Sayfalar

2 Mayıs 2012 Çarşamba

İhtiyaçlar Çatışması

Deniz Baran'ımın el göz koordinasyonu gelişsin diye, 4 ve 6 parçalı yapboz aldık. Bu oğlan aynı babası, bir kez daha söylemek zorundayım! Yahu bu küçük adam ne çekilmez oluyor yeni bir şey öğrendiği dönemlerde! Özellikle de eli yatkın değilse! Yapamıyoruuuumm! diyor, ellerini kavuşturuyor, kafasını çeviriyor ve hıh! diyor. Tamam annecim kaldırayım daha sonra bakarız diyorum, ki eğitimlerde asla çocuğu zorlamamak gerekiyormuş İstemediği zaman veya sıkılınca kaldırıp yeni bir etkinlik yapmak gerekiyormuş. Ben kaldıracağım deyince şiddetle karşı çıkıyor hayır hayır hayırrrrr diye. Tamam o zaman, masanın üstünde dursun diye bırakıyorum. Tekrar gösteriyorum yapboz nasıl yapılır diye. Tekrar deniyor. Yavaş yavaş yapmaya başlayınca da keyifleniyor. Bu şekilde 2 farklı yapbozu birlikte yapıp bozduk. Bir de tahta yapbozumuz var. İnsanın çeşitli organlarını yerleştiriyor. Onu daha severek yapıyor.

Mandal takmayı da öğreniyor oğlum. Odalarımdan birini çamaşır ve ıvır zıvır odası yaptım. Deniz Baran oraya arka bahçe adını koydu. Arka bahçemizde duran çamaşırlığımdaki mandalları tek tek toplamış sağolsun. Tabii küçük parçalı çamaşırlarımın yerlere serildiğini söylememe gerek yok herhalde. Baktım kurumuşlar, ben çamaşırlarımı katlayıp yerleştirdim, Deniz Baran da mandalların nasıl çalıştığına baktı. Minik elleri ile mandalları çamaşırlığa kıstırdı. Yaptıkça keyiflendi, ben de el kaslarını geliştirdiği, el göz koordinasyonunu arttırdığını düşündüğüm için mutlu oldum.

Barış Çağan ise kolik sorunumuz geçtiğinden beri daha uyumlu bir bebek haline geldi. Peki her şey bu kadar toz pembe mi? Tabii ki değil!

2 çocuklu olmanın en büyük zorluğu, ikisinin isteklerinin aynı ana denk geldiği dakikalarda yaşanıyor. Mesela Deniz Baran da Barış Çağan da aynı anda acıkabiliyor. Deniz, anneannesinin kendisine yemek hazırlamasını kimi zaman istemiyor. Benim kendisi için bir şeyler yapmam, Deniz'in hoşuna gidiyor. Barış da acıktığı anda yaygarayı koparıyor. Her ikisinin de beklemeye tahammülü yok. Kısa bir ikna çalışması yapıyorum, yemeği anneannesinin hazırlaması için ama yok, inatçı oğlum nuh diyor peygamber demiyor. Kalkıp Deniz Baran'a yemeğini hazırlıyorum, Barış Çağan da anneannesinin kucağında ağlıyor. Deniz'in önüne yemeğini koyuyorum, Barış ağlamaya devam ediyor. Deniz yemeğini yerken, koşup Barış'ı alıyorum kucağıma veee mutlu son, her ikisi de aynı anda karnını doyurmaya başlıyor. Eh bir de bu kervana benim karnımın acıktığı anları ekleyinceeee, ev tam deliler evine dönüyor. Genelde akşam saatlerinde böyle oluyor. Akşam önce Barış'ı emziriyorum, gazını çıkarıyorum, pışpışlayıp uyutuyorum. Sonra Deniz'e rica ediyorum annecim nolur ses çıkarma kardeşin uyusun, yemeğimi rahat yiyebileyim diye. Ama ne mümkün! Deniz avazı çıktığı kadar "agora poştok" diye bağırmaya başlıyor. Bu kelimenin ne anlama geldiği konusunda en ufak bir fikrim yok. Kendi uydurmasyonu olmalı. Tam masaya oturunca belki bir lokma atıyorum ağzıma belki o da yok, bir çığlık kıyametle Barış ağlamaya başlıyor. Deniz Baran henüz 2,5 yaşında olmasa, laftan sözden anlasaaa, ah aralarında biraz daha yaş farkı olsaaaa... Bak diyorum kardeşin ağlıyor, neden bağırıyorsun? Cevap çok basit: "çünküüü ben bağırmak istemiştim" Kalkıyorum sofradan, Barış'ı pışpışlıyorum, açlıktan kan şekerim düşmüş, sinirlerim bozuk, burnumdan soluyorum. Deniz mama sandalyesinde, ben yanında sandalyede, Barış kucağımda beni emerken, artık ne yersem kar hesabı, karnımı doyuruyorum. Ama kocamla başbaşa sohbet ede ede yemek yiyebilmek, henüz ufukta görünmüyor.

Tabii ihtiyaçların aynı ana denk gelmesi yemekle de sınırlı değil. Genelde altlarını birbiri ardına değiştiriyorum. Deniz Baran henüz tuvalet eğitimi almaya hazır değil. Banyoya lazımlık koydum, oturmayı reddediyor. Çok araştırdım, kesinlikle zorlayıcı olmuyorum, Pepee'nin şu meşhur çişimiz tuvalete şarkısını söylüyoruz birlikte. Külot giymenin ne kadar güzel olduğunu anlatıyorum ama yok! Kabul etmiyor. Çişini ve kakasını yapınca altını değiştirmeme izin de vermiyor kolay kolay. Bu, henüz hazır olmadığının göstergeleriymiş. Bir de kardeş faktörü var. Sanırım kardeşinin altı bağlandığı için de tuvalet eğitimi almak istemiyor. Bu yaza sakladım bütün ümitlerimi. Umarım başarılı oluruz.

Kimi zaman da Barış'ın uyku, Deniz'in faaliyet ihtiyaçları aynı ana denk geliyor. Barış'ı ayağımda sallarken, Deniz'e de yapboz yaptırıyorum. Annem müsaitse Barış'ı o sallıyor, biz de Deniz'le hamur, parmak boyama, pamukla resim yapma gibi daha kirli faaliyetler yapıyoruz. Barış uyanıkken de kaptan kaba transfer çalışmaları yapıyoruz. Transferimizde malzeme olarak taş kullandığımız için, oldukça gürültü çıkıyor, bu nedenle Barış'ımın uyanık olması şart.

İhtiyaçların aynı ana denk gelmesi ve benim aynı anda ikisine de yetişmeye çalışmam ama başarılı olamamam, bizim oğlanlarda birtakım huyların gelişmesine neden oldu. Deniz, dikkat çekmek için tırnaklarını ve tırnak kenarlarındaki küçük etleri koparıyor, Barış da kendini rahatlatmak için parmak emiyor.Onlar böyle yapınca ben kendimi çok yetersiz hissediyorum. İyi bir anne olamadığımı düşünüyorum. Öyle çok bilgi bombardımanı altındayız ki günümüzde, hep mükemmele yönlendiriliyoruz. Mükemmel anne, mükemmel ev kadını, mükemmel iş kadını, mükemmel eş... Hiçbiri mükemmel olmuyor oysa ki, hep bir yarım kalmışlık var içimde. Ya yemek eksik kalıyor, ya ütü, ya temizlik, ya çocukların bakımı! Birinden biri eksik kalacaksa eğer, bu çocuklarım olmamalı. Ev savaş alanı gibi olsa da kimi zaman (hadiiii itiraf ediyorum, çoğu zaman!) çocuklarıma ilgim eksik kalmamalı. Hal böyleyken, neden bu çocuklar parmaklarıyla uğraşıyor bu kadar ?! Deniz'in ilgisini başka yöne çekmem ve parmağınla oynama dememem gerekiyormuş. Ben de faaliyet yaptırıyorum ama yine de engel olamıyorum. Düşünme koltuğumuz var bizim de, parmaklarındaki etleri koparınca düşünme koltuğuna göndereceğim seni uyarıyorum diyorum. Eylemine devam edince de 3 dakikalığına düşünme koltuğuna oturtuyorum. Ama yine de engel olamıyorum. O kadar çok sabır ve emek gerekiyor ki!! Kardeşi doğduktan sonra bu huyu geliştirdi. Çözüm aramakla meşgulüm bu konuda elimden geleni yapıyorum ama itiraf edeyim, çaresiz kalıyorum! Barış da parmağını emmesin diye, büyük boy bir tülbentle yarım kundak yapıyorum onu. Doktorumuza danıştım, parmağına acı biber sür dedi! Evet dedi! yapar mıyım hiç yaa! Kıyabilir miyim ben oğullarıma! Acı biber, Deniz tırnaklarını koparmasın diye kimi zaman korkutma aracım oluyor. İşe de yaramıyor. Zira asla sürmeyeceğimi o da biliyor. Eskiler hep korkuturdu çocuklarını, korkuya dayalı verirlerdi eğitimlerini. İstediklerini bu yolla yaptırırlar mıydı, evet. Ama ne oldu çocuklar, özgüvenleri anne ve babaları tarafından özenle törpülenmiş, bastırılmış bir nesil! İşte bizimkiler böyle olmasın diye çabamız, bu da çoooookkk meşakkatli bir yol ama yaa. Bazen çok zorlanıyorum, bunalıyorum.

Hayat güzel ama emek verilirse.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder