Sayfalar

18 Mayıs 2012 Cuma

Günlük Yaşam

Bugün (17 Mayıs) güne güzel başladık. Babası Deniz Baran'ın tuvalet eğitiminde dünkü vukuatlarından (efendim kişilik haklarına saygı gereği ayrıntıları yazmıyorum) dolayı eğer bugün her şey yolunda giderse onu parka götüreceğini söyledi. Sonuç mükemmel! Babası söz verdiği saatte gelemeyip 2 saat gecikince bizimki hem moral hem de takatten düştü (uyumamıştı da babası gelecek diye) Akşam 6 gibi çıktılar, saat 11' geçiyor, daha gelmediler. Telefonda haberini aldım, çok eğlenmiş.

Barış Çağan dönme çalışmaları yapıyor. Kuzum henüz başarılı olamadı ama, azimli keçimen! Bu arada son bir haftadır, geceleri uyumakta zorluk çekiyor. İlaç içiriyorum ara sıra. Sanırım diş çıkarma faslımız başlıyor. Deniz de 4 aylıkken diş çıkarmıştı. Hatta bir arkadaşımın kızı da aynı dönemde diş çıkarıyordu da şaşırmıştım, zira onun kızı 10 aylıktı. Her çocuğun bünyesi farklı oluyor. Barış'ım çok ciddi salya çıkarıyor, elini sık sık ağzına götürüyor. Özellikle geceleri uykuya dalmakta zorlanıyor, ağlıyor. İştahta hafif bir düşme var. İşte sana diş çıkarma belirtileri. Tecrübelerim beni yanıltmıyorsa, birkaç haftalık ilk diş serüvenimiz başlamış bulunuyor. Daha bunun anmak istemesem de ateş kısmı var. İnşallah sakin atlatırız. Deniz'de az hastanelik olmamıştık! Hele bir keresinde bıngıldağı şişmişti ateşten, doktor burdan ırak olsun, menenjit olabilir demişti. O an hayatımın karardığını anımsıyorum.

Barış Çağan, beni gördüğü zaman anında göz hapsine alıyor. Eğer yanına gelmezsem ve açsa ağlamayı koyultuyor. Aman bir tatlı gülüyor bir tatlı gülüyor sesli sesli! lokum lokum! Bu akşam annemin kucağında iken hadi gel hadi gel dedim. Bana ufaktan hamle yaptı! Emerken de önce iyice karnını doyuruyor, sonra bir yandan emip bir yandan da bana muhabbet anlatıyor, gülüyor, sesler çıkarıyor. Dün agu dedi ilk kez. Bu işler böyle. Önce sesli harfler, sonra farklı iki harfli heceler, sonra anlamsız kelimeler, sonra da anlamlı sözler... Heyecan verici bir süreç.

Sabah Deniz Baran ile çok güzel faaliyetler yaptık. Önce boyama, sonra hamur çalışması, ardından tahta yapbozlar, daha sonra 4 ve 6 parçalı yapbozlar yaptık. Yapbozlara eli oldukça yatkın olmuş. İlk zamanlarda çok zorlanıyordu ve yapbozdan hoşlanmıyordu. Bugün gayet güzel yaptı, yaptıkça da keyif aldı. O keyiflendikçe ben de mutlu oldum. Kağıt yırtma çalışmaları parmak kaslarını güçlendireceği için faydalıymış. Aslında Deniz kendi yırtar eline ne geçirirse, ben bugün yırt annecim şu kağıtları dedim, biraz yırttı, vazgeçti.


Faaliyet yapmak, Deniz'in stresini de azaltıyor. Malum hem 2 yaş sendromu hem tuvalet eğitimi üst üste gelince stres katsayısı da artıyor! İtiraf etmeliyim, beni çoookk zorluyor. Tam da huyu güzelleşmeye başlamıştı... Faaliyetler 2 yaş sendromunu azaltmış, eskisi gibi uyumlu bir çocuğa dönüşmüştü. Tuvalet eğitimi yeniden huysuzlaşmasına neden oldu. Bu da geçici bir dönem, biliyorum. O da hayatının en önemli dönüm noktalarından birini yaşıyor. Bebeklikten çocukluğa geçiyor ve bağımsızlaşıyor. Kendi kararları, kendi tercihleri, kişiliği var ve bunu kanıtlamaya çalışıyor. Tıpkı ergenlikte olduğu gibi öfke nöbetleri geçiriyor. Faaliyet yapmadan önce bu öfke nöbetleri çok sık olurdu. Özellikle anneannesini çok üzüyordu. Zaman zaman bana da seni istemiyorum dese de, anneannesine sürekli git burdan diyordu. Anneannesi başlarda ben alınmıyorum, çocuk o diyerek olgun davransa da kısa bir süre içinde ben kendimi oğlumla annem arasında buluverdim. Anneme bunun geçici bir dönem olduğunu, inatlaştıkça bu sürecin uzayacağını, kötü davranışlarını görmezden gelerek söndürebileceğimizi, iyi davranışlarını överek pekiştirebileceğimizi anlattım, anlattım ama başarılı olamadım! Annem Deniz Baran'la bir oldu, çatıştı, inatlaştı, rest çekti. Deniz git burdan seni sevmiyorum, sen kötü birisin diye hakaret içerikli kelime dağarcığını gittikçe genişletti. Ben bir yandan Deniz'in anneme bu şekilde davranmasını istemiyordum, bir yandan da annemin hatalarını da görüyor ve sürekli çocuğumu bastırıp ezmek de istemiyordum. Deniz'in kötü kelimeler kullanmasını düşünme koltuğu uygulaması ile son derece tutarlı, kararlı davranarak başarılı bir şekilde söndürdük. Öfke nöbetleri faaliyet yaptıkça azaldı. Anneannesi ile hamur, boyama çalışmaları yapması, birbirlerine yakınlaşmalarını sağladı. Velhasıl Deniz Baran sakinleştikçe her şey düzene girmeye başladı. Bunu da kesinlikle Montessori Eğitimi ile ilgili yaptığım araştırmalar neticesinde keşfettiğim faaliyetlere borçluyum.

Aslında o kadar basit şeyler ki bunlar! Belki pekçok annenin yaptığı şeyler ama bilinçli olarak değil de çocuğum oyalansın kastı ile yapılıyor. Mesela oğluma bıçak kullanmayı nasıl öğretebilirim, tabii ki plastik yemek bıçağı ve oyun hamurları ile. Oyalanmanın ötesinde çocuk el becerilerini geliştirebiliyorsa, duyusal, bilişsel gelişimine katkıda bulunuyorsa al sana faaliyet işte. Çok da kasmaya gerek yok ki! Farklı yönlerini geliştirme çalışmaları da gelecek yavaş yavaş. Bu iş sabır işi. Mesela ilk zamanlar mandal kullanmayı bilmiyor ama merak ediyordu. Mandallarla oynamasına izin verdim, şimdi çamaşırları mandallayabiliyor. Çıtçıt, cırtcırt, fermuar da sıradaki faaliyetlerimiz arasında. Bizim oğlanların yatakları park yatak ve kocaman fermuarları var. Oğluma fermuarın nasıl açılıp kapandığını öğrettik, ki bu kendi merakı ve ilgisi sonucu oldu, şimdi ek başına fermuarı açığ kapatabiliyor. Bu çok güzel bir gelişim!

Şu tuvalet eğitimini de başarılı bir şekilde atlattığımızda artık kocaman bir küçük adam olacak benim tatlı oğluşum!

Deniz'im, büyüyorsun be annem. Erkek erkek konuşmaların beni mest ediyor!

Deniz Baran geldi. Ev şenlendi. Anlata anlata bitiremedi. Babası 3 farklı park alanına götürmüş. Ben eve geldiğinde uyumuş olur dedim ama keçimende uyku muyku Hak getire. Zor yatırdık. Babası yarın da parka götürecekmiş. Biz de gideriz belki biraz hava alırız. Aslında Barış Çağan dışardan çok hoşlanmıyor. Ne zaman çıkarsam, ağlama krizlerine giriyor bebeğim. Bir de ishal oluyor. Ne kadar korusam da etkileniyor. Ama böyle böyle alışacak, hep eve kapanmak da olmaz ki! Hem kemik gelişimi için Barış'ımın biraz güneşe çıkması lazım.

Bu cumartesi yeniden araba kullanma alıştırmaları yapacağım kısmetse. Kendimi hazır hissedince de trafiğe çıkacağım. Annemi, çoluk çocuğu atacağım arabaya, parka götüreceğim sık sık. Bizim evin yakınlarında bir park alanımız var. Ama oyuncaklar son derece eski, paslı ve güvenliksiz. Hal böyle olunca İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne çocuk parkının oyuncaklarının yenilenmesi ve park alanının düzenlenmesi için geçen sene başvurdum. 4 ay kadar uzun süren yazışma döneminin sonunda stoklarında oyuncak olmaması sebebiyle talebimi geri çevirdiler! Bir annenin çocuğunu mahallesinde bulunan parka götürebilmesi, en doğal hakkı olsa gerek. Ama maalesef ki ben bu hakkımı kullanamıyorum. Son derece can sıkıcı! Bir belediye çocuk parkını yenilemekten aciz olabilir mi yahu!

Önümüzdeki hafta kısmetse yapıştırma, küp dizme, parmak boyası çalışmaları yaptırma niyetindeyim. Eğer bu haftasonu yaptığım sürücülük çalışmaları neticesinde cesaretlenirsem, haftaya parka da götürürüm kısmetse! Alırız yanımıza meyvecikler, zamanla küçük piknikler de yaparız yaa... Hele hele fuara da gidersek, ne güzel olur! Top da oynarız... Ya bir parka gitmek bu kadar mı zor olur!



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder