayfalar

17 Nisan 2012 Salı

Deniz Baran'ın Başlangıç Hikayesi

Elimde test çubuğu, hızla beliren çift çizgiye öylece bakakaldık. Birden elini sus kimseye söyleme dercesine ağzına götürdü kocam. Sarılsak mı gülsek mi bilemedik. O hafta hastaneye gittik. 5 haftalık minik oğlum benim içime yerleşmiş dünyaya gelmek için büyük bir azimle tutunmuş bana. Atlattığımız onca düşük tehlikesinden zaferle çıktık beraber. Anneciğim seni bırakmam ben, sen yeter ki beni bırakma dedim sana. Sen daha doğmadan savaşçıydın oğlum. Yaşama sevincin ve azmin hiç gitmesin yüreğinden. Ben senin bu azmini sevdim.

Dünyaya gelmen için 9 ay yattım. Kimi zaman baban beni pikniğe götürdü sıkılmayım diye. O zaman bile sendeydi aklım, uzun süre sessiz kalınca karnımı dürtükler, seninle konuşurdum. Ne zor kazandım seni ben. Ne kadar istedim seni... Aylarca sen istemiyorsun diye sağıma yatmadım. Daha minicik bir damla kadarken bile sağ yanıma yatırmadın beni. Gecelerim uykusuz geçti dünyaya gelmen yaklaştıkça.

Sen gelene kadar, küçücük olsam, kocamın ceketinin iç cebine sığsam, kalp atışlarını ve nefesini duyarak yaşasam derdim. Sen gelince kocaman bir kartal olsam, kanatlarımı açsam, bebeğimi alsam kanatlarımın arasına, onu tüm tehlikelerden korusam diye düşünmeye başladım.

Şimdi, kendimi bir kartal gibi hissediyorum.

Sen doğmadan yıllar önce rüyamda gördüm seni ben. Seni kucağıma verdiler. 3-4 yaşlarındaydın. Bu senin oğlundur dediler. Ben ne zaman doğurdum da ne ara büyüdü böyle diye düşünürken, alalım mı oğlunu elinden diye hamle yaptılar. Kollarını doladın boynuma, anne beni bırakma dedin. Sarıldım sana, almayın onu elimden, vazgeçmem oğlumdan dedim. Sımsıkı sarıldım sana. Kollarım boynumda, göğsümde bir ateş alev alev yanmakta iken uyandım. Saatlerce ağladım. Hem ağladım, hem anlattım. Sonra her seni kaybetme riski yaşadığımda, oğlumdan vazgeçmedim, vazgeçmem ben. Alma onu elimden diye Allah'ıma yalvardım.

Deniz Baran'ım... Aşkımsın ve de dünyamsın benim.

Dünyaya geldiğinde o ilk nefesi ciğerlerine çektiğinde sen ağladın ben ağladım. Koklaştık, ağlaştık, işte böyle tanıştık.

Bu tanışma ve birbirimize alışma evresi, senin kolik denen şu illetten kurtulmana kadar sürer. O da yaklaşık 3,5-4 aya tekabül eder. O süreçte valla ne yalan söyleyim, akşama kadar nispeten huzurlu ama inanılmaz yorucu saatlerden sonra akşam 6 gibi başlayıp geceyarılarına kadar süren ağlama krizleri, seni pek de sevimli göstermiyordu. Bu ağlamalar başta elimi ayağımı birbirine dolaştırıyor, kendimi yetersiz hissettiriyor,  senin acı çektiğini görmek beni tüketiyordu. Sonraları ise acı çekip çekmediğinden emin olmamaya başladığımı anımsıyorum. Zira başka odaya geçtiğimizde veya ayağa kalkıp dolaştığımızda, ağlamaların yerini ilgiyle çevreyi izlemeye bırakıyordu. Nihayet kolik bittiğinde işte senin ballanma dönemin de başladı.

Senden bahsederken içimdeki ince sızı, sütümü sana veremeyişimdir. Bu konuda başka da bir şey şimdilik söylemeyeceğim. Belki ilerde içimdeki ateş küllenirse söz ederim. 

Doğduğundan beri anne diyerek ağlıyordun. Babaannen, ağlarken anne dediğini duyunca gözleri açılıp bana baktı hayretle, anne diyor buuuu dedi. Evet dedim, yüzümde bir gülümseme ile. İçimi ısıtan tatlı oğlum. Ben senin aklını sevdim. Yüreğini sevdim.

Şimdi eskide kalan fotoğraflarına bakıyorum da, sen ne kadar hızlı büyüyorsun ve ben ne kadar hızlı yaşlanıyorum. 2,5 yıllık büyüme hikayeni ve devam eden gelişmeleri de sonra anlatırım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder