Sayfalar

15 Mayıs 2012 Salı

Kabus

Sabah her şey güzel başladı.
Temizlik yapmaya başladım. Koltuklar ağır, halılar koltukların altına sıkıştırılmış. Onları kaldır kopar, canım çıktı. Deniz sürekli işime engel olarak kendine oyun çıkarma peşinde. 5 dakikada yapacağım iş 10 dakikaya uzuyor. Biraz çizgi film açıp onu oyalayım, işim erken bitsin derdindeyim ama mümkün değil! Çizgi film izlemeyi reddediyor! Sürekli elektrikli süpürgenin üstüne oturuyor veya borusundan tutuyor velhasıl bana iş yaptırmıyor. Binbir zorlukla işimi kolaylamaya çalışıyorum. Nihayet süpürme işim bitiyor, toz almaya geçmeden önce çekyat örtüsünü merdivenlere silkeleyim zaten üstünde pek bir şey yok diyorum. Sonra da biraz dinlenirim, ölüyorum yorgunluktan!

Kapının açıldığını gören Deniz birden koşarak yanıma geliyor. Anne beni kucağına al, babamı burda bekleyelim diyor! Saat 11 civarı, babası taa ertesi sabah gelecek, ne gelmesi! Uygun bir dille anlatmaya çalışıyorum ama bakıyorum dinlemiyor, yorgunluğumu bir kenara bırakıp kucağıma alıyorum ve kapıda beklemeye başlıyoruz. Ama benim sinirler geriliyor gittikçe. Anlatıyorum, içerde bekleyelim babanı diye, nuh diyor peygamber demiyor! Bir süre bekliyoruz kapıda. Sonra ben onu bırakıyorum, dış kapıyı kapatıp içeri geliyorum. O da koridorda, yanına gelip onu kucağına almam ve babasını kapıda beklememiz için tabiri caizse çıldırıcasına ağlıyor. Tekrar yanına gidiyorum, babasını içerde beklemesi için ikna çalışmaları, ama yok! Sonra tamam diyor, mutfakta bekleyelim. Birden bu fikir bana çok cazip geliyor. Uzanmayıveririm ne yapalım, yeter ki sussun! Mutfağa gidiyoruz. Ben de onunla sohbet etmeye başlıyorum, bu arada da yemek yapıyorum. Ağlamıyor. Sohbet gayet keyifli. 10-15 dakikada yemeği fırına atıyorum. Tavuklu patates, hem kolay hem lezzetli hem de Deniz birkaç gündür tavuk istiyordu, çocuk doya doya yesin!

Her şey bu şekilde yolunda giderken, durup dururken tekrar ağlamaya başlıyor! Ama nasıl ağlamak! Tarifi imkansız! Babasını kapıda beklemek istiyor. Bu şekilde ağlama faslı toplamda 1 saat civarı sürüyor. Birden kendimi kaybediyorum, sinirlerim boşalıyor ve ağlamaya başlıyorum. O ağlıyor ben ağlıyorum. Barış annemin kucağında, tüm bu gürültünün içinde uyuyor! Tam bir çılgınlık hali! Beni ağlarken görünce kucağıma geliyor, sarılıyor. Ama fikrinden tam da vazgeçmiş değil! Bülent'i arıyorum. Bir yandan ağlıyorum, bir yandan da gelip gelemeyeceğni soruyorum. Duruşması varmış, gelemiyor. Telefonda konuşa konuşa yatak odasına gidiyorum, Deniz de peşimden geliyor. Kapatıyorum telefonu, yatıyorum yatağa, o da yatıyor yanıma. Sakinleşene kadar 5-10 dakika uzanıyoruz. Bu arada küçük teyzem arıyor, biraz rahatlatıcı şeyler söylüyor. Sakinleşince sarılıyoruz birbirimize. İçeri geliyoruz. Bütün gün üstümdeki kırıklığı atlatamıyorum.

Bu neydi ki şimdi böyle?!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder