Sayfalar

20 Mayıs 2012 Pazar

Bir Tatil Günü

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

Haftasonu olmasına rağmen, 19 Mayıs olduğu için dershanem yoktu. Ailemle güzel bir gün geçirdim. Çocuklar büyüsün, bayram münasebetiyle düzenlenen konserlere de gideriz birlikte, eğlenceli olur.

Bugün birlikte parka gittik. Ordan da hemen yanındaki Balçova lunaparkına... Ay ne eski lunapark öyle! Güvenlik sıfır, dönme dolapta ve trende emniyet kemeri yok!. Oyuncaklar eski. Yine de eğlendi Deniz. Ben, Barış Çağan ile kenarda oturdum, sadece dönme dolaba bindik birlikte. Babası Deniz Baran'ın başında durdu. Barış da önceki dışarı maceralarımıza nazaran oldukça uyumluydu. Güneşlendik, D vitaminlerimizi aldık bol bol.

Akşama doğru başta Deniz Baran olmak üzere hepimiz yorulmuşken evin bir iki eksik gediğini tamamlamak üzere alışveriş merkezine gittik. Ama bizim iki oğlan da uyuyakaldı. Barış Çağan benim üstümde kanguruda, Deniz Baran ise alışveriş arabasının içinde sızdı. Millet halimize bakıp bakıp kendi arasında konuşuyor, kim görse Allah kolaylık versin diyor. Kıyamadık ikisine de, alelacele bir iki nevale alıp arabanın yolunu tuttuk. Arabaya bindiğimizde ikisi de gözünü açmıştı! Ben güya araba kullanma talimi yapacaktım ama mümkün olmadı. Barış Çağan arabaya binmekten hoşlanmıyor,  ağlıyor. O ağlarken benim tek amacım, biran evvel gideceğimiz yere ulaşıp arabadan inmek oluyor. Yine öyle oldu, Barış mızıldandı, aman kocam boşver eve gidelim dedim günün sonunda, kendimizi dar attık eve.

İki çocukla dışarı çıkmak tam bir delilik.

Benim kocamın ağırkanlılığını da hesaba katarsak, hemen hemen tüm hazırlanma sorumluluğu benim üstümde.

Çantayı hazırladım. Çanta deyip geçmemek gerek, her iki oğlanın da çiş kaçırması, terlemesi, havanın soğuması, ısınması olasılıklarını düşünerek yedek kıyafetler almak, bezinden ıslak mendiline, ağız bezinden emzirme önlüğüne, cüzdandan cep telefonlarına kadar her şeyi düşünmek ve çantaya yerleştirmek hep benim işim. Fotoğraf makinesini bile aldım yanıma da efendim pili yokmuş diye sitemkar konuştu kocam. Yahu o tarz aletlerin pillerini, hafıza kartlarını vs ayarlamak ne zaman benim işim oldu ki! Sırf pillerini doldurmuyor, hafıza kartlarını ayarlamıyor diye kaç aydır oğlanların fotoğraflarını çekemiyoruz!

Çocukların dışarı çıkarken giyecekleri kıyafetlerini hazırladım.

Bülent giyindi hazırlandı.

Barış'ın altını değiştirdim, onu giydirdim.

Bülent benim hazırladığım kıyafetleri Deniz'e giydirdi.

Barış'ın dışarda uyuması ihtimalini düşünerek bir poşete battaniye ve yastık koydum, kapının yanında duran sırt çantasının yanına iliştirdim.

Güneş gözlüklerini ayakkabı dolabının üstüne dizdim ki unutulmasın!

Gittim kendim giyindim.

Deniz'in ayakkabılarını ve swetshirtünü giydirdim. Annem aşağı indi. Ben de Barış'ı kanguruya koydum, omzuma astım. Anahtarı kilitlemeye hazır şekilde kapının dışına taktım. Deniz'in elinden tuttum. Aşağı indik. Bülent'e sadece gözlüğünü takıp ayakkabısını giyip çantaları alarak aşağı inmek kaldı! Ben de annemle ve iki çocukla arabaya doğru yürümeye başladım. Annem bastonla yürüyor. Benim de yüküm ağır. Adımlarımızın ne kadar aheste olacağı izahtan vareste. Bu şekilde arabanın yanına vardık. Bülent'i beklemeye başladık. Saate bakmadım ama, sinir küpü olana kadar bekledik diyebilirim. Sonra Bülent'i bize doğru gelirken gördüm, aa o da ne, geri dönüyor! Daha da sinir küpü olana kadar bir zaman bekledik bekledik bekledik. Nihayet beyefendi teşrif ettiler. Meğer güneş gözlüğünü ayakkabı dolabının üstünde unutmuş, hava da güneşli imiş. Böyle de nasıl araba kullansınmış! E peeesssssss! İmdaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaatttttttttttttttttttt!




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder