Sayfalar

31 Mayıs 2012 Perşembe

Barış'ım...

Keyfim biraz kaçık... Barış Çağan bu ay kilo almamış, boyu uzamış 3,5 cm ama kilo sadece 10 gr almış!  Doktor zaten ek gıdalara geçecekti, işte şimdi kilo alımı durduğu için tam zamanı sanırım! Ama ben 4 aylıkken istemiyordum ki ek gıdaya geçmeyi! Emzirmek ruhuma çok iyi geliyor benim. Aramızdaki bağ gelişiyor. Emzirdiğim için kendimi çok iyi hissediyorum. Doktorumuz 1 yaşında emzirmenin kesilmesinden yana ama ben sütüm olduğu sürece emzirmek istiyorum.

Ek gıdaya geçilecek olması, sanki aramıza yabancıları almak gibi... Garip gelebilir başkalarına... Ama ne bileyim işte, sadece ben besliyordum onu sadece bennn! Başka bir şey vermek istemiyorum ben ona ama kilo almamış! Fark ediyordum ben de kondurmak istemiyordum bir türlü...

Ek gıdaya geçmek demek, bebeğimin bağımsızlaşmaya başlaması demek ve ben henüz buna hazır değilim!

Ek gıda listesini keyfim olmadığı için şimdi yazmayacağım, belki daha sonra yazarım!

Yanağındaki kırmızılık için ilaç verdi doktor. İnşallah tez zamanda geçer. Ona da ayrı sıkılıyorum. Kötü şeyler hiç düşünmek istemiyorum... Yok yok düşünmeyeceğim!

Barış'ım öyle tatlı gülücükler atıyor ki, çevreye karşı ilgili, abisine karşı ilgi duymaya başlıyor. Yaa benim minik kuzum büyüyooorr...

Neyim ben? Tuhaf mıyım? Hem kilo almadı, büyümedi diye üzülüyorum, hem de artık bağımsızlaşıyor, büyüyor diye buruluyorum. Kendimi bazen anlamıyorum.

Haftaya tekrar götüreceğiz yanağı için ama Bülent haftayı beklemem ben, pazartesi Behçet Uz'a götürelim eğer yanağı geçmezse diyor.

Ya noldu kuzum sana yaa?! Nazar mı oldun sen?

Çocuklarıma bir şey olmasın Allah'ım, kimseyi de bizi de evladımızla sınama!

29 Mayıs 2012 Salı

Böyle olur iki çocuklu bir ailenin gezmesi

Dün akşam Lütfiye'lere gittik. Ama ne gidiş! Bülent'in işten gelişi, iki çocukla hazırlanmak epey zaman aldı. Saat 21:30'du ve biz hala arabanın başındaydık. Kapı tam kapanmamış, tavan lambası açık kalmış, akü bitmiş. Haliyle sinirler gerildi.

Bu saatten sonra gitsek mi gitmesek  mi diye düşünmedik değil! Kısa bir teatiden sonra bir taksi tutup gidelim bari, gitsek ayııııp, gitmesek daha ayıp dedik, attık kendimizi taksiye. Ben bu geç kalma meselesine sinirliyim ama bu işi Bülent'in benim üstüme yıkma denemesine daha fazla bozuğum. Zira sağ ön kapı ile benim ne işim olur, ben zaten arkada oturuyorum, Barış Çağan'ı kucağımda taşıyorum. Olsa olsa Bülent'in unutkanlığı diyoruuuuumm, ama o da burnundan soluyor (ya da üstüne fazla gitmeyim diye taktik yapıp öyleymiş gibi davranıyor da olabilir! Evlilik bir satranç oyununa benzer, Bülent hamlelerini çoookk iyi ayarlar, oyunu çok iyi oynar) emin olamıyorum...

Takside Deniz Baran soruyor, annee neden arabamıza binmedik de taksiye bindik?
Ben: Babana sor oğluumm...
Babası: Arabamızın pili bitmiş oğlum!
Deniz: Kim pilini yok etmiş?
Ben: Emin değiliz oğlum, birimiz emin olsa, öbürünü çiğ çiğ yiyecek ama emin değiliz işte diyorum.

Oraya gittiğimizde 22:00 sıralarıydı.(Peeess bize!)  Bizi son derece sıcak karşıladılar da gerginliğimiz dağıldı. Hazırlıklar, ikramlar, sohbet muhabbet her şey çok güzeldi. Böyle güzel insanlarla güzel sohbetler etmek, insanın ruhunu tazeliyor. Bir de çocuklar iyi anlaşıyorlar ya (ara sıra küçük vukuatlar oluyor ama o sayılmaz), insan huzurla oturabiliyor.

Toprak da 2 yaş sendromuna girmiş, tipik itirazlar, çığlıklar... Hayırlı uğurlu olsuuuunnn... :))) Her gördüğümde daha da büyümüş oluyor. Maşallah çok tatlı konuşuyor. Ama çok özendim. Maşallah, uydu alıcıları, elektronik aletler, Toprak'ın ulaşabileceği yerde duruyor ve hepsi sağlam! Biz, Deniz Baran sıralamaya başladığından beri duvara sabitlediğimiz rafa yerleştirerek onları yukarı çıkardık, ona rağmen Deniz tırmanıp aletleri kurcalamayı başarabiliyor!Sehpanın üstünde fanusta balık var! Hala canlı duruyor! Bizde olsa hayvanı kanepelerin altından toplardık ya da Deniz onu ameliyat falan ederdi herhalde! Allah'tan yaramaz, haylaz çocuk istemiştik biz kocamla da ayar biraz fazla mı kaçmış ne?

Beraber iki afacan bütün gece haylazlık yaptılar, zıplama oyunu oynadılar. Sonra da hamur ve yapboz. Benim oğlan yapbozdan pek haz etmez ama orda kıymete bindi, Toprak'tan gördü, o da yaptı bir şeyler. Hatta elinden bile alamadık. Sevil de çok ilgilendi sağolsun. Böyle anlar, küçük molalar, insana tatil gibi geliyor!

Deniz Baran Sevil'e aşık! (Sevil Lütfiye'nin kardeşi) Artık hep beraber olabilirler miymiş neymiş, bişeyler söylemiş yalnızken Sevil'e. Ben Deniz'e kokarca dermişim (yalana bak, kokarca kendi hayali arkadaşı bi kere) artık Sevil'e de kokarca diyebilirmişim :))) Hayal gücüne hayran oldum Deniz Baran :)))

Barış'ım da kucak kucak gezdi, sonra uyudu kıyamam.Mazlum bir bebek Barış Çağan. Seviyorum onun bu hallerini. Gülüyor, çığlık - agu karışımı seslerle diyalog kuruyor. Tam sevilesi, öpülesi çağları. Yanağındaki şu kırmızılık da bir geçse... Doktor umarım işe yarar bir ilaç verir de tez zamanda geçer...

Hafta sonu eğer hava güzel olursa, hayvanat bahçesine gideceğiz kısmetse. Çıldırırlar sevinçten. İnşallah her şey yolunda gider.

Öfke nöbeti nasıl aşılır?

Sabah Barış Çağan kucağımda kocamı uğurlarken,  Deniz Baran da uyanıverdi. Ben babamın gitmesini istemiyorum diye ağlayarak attı kendini yere. Adam duruşmayı kaçıracak, aceleyle gitmem gerek sana gelirken onu bunu alacağım diyerek gitti. Bizimki ağlamaya devam. Yere çöktüm, oturdum. Ben de babanın gitmesini istemiyorum, keşke gitmese dedim. Keşke dedi içini çekerek. Hatırlıyor musun, ben de işe gidiyordum dedim. Hatırlamıyorum dedi. Hıımmm, sen anneannenle kalıyordun ve ben her gün işe gidiyordum ama artık gitmiyorum dedim. Gitmiyorsun dedi. Baban da gitmese evimize kim para getirecek, yemekleri çikolataları kim alacak dedim. Ben alırım benim param var diye bozuk para kutusunu gösterdi. Ama onlar yetmez ki dedim, hadi çizgi film izleyelim dedim, aklı karıştı, sakinleşti.

Çok geçmedi anneannesi ve dedesi geldi. Bizimki anneannesinin gelmesinden hoşnut olmadı. Saldırganlaştı. Anneannesine kötü kelimeler söyledi. Ben de onu önce uyardım, devam edince de düşünme koltuğuna gönderdim.

Sonra babasını kapıda beklemek istedi. Ben de önce yemek yiyelim dedim. Yemek istemedi. Çatalı yere attı, uyardım, dinlemedi devam etti eşyaları yere atmaya. Düşünme koltuğuna ikinci kere gönderdim. Tekrar sofraya davet ettim, istemedi. Kalk o zaman dedim. Ağladı, ağladı, ağladı. Hiiiiiiiiççç ilgilenmedim. Nevrim dönmeye yüz tuttu. Sabır istedim Rabbim'den, verdi çok şükür. Ben ilgilenmeyince birden anne ağlamıyorum diyerek sustu, gözyaşlarını sildi. Ona tabak hazırladım. Masasına yerleştirdim. Yedi, bir süre sonra yanıma geldi. Birkaç lokma ağzına verdim. Azcık ısırır gibi oldu, şakalaştık. Sonraki lokmada da parmağımı ısırdı ve bırakmadı, etimi kopardı! Şaka değil, cidden tırnak dibindeki yumuşak kısmı ısırarak kaldırdı ve kanadı! Sabır diledim Rabbim'den, verdi çok şükür. Etimi kopardığı için özür diledi, geldi sarıldı falan, barıştık.

İşte seyrek olarak gelen 2 yaş sendromu krizi bu olayla bugünlük son buldu (yani umarım).

Sonrasında faaliyet yaptık:

1- Hamurları yoğurmasını istedim ki parmak kasları güçlensin diye. Biraz yoğurup yoruluyor, anne senin sıran diyip elime veriyor hamurları.

2- Hamurlardan rulolar yaptım ve bıçakla kesmesini istedim, oldukça eli alışmış, zorlanmadı. 

3- Çeşitli renk tonlarındaki hamurlardan ikişer top yaptım (çünkü benim oğlum top yapmamdan çok hoşlanıyor, oyuna dikkatini çekmek istedim). Birer tanesini ona verdim, birer tanesini kendime aldım, masanın üstüne sıraladım.  Hamurları eşleştirmesini istedim,  8 farklı renk ve tondaki hamurları gayet güzel eşleştirdi.

4- Kendi hamurlarımdan birini sakladım ve elle eşleştirme yapmadan sadece bakarak "sende olan ama bende olmayan renk hangisi" diye sordum, anlayamadı. Ben de tek tek eşleştir bakalım dedim, eşleştirmenin sonunda bir renk açıkta kaldı, güldü, "nerdeeee ?" dedi, sakladığım yerden çıkardım, oyunu anladı. Gözünü kapatmasını ve tekrar başka bir rengi saklayacağımı söyledim, bu sefer elle eşleştirme yapmadan sadece bakarak hangi rengin onda olup da bende olmadığını buldu. Birkaç kere böyle oynadık, sonra ilgisi dağıldı ve renkli hamur topunu nereye sakladığıma yoğunlaştı, aramaya başladı. Bu şekilde 1,5 saat kadar süren hamur çalışmamızdan sonra itiraz etmeden uykuya yattı.

Barış'ım da bu arada emdi, uyudu, uyandı, emdi, uyudu :)))

Buradan kendime çıkardığım sonuçlar şunlardır:

2 yaş sendromu dolayısıyla öfke nöbetleri nüksettiğinde, ilgisiz kalmak zordur ama işe yarar.

Faaliyet yapmak zaman alır, sabır ister ama öfkeyi dağıtır, enerjiyi boşaltır, çocuğu da anneyi de  rahatlatır. O nedenle kararlılık ve istekle faaliyet yapmak gerekir.

Çocuk öfkelendiğinde, ağlayıp bağırıp çağırdığında, kendini yerlere attığında bazen insanın içinden onu bi temiz dövmek gelebilir. Bu, fiiliyata dökülmedği sürece (ki ben asla yapmadım yapmam da) normal bir duygudur. En azından ben normal olduğunu düşünüyorum. Çocuğumla birlikte faaliyet yaptığımda ben de sakinleştiğim için faaliyet yapmayı seviyorum.

İkinci çocuk henüz küçükken, istekleri beslenme, temizlenme gibi ihtiyaçlarla sınırlı iken bakımı nispeten daha kolaydır.


28 Mayıs 2012 Pazartesi

Anılara Yolculuk

Yalnızlık denemeleri bir ki deneme bir ki...

Bugün annem yok. Evde Deniz Baran, Barış Çağan ve ben başbaşayız. Sabahtan beri ufak tefek işleniyorum, Barış şu an uykuda, Deniz çizgi film izliyor. Ben de yemek yaptım, bulaşıkları ayarladım makineyi çalıştırdım. İkinci posta çamaşırlarımı attım, onlar da yıkansın, hepsini kurutma makinesine atacağım. Akşama da arkadaşlarımıza ev gezmesine gideceğiz. Öğleden önce yemeğimizi yiyelim, Deniz de uykuya yatsın (umarım bu sefer uyur) sonra da babamız gelmeden belki biraz yapboz yaparız...



Deniz Baran'la birlikte az önce eski fotoğraflara baktık. Zaman ne kadar çabuk geçiyor... İçim buruldu... Yakalamak istedim o anı. Tadını, kokusunu yeniden duyumsamak istedim. Deniz Baran'ın kucağımdan inmediği, benden başka kimselere gitmediği o günler, şimdi kucağıma aldığımda anne beni bılak dediği günlerden ne kadar uzakta.

Daha eski fotoğraflar... Düğünümüz, nişanımız, gezmelerimiz, sevgililik dönemleri... Hepsi çooookk gerilerde kaldı (mış!) Ne kadar küçükmüşüz, ne kadar genç! Ne kadar gamsız, tasasız, özgür!

Zaman geri gelse, tekrar yaşasam o günleri, tekrar gelmek isterdim bu günlere!

Bu günlerim de güzel, eskisinden daha farklı, bambaşka. Eskiler başka güzeldi, bu günlerim başka... Tamam özgür değilim tamamen, sorumluluklarım çok fazla ama böyle küçük yalnızlık denemeleri hoşuma gidiyor. Kafama estiği gibi davranamam belki ama, oğullarımın büyüdüğünü görmek müthiş keyif veriyor.  Bir amacım değil, çok amacım var. Her doğan gün birbirinin aynı kimi zaman, kimi zaman bambaşka! Aylar yıllar geçip gidiyor. Evleneli 10 koca yıl dolmak üzere. Tanışalı 17 yıl olmuş bile. Sanki daha dün gibi. Eski fotoğraflar beni alıp götürdü, düşüncelerim karışık, uçuşuyor havada.

Deniz, kendisinin olmadığı bekarlık günlerimiz diye tarif ettiğimiz evliliğimizin ilk 7 yılına ilişkin fotoğraflara bakınca çıldırdı, ben nerdeydim o zamanlar diye. Ben de o zaman daha yoktun sen dedim, anlamadı doğal olarak. Karnımdaydın sen uzun zaman sana orda baktım, büyüttüm seni sevgimle, sonra da aldım kucağıma, bak işte hastanede doğduğun gün, doktorların seni kucağıma verdikleri gün çektirdik bu fotoğrafları dedim.



Fonda Carmina Burana, kahvem yanımda, oğullarım derin uykuda, çamaşırlarım da kurutma makinesinde! Ha şimdi bu romantizmin içinde çamaşırların ne işi var?! Bir yanda Mustafa Okçay'ın Mandalina isimli kitabını okuyordum, biraz ara verip yazmak geldi içimden. Ev de almış başını gidiyor bu arada. Dünya yansa umrum değil hesabı kahve içip yazıyorum. Şimdi temizliğe kalkışsam ikisi de uyanacak. (bahanem de hazır)

Bizim bu yaz bu çocuklara oda yapmamız farz oldu. Bebek telsizimiz var, kamera da gerekli. Deniz malum çok hareketli, istemeden Barış'a zarar verebilir. Sonra kendimizi affetmeyiz! Geceleri de Barış uyanmasa, uyku eğitimi alsa, süper olur. Ben şu doktorumuzla bu gidişimizde bir konuşayım. 4 aya kadar efendi paşa o, 4 aydan sonra gece emzirmelerini düzenleyeceğiz demişti. İhtiyacım var böyle bir düzenlemeye gerçekten!
 




Afacanlar Faaliyette

25.05.2012. Beyefendi sürpriz yumurta zannı ile halis muhlis yumurtayı kaçırmış, peşinden koştuğum için paniğe kapılıp yumurtayı halının üstüne atmıştı.



25.05.2012 Özdilek

27.05.2012 Deniz Baran parmak boyası, Barış Çağan dönme çalışmaları yapıyor

27.05.2012 faaliyetlere devam

 

Deniz Baran keyfinden bağırıyor, Barış Çağan da şaşırmış abisine bakıyor. 



Mutluluk

 Deniz Baran makas kullanmayı öğreniyor. Kocam fonda görüldüğü üzere maç izliyor.

Ha gayret oğlum, başaracaksın :))













Zıpırcan yerinde duramıyor

Ufaklığımın dişleri fena kaşınıyor


kırpık kağıtlarla desen çalışması yapıyoruz.

atımızın yele ve kuyruğu pamuktan

yapıştırıcı ilgisini çekiyor

özenle kırpık kağıtları yapıştırıyor


İşte başarmanın hazzı!

Önceki parmak boyama faaliyetlerimizden...

Önceki pamuk yapıştırma faaliyetimiz

Boyama defterimiz...

Veeeeee 27.05.2012 Barış Çağan dönmeyi başardı!
 Barış'ım aslında daha önce de dönmeyi başarabilirdi ama, Deniz'imin 5 aylıkken kolu dirsekten çıktığı için, korkumdan Barış'ı oyun halısına pek koyamadım. Bir de Deniz Baran Barış'ı oyun halısında çok da rahat bırakmıyor. Oyun halısı pek bir tatlı görünüyor gözüne demek ki :)))
Şu keyfe bak!

Deniz faaliyete doymadı, yeni bir yapıştırma faaliyeti yapmak istedi

Bu da ambulans çalışmamız

 Yukarıda bahsetmiş olduğum gibi, oyun halısının dayanılmaz cazibesi :)) Severim ben bu oğlanları yaaaa !!!
Tatlı kuzular

24 Mayıs 2012 Perşembe

Fış fış kayıkçı oyununa Barış Çağan kıkır kıkır gülüyor. Çookkkk güzeeellll.... Yönünü bana çevirip dizime oturtuyorum, kollarından tutup öne arkaya çekip iterken fış fış kayıkçıyı söylüyorum. Yok böyle keyif!!! Bu akşam Deniz Baran hayaletçilik oynarken bizimle ben de bir yandan fış fış oynadım Barış'la.

Bugün annem güne gitti. Barış uyurken biz de Deniz'le önce taş transferi sonra çeşit çeşit yapboz, küp dizmece yaptık. 11 kübü üst üste dizebildi. Deniz uyumadı ama 2 saate yakın yatağında yattı.

Gelelim tuvalet eğitimineee.. Her şey gayet iyi gidiyor. Bu hafta küçük kazalar minimuma indi. Geçtiğimiz haftalarda çook sık yaşıyorduk doğal olarak. Bu hafta maşallaahh! Geceleri ise çok şükür ki kaçırma huyumuz yok! Çocuk hazır olunca tuvalet eğitimi de kolaylıkla ilerliyor. Kaçırmadan tuvaletini yaptığında övgüler övgüleerr... Canım benim yaaa, tatlı oğlum benim! Kendisi pijamasını çıkarabiliyor artık. Ben giymesi için de önüne atıveriyorum şort ya da pijamasını. Çabalıyor. Yavaş yavaş bu konuda da çalışmalarım devam edecek. Özbakımını yapabilmesi, Montessori eğitiminin bir parçası. Ellerini yıkayıp havluyla kurulama, diş fırçalama yaptığımız çalışmalardan.

Bir çocuk kolaylıkla yetişmiyor. Annelere çok iş düşüyor! Memnuniyetle yapıyorum ama zaman zaman çoook zorlanıyorum!


Yeni Düzen

Bu yaz ablamlar gelecek. Annem ameliyat olacak kısmetse. Dizi ve beli sorunlu. Artık hangisinden ameliyat olur bilemiyorum. Ben de iki oğlumla yalnız kalacağım. Bu benim için bir sınav aslında. İki çocuğum da küçük olduğu için tek başıma her şeyin üstesinden gelmek epey bir zor olacak. Kendime göre bir ev düzeni oturtacağım. Her şeye yetişemeyeceğim mutlaka bir şeyler eksik kalacak. Kim mükemmel ki yahu!

Önümüzdeki sene Deniz Baran da anasınıfına başladığında bebek arabasına koyarım ikisini de, burnumun dibinde okul. Götürür getiririm. Hastalandıklarında zor olur. Ama o zaman da annemi çağırırım. Anasınıfına başladığı ilk sene çok hastalanıyormuş çocuklar. Geçen kış oyun parkına götürüyorduk, çok sık hastalandı Deniz. Ondan da bize bulaştı, hastalıktan gözümüzü açamadık.

Endişeliyim. Allah yardım eder.

Bir öğle uykusu macerası

Yağmur yağıyor. Hızlı hızlı yağmur yağıyor. Dışardan insanların telaşlı sesleri geliyor. Ben sıcak evimde, oğullarım öğle uykusu hazırlığında...

Yağmur gök gürültüsüyle karışık sağnak yağıyor. Ama ne yağmak! Sanki gök delindi, bardaktan boşalırcasına yağıyor. Ben güvenli evimde, birazdan uykunun huzurlu kollarına kendilerini bırakacak olan oğullarımla başbaşa.

Dolu yağmura karıştı, dışardaki insan sesleri kesildi. Arabalar bile geçmez oldu ya da yağmurun sesi hepsini bastırdı bilemiyorum.

Kömür sobası olsaydı, başında durup ellerimi sobaya tutup ısıtır, maşayla kestaneleri çevirirdim. Bir yandan güğümdeki su kaynar, annemlere abdest suyu hazır olurdu. Yengemin bir kuzinesi (biz güzine derdik) vardı mutfağında. Böreklerini onda yapardı. Çocukluk hatıralarım arasında o kuzinenin yeri ayrıdır. İlerde bahçeli bir evim olduğunda, geniş kocaman bir mutfak, mutfağımda da bir kuzine isterim. Çocuklarıma el açması börekler yapıp yediririm. Kim bilir belki torunlarıma da...

Yağmurun hızı azaldı. 45 dakika oldu Deniz yatağa yatalı ama hala uyumamakta direniyor. Dün bu şekilde uyutulmaktan kurtuldu. Ama bugün kararlıyım. Bakalım el mi yaman Deniz efendi anne mi yaman! Sonra akşam saatlerinde sızıp kalıyor bir yerlerde, gece de uyumak bilmiyor. Barış uykuya teslim oldu. Ben de bir kahve yapacağım Deniz uykuya dalınca. Uyumıcam dinlenicem diye o hala inatta...

1 saat 22 dakika oldu, Deniz uyumuyor. Bir de üstüne Barış uyandı gök gürültüsünden, onu tekrar ayağımda salladım, uyuttum.  Deniz yatağında taklalar atıyor. Aslında son birkaç gündür öğle uykuları bozuldu. Her gün aynı saatlerde yatması gerekiyor ama yok dişçiye gittik, yok parka gittik derken uyku düzeni bozuldu. Yine de sessiz sessiz yatması da bir başarı.

Havalar güzelleşsin, hayvanat bahçesine gidelim. Barış'ım anlamaz daha hayvanlardan. Henüz 4 ayı bile dolmadı ama Deniz'im bayılır. Geçen sene de götürdük ama o zaman 1,5 yaşındaydı. Hatırlamaz. Bir de piknik yaparız. Ben basit bir şeyler hazırlarım. Mesela ton balıklı sandviç. Hepimiz severiz onu. Bülent'in de orucu dün bitti. Ne güzel olur! Çocuk parkı da var orda...

1 saat 37 dakika oldu ve masal istiyor. Uyursan okurum dedim, uyumıcam okuma dedi! Vallahi bu çocuğa tehdit, şantaj, ceza, ödül hiçbir şey yaramıyor. Bir yerlerde bir şeyleri atlıyorum ama... Saat 3 olsun, uyumuş kabul edip kaldırıcam! hahaha bu ne yaa?! Bir de utanmadan anne uyanma vakti ne zaman gelcek diye soruyor küçük keçi! Olsun, ben kahvemi içiyorum, Barış da öğle uykusunu alıyor, Deniz de 1 saat 46 dakikadır yatağında yatıyor ya, bu da bir başarı! Ne o? Yenilgiyi kabul ettim mi ne? Hani el mi yaman anne mi diyordum? E napayım yahu! Adım hıdır elimden gelen budur! Ve pes ettim. Vay beee ben de yenilgiyi kabul eder miydim! Ama olsun, hiç değilse 1 saat 50 dakika yatağında yatırmayı başardım. Çalışmalarım devam edecek! Akşam saatlerinde uyumak istediğinde de ben onu uyutmayacağım!

(Not: Akşam 19' sıraları beyefendi uykuya yattı, tabii ki uyutmadım. İntikaaammmmm!! :))) )


Angelina Jolie'nin Sahtekar isimli filmini izledik dün gece. İnsan, anne baba olmadan bu tarz filmlerdeki duyguyu bu denli anlayamıyor. Çocuğu kaybolan bir kadının Amerikan polis sistemi ile mücadelesini anlatan bir film. Güzeldi.





Oğullarım büyüsün;
Dışarda birlikte daha iyi vakit geçirebiliriz. Deniz'le şimdi de güzel geçiyor dışarı maceralarımız da Barış rahat edemiyor daha. Onun yaklaşık bir senesi var. Seneye yaza dışarı çıkmakla çıkmamak arasındaki farkı farkedecek.

Ağrım var... Dişim çekildi, bütün dişlerim yerinden oynamış gibi! Yüzümün sol tarafı komple ağrıyor, gözüm dahil! Uyku tutmuyor...  Bir ağrı kesici içtim, birazdan iyi gelir umarım.

Deniz bir o yana bir bu yana atıyor kendini. Susamış kıyamam... Suyunu verdim eline...

Oğullarım büyüsün, birlikte tiyatroya, konserlere gideriz. Gezeriz. Büyük bir araba alırız, doluşuruz içine, ver elini gezmeler...

Oğullarım büyüsün, birlikte tabu oynarız. Ya da sessiz film... Ne bileyim, ailecek yapılabilecek şeyler işte.

Şimdi onlarla yaptığımız aktiviteler sınırlı. Barış'la emme aktivitesi; Deniz'le ya ev içi faaliyetler ya park. Bunlar da çok keyifli, ben mutluyum. Sadece geleceğe dair hayaller kuruyorum. Büyük bir aile olmayı seviyorum.

Barış'ın yürüdüğü, konuştuğu günler de gelecek mi... Çok merak ediyorum, heyecanla bekliyorum o günleri... Canım benim diş çıkarmaya çalışıyor. Çok sıkıntısı oluyor zaman zaman.

Oğullarım büyürken her gelişim aşamasına tanık olmak o kadar keyifli ki...

Zaman zaman Allah'ım bana sabır ver diye dua ediyorum, malum iki çocuk zor iş. Çoğu zaman da halime şükrediyorum. Deniz de benden duymuş olduğu bu sözleri birleştirmiş, Allah'ım bana şükür ver diye dua ediyor. Bugün ona dua ederken ellerimizi nasıl açtığımızı öğrettim. Çok tatlı görünüyor. Yemeğe başlarken besmele çekiyor kendince.. Sofradan kalkarken de "elhamdüllah" diyor. Biri selam söyleyince aleyküm selam diyor. Velhasıl kelime dağarcığı her geçen gün artıyor.

Gülümseyen anne çocuğunun zekasını arttırırmış. Ben de çocuklarıma elimden geldiğince gülümseyerek yaklaşmaya gayret gösteriyorum. Karşılığını da alıyorum. Anne olmak zor olsa da hayatta verdiğim en doğru iki karar, biri Deniz biri Barış. İyi ki onların annesiyim.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Seni orta birinci sınıfta başlamıştım çıkarmaya. Tam 8 sene sürdü çıkma eziyetin. Bugün vedalaştık seninle yirmi yaş dişim!

Sorular...

Bazen Deniz'e daha fazla vakit ayırıyorum, bazen Barış'a... Birinden birini ihmal etsem, suçluluk duygusu kaplıyor içimi. Aslında eşit zaman ayırmak zorunda değilim elbette, her birinin ihtiyacına cevap verebilmek önemli olan. Ama gel de bunu bana anlat. Annelik hep böyle suçlu hissetmek mi demek? Böyle hissetmek bana özgü değildir herhalde... 


Barış biraz büyüyünce daha mı kolay olacak kendime zaman ayırmak yoksa daha mı zor? Acaba kendi kendilerine oynayabilecekler mi? Bu benim biraz olsun rahatlamam anlamına mı gelecek? Yoksa sürekli kavga mı edecekler ve ben onları ayırmakla mı uğraşacağım? İkisinin arasında hakemlik yapmak istemiyorum aslında. Kardeş ilişkisinin sağlıklı olması için ne yapmalı nasıl tavır takınmalı... Bu konuda yazılmış kaynaklar vardır mutlaka. Ben onların iyi arkadaş olmasını istiyorum.


Annem gelecek kışa yanımda olacak mı? Olmazsa tek başıma iki çocuk ve ev işi ile ilgilenebilecek miyim? Yapanlar nasıl yapıyor? Nasıl başa çıkıyor? Acaba çocuklu evler hep benimki gibi dağınık mı? Eşyalar hep böyle çabuk mu yıpranıyor başkalarının da? Acaba başka anneler de hiçbir şeye yetemiyorum, hep bir şeyler eksik kalıyor diye düşünüyor mu?


Stresle başa çıkmakta başka anneler de benim gibi zorlanıyor mu?


Hormonlarım bana oyun oynuyor. Çabuk etkileniyorum her şeyden. Sakin, dingin insanlardan biri olabilmeyi isterdim. Durgun bir su gibi...






Yorgun annenin bir günü

Öyle yoğun geçiyor ki günler... Gelecekteki bene sesleniyorum: Annelik ve ev hanımlığı dünyanın en yorucu ve zorlayıcı mesleği! Hele hele iki çocuğun annesi olmak daha da zor! Bu günleri unutma!

Sabahın 9'undan gecenin 12'sine kadar sürekli bir koşturmaca içindeyim. Dinlenmek yok!

Sabah önce kahvaltı ettik, sonra Deniz Baran'la faaliyet yaptık epeyce. Öğlen yemek hazırlıkları, ardından Deniz'in öğle uykusuna yatırılışı... Barış'ın emmesi, bakımı...

Sütüm azaldı bu aralar, süt yapmak için dün yıkadığım 10'ar demet maydanoz ve dereotundan birer demetini yemek ve bol su içmekle geçen zaman...

5 kilo asma yaprağını tuzlama çalışması...

Akşam yemeği için yaprak sarma ve pişirme...

Deniz'in uyanması, Barış'ın uyanması... Emme, bakım... Deniz'in ve Barış'ın park için hazırlanması...

Park ve sonrasında alışveriş...

Eve dönüş ve akşam yemeği hazırlanması.

Yemek sonrası  sofrayı topla Barış'ın bakımını hallet, kalan yaprakları tuzla, çamaşırları yıka, as, bulaşık makinesini çalıştır, bir kahve yap.... Ve şu saat olmuş Deniz hala uyumamış ya ben daha ne diyeyim!

Bu kadar yorgunluğa süt mü dayanır! Allah'tan Barış'a yetiyor ama arttırıp da kenara atamıyorum. Yarın diş doktoruna gideceğim, günlerdir uğraşıyorum biriktirmek için ama maalesef ki sütüm artmıyor. Ha bire su, kefir ve  elma suyu içiyorum, dereotu ve maydonoz yiyorum ama cidden dinlenmeye ihtiyacım var. Öğle uykusu çok iyi geliyordu bana. Vakit bulsam da uyusam öğlenleri... Uykuuuuu biraz uykuuuuu bütün isteğim buydu!

22 Mayıs 2012 Salı

Park Macerası

Dün Deniz Baran'ı parka götürdüm. Barış Çağan'ı anneannesine bıraktım, Deniz'i arabasına koydum, son hızda yürümeye başladım. Park alanına vardık. Çok güzel oynadı oğluşum. Sonra da hadi annecim gidiyoruz yarın yine geliriz söz veriyorum diyerek parktan ayrıldık. Eve geldiğimizde Barış hala uyuyordu. Ben de Deniz'i yatırdım ve biraz kestirdim.

Parkta baş ağrım tutmuştu, uyursam geçer diye düşündüm ama uyandığımda ağrımın şiddetle devam ettiğini gördüm. Son zamanların en şiddetli ağrısıydı, şükür ki bir günde geçti.

Oğlumu parka götürmek, huysuzluğuna birebir geliyor. Eeee çocuk da haklı aslında. Park ciddi bir ihtiyaç.

Bugün de babası, ben, Deniz ve Barış hep beraber akşamüstü parka gittik. Çok güzel kalabalıktı. Deniz'im doyasıya oynadı, Barış'ım başta biraz rahatsız oldu rüzgardan, güneşten... Sonra o da alıştı.

Bugün evde faaliyet de yaptık. Önce hamurla oynadık. Sonra çeşit çeşit yapbozlar... Maalesef ki yoğunluğumdan farklı faaliyetlere yer veremedik. Ama parka gitmek, kumlarla oynamak, kamyona kürekle kum doldurup boşaltmak da oldukça yararlı diye düşünüyorum.

Farklı etkinliklerimizi de yeri geldikçe yazarım.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Bir annenin başağrısı ile imtihanı...

20 Mayıs 2012 Pazar

Anneannem gelmeseydi iyidi ama geldi artık ne yapalım (Deniz Baran kendi kendine konuşurken ağzından dökülen sevgi dolu(!) kelimeler)

Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi

Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi

                                                  



Az önce Şampiyonlar Ligi final maçı oynandı ve bitti. Maç başlarken kocam kimin kazanacağını sordu. Kim oynuyor ki bilmiyorum dedim. Chelsea ve Bayern München oynuyormuş. Chelsea alır dedim. Neden dedi. Bilmem içime doğdu dedim. Maç penaltılara uzar dedim. Sonuç :  Chelsea 90 dakikanın sonunda 1-1 berabere kaldı. Penaltılarda 5-4 kazandı. Kocam bir kez daha önsezilerime hayran kaldı. Bazen gönül gözüm açılıyor.

Bir Tatil Günü

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

Haftasonu olmasına rağmen, 19 Mayıs olduğu için dershanem yoktu. Ailemle güzel bir gün geçirdim. Çocuklar büyüsün, bayram münasebetiyle düzenlenen konserlere de gideriz birlikte, eğlenceli olur.

Bugün birlikte parka gittik. Ordan da hemen yanındaki Balçova lunaparkına... Ay ne eski lunapark öyle! Güvenlik sıfır, dönme dolapta ve trende emniyet kemeri yok!. Oyuncaklar eski. Yine de eğlendi Deniz. Ben, Barış Çağan ile kenarda oturdum, sadece dönme dolaba bindik birlikte. Babası Deniz Baran'ın başında durdu. Barış da önceki dışarı maceralarımıza nazaran oldukça uyumluydu. Güneşlendik, D vitaminlerimizi aldık bol bol.

Akşama doğru başta Deniz Baran olmak üzere hepimiz yorulmuşken evin bir iki eksik gediğini tamamlamak üzere alışveriş merkezine gittik. Ama bizim iki oğlan da uyuyakaldı. Barış Çağan benim üstümde kanguruda, Deniz Baran ise alışveriş arabasının içinde sızdı. Millet halimize bakıp bakıp kendi arasında konuşuyor, kim görse Allah kolaylık versin diyor. Kıyamadık ikisine de, alelacele bir iki nevale alıp arabanın yolunu tuttuk. Arabaya bindiğimizde ikisi de gözünü açmıştı! Ben güya araba kullanma talimi yapacaktım ama mümkün olmadı. Barış Çağan arabaya binmekten hoşlanmıyor,  ağlıyor. O ağlarken benim tek amacım, biran evvel gideceğimiz yere ulaşıp arabadan inmek oluyor. Yine öyle oldu, Barış mızıldandı, aman kocam boşver eve gidelim dedim günün sonunda, kendimizi dar attık eve.

İki çocukla dışarı çıkmak tam bir delilik.

Benim kocamın ağırkanlılığını da hesaba katarsak, hemen hemen tüm hazırlanma sorumluluğu benim üstümde.

Çantayı hazırladım. Çanta deyip geçmemek gerek, her iki oğlanın da çiş kaçırması, terlemesi, havanın soğuması, ısınması olasılıklarını düşünerek yedek kıyafetler almak, bezinden ıslak mendiline, ağız bezinden emzirme önlüğüne, cüzdandan cep telefonlarına kadar her şeyi düşünmek ve çantaya yerleştirmek hep benim işim. Fotoğraf makinesini bile aldım yanıma da efendim pili yokmuş diye sitemkar konuştu kocam. Yahu o tarz aletlerin pillerini, hafıza kartlarını vs ayarlamak ne zaman benim işim oldu ki! Sırf pillerini doldurmuyor, hafıza kartlarını ayarlamıyor diye kaç aydır oğlanların fotoğraflarını çekemiyoruz!

Çocukların dışarı çıkarken giyecekleri kıyafetlerini hazırladım.

Bülent giyindi hazırlandı.

Barış'ın altını değiştirdim, onu giydirdim.

Bülent benim hazırladığım kıyafetleri Deniz'e giydirdi.

Barış'ın dışarda uyuması ihtimalini düşünerek bir poşete battaniye ve yastık koydum, kapının yanında duran sırt çantasının yanına iliştirdim.

Güneş gözlüklerini ayakkabı dolabının üstüne dizdim ki unutulmasın!

Gittim kendim giyindim.

Deniz'in ayakkabılarını ve swetshirtünü giydirdim. Annem aşağı indi. Ben de Barış'ı kanguruya koydum, omzuma astım. Anahtarı kilitlemeye hazır şekilde kapının dışına taktım. Deniz'in elinden tuttum. Aşağı indik. Bülent'e sadece gözlüğünü takıp ayakkabısını giyip çantaları alarak aşağı inmek kaldı! Ben de annemle ve iki çocukla arabaya doğru yürümeye başladım. Annem bastonla yürüyor. Benim de yüküm ağır. Adımlarımızın ne kadar aheste olacağı izahtan vareste. Bu şekilde arabanın yanına vardık. Bülent'i beklemeye başladık. Saate bakmadım ama, sinir küpü olana kadar bekledik diyebilirim. Sonra Bülent'i bize doğru gelirken gördüm, aa o da ne, geri dönüyor! Daha da sinir küpü olana kadar bir zaman bekledik bekledik bekledik. Nihayet beyefendi teşrif ettiler. Meğer güneş gözlüğünü ayakkabı dolabının üstünde unutmuş, hava da güneşli imiş. Böyle de nasıl araba kullansınmış! E peeesssssss! İmdaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaatttttttttttttttttttt!




19 Mayıs 2012 Cumartesi

Kreş Meselesi

Çalıştığım dershanenin kreşi var, pazar günleri haftada yarım gün Deniz sosyalleşsin diye götürüyordum. İlk zamanlar oldukça keyifli keyifli gitti. Birlikte otobüse binip başbaşa yolculuk ettik. Ayrılırken hiç sorun yaşamadık. Ancak son götürdüğüm gün, benden ayrılmak istemedi. Çok ağladı. Annecim nolursun, söz veriyorum uslu olurum beni de derse götür diye yalvardı. Çok üzüldüm. Onu ikna ettim, sustu, bıraktım derse gittim. Ama bir daha kreşe götürmedim onu.

Kreş için çok küçük olduğunu düşünüyorum, bir de evde küçük kardeşi var, kardeşim geldi beni attılar diye düşünmesini istemiyorum. Kendi isteğiyle gitseydi, memnuniyetle götürürdüm. Ama zorla götürmek için bir sebebim yok, ben varım, annem var, bakma sorunum yok. Niye oğlumu ağlata ağlata henüz 2,5 yaşında kreşe götüreyim ki! Birkaç ay geçsin, zaten anasınıfına gidecek. Hem bu arada tuvalet eğitimi de tamamlanmış olur. Babası kreşe götürmemi istiyor, Deniz'le konuşup onu ikna ediyor ama kreşe gittiğinde onu oraya bırakacak olan benim, o değil! Zaten Barış Çağan ile sürekli ben ilgileniyorum, Deniz Baran'ı parka götürüp eğlendiren babası oluyor. Gündüz her ne kadar faaliyet yapsak da disiplini veren ben oluyorum, akşam sınırlı saatlerde görüştüğü babası ile eğleniyor, benim pilim ise bitmiş oluyor o saatlerde... Hal böyle olunca Deniz bana bu aralar seni istemiyorum, ben babamı istiyorum diyor! Kalbim paramparça! (kıskanıyorum!) Şimdi ben istemediği halde onu kreşe götürür müyüm hiç?!

Kreşte anne usulü bakılıyor çocuklar. Şöyle başlarında bir öğretmen olsa, birlikte şarkılar söyleseler, hamur - boyama vs. bir faaliyet yapsalar, tamam. Ama o da yok. Velhasıl kreş (çalıştığım kurumun kreşi) bizim için uygun değil.

Bir arkadaşım, hafta içi çalışmamama rağmen Deniz'i kreşe bırakmamı, kafamı dinleyip kendime zaman ayırmamı öneriyor. Yarar - zarar dengesini göz önünde bulundurduğumda, kesinlikle bu fikir bana cazip gelmiyor. Kabul ediyorum, insanın kendisine zaman ayırması çok büyük bir ihtiyaç. Ancak bu süre zarfında çocuğumun mutsuz olduğunu düşünerek ben iç huzuruyla kalamam ki! Arkadaş edinmesi, sosyalleşmesi, yemek düzeninin oturması büyük gelişmeler olur. Ama bütün gün boş boş zaman geçirmesi çocuğumu sıkar, ona hiçbir şey katmaz. Sürekli götürmesem, sadece haftada yarım gün götürsem zaten yemek düzeni oturmaz. İlk zamanlar büyük bir fırsat olarak görünen kreş ortamı, şimdi o kadar da cazip gelmiyor bana.

Herkesin fikri kendine, ben böyle düşünüyorum.
GECENİN SESSİZLİĞİ HUZUR VERİYOR.

18 Mayıs 2012 Cuma

Günlük Yaşam

Bugün (17 Mayıs) güne güzel başladık. Babası Deniz Baran'ın tuvalet eğitiminde dünkü vukuatlarından (efendim kişilik haklarına saygı gereği ayrıntıları yazmıyorum) dolayı eğer bugün her şey yolunda giderse onu parka götüreceğini söyledi. Sonuç mükemmel! Babası söz verdiği saatte gelemeyip 2 saat gecikince bizimki hem moral hem de takatten düştü (uyumamıştı da babası gelecek diye) Akşam 6 gibi çıktılar, saat 11' geçiyor, daha gelmediler. Telefonda haberini aldım, çok eğlenmiş.

Barış Çağan dönme çalışmaları yapıyor. Kuzum henüz başarılı olamadı ama, azimli keçimen! Bu arada son bir haftadır, geceleri uyumakta zorluk çekiyor. İlaç içiriyorum ara sıra. Sanırım diş çıkarma faslımız başlıyor. Deniz de 4 aylıkken diş çıkarmıştı. Hatta bir arkadaşımın kızı da aynı dönemde diş çıkarıyordu da şaşırmıştım, zira onun kızı 10 aylıktı. Her çocuğun bünyesi farklı oluyor. Barış'ım çok ciddi salya çıkarıyor, elini sık sık ağzına götürüyor. Özellikle geceleri uykuya dalmakta zorlanıyor, ağlıyor. İştahta hafif bir düşme var. İşte sana diş çıkarma belirtileri. Tecrübelerim beni yanıltmıyorsa, birkaç haftalık ilk diş serüvenimiz başlamış bulunuyor. Daha bunun anmak istemesem de ateş kısmı var. İnşallah sakin atlatırız. Deniz'de az hastanelik olmamıştık! Hele bir keresinde bıngıldağı şişmişti ateşten, doktor burdan ırak olsun, menenjit olabilir demişti. O an hayatımın karardığını anımsıyorum.

Barış Çağan, beni gördüğü zaman anında göz hapsine alıyor. Eğer yanına gelmezsem ve açsa ağlamayı koyultuyor. Aman bir tatlı gülüyor bir tatlı gülüyor sesli sesli! lokum lokum! Bu akşam annemin kucağında iken hadi gel hadi gel dedim. Bana ufaktan hamle yaptı! Emerken de önce iyice karnını doyuruyor, sonra bir yandan emip bir yandan da bana muhabbet anlatıyor, gülüyor, sesler çıkarıyor. Dün agu dedi ilk kez. Bu işler böyle. Önce sesli harfler, sonra farklı iki harfli heceler, sonra anlamsız kelimeler, sonra da anlamlı sözler... Heyecan verici bir süreç.

Sabah Deniz Baran ile çok güzel faaliyetler yaptık. Önce boyama, sonra hamur çalışması, ardından tahta yapbozlar, daha sonra 4 ve 6 parçalı yapbozlar yaptık. Yapbozlara eli oldukça yatkın olmuş. İlk zamanlarda çok zorlanıyordu ve yapbozdan hoşlanmıyordu. Bugün gayet güzel yaptı, yaptıkça da keyif aldı. O keyiflendikçe ben de mutlu oldum. Kağıt yırtma çalışmaları parmak kaslarını güçlendireceği için faydalıymış. Aslında Deniz kendi yırtar eline ne geçirirse, ben bugün yırt annecim şu kağıtları dedim, biraz yırttı, vazgeçti.


Faaliyet yapmak, Deniz'in stresini de azaltıyor. Malum hem 2 yaş sendromu hem tuvalet eğitimi üst üste gelince stres katsayısı da artıyor! İtiraf etmeliyim, beni çoookk zorluyor. Tam da huyu güzelleşmeye başlamıştı... Faaliyetler 2 yaş sendromunu azaltmış, eskisi gibi uyumlu bir çocuğa dönüşmüştü. Tuvalet eğitimi yeniden huysuzlaşmasına neden oldu. Bu da geçici bir dönem, biliyorum. O da hayatının en önemli dönüm noktalarından birini yaşıyor. Bebeklikten çocukluğa geçiyor ve bağımsızlaşıyor. Kendi kararları, kendi tercihleri, kişiliği var ve bunu kanıtlamaya çalışıyor. Tıpkı ergenlikte olduğu gibi öfke nöbetleri geçiriyor. Faaliyet yapmadan önce bu öfke nöbetleri çok sık olurdu. Özellikle anneannesini çok üzüyordu. Zaman zaman bana da seni istemiyorum dese de, anneannesine sürekli git burdan diyordu. Anneannesi başlarda ben alınmıyorum, çocuk o diyerek olgun davransa da kısa bir süre içinde ben kendimi oğlumla annem arasında buluverdim. Anneme bunun geçici bir dönem olduğunu, inatlaştıkça bu sürecin uzayacağını, kötü davranışlarını görmezden gelerek söndürebileceğimizi, iyi davranışlarını överek pekiştirebileceğimizi anlattım, anlattım ama başarılı olamadım! Annem Deniz Baran'la bir oldu, çatıştı, inatlaştı, rest çekti. Deniz git burdan seni sevmiyorum, sen kötü birisin diye hakaret içerikli kelime dağarcığını gittikçe genişletti. Ben bir yandan Deniz'in anneme bu şekilde davranmasını istemiyordum, bir yandan da annemin hatalarını da görüyor ve sürekli çocuğumu bastırıp ezmek de istemiyordum. Deniz'in kötü kelimeler kullanmasını düşünme koltuğu uygulaması ile son derece tutarlı, kararlı davranarak başarılı bir şekilde söndürdük. Öfke nöbetleri faaliyet yaptıkça azaldı. Anneannesi ile hamur, boyama çalışmaları yapması, birbirlerine yakınlaşmalarını sağladı. Velhasıl Deniz Baran sakinleştikçe her şey düzene girmeye başladı. Bunu da kesinlikle Montessori Eğitimi ile ilgili yaptığım araştırmalar neticesinde keşfettiğim faaliyetlere borçluyum.

Aslında o kadar basit şeyler ki bunlar! Belki pekçok annenin yaptığı şeyler ama bilinçli olarak değil de çocuğum oyalansın kastı ile yapılıyor. Mesela oğluma bıçak kullanmayı nasıl öğretebilirim, tabii ki plastik yemek bıçağı ve oyun hamurları ile. Oyalanmanın ötesinde çocuk el becerilerini geliştirebiliyorsa, duyusal, bilişsel gelişimine katkıda bulunuyorsa al sana faaliyet işte. Çok da kasmaya gerek yok ki! Farklı yönlerini geliştirme çalışmaları da gelecek yavaş yavaş. Bu iş sabır işi. Mesela ilk zamanlar mandal kullanmayı bilmiyor ama merak ediyordu. Mandallarla oynamasına izin verdim, şimdi çamaşırları mandallayabiliyor. Çıtçıt, cırtcırt, fermuar da sıradaki faaliyetlerimiz arasında. Bizim oğlanların yatakları park yatak ve kocaman fermuarları var. Oğluma fermuarın nasıl açılıp kapandığını öğrettik, ki bu kendi merakı ve ilgisi sonucu oldu, şimdi ek başına fermuarı açığ kapatabiliyor. Bu çok güzel bir gelişim!

Şu tuvalet eğitimini de başarılı bir şekilde atlattığımızda artık kocaman bir küçük adam olacak benim tatlı oğluşum!

Deniz'im, büyüyorsun be annem. Erkek erkek konuşmaların beni mest ediyor!

Deniz Baran geldi. Ev şenlendi. Anlata anlata bitiremedi. Babası 3 farklı park alanına götürmüş. Ben eve geldiğinde uyumuş olur dedim ama keçimende uyku muyku Hak getire. Zor yatırdık. Babası yarın da parka götürecekmiş. Biz de gideriz belki biraz hava alırız. Aslında Barış Çağan dışardan çok hoşlanmıyor. Ne zaman çıkarsam, ağlama krizlerine giriyor bebeğim. Bir de ishal oluyor. Ne kadar korusam da etkileniyor. Ama böyle böyle alışacak, hep eve kapanmak da olmaz ki! Hem kemik gelişimi için Barış'ımın biraz güneşe çıkması lazım.

Bu cumartesi yeniden araba kullanma alıştırmaları yapacağım kısmetse. Kendimi hazır hissedince de trafiğe çıkacağım. Annemi, çoluk çocuğu atacağım arabaya, parka götüreceğim sık sık. Bizim evin yakınlarında bir park alanımız var. Ama oyuncaklar son derece eski, paslı ve güvenliksiz. Hal böyle olunca İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne çocuk parkının oyuncaklarının yenilenmesi ve park alanının düzenlenmesi için geçen sene başvurdum. 4 ay kadar uzun süren yazışma döneminin sonunda stoklarında oyuncak olmaması sebebiyle talebimi geri çevirdiler! Bir annenin çocuğunu mahallesinde bulunan parka götürebilmesi, en doğal hakkı olsa gerek. Ama maalesef ki ben bu hakkımı kullanamıyorum. Son derece can sıkıcı! Bir belediye çocuk parkını yenilemekten aciz olabilir mi yahu!

Önümüzdeki hafta kısmetse yapıştırma, küp dizme, parmak boyası çalışmaları yaptırma niyetindeyim. Eğer bu haftasonu yaptığım sürücülük çalışmaları neticesinde cesaretlenirsem, haftaya parka da götürürüm kısmetse! Alırız yanımıza meyvecikler, zamanla küçük piknikler de yaparız yaa... Hele hele fuara da gidersek, ne güzel olur! Top da oynarız... Ya bir parka gitmek bu kadar mı zor olur!



17 Mayıs 2012 Perşembe

Bizden Haberler

Birinci güzel haber, Barış Çağan'ın kalça eklemlerinde sorun kalmamış. (kalça çıkığına yatkınlık vardı.) Bugün yeniden ultrason çektirdik. Her şey yolundaymış. Çift bez kullanıyordum, artık gerek yok dedi doktorumuz. Cambaz bile olabilir dedi. Ama yine de yüreğimde bir endişe... Annelik halinden midir yoksa pimpirikli bir hatun mu oldum ben?!

İkinci güzel haber, mahallemizdeki ilköğretim okulunun anasınıfı varmış ve Deniz Baran'ı alacaklar! Bugün gittik görüştük. 30 Eylül'de başlıyor. Önce sabahçı olsun demiştim ama, öğleci daha iyi olur diye düşünüyorum. Sabah uykusunu alır, evde kahvaltısını eder, sonra da anaokuluna gider. 12.30-17.30 arasıymış. Barış da izin verirse yemeğimi rahat yaparım, az buçuk evimi toplarım. Annem de kendi evine gidebilir. Gerçi yine zor olur, kış günü Deniz'i anaokuluna götürürken Barış'ı da giydirip çıkarmak ciddi sorun yaratır. Ama annem de hem dizinden hem belinden o kadar dertli ki, ağrılarından söz ederken ağlamaklı oluyor kıyamam! Ablamın gelişini bekliyor ameliyat olmak için. Hiç değilse birinden ameliyat olup sağlığıma kavuşayım, ikisi birden olunca dayanılmaz ağrılarım oluyor diyor. Her şeyden önce sağlık. O böyle acı çekerken ben ondan daha fazla ne bekleyebilirim ki! Şimdi diş sorunumu halledeyim, anneme evinde kalmasını söyleyeceğim. Burada gerçi ben onu yormamaya çalışıyorum. Yemek, temizlik, çamaşır yıkama, katlama, yerleştirme, bulaşık makinesi yerleştirme bende. Çoğu zaman boşaltma da bende. Çocukların beslenmesi, sofra kurulması, toplanması da bende. O da ben bu işleri yaparken Barış'ı ayağında sallıyor. Bir kitap var, onu mu alsam?! 4. aydan sonra başlanıyormuş. Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler diye bir kitap. Şu uyuma sorunumuzu çözse, kar kardır!

Birinci can sıkıcı haber, bugün dişçiye gittik, bir dişimde çürük var ve kanal tedavisi gerekecek. Bir dişim de kırıldı, haftaya çekilecek. Gerçekten korkuyorum dişçiden. İki hamileliği üst üste yaşadım, dişlerim gitti.

İkinci can sıkıcı haber, babası dün gece çalıştı ve eve gelmedi diye Deniz Baran'ın tuvalet eğitimi geriledi. Geçen hafta da her şey yolunda giderken Bülent bir gece gelmedi diye gerilemişti. Bugün de öyle oldu. Kızmadım ama canım sıkıldı.

Üçüncü can sıkıcı haber, yarın bir parça temizlik yapmam şart ve Deniz Baran yine bana sardıracak diye endişeliyim. Henüz yardımcı aramaya fırsatım bile olmadı. Deniz tuvalet eğitimi aldığından beri gergin. Daha önce de elbette temizlik yapıyordum ama bu derece agresifleşmiyordu. Şimdi ilgi onun üstünden kayınca farklı tepkiler veriyor.

Yorgunum. Böyle bir odaya gitsem, ben çıkmadan kimse beni rahatsız etmese. Saatlerce kalsam orada, yatsam, uyusam deliksiz.... İşte insan hayal ettiği müddetçe yaşarmış!




16 Mayıs 2012 Çarşamba

Planlar

Dünkü temizlik kabusundan sonra, kocama bir daha benden temizlik beklememesini, temizlikçi tutmak istediğimi söyledim. Sen bir kadın ayarla, 15'te bir gelsin dedi.

Annemin bel ve diz ağrıları çok yoğun, büyük ihtimalle yaza ameliyat olacak ve önümüzdeki kış bana yardımcı olamama ihtimali yüksek. Ben işe gidersem, Deniz'in kreşe gitmesi ve eve de yardımcı almam gerekecek! Annem sadece Barış'a bakacak kıza gözetmen olacak, başka da bir şey yapamayacak. Hem Barış elin kızının elinde büyümüş olacak, hem Barış'ın bakıcı masrafı, hem Deniz için kreş masrafı bir yana, evden ve benden ayrı kalması gerekecek.

Ben işe gitmesem, çocuklarıma kendim baksam? Deniz için evde kreş ortamı sağlayabilecek bir donanıma sahip olmak için sürekli araştırıyorum. Deniz'i yakındaki ilköğretim okulunun anaokulu bölümü olsa ve önümüzdeki sene kabul etse, ben de o anaokulunda iken Barış ile ilgilenip yemeğimi yapıp ortalığı toplayabilsem, Deniz geldiğinde onunla ve Barış'la oynasam, onları yatırsam, kaldırsam... 15 günde bir temizliğe yardımcı alsam... Annem olmadan da idare edebilirim!

O zaman plan şu :
16 Mayıs Çarşamba : Saat 09:30 - Barış'ın kalça ultrasonu çekilecek,  Karataş Hastanesi'ne gideceğiz
                                     Saat 14:30 - Benim dişim çekilecek, dişçiye gideceğiz,

17 Mayıs Perşembe : İlk iş Deniz için yakındaki ilköğretim okulunun anaokulu bölümü var mı araştıracağım. İnternette bu konuda bilgiye rastlamadım. Sonra da banyoyu yıkarım ve salonun tozunu alırım.

18 Mayıs Cuma : Nuray yengem Barış'ı hayırlamaya gelecek. Biraz geç oldu ama onların da sağlık sorunları varmış.

Barış Çağan 2,5 yaşına gelene dek ev hanımlığı ve öğretmenlik yapacağım. Bülent de bu süreci işyerinde tek başına atlatacak. Yıpranacağız galiba... Bir parça korkmuyorum dersem yalan olur... Sonrasında da Barış Çağan tuvalet eğitimini tamamlayınca o kreşe, Deniz Baran anaokuluna, ben de işe başlarım...

Bu arada Montessori Eğitimi hakkında daha çok bilgi sahibi olabilmek adına araştırmalarım devam ediyor. Birkaç siteye üye oldum. Okuyorum, bilgilerimi yoğuruyorum, şimdilik ilk hedefim tuvalet eğitimi. O da en önemli eğitim basamağı zaten.

Tuvalet eğitimi gayet başarılı devam ediyor. Benim oğlan inatçılıkta birinci olduğu için, ben hadi otur çişini yap dediğimde yapmıyor.  İlle de azcık kaçırınca koşup oturuyor lazımlığa. Bu işler böyle. Asla kızmıyorum. Yaşadığımız süreç son derece normal. Beni dinleyip de oturursa lazımlığa, ona çikolata veriyorum. Geceleri altını bağlıyorum ama şükür ki kuru kalkıyor. Ben de onu övüyorum, anneannesine oğlumun kupkuru kalktığını anlatıyorum. Sabah ilk iş olarak onu tuvalete oturtuyorum. İlk günlerdeki gibi yoğun alkış kıyamet yapmıyorum sadece samimi bir şekilde onu tebrik ediyorum, aferin diyorum, övüyor ve cesaretlendiriyorum. Çişini birlikte tuvalete döküyoruz ve güle güle çişler demeye devam ediyoruz. Her şey yolunda çok şükür. Çocuk hazır olunca tuvalet eğitimi seri ve kolay adımlarla ilerliyor.

Tuvalet düzeni oturana kadar sadece hamur ve taşlarla transfer çalışması yapıyoruz. Haftaya Deniz için çok güzel planlarım var. Onu da sonra anlatırım. Şimdi yatma vakti.

15 Mayıs 2012 Salı

Kabus

Sabah her şey güzel başladı.
Temizlik yapmaya başladım. Koltuklar ağır, halılar koltukların altına sıkıştırılmış. Onları kaldır kopar, canım çıktı. Deniz sürekli işime engel olarak kendine oyun çıkarma peşinde. 5 dakikada yapacağım iş 10 dakikaya uzuyor. Biraz çizgi film açıp onu oyalayım, işim erken bitsin derdindeyim ama mümkün değil! Çizgi film izlemeyi reddediyor! Sürekli elektrikli süpürgenin üstüne oturuyor veya borusundan tutuyor velhasıl bana iş yaptırmıyor. Binbir zorlukla işimi kolaylamaya çalışıyorum. Nihayet süpürme işim bitiyor, toz almaya geçmeden önce çekyat örtüsünü merdivenlere silkeleyim zaten üstünde pek bir şey yok diyorum. Sonra da biraz dinlenirim, ölüyorum yorgunluktan!

Kapının açıldığını gören Deniz birden koşarak yanıma geliyor. Anne beni kucağına al, babamı burda bekleyelim diyor! Saat 11 civarı, babası taa ertesi sabah gelecek, ne gelmesi! Uygun bir dille anlatmaya çalışıyorum ama bakıyorum dinlemiyor, yorgunluğumu bir kenara bırakıp kucağıma alıyorum ve kapıda beklemeye başlıyoruz. Ama benim sinirler geriliyor gittikçe. Anlatıyorum, içerde bekleyelim babanı diye, nuh diyor peygamber demiyor! Bir süre bekliyoruz kapıda. Sonra ben onu bırakıyorum, dış kapıyı kapatıp içeri geliyorum. O da koridorda, yanına gelip onu kucağına almam ve babasını kapıda beklememiz için tabiri caizse çıldırıcasına ağlıyor. Tekrar yanına gidiyorum, babasını içerde beklemesi için ikna çalışmaları, ama yok! Sonra tamam diyor, mutfakta bekleyelim. Birden bu fikir bana çok cazip geliyor. Uzanmayıveririm ne yapalım, yeter ki sussun! Mutfağa gidiyoruz. Ben de onunla sohbet etmeye başlıyorum, bu arada da yemek yapıyorum. Ağlamıyor. Sohbet gayet keyifli. 10-15 dakikada yemeği fırına atıyorum. Tavuklu patates, hem kolay hem lezzetli hem de Deniz birkaç gündür tavuk istiyordu, çocuk doya doya yesin!

Her şey bu şekilde yolunda giderken, durup dururken tekrar ağlamaya başlıyor! Ama nasıl ağlamak! Tarifi imkansız! Babasını kapıda beklemek istiyor. Bu şekilde ağlama faslı toplamda 1 saat civarı sürüyor. Birden kendimi kaybediyorum, sinirlerim boşalıyor ve ağlamaya başlıyorum. O ağlıyor ben ağlıyorum. Barış annemin kucağında, tüm bu gürültünün içinde uyuyor! Tam bir çılgınlık hali! Beni ağlarken görünce kucağıma geliyor, sarılıyor. Ama fikrinden tam da vazgeçmiş değil! Bülent'i arıyorum. Bir yandan ağlıyorum, bir yandan da gelip gelemeyeceğni soruyorum. Duruşması varmış, gelemiyor. Telefonda konuşa konuşa yatak odasına gidiyorum, Deniz de peşimden geliyor. Kapatıyorum telefonu, yatıyorum yatağa, o da yatıyor yanıma. Sakinleşene kadar 5-10 dakika uzanıyoruz. Bu arada küçük teyzem arıyor, biraz rahatlatıcı şeyler söylüyor. Sakinleşince sarılıyoruz birbirimize. İçeri geliyoruz. Bütün gün üstümdeki kırıklığı atlatamıyorum.

Bu neydi ki şimdi böyle?!

14 Mayıs 2012 Pazartesi

çoookkk yoorrgunuuuuummm!
Saat 01:50 Barış'a ilaç içirdim. Bu normal değil, uyumamakta direniyor, bacaklarını kasıyor, mızıldanıyor. Belli ki ağrısı var dedim, içirdim ilacı, sakinleşti. Şimdi uykuya yeni daldı, ben de uykuyu derinleştirene dek onu sallamaya kararlıyım!

2 çocuk çoooooooooooooooooooookkkkkkkkkkkkkk    zooooooooorrrrrrrrrrr!!!

Bir öğrencim, anaokulu öğretmeni. Bana Montessori yöntemi ile ilgili birkaç döküman getirdi. Hayvan figürlerini içeren kağıtlar bunlar. Ama sadece boyama yapılmayacak dedi. Küçük yün ipler varsa onunla kaplanabilir, farklı malzemeler kullanılabilir, pamuk, küçük kırpık kağıtlar, parmak boyaları gibi. Ben de tamam dedim. Önümüzdeki hafta etkinliklere ağırlık vereceğim kısmetse. Ne de olsa tuvalet eğitiminde 2. haftamıza girmiş bulunacağız. Bununla ilgili gelişmeleri de sonra yazarım! Şimdi uyku zamanı!

Çılgın Bir Gün

Dün çok yoğun bir gün geçirdim. Sabah 8.30'a kurdum saatimi ama kalkamadım. Uyandığımda 9.14'ü gösteriyordu saatim. Panikle kalktım. Giyinip hazırlandım. Saat 9.30'da Barış'ın yanında aldım soluğu. Emzirdim, gırklattım, kendimi sokağa attım. Durakta otobüsü gördüm, koştum yetiştim. Yer bile buldum kendime. Vaktinde yetiştim dershaneye. Dersler, sorular derken işim bitti, otobüs durağının yolunu tuttum seri adımlarla.

Saat 14 sularında eve geldim Barış'a kalan sütünü hazırladım, babası içirdi. Kendi sütümü sağdım, dondurucudan çıkan süt ziyan olmasın, atılmasın. Ben o sütü yapabilmek için ne zorluklar yaşıyorum, yaşayan bilir. Deniz tavuk yemek istedi, ufak tefek bir şeyler atıştırdım, Deniz'e tavuk söyledik. Oğlan aç, tavuk gelmez. Ararız, tavuk gelmez. Oğlan ağlar, Bülent sinir içinde, Barış ağlar, ev deliler evi! Biberonlar kirli, ortalık savaş alanı gibi. Hemen oğlanların kirlilerini topladım. Biberonları yıkadım, yemeğe koyuldum ki akşama hazır olsun. Annem geldi, aldı Barış'ı, ben de bu arada fırına attım zeytinyağlı dolmaları, tavuk geldi, Deniz yerken ona eşlik ettim. Deniz'e bir şort yıkadım astım, Deniz yattı, babası ona masal okudu, ben de sofrasını topladım Deniz'in. Hazırlandım, giyindim. Saat 16:40. Deniz uyumuş, Barış uyumuş, biz hazırız, fırladık CMK semnerine gittik.

18:30'da işimiz bitti. Geri sayım başladı. Çocuklar her an uyanabilir, ikisi birden annemi perişan edebilir! Acele etmek gerek. Bülent dedi evde sucuk yok! Koşarak Migros'a gittik. Sucuk almaya gitmişken atom karınca hızıyla 7-8 poşetlik alışveriş yaptık. Doğru taksiye. Kulağım telefonda, çalmıyor. Bu iyiye işaret, demek ki oğlanlar henüz uyanmamış. Ben de aramıyorum ki telefon sesine uyanmasınlar.

Eve geldik Saat 19.30. Barış kıpraşır, Deniz kıpraşır, uyanma arefesindeler. Güzeeelll! Henüz biraz olsun dinlenmeye vaktim var. Şöyle bir beş dakikacık! Ama poşetlerde bozulabilecek şeyler var. Dolaba yerleştirmek gerek. Yerleştireyim de sonra dinlenirim dememe kalmadı, duydum Barış'ın sesini, bıraktım her şeyi. Baktım azıcık sütü artmış, önce onu içirdim. Sonra Barış'ı emzirdim. Barış pırtlattı, altını değiştirdim. Deniz uyandı, yemek hazırladım. Sütümü sağmak için oturdum, saate baktım, saat 20:19! İftara dakikalar kalmış! Yemeği, çorbayı ısıttım, salata yaptım. Bülent iftarını açıp mide ilacını içti. Sofrayı kurdum, oturduk. Barış mızıklanmasın diye çizgi filmi görebileceği şekilde yönünü çevirdim. Tek isteğim rahat rahat yemeğimi yemek! Biz yemek yerken annem geldi namazdan. Barış'ı aldı. Dedim Bülent'e ben toplamayacağım sofrayı, sana kolay gelsin.

Şöyle bir ayaklarımı uzatasım var. Ama ne mümkün! Deniz hamur çalışması yapmak istiyor. Peki ben onu kırar mıyım? Aslaa! Migros'tan aldığım yeni kurabiye kalıplarını çıkardım. Fok, koala, zürafa falan filan. Ben açıyorum hamurları, o kalıp çıkarıyor. Parmak kasları güçlensin diye hamurları onun karmasını istiyorum. Bu şekilde oynarken oldu saat 21:30. Barış acıktı! aldım onu emzirmeye başladım. Bu arada da ellerimle hamurları açmaya devam ediyorum. Anneme bakıyorum oralı değil. Bülent'e bakıyorum, bilgisayar başında hiiiçç sesi çıkmıyor. Bir süre sonra anladı halimi dedi ben açayım hamurları. Sağolsun yardım etti. Allah var, epeyce oynadılar, oğlan hevesini alana kadar zaman geçirdiler. Barış uyudu.

Deniz uyumak için hazırlıklara başladığında saatler 22:30'u gösteriyordu. Babası ile diş fırçaladılar. Yatma hazırlıkları yaptılar. Babası ona masal anlattı. Deniz uyumadı. Babası ona türkü söyledi. Deniz uyumadı. Babası sessiz kaldı, kakaolu süt yaptı, Deniz uyumadı. Karşı komşunun oğlu ağladı. Deniz sordu: Çocuklaarrr, ağlayan kim? neden ağlıyor? adı ne? Dedim karşı komşunun oğlu ağlıyor. Babası da dedi adı Muzaffer (atıyor tabii, ne bilelim adı nedir! ama bilmiyoruz desek, bu muhabbet bitmez!) merdivenden düşmüş, onun için ağlıyor. Deniz'in cevabı hayret verici. Ben ona kıyamam!  Şu dakikalarda pazartesiye girmiş bulunuyoruz ve saatler 00:20'yi gösteriyor. Barış 1 saattir uyanık ve ayaklarımda sallıyorum, uyumamakta direniyor. Deniz'den yaklaşık 5 dakikadır ses gelmiyor. Bu çılgın günün sonuna geliyoruz gibi bir his var içimde. Barış da uyursa, mutlu dinlenme dakikaları başlayacak benim için. Kahvemden bir yudum alacağım huzurla ve ohhh diyeceğim içimden, kimse duymasın, uyanmasın diye!

Saatler 00:30'u gösteriyor. Barış sallanmaya yenilmiyor, uyumuyor! Aldım, emziryorum, pes edip uyuyacağı anı bekliyorum!

11 Mayıs 2012 Cuma

Barış Çağan Hakkında

Henüz 3,5 aylık çok sevimli bir oğlandır. Gülmesini öğreneliberi sık sık güler. Acıkınca veya canı yanınca katıla katıla ağlar. Gözünü gözümden ayırmaz, çığlıklar atar, diyalog kurar. Henüz kişiliği hakkında çok fikir sahibi olmasam da,  Barış Çağan keyif adamı olacak, iyi yemekten, iyi giyinmekten hoşlanacak, sakin bir yapısı olacak gibi önsezilerim vardır, bakalım zaman beni haklı çıkaracak mı?

Barış Çağan, kafasını tutar, en sevdiği şeyler beni emmek, uykudan önce parmak emmektir. Günün büyük bir kısmını uykuda geçirir. Ayakta sallanmaktan hoşlanır. Kendisi ile konuşulmasından oyunlar yapılmasından hoşlanır. Mazlumdur. Ellerini göğsünde birleştirebilir, yüzünü kaşıyabilir, iletişim kurabilir.

Barış Çağan bana aşık aşık bakar, yüreğimin derinliklerine  kadar iner bakışı, özeldir. Benim mütemmim cüzümdür. Kendisi küçük ama hissettirdikleri büyük bir aşktır. Daha tanıştıkça yazarım.

Deniz Baran Hakkında

Deniz Baran'ın 2 yaş civarında iken dikkat çekmek için kendi uydurduğu ve ne zaman babası ile aramızda konuşsak bizi susturarak söylediği tekeleme türü bir oyun:

- Bi ses duydum
- Ne sesi duydun oğlum?
- Deve kuşu sesi duydum.
- Öyle mii! Nasıl ses çıkarır devekuşları?
- Gak gak gak!

Deniz Baran'ın hayali arkadaşı : Kokarca ve canavar! Canavar çok sık sohbet konusu olmasa da, kokarca hayatımızın ve oyunların içindedir. Kokarca nasıl bir hayvandır Deniz Baran? sorusuna verdiği cevap her zaman "iyi bir hayvandır" şeklinde olsa da, yapılan yaramazlıklar genellikle kokarca tarafından yapılmıştır. "Kim kırdı bunu?" "Ben kırdım. Hayır kokarca kırdı." şeklinde hemen her gün bir diyalog geçer aramızda. Ama hakkını yiyemem oğluşumun. Hatasını da kabul eder çoğunlukla. Küçük taşlarla oyun oynarken, tek tek sayar: "bu annenin taşı, bu benim taşım, bu babanın taşı, bu kokarcanın taşı, bu anneannenin, bu Barış Çağan'ın"... Velhasıl kokarca, bizim ailemizin bir ferdidir. Çoğunlukla da Barış Çağan'dan, kimi zaman benden önce gelir. Kendisinden hep bahsedilse de, kokarca ile doğrudan konuşulup sohbet edilmez. Sanki hep kapının arkasındadır da yanımıza gelmez, öyle bir hava vardır. Haaa bu kokarca nerden gelmiştir, nasıl hayatımıza girmiştir bir iki fikrim var ama belki başka zaman anlatırım.

Deniz Baran çok merhametli biridir. Sıcak kanlıdır. Çok hareketlidir. Yerinde durmaz. Sık sık düşer, dengesizdir (yaşı ve hareketliliği sebebiyle), uyumak istemez, uyanmak da istemez. Günde 3 - 3,5 saat civarı öğle uykusu, 9 saat civarı da gece uykusu vardır. Erken uyandırıldığında suratsızdır. Hatta 45-50 dakika boyunca böğüre böğüre ağlar. Bunun dışında güleçtir. Canı çok yanmadıkça ağlamaz. Çok konuşkandır, anlatır ve dinler de. Masal dinlemekten büyük keyif alır. Kendi kuralları vardır. Eşyasına düşkündür. Suyu sever. Her şeyden oyun çıkarır. Canım annem, sen benim bi tanecik akşımsın dediğinde sevinçten, ben seni sevmiyorum, dediğinde üzüntüden ağlatır. Üzdüğünde önce kaçar saklanır. Sonra gelir, sarılır. Kardeşini sık sık öper, sever. Sevgi doludur. Olgundur. Kardeşini kabullenmesi oldukça kolay olmuş, içinde ona karşı bir kin biriktirmemiştir.

Deniz Baran özgür ruhludur. Özeldir. Deniz Baran benim aşkımdır.


10 Mayıs 2012 Perşembe

Günlük Zaman

Oğluşlar uyur, anne dinlenir. Beni basar heyecan, acaba küçük kaza olacak mı diye..Uyandırsam yarım saat ağlar. Uyandırmasam acaba kaçak olur mu endişesi... Canım benim yaa, çok stresli bir dönemi birlikte çok güzel atlatıyoruz.

Oğullarım büyüyor, bağımsızlaşıyor.

Oğullarım, canlarım, günler aylar geçecek, siz kendi kendine yeter duruma geleceksiniz. Gün gelecek, ayakları yere sağlam basan güçlü birer insan olacaksınız... Güzel çocuklar yetiştireceksiniz. Ben bunun için çabalıyorum. Sizi seviyorum.

Veee oğluşumu bonibon vaadiyle ağlatmadan ve kaçak olmadan uyandırmayı başarıyorum. Bonibonla uyandırma fikrinin telifi eşime aittir :)) Dün akşam uyandırırken denedi başarılı oldu, ben de aynı yöntemi bu akşam uyguladım. Sevgili gelecekteki oğlum Deniz Baran, bu yazıyı okuyorsan bana cevap ver, uykunu tam alamadan uyanınca moralinin bozuk olmasını anlıyorum da, ne diye 45-50 dakika tabiri caizse böğüre böğüre ağlıyorsun? İnsanı öyle bir strese sokuyorsun ki, seni uyandırmak için yöntem geliştirecek kadar kafa yoruyoruz bu işe.

Deniz'im şu anda yanımda, anneannenle gıdıklaşıyorsunuz. Bir yandan da anneannenin açtığı her kanala "ben bunu sevmiyorum, ı ıh, başka kanalı aç" diyorsun. Bir türlü sana kanal beğendiremiyoruz.

Barış'ım uyandın. Göz hapsindeyim. Ellerini emmeye çalışıyorsun. Anneannen seni pıtpıtlıyor, sen de ha bire sesler çıkarıyorsun. Yeni seslere başladın, ah aaa eeee...  Kaç gündür sen de kaka yapmadın be annem. Benim derdim de oğlanların tuvalet macerası. Aslında .oktan meseleler ama, ciddi şeyler bunlar.

Barıııışşş.. Benden beklentin nedir hee? Emmek mi istiyorsun? Ay valla sen ağlayana kadar bekleyeceğim. Ata sözü bile beni doğruluyor değil mi? Şimdi geleceğe hatıra bırakmakla meşgulüm.

Bülent bu akşam geç gelecekmiş. Adam aslında bu hafta çok yoğun çalışacaktı ama Deniz Baran duygusal bir dönem yaşadığıiçin babasına çok ihtiyaç da duyuyor. Adamın planları alt üst oldu.

Küçük bir emme - gırklama molası...

Barış'ım şu sıralar kalkmaya yelteniyor. Uykudan önce sol elinin baş parmağını ağzına götürmeye bayılıyor. Ama ben tülbentle yarım kundak yaparak buna izin vermiyorum. Zararlı olacağını ve damak yapısını bozacağını düşünüyorum, umarım yarım kundakla bu huyundan vazgeçirebilirim. (bu yazı gündüz vakitlerinde yazılmıştır)


9 Mayıs 2012 Çarşamba

Tuvalet Eğitimi 3. Gün

Bugün kendi devrimimizi yaptık. Dışarı çıktık ve bez bağlanmak istemedi oğluşum. Büyük abi bezi (alıştırma külodu) giyecekmiş. Olasılıkları anlattım, dinlemedi. Peki dedim. Yanıma yedek kıyafet aldım. Birlikte Konak'a YKM'ye gittik. Teyzemle buluştuk. Teyzem süpürge aldı kendine. Sonra Konak Meydanında güvercinlere yem attık, gevrek yedik, uçan balon aldık,  dolaştık, eve geldik. Bu süre zarfında hiç vukuatımız olmadı. Oğluşumu tebrik ettim. Olacak bu iş İnşallaaah.

Tuvalet Eğitimi 2. Gün

İkinci günümüz (8 Mayıs) ufak bir inatla başladı. Gece bezini bağlamıştım. Sabah hayıırrr ben bezimi çıkarmıcam diyerek güne başladı. Ben de "tamam annecim şimdi çıkarayım sonra gene bağlarım, hadi bakalım, sen ne tarz çizgi filmlerden hoşlanıyorsun, açayım mı sana bir çizgi film? Kakaolu süt ister misin?" diye seri bir şekilde onu soru bombardımanına tutarak kafasını dağıttım. Sonrası çorap söküğü gibi geldi zaten.

Ama biraz duygu durumu karışık. Oldukça stresli. Ben son derece rahat davranıyorum ve stresini arttırmamaya çalışıyorum. Birlikte çişleri dökmeye ve vedalaşmaya özenle devam ediyoruz. Çizgi filmde kota yok. Dilediği kadar izleyebiliyor. Dilediği aktiviteyi yapabiliyor. Ben aktivite konusunda bir teklifte bulunmuyorum, kendisi isterse kırmıyorum. Banyomuzu alıyoruz, dilediği kadar sularla oynamasına izin veriyorum. Mutfakta ben iş yaparken ona çeşmeyi açıyorum, biberonlara su doldurup boşaltıyor. Bunu yapmayı çok seviyor, böylece biraz stresi azalmış oluyor. Normalde sularla bu kadar oynamasına izin vermem ıslanır üşür diye, ama bu hafta serbest... Sık sık babamı istiyorum dedi, küsmeye ve mızıklanmaya son derece meyilli. Ben çok yoruluyorum ama değecek. Gelişmeleri anlatmaya devam edeceğim...

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Tuvalet Eğitimi

Tuvalet Eğitiminde 1. Gün:

Son zamanlarda sık sık lazımlığına oturmayı teklif ediyordum Deniz Baran'a ama kabul etmiyordu. Ben de ısrarcı davranmıyordum, asla onu zorlamıyordum. Bugün o müthiş an geldi. Teklifimi kabul etti. Kıyafetleri ile lazımlığa oturdu. 1. adım tamam.

Lazımlığını içeri götürmeyi teklif ettim. Bezini çıkardım ve benimle banyoya gelir misin dedim. Bezini banyoda duran çöp kutusuna attık ve güle güle beezzz dedik, kutuyu kapattık. 2. adım tamam.

Külot giymeyi teklif ettim ama kabul etmedi, zorlamadım. Çıplak dolaştı. Lazımlığa oturdu ve çişini yaptı. Alkışladık, tebrik ettik, el ele tutuşup lazımlığını tuvalete döktük ve güle güle çişleerrr dedik. 3. adım tamam.

Banyoya girdi, çişini küvete yapmak için izin istedi. Çişini nasıl yaptığını görmesi için iyi olacağını düşündüm ve tabii ki yapabilirsin dedim, yaptı ve seyretti. 4. adım tamam.

Çıplak dolaşmaya devam etti, babası geldi, durumu anlattık, tebrik etti babamız. Ara ara lazımlığa oturmaya devam etti. Altı bağlandı ve parka gitti. Parkta çişini yaparken kendini yoklamış ve babası çiş yaptığını anlamış, güzel. Farkındalığı gelişmiş demek ki.

Geldikten sonra altındaki bezi yeniden çıkardım. Sık sık çişin geldi mi diye hatırlattım. Lazımlığını televizyonun karşısına koyduk. Sık sık oturdu. Bazen bir iki damla, bazen de tam anlamıyla çişini yaptı. Banyoya götürdük ve çişleri tuvalete döktük. Sifonu onun çekmesine izin verdim. Çişler giderken her seferinde güle güle çişler dedik.

3 kere çişini tam olarak lazımlığa yaptı.
Ara sıra küçük kazalar oldu ama bunun çok normal olduğunu, herkesin ara sıra kaçırabileceğini söyledim. Her zaman ona destek olacağımı ve küçük kazalar olduğunda asla ona kızmayacağımı belirttim.

1. gün çok yoğun ve heyecanlıydı.

Kesinlikle kendi kararıydı, ben sadece başlattım ve yönlendirdim. Zorlayıcı olmadım, kızmadım, dikte etmedim.

Bakalım bu süreç nasıl geçecek, yaşadıklarımızı paylaşmaya devam edeceğim.

6 Mayıs 2012 Pazar

Deniz Baran'dan İnciler


- Babacığım parka gidebilir miyiz?
- Oğlum şimdi hava karardı ben seni yarın götüreyim parka
- Ama babacığım biz burda kapana kısıldık! (Nasıl yani yaaa?!! Bu çocuk ne ara deyim kullanmayı öğrendi?!)

Geçen gün de hoşuna gitmeyen bir kurala "bu iş kabak tadı vermeye başladı" demişti.

Bizim Küçük Hikayemiz

Sene 95. Üniversitenin ilk günleriydi. 17 yaşın ve yeni bir hayata başlamanın heyecanını olanca şiddetiyle yaşıyordum. Amfide yanımdaki kızla birlikte nice güzel ve kötü anlar yaşayacağımızı, sonra bir daha birleşmemek üzere yollarımızı ayıracağımızı bilmeden tanıştık. Sohbetimize arka sıramızda oturan erkekler de katıldı. Onlarla da tanıştık. Sohbetin ortak konusu, Ankara.

İçlerinden biri, kara kaşlı, kara gözlü, zayıf, sert görünümlü bir delikanlı. Biraz ürkütücü, dikkat çekici ama benim tipim (!) değil (?).  Yıllar sonra o ürkütücü bakan gözlerinin sevgi ve merhametle bakacağından bihaberdik o zamanlar.

Ertesi gün, bir önceki gün tanışmış olmanın verdiği cesaretle oturdum yanına, sohbet ettik. Beni hatırlamamış! Bu kız ne saftirik ne iyi niyetli, sıcakkanlı böyle geldi oturdu yanıma diye düşünmüş. Öylece koyulaştı sohbet. Zaman onun yanında keyifle aktı, sanki bir yakınımdı, öyle sıcak, dost!

Çok geçmeden benden hoşlandığını öğrendim. Yok olmaz dedim. Nedeni karışık. Belki başka zaman anlatırım. Arkadaş kalalım dedim, kaldık. Ya da ben arkadaş kaldığımızı sandım. Böylece 3 sene geçti. Ne ben onsuz olabildim, ne o bensiz.

Son sınıfta 10 Kasım 1998'de sevgili olduk.
31 Ağustos 2002'de evlendik.
27 Ekim 2009'da Deniz Baran'ı, 30 Ocak 2012'de Barış Çağan'ı kucağımıza aldık.
Artık kocaman mutlu bir aileyiz.


Bu sabah Deniz Baran kazara Barış Çağan'a çarptı, Barış ağlayarak uykusundan uyandı. Deniz, Barış'a yaklaşınca Barış bastı çığlığı, babası yaklaşınca güldü. Bu durum defalarca tekrar etti. Şaştık kaldık. 3 aylık Barış'ım nasıl da biliyor canının kıymetini kuzum benim. Deniz'im de istemeden yaptı. Bir de kardeşine oyun yapsın istiyor, mandalinaaaa diyerek (bunu da çizgi filmden öğrendi) kardeşini güldürsün istiyor aşkım ama haşin yaklaştığı için Barış'ım korkuyor. Onlar da alışacaklar birbirlerine tabii, yalnız ilk sene Ufaklığı korumak gerekiyor. Severim ben bu oğlanları be yaa.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Evde Oyun Vakti


      İnternette yaptığım araştırmalar ve kendi keşiflerimizi harmanlayıp bir liste oluşturdum. Evde 2 çocukla neler yapılabilir, Montessori yöntemine göre, işte benim listem. Zamanla bunlarla ilgili fotoğraflar da ekleyeceğim.

1-   Bebek bowlingi :  Yumuşak bir top ile belli bir uzaklığa dizilen şişeleri devirmece. Kısa süreli bir aktivite benim oğlum için. Keyif aldı ama, çabuk sıkıldı.
2-   Kıpırdayan Dil, Mimikler: Barış Çağan için aktivite. Dili dışarı çıkarıp ilgisini çekiyoruz. Taklit etmesini sağlıyoruz. Yine gülümsemek, kaşları ağzı burnu hareket ettirmek şeklinde çeşitli mmiklerle dikkatini çekiyoruz.Bu şekilde 5-10 dakika oynuyoruz.
3-   Kağıt yırtma - Katlama: Parmak kaslarını ve el becerilerini geliştirici bir aktivite. Benim oğlum yırtmaya çok meraklı!  
4-   Dokun bana: Bu benim uydurduğum ve Deniz Baran ile bebekliğinde oynadığım bir oyun. Barış Çağan’la da oynuyorum.  Bebeğimin bana istemli hareketlerle dokunamayacağını bildiğim için elini alıp bir kendi yüzüne bir de benim yüzüme sürüyorum, çok hoşuna gidiyor. Duygusal bağımız pekişiyor.
5-   Süngerle bir kaptan bir kaba su aktarma : Yazın yapılabilecek keyifli ve serinletici bir oyun. Ben şimdilik çeşmeden biberonlara su doldurup boşaltmakla başladım. Büyük bir önlük takıyorum. Islandığında da üstünü değiştiriyorum. Havalar nasıl olsa ısındı. Mutfakta ben iş yaparken o da yanımda güzel vakit geçiriyor, keşfediyor.
6-   Kaptan kaba transfer oyunu : Bir kaptan diğer kaba malzemeleri aktarma oyunu. Transfer önce elle, sonra da kaşıkla, daha sonra maşa ile, huni ile, küçük sürahilerle, damlalıkla, cımbızla yapılabilir. Transfer önce kuru gıdalarla sonra da sıvılarla yapılabilir. Önce büyük malzemelerle, daha sonra küçük malzemeler kullanılarak da yapılabilir. Transfer yaparken şeffaf cam kaplar, yumurta kapları, boya paleti, buz kalıbı kullanılabilir. Materyal olarak plastik meyve sebzeler, nohut, fasulye, pirinç, bulgur gibi bakliyatlar, taş, pamuk, bilye, kabuklu ceviz, fındık  gibi materyaller kullanılabilir. Daha sonra da bir büyük kaptan iki küçük kaba kaşıkla pirinç vs. transferi yapılabilir.
7-   Yumurta kabına top yerleştirmece: Her bir yumurta gözüne tek tek küçük pinpon topları vb. yerleştirilebilir.Bunu henüz denemedim, ama buzdolabında yumurta kabım var, onu bu iş için ayıracağım.
8-   Nerdeymiş: Bu da Barış Çağan’ın ilerleyen aylarda oynayabileceği, hatta Barışla oynarken Deniz’in de saklamak için yardım edeceğini düşündüğüm bir oyun. Bir örtüyü bebeğin yüzüne, koluna, bacağına koyup nerede diye soruyoruz, örtüyü kaldırarak işte burada diyor ve gülüyoruz. Uzuvlarını tanıması için yararlı bir oyun. Aynı oyunu eşya saklayarak da oyanayabiliriz. Nesnelerin devamlılığını öğrenmesi için çok yararlı.
9-   Eşleştirme kartları : Hazır alınan veya kendi yaptığımız eşleştirme kartları ile aktivite yapabiliriz. Her karttan çift olarak masanın üstüne dizip, örneğin bana limondan iki tane bul, evden iki tane bul şeklinde oyun oynayabiliriz. Başta sayıyı az tutup sonrasında arttırabiliriz. Yine eşleştirmeyi çoraplarla da yapabiliriz. Kocamla Deniz Baran eşleştirme kartları ile çok güzel zaman geçiriyorlar. Bir süre sonra da (3 yaşından sonra) kartları ters çevirip hafıza oyunu oynanabiliyor. Hatırla bul oyununa az kaldı. Eşleştirmede Deniz çok iyi. 
10- Renk tonları: Renklerin tonlarını da içeren kartlar bastırıp, bunları açıktan koyuya, koyudan açığa doğru dizmesini isteyebiliriz.Ben bunu kartlara bastırmak yerine, etrafımızdaki eşyalarla yaptırıyorum. Zaten renklere karşı çok ilgili. Her şeyin rengini ifade edebiliyor. Artık tonlarına da ilgili. Açık mavi, koyu mavi diye kendi söylüyor.
11- Dizmece: Bu oyunu Deniz Baran kendi buldu. Çeşitli buzdolabı süslerini kendi istediği şekilde buzdolabının üstüne yerleştiriyor, ben de bu arada rahat rahat yemek yapabiliyorum. Mutfakta benim yanımda eğlenceli vakit geçiriyor. Yine hayvan figürlerini, küçük arabalarını diziyor. Bu dizme işlemi tamamen kendi bulduğu ve bizim eşlik ettiğimiz bir oyun. Ben dizerken hayvanları türlerine göre birbirlerinin yakınlarına koyuyorum. O da bu keçinin kardeşi nerde, bu atın arkadaşını da buraya koyalım diyerek bana karşılık veriyor. Bu şekilde dilediği kadar oynuyoruz. Bunun için marketlerden aldığımız paketler halinde satılan hayvan figürlerini kullanıyoruz. Örneğin at, eşek, katır, zebra yan yana diziliyor. Keçi, kuzu, inek yan yana. Sonra Aslan, kaplan, çita gibi yırtıcılar yan yana.  Veya çocuğun hayal gücüne göre çeşitlendirilebilir. 
12- Kule yapmaca: Tahta küplerle istediği ölçüde kule yapması şeklinde bir oyun. Bu kuleleri bizim yönlendirmemizle veya kendi isteğiyle yapabiliyor. Örneğin renklerine göre veya şekillerine göre farklı kuleler yapabiliyor. Sarı kule veya dikdörtgenlerin kulesi gibi. Bu aktivite, Deniz'in çookk hoşuna gidiyor.
13- Tema havuzları: Şeffaf plastikten büyük dikdörtgen kaplar alınıp (İkea’da satılıyor) içine çeşitli temalarda düzenlemeler yapılabilir. Mevsimler, gece – gündüz gibi. Havuzun içine biblolar ve gerçek yaprak, kozalak, çiçek, çim, taş, bakliyat vs. konulabilir. Eline bir büyüteç verip incelemesi teşvik edilebilir.Biz henüz tema havuzu yapmadık ama planladığım faaliyetlerim arasında yer alıyor.
14- Makasla kesme çalışması yapılabilir.Benim oğlum yırtmaya çok meyilli. Makas kullanmasını teşvik etmeliymişim. Ancak henüz eline makas almasına izin vermedim. Çok dikkat edilmesi gerekiyor.
15- Bıçakla kesme çalışması yapılabilir. Bıçak olarak Ikea'da satılan renkli plastik bıçaklar, kesme malzemesi olarak da oyun hamurları kullanılabilir.
16- Silindir bloklar ile dizme çalışması yapılabilir. Zekâ oyunları setlerinden satın alınabilir.
17- Hafıza oyunu : Evdeki odalardan birer eşya alınır ve bu eşya hangi odaya ait oyunu oynanır.  Henüz bunu da yapmadık ama eğlenceli bir oyun olabilir.
18- Matematik: Eş büyüklükteki  kartların üzerine rakamlar yazıp (örneğin 1-5 arası) her kartın altına da o kartta yazan rakam kadar taş, kelebek, çiçek, meyve vs figür dizmek. Matematiği ve rakamları, farklı rakamların farklı değerleri ifade ettiğini öğrenmiş olur ama biz henüz denemedik.
19- Transfer: Farklı renklerdeki küçük malzemeleri farklı kaplara aktarması sağlanabilir. Bizim evimizde cam yuvarlaklar var, çeşitli renklerde. Biz bu camlarla oynuyoruz. Ayrıca sürpriz yumurta içinden çıkan şirinler, boyalı kuru yapraklar da malzemelerimiz arasında. Bunları türlerine ve renklerine göre ayırarak faaliyet yapılıyor. Oğlum oldukça hoşlanıyor diyebilirim.
20- Balonlarla renk çalışması : Bu bizim bulduğumuz bir oyun. Her renkte balon alınır, başta renk çeşitliliği az tutulup çocuğumuz öğrendikçe arttırılabilir. Balonlar şişirilir ve odaya bırakılır. Tatlı kuşumuz oynadıkça oyuna eşlik edilir ve balonların renkleri söylenerek bu oyun geliştirilir. Bir süre sonra bana mavi balonu ver, kırmızıyı ver diyerek oyun çeşitlendirilir. Bilemezse hımmm işte kırmızı balooon, kırmızı diyerek pekiştirilir. Kırmızıyı attıııım, kırmızı balonu tut gibi pekiştirme sözleri ile rengi öğrenmesi sağlanır. Çeşitlilik arttıkça oyun güzelleşir. Çocuklar balonla oynamaya bayılır. Ben oğluma renkleri böyle öğrettim, aynı yöntemi arkadaşım da uyguladı, onun da bebişi renkleri kısa zamanda öğrendi. Barış için de aynı yöntemi uygulayacağım kısmetse.
21- Konuşma egzersizleri: Bebek televizyonlarında neden yavaş konuşulup çok tekrar yapılır dedim ve oğlumla konuşma egzersizleri yapmaya karar verdim. Hızlı konuştuğum bir gerçek. Bu nedenle oğlumun bu tempoda konuşmama eşlik edebilmesi oldukça güç olurdu. Ben de oğlum henüz 18 aylıkken ve belli başlı kelimeler dışında her sözcüğün ilk iki harfini söyleyerek derdini anlatması döneminde dudak ve dil hareketlerimi görebileceği kadar yavaş ağız hareketleri ile ve bol tekrar yaparak konuştum.Onun yarım konuşmasını düzeltmedim, takdir edip cesaretlendirdim. Ama ben de onun gibi yarım konuşmadım. Tüm kelimeleri bol tekrarla ve doğru telaffuzla yavaş yavaş konuştum. Oğlum 3 ayda bülbül gibi şakımaya, her derdini anlatmaya, cümleler kurmaya başladı. Aynı yöntemi arkadaşıma da önerdim. Onun da oğluşu 3 ayda cümle kurabilir duruma geldi. Barış Çağan’ımda da aynı yöntemi uygulamayı düşünüyorum kısmetse.
22- Geometrik şekilleri kutuda ait olduğu boşluğa atma oyunu. El göz koordinasyonunu geliştiren, şekilleri algılamasını sağlayan bir oyun. oğlum hem şekilleri öğreniyor, ki artık temel şekillerin hepsini biliyor, hem el becerisini geliştiriyor.
23- Büyüteçle çeşitli incelemeler yapılabilir. Bu bir yaprak, karınca, ağaç dalı, çiçek, kendi eli, tırnakları vs olabilir. Özellikle dışarı çıkarken bu yapılabilir.
24- Parmak boyası: Serbest sanat çalışması yapılabilir. Kâğıda büyük şekiller çizip onu farklı renklerde boyaması istenebilir. Veya tamamen özgürce kendi isteği doğrultusunda resim yapması sağlanabilir. Boya çeşitleri arttırılabilir. Kuru boya, pastel boya, daha ilerde sulu boya kullanılabilir. Biz oğlumla Parmak boyası, kuru boya ve pastel boya kullanıyoruz. Ancak sulu boyaya henüz geçmedik.Acayip keyifli zaman geçiriyor.
25- Hamur çalışması : Hamur ve kurabiye kalıpları ile şekiller yapılabilir. Biz bunu bir süredir deniyoruz. Çok keyifli zamanlar geçirdiğimizi söyleyebilirim. Kalıpları daha da çeşitlendirirsek eğlencenin dozu da artabilir. Ben hamuru merdane ile açıyorum. Kalıpları masamıza koyuyoruz. İstediğimiz kalıpları hamura bastırarak şekiller yapıyoruz.  Ayrıca oğlum top, solucan gibi şekiller de yapmaktan hoşlanıyor.
26- Pamukla kâğıt üzerinde desen çalışması yapılabilir. Biz bir balık resmini birlikte pamukla kapladık, sonra onu buzdolabına astık, oğluşum akşam babasına gösterdi.
27- Yapboz : Tahta yapboz ile çalışmaya başladık. İlk gün oğlum yapbozları yerleştiremedi ve canı sıkıldı. Sonra yavaş yavaş mantığını kavramaya başladı. Babası da nelere dikkat etmesi gerektiğini anlattı. Yerleştirmeye başladıkça yapbozlara ilgisi arttı. 4 ve 6 parçalı yapbozlara da yeni geçtik. Daha sonraki aşamada çok parçalı yapbozlara geçebiliriz diye düşünüyorum.
28- Zıplama oyunu: Barış Çağan kolik sebebiyle ağlama krizine girince, oda değiştiriyoruz, iyi geliyor. Genelde yatak odasına gidiyoruz böyle zamanlarda. Ben yatağın kenarına oturuyorum, Barış kucağımda oluyor. Yerden ayaklarımla destek alarak zıplamaya başlıyorum. Deniz de yatağın üstüne çıkıyor ve o da zıplıyor. Barış zıpladıkça susuyor, Deniz kahkahalara boğuluyor. Bu şekilde doyasıya oynuyoruz. Neyi geliştiriyor bilemem ama çok eğlendirdiği ve iki oğlumla aynı anda yapabildiğim bir aktivite olduğu için seviyorum.
29- Evde kukla gösterisi yapılabilir. Bunun için bir hikâye uydurmak veya mevcut bir hikâyeyi canlandırmak tercihe kalmış. Ayrıca küçük parmak kuklaları alınarak hem kendi parmağımızda hem de onun parmaklarında küçük hikâyeler canlandırılabilir.
30- İlk sözcük kitabım ve doku kitapları alınmalı. Bu kitapları Deniz Baran’ıma almıştım ama kullanıp hepsini keşfettikten sonra yırttı, kullanılmaz hale geldiler. Aynı kitaplardan Barış’ıma da alarak birlikte keyifli saatler geçirmek için az zaman kaldı, heyecanla bekliyorum.
31- Evde olmasa bile kapalı mekân olduğu ve kışın güzel vakit geçirmeyi sağladığı için bu aktiviteyi de yazacağım. Oyun ve Oyuncak Müzesi’nde etkinlik. Anne – Baba ve çocuk için 5 TL alıyorlar, 2 saat oyunlar oynanıyor, şarkılar söyleniyor, çocuk tiyatrosu yapılıyor. Oğlumuz eğlenmekten kudurmaktan bitkin düşüyor. Hemen her Pazar gidiyoruz.
32- Mandalla çamaşır asma, bulaşık makinesi boşaltmaya yardım etme, oyuncaklarını toplama, kendi kendine soyunma ve giyinme, ellerini sabunla yıkaması, kendi yemeğini kendi yiyebilmesi, tuvalet eğitimi, burnunu kendi temizleyebilmesi, elini ağzını silebilme, diş fırçalama günlük yaşama yönelik aktiviteler olarak yapılabilir.
Yaşadıkça, araştırdıkça ve denedikçe daha fazla yazarım.





Anne Sütü

Sütümü arttırmak için;

* Bol bol emziriyorum, bazen sütüm az oluyor ve oğlum saatlerce emmek istiyor, doymuyor. Bıkmıyorum, emziriyorum. Bazen sütüm bol oluyor, artıyor. Artan sütümü sağıp göğsümü boşaltıyorum.

* Günde en az 3 litre su içiyorum. Su içmediğim günlerde anında sütüm azalıyor, tecrübe ile sabittir.

* Günde en az 2 bardak kefir içiyorum. Kefir sütü arttırma konusunda çok yararlı. Ayrıca oğluma da çok yarıyor.

* Ara sıra börülce yapıp yiyorum.

* Sık sık yeşillik yiyorum. Salata yapıyorum.

* Ara sıra 1 çay kaşığı kimyonu suya karıştırıp bir dikişte içiyorum.

* Anne sütünü arttırıcı çayları ilk dönemlerde içiyordum, ancak artık pek içmiyorum.

* Öğün atlamamaya, düzenli beslenmeye dikkat ediyorum.

* Uykumu almaya özen gösteriyorum. Dinlendikçe süt geliyor.

* Mutlu olmaya çalışıyorum. Bazen kendim mutsuz hissedebiliyorum, lohusalığımda sık sık ağlama isteği geliyordu. Böyle zamanlarda yalnız kalmamak, sevdiğin biriyle konuşmak, dertleşmek, biraz kafa dağıtıcı şeyler yapmak, mesela internete takılmak, oğluşumla oyun oynamak, içimden gelmese de kendimi buna zorlamak işe yarıyor. Daha da olmadı, alırım bebeklerimi yanıma veya bırakırım ufaklığımı anneme, alırım büyüğümü yanıma, atarım kendimi sokaklara, derin bir nefes alırım. Biraz alışveriş yaparım. Kafamı dağıtırım. Mutlu olunca süt artar, mutsuz olunca azalır. Tecrübe ile sabittir. Bunu pek çok kadın yaşıyor. Kendimi ifade ederim, ağlamak istediğimi söylerim. İçim sıkılıyor, iyi hissetmiyorum derim ve sevdiklerimden yardım isterim.

* Kendi kendime ben bunu yapabilirim, başarabilirim, süt üretebilirim diye telkinde bulunuyorum.

* Sütümün bebeğime yetebilmesi için Allah'a dua ediyorum.

Bu saydıklarıma dikkat etmezsem anında sütüm azalıyor.

* Nazara inanıyorum, kendime Maşallah diyorum. 


Bir Gün

Sabah 7 gibi Barış Çağan acıkır, uyanırım. Emziririm, tekrar uyuruz. 9 gibi Deniz ve Barış tekrar uyanır. Barış'ı tekrar emziririm. Annem uyanır, yanımıza gelir. Deniz'e ve kendimize kahvaltı hazırlarım. Hep beraber kahvaltı ederiz. Ya da Deniz huysuzluk eder ve kahvaltı etmek istemediğini söyler. Kendimize mısır gevreği, ona da kakaolu süt hazırlarım. Sabah biraz faaliyet yaparız. Mesela yapboz veya mandal. Ben hemen yemeğe kalkışırım. Öğlene anneme yemek yetiştirmek gerek. Saat 13:00'e kadar ne yaptıysam kar. Barış'a annem bakar bu arada. Sonra Barış acıkır yeniden. Elimdeki işi bırakırım, Barış'ı emzirmeye başlarım. Annem zaten hareketlenmeye başlar. En geç 13.00 deyince yemek hazır olmalı, sofra kurulmalı. Allah ne verdiyse yeriz içeriz hoş geçeriz. Deniz bir iki çizgi film izler. 13:30-14:00 gibi Deniz Baran ve Barış Çağan'ı uykuya yatırırırım. Annem de fizik tedaviye gider. Deniz Baran bu günlerde masala sardı. Pamuk prenses, Sindirella, Kırmızı Başlıklı Kız başta olmak üzere ben uydururum olabildiğince, bazen de masal kitabından okurum. Masaldaki prensin adı her seferinde Deniz Baran olur. O da bunu duyunca sevimli sevimli gülümser. Prensesle Deniz Baran prensin bebekleri olur. İsimleri de Ada, Buse ve Defne'dir (Deniz Baran öyle istiyor)

Deniz'im günde 3,5 saat uyur. Barış'ım zaten vaktinin çoğunu uyuyarak geçiriyor daha. Annem 16:30'da gelir, Saat 17:30 gibi uyanır Deniz Baran'ım. Barış kimi zaman daha erken uyanır ve emmek ister. İşte onlar uyurken ve annem evde yokken, kimi zaman yatar uyurum, kafamı dinlerim. Kimi zaman bir kahve yaparım kendime ve internetin başına geçerim ve sessizliğin yalnızlığın tadını çıkarırım, kimi zaman da istemeyerek ev işi yaparım.

Ev işi yapmaktan hiç hoşlanmam. Temizlik, ütü, çamaşır yıkama - katlama, bulaşık makinesi yerleştirme, boşaltma...Bilumum ev işlerinden hazetmem. Bana kalsa hiç ev işi yapmam ama zorunluluklaarrrr!! Ütüden o kadar hazetmem ki, ütülediğim parça başına 2 lira alırım kocamdan. Karşıda kuru temizlemeci var, o da aynı paraya ütü yapıyor. Benim adam bari indirim yap elin adamı da aynı paraya ütülüyor diyor. Ben de elin adamından daha mı değersizim, ona o parayı veriyorsun ya diyorum. Gülüşüyoruz, anlaşıyoruz. Yemek yapmaktan keyif alırım. Açarım interneti, yeni tarifler öğrenirim ve denerim. Bu akşam soya filizi salatası denedim. Meksika fasulyesi ile yapılıyormuş, benim buzlukta haşlanmış kuru fasulyem vardı, koydum sıcak suya çözdürdüm, onunla yaptım. İçine de mısır konservesi ve kornişon turşu koydum, zeytinyağı tuz ve limon üçlüsünü de ekledim. Severek yedik. Hele yaptığım yemekleri Deniz Baran'ım yedi mi var yaaa değmeyin keyfimeee! 2,5 yaşındaki bir çocuğa yemek yedirmenin ne kadar zor olduğunu yaşayan bilir. Bebekler daha kolay, süt verirsin içer. Eee süt yapmak da zor zanaat, sütümü nasıl arttırdığımı da başka bir yazıda anlatırım.

Akşam Deniz Baran uyanınca biraz mahmurluğu gider ve yeniden faaliyet yaparız. Sonra acıkır ve yemek yeriz. Yemekten önce Barış Çağan'ı emzirir uyuturum ama genellikle Deniz onun uyumasına izin vermez. Akşam kocam yemeğe gelecekse ben ufak tefek bir şeyler atıştırırım ve onu beklerim, yemeği brlikte yememizden keyif alır. Ama genelde Barış Çağan tam yemek saatlerinde ağladığı için, kucağımda Barış, yanımda mama sandalyesinde Deniz, onun yanında kocam birlikte yeriz. Annem genelde erken saatte yer, gece onu rahatsız etmesin diye geçe kalmaz.

Yemekten sonra bir parça rahatlarım. Kocam Deniz'le harala gürele oynar. Ya atçılık oynar, ya faaliyet yapar, ya internete bakarlar... Baba oğul takılırlar kafalarına göre. Ben de Barış Çağan'ı emziririm, gazını çıkarırım. Ona oyunlar yaparım. Kocam da Barış'ı alır sever hasret giderir. Mutlu ve yoğun geçer akşamlarımız. Eğer kocam çalışacak ve eve gelmeyecekse, akşamlarımız kasvetlidir. Yine oyun oynarım ben Deniz'le, yine şarkılar söyleriz, faaliyetler yaparız, yine Barış'ı güldürürüm, beslerim, oynarım ama tadı olmaz. Akşamları ailecek olmazsak, yüzümüzdeki gülümseme eksik olur. Kocamla aynı zamanda iş ortağı olduğumuz için, benim eksikliğim doğrudan işe yansıyor, açığı kapatmak için daha yoğun çalışıyor. Bu durum çok hoşuma gitmese de yapacak başka bir şey şimdilik yok. Deniz Baran önümüzdeki kış anaokuluna başlarsa, ben de yarım gün işe gidebilirsem, kocamın işyerindeki yükünü biraz olsun üstünden alabilirsem, güzel olur. Ben şimdilik sadece haftasonları yarımşar gün dershaneye gidiyor ve öğretmenlik yapıyorum. KPSS'ye hazırlanan öğrencilere Vatandaşlık Bilgisi anlatıyorum. Bu işi seviyorum. Avukatlığı da seviyorum. Anneliği de çok seviyorum. Ama ev işini sevmiyorum. Zorla mı yaaa sev-mi-yo-ruuuummmm!

Gece 22:30'da Deniz Baran'ımın yatma hazırlıkları başlar. Kakaolu sütünü babası hazırlar, altı üstü değiştirilir, uyku tulumu giydirilir. Yatmadan önce son çizgi film Jally Jam izlenir. Tek tek isimlerini  sayar oğlum. Bir avucunu açar, isimleri tek tek sayarken, öbür elinin işaret parmağını avucuna dokunur birer birer. Mina, Ongo, Belo, Guma, Rita, Prenses, Kral, Kraliçe ve Dodolar. Bana göre şizofrenik bir dünya ama bayılıyor canım kuzum. Haaa bu arada benim küçük keçim Barış'ım da çizgi film izlemek için ciddi bir çalışma içinde ama ona şimdilik yasaaakkk! Çevre ile lişkisini henüz tam kurmadan, TV izlemeyemeeezz! Ama bazen o da gerçekten bazen, yemek yerken 10 dakikalığına çizgi film izlemesine ses çıkarmıyorum. Haftada 1-2 kere sadece.

İşte gece Deniz bir yanda Barış öbür yanda uyurken, ben de yatağıma uzanıp laptopum kucağımda internete girip bakınmayı, blog tutmayı, uyurken nefeslerinin sesini dinlemeyi seviyorum. Uyuyasım gelmiyor. Öyle sakin, öyle bana kalan anlar ki bunlar, uykum iyice bastırana kadar bekliyorum. Ertesi gün yeniden hengamenin içine dalacağımdan bu anlarda ruhumu arındırıp tazeleniyorum. Bu hayatı seviyorum.