Sayfalar

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Anılara Yolculuk

Yalnızlık denemeleri bir ki deneme bir ki...

Bugün annem yok. Evde Deniz Baran, Barış Çağan ve ben başbaşayız. Sabahtan beri ufak tefek işleniyorum, Barış şu an uykuda, Deniz çizgi film izliyor. Ben de yemek yaptım, bulaşıkları ayarladım makineyi çalıştırdım. İkinci posta çamaşırlarımı attım, onlar da yıkansın, hepsini kurutma makinesine atacağım. Akşama da arkadaşlarımıza ev gezmesine gideceğiz. Öğleden önce yemeğimizi yiyelim, Deniz de uykuya yatsın (umarım bu sefer uyur) sonra da babamız gelmeden belki biraz yapboz yaparız...



Deniz Baran'la birlikte az önce eski fotoğraflara baktık. Zaman ne kadar çabuk geçiyor... İçim buruldu... Yakalamak istedim o anı. Tadını, kokusunu yeniden duyumsamak istedim. Deniz Baran'ın kucağımdan inmediği, benden başka kimselere gitmediği o günler, şimdi kucağıma aldığımda anne beni bılak dediği günlerden ne kadar uzakta.

Daha eski fotoğraflar... Düğünümüz, nişanımız, gezmelerimiz, sevgililik dönemleri... Hepsi çooookk gerilerde kaldı (mış!) Ne kadar küçükmüşüz, ne kadar genç! Ne kadar gamsız, tasasız, özgür!

Zaman geri gelse, tekrar yaşasam o günleri, tekrar gelmek isterdim bu günlere!

Bu günlerim de güzel, eskisinden daha farklı, bambaşka. Eskiler başka güzeldi, bu günlerim başka... Tamam özgür değilim tamamen, sorumluluklarım çok fazla ama böyle küçük yalnızlık denemeleri hoşuma gidiyor. Kafama estiği gibi davranamam belki ama, oğullarımın büyüdüğünü görmek müthiş keyif veriyor.  Bir amacım değil, çok amacım var. Her doğan gün birbirinin aynı kimi zaman, kimi zaman bambaşka! Aylar yıllar geçip gidiyor. Evleneli 10 koca yıl dolmak üzere. Tanışalı 17 yıl olmuş bile. Sanki daha dün gibi. Eski fotoğraflar beni alıp götürdü, düşüncelerim karışık, uçuşuyor havada.

Deniz, kendisinin olmadığı bekarlık günlerimiz diye tarif ettiğimiz evliliğimizin ilk 7 yılına ilişkin fotoğraflara bakınca çıldırdı, ben nerdeydim o zamanlar diye. Ben de o zaman daha yoktun sen dedim, anlamadı doğal olarak. Karnımdaydın sen uzun zaman sana orda baktım, büyüttüm seni sevgimle, sonra da aldım kucağıma, bak işte hastanede doğduğun gün, doktorların seni kucağıma verdikleri gün çektirdik bu fotoğrafları dedim.



Fonda Carmina Burana, kahvem yanımda, oğullarım derin uykuda, çamaşırlarım da kurutma makinesinde! Ha şimdi bu romantizmin içinde çamaşırların ne işi var?! Bir yanda Mustafa Okçay'ın Mandalina isimli kitabını okuyordum, biraz ara verip yazmak geldi içimden. Ev de almış başını gidiyor bu arada. Dünya yansa umrum değil hesabı kahve içip yazıyorum. Şimdi temizliğe kalkışsam ikisi de uyanacak. (bahanem de hazır)

Bizim bu yaz bu çocuklara oda yapmamız farz oldu. Bebek telsizimiz var, kamera da gerekli. Deniz malum çok hareketli, istemeden Barış'a zarar verebilir. Sonra kendimizi affetmeyiz! Geceleri de Barış uyanmasa, uyku eğitimi alsa, süper olur. Ben şu doktorumuzla bu gidişimizde bir konuşayım. 4 aya kadar efendi paşa o, 4 aydan sonra gece emzirmelerini düzenleyeceğiz demişti. İhtiyacım var böyle bir düzenlemeye gerçekten!
 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder