Sayfalar

30 Haziran 2012 Cumartesi

Biricik Kocama...

Ben çok iyi bir baba seçmişim çocuklarıma. Çok şanslı bir kadınım gerçekten.

Kocam bugün hastane dönüşü Barış'ın ensesine konan bal arısını eliyle yakaladı, bu sırada arı elini soktu. Bebeğime bir şey olmadı ama kocacığımın canı çok acıdı. Gözünü bile kırpmadan bebeğimizi kurtardı aşkım. O benim kahramanım!

Kocam alt değiştirir, giydirir, gezdirir, yedirir, içirir, ateşli ise ilacını takip eder, ölçümleri yapar, faaliyet yapar, oynatır, konuşur, ilgilenir... Çok sıkışık değilse işleri, zaman yaratır çocuklarına... Baba olmak öğrenilen bir durummuş. Benim kocam bu işi çok iyi öğrendi, çocuklarım için bu dünyada olabilecek en iyi babayı seçtiğimi düşünüyorum.

Evimin direği, seni seviyorum!

Mutluluk

Barış Çağan kilo almış. Her şey yolundaymış. Doktor beni tebrik etti, güzel yetiştiriyorsun çocuklarını, çok iyi bir annesin, bu her hallerinden belli, ikisi de çok mutlu görünüyorlar dedi. Bu arada Deniz Baran şarkılar mırıldanıyordu. Doğduğunda çok minikti Barış Çağan, doktor "bu hastanede ölçtüğüm en minik kafaydı" dedi. "5 ayda yaşıtlarını yakaladığı gibi, üstüne de çıkmış, sütünü çok iyi vermişsin, 6. aydan sonra anne sütünün besleyicilik özelliği ikinci plana düşer ama yaşına kadar sütünle beslemeye devam etmeni tavsiye ederim, ek gıdalara devam" dedi.

Mutluyum. Anne olmayı seviyorum. Kocam da Barış'ın doğduğunda yaşıtlarından fiziksel olarak daha küçük olmasına rağmen onları yakalaması hatta geçmesi karşısında beni tebrik etti.

Mutluyum. Ailemi seviyorum. Mutluluk, sağlık demek. Çok şükür hayat yoluna giriyor...

Akşam yürüyüşleri

Güzel bir gündü bugün (cuma).
Evde taşlarla şekiller yaptık, sohbet ettik, balkonda oturduk, uyuduk, dinlendik. Ablam annemlere geldi ama biz gidemedik. Malum bugün dinlenmek isterler, gittiğimize değsin bari...

Akşam kocam geldi, yemek yedik, hazırlandık, çıktık dışarı, doğru Bahçelievler parkına... Güzel bir akşamdı. Deniz Baran doyasıya oynadı, stres attı. Eve geldiğimizde küçük bir sıkıntı yaşadık. Ben anahtarı aradım aradım bulamadım. İki ihtmal var, ya parkta düşürdüm ya da yanıma hiç almadım kapıda unuttum. Apartmanın içine bir girsek, tamam. Komşuların kapılarını çaldık, gecenin bir vakti (23:25) kmse kimo bile demiyor, bırak açmayı. Bereket komşunun telefonu vardı da, Bülent aradı, dış kapıyı açtı sağolsun Levent. Anahtar bizim kapıda asılıymış!

Yıkıldı bizim ufaklıklar yorgunluktan, uyuyorlar şimdi. Zaten Barış Çağan orada uyumuştu, arabaya yatırıvermiştm. Bu araba işi çok rahatlık yaa.. Kanguru iyi hoş ama çocuk o kadar rahat etmiyor.

İnternetten bir bebek arabası aldık, çok beğendik, bir tane daha alacağız. Deniz bu yaz araba ister daha. Hele bir de akşamları yürüyüşlere gitmek istiyoruz, koyarız ikisini de birer arabaya, basarız yürürüz, ne güzel olur! Biz tempolu yürürken Deniz Baran bize uyamaz, kucak ister. Onu arabaya koysan, o tempolu yürüyüşte Barış kanguruda ezilir, bizim terimiz ona geçer. İki küçük çocuğa iki araba şart.

Haftada birkaç kere çıksak yürüsek, bana da iyi gelir, kocama da, Deniz Baran'a da... Dışarı çıkmaktan hoşlanmayan tek kişi, Barış Çağan. O daha çok minik, rahatını istiyor kıyamam. Ama bu akşam çocukları oynarken görünce epey tepişti, hareketlendi. Güzel bir aile macerasıydı.

Sabaha Barış'ı doktora götüreceğiz. Rutin kontrole. Eski doktorumuza geri döndük. Diğer hastanede (güya özel hastane), hiç insani muamele yok. Soğuk ve sevimsiz. Burası daha sıcak..

Yarın akşam son dersime gireceğim, yaza sınıf açarlar mı bana bilemiyorum. Açarlarsa da açmazlarsa da hayırlısı olsun. Öğretmenlik güzel bir meslek, hele hele benim gibi part time yapılırsa... Hem yorucu olmuyor, hem maddi manevi tatmin ediyor.


28 Haziran 2012 Perşembe

Kötü Sözlerin Gizli Sebebi...

Durup dururken seni sevmiyorum anne dedi Deniz Baran.  Oysa her şey yolunda görünüyordu. Ama ya benim farketmediğim bir kıskançlık yaşadı o anlarda ya da bana bir şey söyledi ve ben duymadım ve sinirlendi biilemiyorum. Aynı gün yemek yemesini istediğimde de seni sevmiyorum anne demiş ve ben sinirlenmiştim, küçük çaplı bir kavga, ardından barışma ile sonlanmıştı bu durum (anneler özür diler mi) Ben de bu defa sinirlerime hakim oldum, uyardım, tekrar etti, sonra da düşünme koltuğuna gönderdim.

Deniz Baran genelde bu tarz kötü kelimeler kullandığı zaman, neden diye sorulmuyor, cozutuk cevaplar veriyor bu durumda. Konu ile alakası olmayan, uydurma sözler... Mesela;
- Neden kötü kelime kullandın Deniz Baran?
- Çünküü kullanmak istemiştim! Veya aynı soruya
- Çünküü şirinlerim kayıp, çizgi film izlemek istemiştim, vs.

Neden sonuç ilişkilerini bağlamıyor mu, bağlayamıyor mu çok emin değilim. Emin değilim, çünkü bu kötü kelime meselesini akşam başbaşa konuştuk. Konuyu ben açtım, "annecim sen bana bugün neden sen sevmiyorum anne dedin?" diye sordum. Cevap beni çok şaşırttı. "Çünkü seni paylaşmak istemiyorum" dedi. "Beni kiminle paylaşıyorsun" dedim, "Barış Çağan'la" dedi. Gülümsedim, saçını okşadım, "Benden bir tane daha olsun ister miydin" dedim. "İstemezdim" dedi. "Neden, bir anne seninle ilgilenirdi, bir anne de Barışla. Böylece beni paylaşmak zorunda kalmazdın" dedim. Düşündü, cevap vermedi. Kötü kelime söylediği için özür diledi, öpüştük barıştık. İşte böyle bizim hikayemiz...

Anneler Özür Diler mi?

Geçen gün, Deniz Baran'la sabahtan öğlene kadar faaliyetler yaptık. Neler mi yaptık...

4 parçalı tahta yapbozlar yaptık...

Tahta araba yapbozu yaptık. Çeşit çeşit taşıtlar var, tahta zemindeki yerlerine yerleştiriyoruz, bir ara fotoğrafını da çekerim. İlk zamanlar yerleştirme konusunda çok zorlanıyordu, şimdi eli epey yatkın oldu.

Bizim kuduruk kaşık kullanmakta çok iyi değil. O konuda da çalışma yapmamız gerekiyor, kaşıkla alıştırma yapmayı da pek istemiyor, teklif ettim, reddetti, ısrar etmedim.

Hamurla şekiller, yoğurma, bıçakla (plastik bıçak elbette) kesme çalışmaları yaptık.

Kağıt katlama egzersiz kitabımızdan kağıt katladık.

Makasla kağıt kesme çalışmaları yaptık.

Bu arada Barış Çağan'ı da oyun halısına yatırdım, yanıma koydum, hem Deniz'le hem Barış'la aynı anda ilgilenebildim.

Uyku saatinden önce yemek yemesi gerektiğini söyledim. "Seni istemiyorum anne, ben babamı istiyorum, seni sevmiyorum anne" dedi. Çok sinirlendim. Deniz bu sözleri silah olarak kullanıyor ve çok sık kullanıyor. İstemediği bir şey yapması gerekince, derhal bu kötü sözlere sarılıyor. Anneannesine karşı çok kullanıyordu bu sözleri, o olmayınca bana sardı! Ben de kızdım, sesimi yükselttim. Bana böyle sözler söylemeye hakkı olmadığını söyledim. Tabii doğru olan bunu yapmam değil, uyarıp tekrarı halinde düşünme koltuğuna göndermemdi, yapamadım. Kızıp söylendim. Sonra bana bir şeyler sordu, "ben konuşmuyorum seninle küsüm" dedim. "Tamam" dedi. Birkaç dakika geçti geçmedi, tekrar konuştu benle, dedim ki "ben çok kırıldım, bana böyle sözler söylediğin için özür dilemelisin." Diledi. Sonra da dedim "bir daha yapacak mısın", "yapmıycam" dedi. "Peki" dedim, öpüşüp barıştık.

Sonra daaaa "hadi sen de benden özür dile bakalım!" dedi. "Neden" dedim şaşkınlıkla. "Sen de bana bağırdın ve de küpleri masaya vurdun" dedi! Gözlerine baktım, biran düşündüm, anneler özür diler mi, dilemeli mi, yenildim mi şimdi diye... Bir an aklımdan bunlar geçti. Sonra bunun bir yarış olmadığını düşündüm, ne yenilgisi... Anneler elbette özür diler hata yaptıklarında, bağırmam hataydı, çok da üzülmüştüm bağırdığım için, tahta küplerin olduğu bez torbayı da masaya çarpmıştım o sinirle, çocuk haklı... "Özür dilerim annecim, bir daha yapmıycam, çok üzgünüm, seni seviyorum, sen bana o kelimeleri konuşunca birden sinirlendim" dedim, "önemli değil" dedi, öpüştük barıştık. Sonra günümüz güzel geçti... Anne olmak, hata yaptığında telafi etmek demekmiş, Deniz bana bunu öğretti. Kocaman bir insan varıd o an karşımda, isteklerini, duygularını çok rahat ifade edebilen... Gurur duydum oğlumla.

Dün akşam annem geldi, evinde küçük çaplı bir tadilat var, 2 odanın pencerelerini değiştiriyor. O nedele bugün bende. Gelmişken yarın da kalıp öyle dönecek evine. Ben de fırsattan istifade işlerimi hallederim kısmetse...

26 Haziran 2012 Salı

İyiyiz

Barış Çağan'ın nodülü DEÜ'de takipte.Ultrasonu çekildi, kan tahlilleri alındı ve hormonlarında bir sorun çıkmadı çok şükür. Gerçi tiroid hormonlarında sorun olunca da ilaç tedavisi ile durum kontrol altına alınıyormuş. Bu arada birden fazla değil, tek bir nodülü varmış, yani takip edilmesi şart. 2 ay sonra yeniden ultrason çekilecek, kan tahlili alınacak, büyüme var mı yok mu ona bakılacak.

Deniz Baran da 5 günlük antibiyotik tedavisi ile sağlığına kavuştu çok şükür. Çok ciddi bir sıkıntı olmasa da boğazında, inatçı bir ateş meselemiz vardı, kalmadı şükürler olsun.

İnsan, evladının sağlığı söz konusu olunca çok endişe ediyor.

Benim de kanal tedavim bitti, iyiyim çok şükür.

O neydi ya öyle geçen haftaki yoğunluk! Bu hafta evde, çocuklarla başbaşayım, ilk gün oldukça iyi geçti. Bakalım, yavaş yavaş alışacağım...

Barış Çağan'ın Beslenme Meselesi

Sütüm iyice azaldı, Barış'a yetiremiyorum. Üzgünüm ve de buruk. Ek gıda veriyorum, 5. ayı dolmak üzere. İlk 6 ay sadece anne sütü verme meselesi, hikaye benim için. Ek gıdayı geçtim, ek bebek sütü de vermeye başladım birkaç gündür. Anne sütünü arttırma yollarından bildiğim, araştırdığım, duyduğum ne varsa denedim, deniyorum, bir yere kadar...

Doktorumuzun verdiği yemek düzenine tam olarak geçmeye karar verdim! Bakalım, böylesi daha iyi olacak galiba.

Elimden geleni yaptım, yapmaya da devam edeceğim, ama artık bu meseleyi kafama çok takmayacağım. Ne kadar başarılı olurum, bilemem... 

Süt verebilmeyi, anne olmakla özdeşleştiriyorum, sanırım meselem bu!

Anne olmak, süt vermekle özdeş olsaydı, inekler hepimizin annesi veya süt annesi olurdu! İşte bu mesele burada çözülmüştüüüür! Bu da benim saçma sapan çıkarımım olsun.


25 Haziran 2012 Pazartesi

Deniz Baran'dan İncilere Devam

Anne, neden Barış Çağan'a anneannem bakıyor, sen bak! dedi bana Deniz Baran. Anneannesini istemediğini söylediğinde, ben ona "anneannen iyi ki var, o Barış'ı sallıyor, ben de seninle faaliyet yapabiliyorum, o Barış'a bakıyor, ben de seninle markete gidebiliyorum" diyordum, o da bana bunu dedi! Ah be tatlı kaymağım, iki çocukla tek bir kadının ilgilenebilmesi, aynı zamanda ev işi, temizlik, çamaşır, ütü vs. yapabilmesi kolay mıdır? Sen bunu anlayabilir misin? Seviyorum sizi. Şimdi zaten ben tek başına bakacağım ikinize de, hadi bakalım kolay gelsin!

Yeni Dönem

Aşırı yoğun geçen bir hafta sonunda, annem kendi evine gitti. Haftasonu kocam ve çocuklarımla geçti, dershanem sadece cumartesi akşam bir ders için vardı. Bugün (pazar) gündüz ıvır zıvır ev işleri ve yemekle geçti. İkindi vakti Deniz Baran öğle uykusundan uyanınca çantamızı hazırladım, yanımıza yiyecek aldım, yola revan olduk, fuara gittik. Akşam yemeğimizi fuarda yedik. Denz Baran kaydırak ve salıncaklarda oynadı. Sonrasında lunaparka gittik. Deniz ve ben penguene ve elma kurduna bindik. Çok eğlendik. Kocam ve Barış da dönme dolapta bize katıldı. Dönme dolap oldukça büyük ve eğlenceli. Uzun zamandır böyle eğlenceli vakit geçirmemiştim. Başım ağrıdı yorgunluktan ama değdi.

Eğlenceli geçen haftasonunda annemin yokluğunu anlamadım ama yarın çocuklarla başbaşa kalınca bakalım nasıl başa çıkacağım... Allah yardım eder, herkes nasıl yapıyor, ben de başarabilirim. Yemeklerim hazır, sadece çocukların bakımı ve ev işleri ve faaliyetler var.

Yazın dershanem olmayabilir, bakalım yeterince talep gelecek mi... Öğrenci sayısı yeterli olursa sınıf açılır, olmazsa açılmaz. Hayırlısı ne ise o olsun...

Ablamlar bu cuma geliyorlar. Deniz Baran çok eğlenecek onlarla... Ablamı, yeğenlerimi çok özledim. Barış Çağan ile ilk kez karşılaşacaklar.

Annem bu hafta doktora gidecek, her türlü tetkiki hazır. Bakalım doktor ameliyata karar verecek mi, yoksa başka bir çözüm mü sunacak? Çok tehlikeli bir bölge bel ama annemin ağrıları da çok fazla... İnşallah sağlığına kavuşur biran önce. Dizi de sorunlu. Ondan da ameliyat olmak istiyor bu yaz. İki ameliyat da ağır, istersen birini seneye bırak dedim, sinirlendi. Sanki kötü bir şey dedim! Bazen onu anlayamıyorum. Yaşlandıkça huyu değişti, umarım sağlığına kavuşur, bunu yürekten istiyorum. Ablam hazır burdayken iki ameliyatı da aradan çıkarayım diyor. Hele birini olsun da, ona göre bakar, kararını verir.

Kışa iyi olurum ve gene gelirim sana yardıma diyor ama ben ameliyat sonrası nekahat döneminin uzun süreceğini düşünüyorum. Kendi işini kendi görür ama ötesi bu kış olmaz bana kalırsa. Zira kışa doğru Barış iyice hareketlenecek, belki yürüyecek, Deniz zaten hareketin kralını yapıyor. Annem ne Deniz'in ne Barış'ın etrafında koşamaz ki. Yemek de yapamaz, temizlik zaten yaptırmam. Deniz Baran'la faaliyet yapmak için yanına yere oturamaz, koltukta otursa eğilemez doğrulamaz. Sadece bana can yoldaşı olur, bir de ben Deniz Baran'ı anasınıfına götürüp getirirken Barış Çağan'la evde kalır. O da benim çok işime gelir, kışta kıyamette Barış'ı sokağa çıkarmamış olurum. Dur bakalım, zaman ne getirir ne götürür bilinmez...

Yeni bir dönem başlıyor bizim için. Şaka maka annem benim Deniz'e hamileliğimden beri bizde kalıyor hafta içi, haftasonu kendi evine gidiyor. Gerçi Deniz'e hamileliğimin son 3 ayında kendi evindeydi çoğunlukla, ben ufak ufak işe gidiyor, orda uzanıyordum ama öncesinde ve sonrasında hep yanımdaydı. 3 yılımız birlikte geçti. İyi kötü günlerimiz oldu, emeği büyüktür üzerimde, ödeyemem hakkını... Şu hale bak, 34 yaşındayım hala annem derdime derman oluyor. Anne olmak ne zor! Hiç bitmiyor evladının ihtiyacı... Aslında annemle konuştuk bu konuları, ben işe yaradığım için mutluyum, bundan keyif alıyorum dedi sağolsun. İşe yaramak, ihtiyaç duyulmak, insanı tatmin eden duygular gerçekten. Annem, sağol var ol, iyi ki varsın, başımın tacısın! İnşallah biran önce sağlığına kavuşursun! Seni seviyorum.

22 Haziran 2012 Cuma

Teşekkür

Pekçok blog okuyorum, ordan oraya geçiyorum, kendimi keşfediyorum. Kendimle barışıyorum. Deniz Baran'a anne sütü veremediğim için yüreğimde oluşan tarifsiz yara, bir nebze olsun sakinleşti. Bunun için başka anne 'ye teşekkür ederim, o benim varlığımı bilmese de, ben onun varlığını bu gece keşfettim, bana iyi geldi. Sağolasın...

21 Haziran 2012 Perşembe

Hastalıklar

Bu hafta çok zor geçiyor. Ama çok zor! Allah beterinden korusun! Deniz Baran salı gecesi rahatsızlandı. Çarşamba istediğim doktor yoktu, perşembe sabahtan onu götüreceğim. 4 saatte bir ateş düşürücü veriyorum dönüşümlü olarak. 

Dışardan korkunç bir motor sesi geldi. İnsanlar o kadar saygısız ki, inanamıyorum! Sıcaktan balkon kapısı açık yatıyoruz. Dışarının sesi evin içinde. Bu saatte korna çalan mı dersin, motoru bağırttıran mı, arabasının basını ya da tüm sesi olabildiğince açan mı... Ne kadar saygısız insan varsa burada. Yaşadığım muhitten nefret ediyorum! Eskiden severdim burayı. Zamanla insanlar mı daha kaba oldular, ben mi ince fikirli oldum, bilemiyorum.

Ben de aynı hastaneye gidiyorum kendim için.

İnşallah Deniz'imin bişeyciği kalmayacak. Sanırım boğazını üşüttü.

Salı günü vergi dairesine gittik. Deniz ve ben bindik otobüse, cami durağında babasıyla buluştuk, ordan Bornova'daki Belkahve vergi dairesine gidecektik amma ve lakin yanlış otobüse bindik, kendimizi Osmangazi'de bulduk. Yolumuzu doğrultmak epey zamanımızı aldı. Vergi Dairesinde birsürü bürokratik işlemden sonra dönüş için yola revan olduk. Dişçi randevumu kaçırdım, cumaya erteledik.

Çarşamba ben gittim doktora.

Perşembe Deniz'i götüreceğim.

Cuma DEÜ'de Barış'ın ultrasonu var ve benim dişçi randevum var.

Cumartesi Dershanem var.

Pazar evde olmayı planlıyorum bir aksilik çıkmazsa.

Bu arada yemek yapmak, sofra kurup kaldırmak, çamaşır yıkamak, asmak, toplamak, kurutma makinesini ayarlamak, çocukların bakımı, yemesi içmesi, Deniz'in ateşini düzenli ölçüp düşürmek, gerektiğinde (genelde 38'i geçince yapıyorum) ılık duş aldırmak bende.

Çocuklar hastalandı mı benim hiç tadım tuzum olmuyor. Canım sıkkın.  Bir de doktor inşallah o kötü antibiyotiği vermez (şu adı Mak... olan) Deniz içerken kusuyor sürekli! Çok zor onu içirmek. Tamam iyi geliyor ama, insan bunu bir çocuğun içeceğini düşünerek yapmaz mı ya o ilacı?!



Not     : Deniz Baran'ı doktora götürdüm. Kan tahlili yaptılar, sonuç iyi çıktı. Deniz Baran kardeşi doğduğundan beri sık sık yorgunum, yoruldum vs. diyordu. Büyük ihtimalle benden öğrendi. Malum uykusuz geçen geceler, iki çocuklu düzene alışma dönemi... Bugün hem kulağındaki bencikleri gösterdim, hem ateşleniyordu iki gündür muayene ettirdim, hem de yorgunluğunu söyledim. Her açıdan sorun yok. Boğazı kırmızı imiş, üşütmüş, o nedenle ateşleniyormuş. Antibiyotik verdi, ona başladım.

Ben de doktora göründüm, ben de iyiyim.

Sırada Barış Çağan'ımın ultrasonu var. Hayırlısı bakalım...

19 Haziran 2012 Salı

Evlilikte Çocuk Faktörü

Kafamda binbir plan var, binbir hayal... Elim kolum bağlı, kıpırdayamıyorum. Pek çok etken var bunda. Ne bileyim... Anlatamıyorum.


İki çocuklu olmaya alışmaya başladım. Tek çocuklu olmaya daha tam alışmamışken, ikincisi de çıkagelince hayatımıza, bocaladık ister istemez! Mesela ben, zamanı ev işlerine ve çocuklarıma paylaştırmakta zorlandım, adil davranma bilinciyle hareket etmeye çalıştım, kimi zaman becerdim, kimi zaman çuvalladım.

Anne olalı uzunca bir zaman olmadı, henüz 2,5 yıl oldu annelik duygusunu yaşayalı ama şunu söyleyebilirim ki çocuk yapmak evliliğin dengesini sarsar, bunu anladım. Bizim güzel bir evliliğimiz var şükür ki, ama itiraf etmem gerekirse, çocuktan sonra yeni düzene alışmak o kadar da kolay olmadı, zamana ihtiyaç duyduk. 

Çocuk yapmak, sağlam evliliklerin işi! Sabır, tahammül gücü, paylaşma, çalışma  (ama çok çalışma öyle böyle değil  yani) gerektiriyor. İnsanın öyle zamanları oluyor ki, doğru dürüst uyuyamıyor, dinlenemiyor, kendine zaman ayıramıyor, bu da insanı çooook geçimsiz, nemrut bir canavara dönüştürebiliyor. Bu durum, kavga tetikleyicisi olabiliyor. Önceden gülüp geçebileceğin bir konu, alevlenip kavgaya dönüşebiliyor böyle uykusuz ve yorgun geçen günlerin ve gecelerin birbirini kovalaması sonrasında.

Evlada duyulan sevgi, eşe duyulandan çok farklı! İnsan tatmadan anlayamıyor. Kocamı çok severim, o da beni sever bilirim. Ama çocuklarım, onlar aldığım nefes, damarlarımda akan kan gibi! Kocama duyduğum aşk ile karşılaştıramam. Kocam da çocuklarımıza aşıktır, her fırsatta dile getirir bunu. Hal böyle iken, her iki eş için de keşfedilen bu yeni ve büyük aşk ne bileyim insanın hayata, evliliğe bakışını değiştiriyor işte. Bu durum eğer diğer eş tarafından "artık beni sevmiyor" şeklinde algılanırsa evlilikte ciddi bir sıkıntı oluşabilirken, biz kısa bir bocalama döneminin ardından, yeni keşfettiğimiz bu duyguyu kabullendik! Eşe duyulan sevgi ile evlada duyulan sevgi bambaşka kategorilerde, kıyas kabul etmez, böyle biline!

Çocuk sahibi olmak, insanın özgürlüğünü elinden alır, en azından bir dönem bu böyledir. En basiti süt veren bir anne olarak, kendi vücudum üzerinde gönlümce tasarrufta bulunamam, her şey süte endekslidir hayatımda. Belki başka annelerin sütü bol olduğu için bu konuda daha özgürdürler ama, bende durum pek öyle değil. Diyet yapayım diyorum, yapınca sütüm gidiyor. Canım o kadar su içmeyi (günde 3,5 litre ortalama) istemiyor, her gün yemek yapmayı, ev işi, ütü falan filan yapmayı istemiyor canım ama yapmak zorundayım.

Ev, bir fabrika gibi ve ben buradaki tüm işlerin elimden geldiğince üstesinden gelmek zorundayım ki fabrika ayakta durabilsin! Burası benim işyerim!

Canım bazen kocamla sinemeya gitmek ister, başbaşa yemek yemek, gezip tozmak ister ama bu mümkün değil, en azından şimdilik!

Bekarken (yani çocuklar olmadan önce) bazen canım öğlene kadar yatmak isterdi, yatardım. Bazen evden dışarı çıkasım gelmezdi, çıkmazdım. Bazen akşamüstü hadi yürüyüşe çıkalım derdik, çıkar dolaşırdık sahilde. Bazen haftasonu uzun yürüyüşlere çıkar, dağlarda dolaşırdık. Sık sık tiyatroya, baleye giderdik, çeşit çeşit film, yabancı dizi izlerdik evde saatlerce. Bekarlığı sonuna kadar yaşadık. İnsan ister istemez özlüyor. Çocuklarıma elbette aşığım, Allah acılarını göstermesin. Geçmişe ara sıra özlem duyduğum için suçluluk duymalı mıyım?


Doktor Haftası

Bu cuma Barış'ın ultrasonu var. Kan tahlili sonuçları ile birlikte değerlendirecekler. DEÜ Endokrinoloji Bilim Dalı'nda takibi yapılacak.

Deniz Baran'ı hala cildiyeye götürmedim. Şu kulak memesindeki bencikler nedeniyle... Utanıyorum kendimden! Diyorum ki hazır Barış'ı götürüyorken onu da DEÜ cildiyeye mi göstersek, olur yaa... Neden olmasın?! Hem de çoook iyi olur! Dur ben bu konuyu kocama söyleyim!

Ben de yarın doktora gideceğim, diş miş vs.

Annem de bu hafta doktora görünecek, belinden ameliyat olmak için DEÜ'de uzman doktora gidecek.

Bu hafta doktor haftamız, Allah şifalar versin cümlemize...



17 Haziran 2012 Pazar

Babalar ve Oğulları... Bir Korku Hikayesi...

Bugün babalar günü... Ailemizin babaları, babam, kayınbabam ve biricik aşkım kocamın babalar günü kutlu olsun.

Deniz Baran ve kocam, Oyun ve Oyuncak Müzesi'ne gittiler bugün. Ama maalesef  Tarla Faresi Çocuk Tiyatrosu 'nun müzedeki etkinlikleri yaz tatiline girmiş, Forum Bornova ile anlaşmışlar, yaz boyunca orada etkinlik yapacaklarmış! Denizim büyük hayal kırıklığı yaşayınca babası da onu Fuara götürmüş, şimdi baba oğul eğleniyorlar orada!

Barışım da dizimde sallana sallana uyuyor. Önce bir güzel yıkadım onu, sonra emzirdim, mızıldanınca yatırdım. Burnunda hafif bir tıkanıklığı var. Deniz suyu damlatıyorum günde 2-3 kere, bir de hortumlu bir aparatla sümüklerini çekiyorum, rahatlatıyorum. Baktım, şimdi burnundan nefes alabiliyor çok şükür.

Yaz bebeği zor be ya! Kışın olsa giydir güzelce, yak klimayı, sıcacık otursun evde! Yaz olunca serinlemek için kapıları açsan cereyan yapar, açmasan pişersin, klima hiç olmaz! Çok ince giydirsen olmaz, üşür (nitekim ben ince giydirdiğim için hafiften üşüttü beyzadem) kalın giydirsen pişer! Amaaaannnn yaz zor hakikaten!

Barış da büyüsün, hep beraber gideriz oyun parklarına.. Şimdi dışarda sıcakta yatıracak gölgelik yer ara, emzirecek kuytu yer ara, eşyaları, ıvırı zıvırı... Pek bir üşendim onlarla gitmeye. Bebek kısmısı rahatını istiyor. Anneler de bu rahatı temin etmekle mükellef doğal olarak! Laf aramızda, evde sessiz sakin birkaç saat bana pek iyi geldi.

Fuar macerası korkulu geçmiş! Önce eğlenmişler parkta. Sonra lunaparka gitmişler. Pekçok oyuncağa binmişler. En son benim küçük fındık birkaç arkadaşından duyduğu üzere korku tüneline girmek istemiş, benim adam da yok mok dese de ısrarına dayanamamış Deniz'in, kabul etmiş! Babalar günü ancak bu kadar heyecanlı olabilirdi oğluşum için! Ciddi ciddi korkmuş. Öyle ki, geldiğinden yatana kadar hep korku tünelini sayıkladı, korku filmine girdik diyor, hatta yatağında yatmak istemedi ve babasının yanında yattı öyle uyudu. Kucaklara gelmeyen, ele avuca sığmayan, yerinde durmayan Deniz Baran, bütün gün ya benim kucağıma geldi ya babasının! Sevgili kocam bin pişman... Korku tünelindeki her şeyin kukla olduğunu söyledi, cansız dedi ık dedi mık dedi ikna edemedi Deniz'i. Ben de kucağıma aldım onu, bu gece babasının korku tüneline gideceğini ve tüm o kuklaları alacağını söyledim. "Hepsini cumburloppa yemeğin içine atsın kaynatsın" dedi. Tamam dedim, kaynatacak ve güzelce pişirecek, sonra da o yemeği kurtlara yedirecek, bu gece hepsinden kurtulacağız dedim. Öylece biraz rahatladı. Kıyamam yaaa... Kocam da çok üzüldü, böyle olacağını bilemezdi tabii ki. Hadi bakalım umarım bu meseleden hasarsız çıkarız.


16 Haziran 2012 Cumartesi

Günlük Yaşam

Ütü yaptım dün (Severek ütü yapan kadın da var, gördüm! Arkadaşım Lütfiye ütüyü seviyormuş!!) Yapmayınca benim adam sessiz bir psikolojik baskı yaratıyor üstümde! Nasıl yapıyor tam kesin bir şey söyleyemem. Evlilik satranca benzer ve o hamlelerini çoooookkk iyi ayarlar.

Temizlik de yaptım. Yapmayınca ev yaşamsal niteliğini kaybediyor!

Yemek yapmadım, çünkü dişçiye gideceğimi sandığım için bir gün öncesinden iki günlük yemek yapmıştım.  Dişçi randevusunu da kocam erteledi. İşime geldi.

Dün sabahtan balkon demirlerini boyattık, boyacı geldi gitti. Kış başında yaptırmıştık demirleri, bir iki ay içinde paslandı demirler. Kış ortasında boyatamadığımız için, havaların ısınmasını bekledik. Yapan usta, sadece ben paramı alayım, gerisi beni ilgilendirmez anlayışındaymış meğer. Ama şimdi reva mıdır bu? İnsanımız maalesef işin hak - hukuk kısmını hiç gözetmiyor. Hemen herkes bu düşüncede artık! Devir, üçkağıtçıların devri.

Ben temizlik yaparken, az biraz sinirli oluyorum, severek yapmadığımdan olsa gerek. Biran önce yapayım bitsin bu çile diyorum ve oldukça hızlı hareket ediyorum. Ama Deniz beni bırakmıyor. Sürekli bana engel olmaya, her şeyden oyun çıkarmaya çalışıyor. Ben de dur oğlum, yapma etme, dur sana balkonu ayarlıyım, sakin olursan bıdı bıdı vıdı vıdı birtakım vaatler vs... Ama yok! Kızıyorum ediyorum, ı ıh, yok! Deniz Baran durmuyor, aramızdaki çatışma tam gaz devam ediyor. Genelde böyle günlerde böğürtülü bir ağlama krizi gerçekleşiyor. Henüz temizlik için bir yardımcı ayarlayamadım, arayamadım da... Malum doktor işleri epey zamanımı aldı / alıyor. Dün de böyle bir ağlama krizi gerçekleşti! Yahu Deniz Baran, annecim 3 saat öğle uykusu uyudun, kendi isteğinle uyandın, kimse seni zorlamadı, peki sen ne demeye ağlayarak ve dahi böğürerek uyanıyorsun ki? Bu nedir böyle? Amacın ne senin yavrum? Bu yazıyı daha önce de yazdığımı anımsıyorummmm! (günlük zaman)

bir gün ve kabus yazılarımda temizlik ve sonrası yaşananları anlatmıştım ya, değişen hiiiçç bir şey yok! Hala ben eski benim, Deniz de eski Deniz.

Şu dışişleri bir düzene otursa, hayat bir parça daha kolay olacak. Ama şimdilik pek mümkün görünmüyor! İşimi kolaylaştıracak çözümler de bulmuyor değilim bu arada. Mesela bizim apartmanın altında bir toptan gıda marketi var, perakende satış da yapıyorlar. Aramız iyi, telefon açıyorum onlara, siparişlerimi söylüyorum, onlar asansöre koyuyorlar poşetleri, diyafondan haberleşiyoruz ve asansörü yukarı çekiyorum, al sana bi dolu alışveriş! Böylece çocukları bırakıp giyinmek ve aşağı inip alışveriş yapmakla zaman kaybetmiyorum. Sebze meyve alışverişini de çoğunlukla bir telefonla hallediyorum, kapıya getiriyorlar sağolsunlar. Eczane alışverişini bile telefonla hallediyorum. Efendim hep aynı yerden alışveriş yapınca, böyle telefonla sipariş mümkün oluyor ve hayatımı çok kolaylaştırıyor.

Dün temizlik yaparken Barış annemin kucağındaydı. İçeri girdim, bişeyler yaptım, onunla ilgilenemeden arkamı döndüm, yürüdüm. Benim oğlum bir seslendi bana, döndüm baktım, yüzü ekşi, gözünde hayal kırıklığı, bana bakıyor... Koştum sevdim, öptüm... Bir damlacık ama, bak o da biliyor bişeyler! Zaten iyiden iyiye kendin ifade etmeyi başarıyor artık.

Kendime not: tuvalet eğitimi konusunda son perde, toparlama yazımı daha sonra yazacağım. Şimdilik bu kadar.

14 Haziran 2012 Perşembe

Barış'ım son zamanlarda özellikle geceleri çok huzursuz oluyor. Diş çıkaracak, çok eziyeti oluyor bu nedenle. Bu akşam çok ağladı, ağrı kesici şurup verdim, diş jeli sürdüm, rahatladı. İnşallah gecemiz rahat geçer... Bir de burnu tıkanmış hafiften... Hortumlu bir mekanizma ile çekiyorum sümükleri, ben çekerken çok itiraz ediyor ama sonrasında rahatlıyor.

Bu akşam balkonda annem, Barış, Deniz ve ben birlikte otururken, manavdan sipariş ettiğim meyvelerden çıkardım. Deniz dedi ben bunu yemem, kiraz isterim. Tüüüühhhh evde kiraz yok, saat 21:30, kocam evde yok. Ne yapacağız? Kalkıp bir topuk giyindim, Deniz'i aldım yanıma, koştuk manava! Aldık kirazımızı bir güzel yedik.  Ben Deniz'e hamile iken öyle çok kiraz yedim ki, hayatımın tümünde o kadar kiraz yememişimdir! Şimdi Deniz'in en sevdiği meyve, kiraz! Deniz kirazları alıyor eline "tombul tombul kiraz, birazdan karnıma gideceksin!" diyor, hııııımmmmmm diye ağzına atıyor kirazları, öyle şevkle yiyor yani!

Barış'ıma da kiraz ve kayısı verdim. Yavruşum benim, her şey ne kadar yabancı ona, her şey ne kadar yeni! Ağzına aldığı her şeyi ilk tattığı andaki yüz şekline, tepkilerine, yüzünü buruşturmasına veya mamuş mamuş yiyişine tanık olmak, her anın tadını çıkarmak, öyle kıymetli ki benim için! Geçen günleri geri getirmek mümkün değil, anı yaşamak çok önemli. İşte bunun bilinciyle, yaşadığım her anı beynime nakşetmek istedim, unuturum diye de buraya yazmaya karar verdim. Geçen günleri belki böyle yakalarım, zamanı belki böyle durdururum diye umarım...

Deniz Baran'dan İncilere Devam

Gözlerimin içine baktı, yanakları kırmızı kırmızıydı. "Anne, sen çok güzel bir kadınsın" dedi gülümseyerek. Şaşkınlıkla bakakaldım, "gerçekten mi" dedim. "Hı hıı" dedi başını sallayarak. "Annecim çok çok çok teşekkür ederim, çok tatlısın sen" dedim. Bunu söyleyen 32. ayını sürdüren sevgilim, oğluşum, aşk böceğim Deniz Baran'ım! Onun bu kadar tatlı, akıllı, içli bir çocuk olabileceğini hayal edemezdim. Öyle sevimli kiiii! Bir kadının duymaktan en çok hoşlanacağı cümlelerden biridir bu!

Oğluşlarımı seviyorum.


Yalnızlık zor iş

Yalnızlık zor iş. Kocam bu gece evde yok, çalışıyor. Ben işyerinden elimi eteğimi çektiğim için, o da işlerin üstesinden tek başına gelmekte zorlanıyor. Ben de evde iki çocukla zorlanıyorum. Allah'tan annem var, bana çok destek oluyor. Yoksa iki çocukla bir başıma kalmak, hiiiiççç kolay iş değil. Temmuz başında ablamlar gelecek ve annem kendi evine gidecek. Bir yandan tek başıma iki oğluşla kalmaktan ürküyorum, bir yandan da daha özgür olacağımı düşünüyorum. Çok bocalayacağım kesin!

Sabah çocuklarla ilgilen, öğlen çocuklarla ilgilen, akşam çocuklarla ilgilen... Arada yemek, ev işleri, dış işleri, doktor... İnsan istiyor ki akşam olunca vakitlice eşi gelsin, çocuklarla biraz ilgilensin ve nefes aldırsın ama maalesef mümkün olamıyor! Kocam çoğu zaman çok geç saatlerde eve geliyor. Erken gelirim dediği saat, akşam 8 gibidir. Ben de annemle geçinir giderim işte...

Annem bana çok yardımcı ama her şeyin bir bedeli var ve ben bu bedeli fazlasıyla ödediğimi düşünüyorum. Özellikle annemin hem dominant hem de kırılgan yapısı olduğunu düşünecek olursak, bazı şeyler hiç kolay olmuyor. Ona da sorsanız benimle yaşamanın kolay olmadığını söyleyecektir ve haklıdır da. Ben de zor bir kadınım. Her ne kadar ana kız olsak da, iki farklı kadınız ve iki farklı aile anlayışımız var! En basiti annem bu gece kocam evde olmadığı için çocukları yatırana kadar yanımda kaldı ve giderken televizyonu kapattı, öyle gitti. Anne belki ben seyredeceğim neden kapatıyorsun dedim, sen de yat uyu diye buyurdu! Yaşlandıkça ben de mi böyle olacağım acaba?




13 Haziran 2012 Çarşamba

Şu saat olmuş, bir komşum matkapla duvar delip çivi çakıyor,
Sokakta serseriler öbekleşmiş, kahkahalı sohbet ediyor,
Diğer komşum açmış radyonun sesini, avaz avaz mahalleye 3. sınıf arabesk yayın yapıyor,
Ara sıra motorlar veya arabalar, gazı kökleyerek ve müzik setinin basını sonuna kadar açıp camlarımızı zangıtradarak geçiyor,
Ve ben uyumayı planlıyorum! İyi geceler!

Balkon Sezonu Açılmıştır

Havalar ısındı, kapılar pencereler açıldı, Deniz Baran'ın balkona çıkma macerası başladı. Güzelce yıkadım balkonu, serdim kilimi... Deniz paşa çıktı balkona, pastellerini aldı yanına, balkon zeminini ve duvarlarını çaktırmadan boyadı kaşla göz arasında. Bir terlik, birkaç pastel boya parmaklıklardan kaydı gitti aşağıya. Gittik birlikte aldık geldik terliği. Bu arada komşu çocuklarla (10-12 yaşlarında birisi, 14-15 yaşlarında diğeri) tanıştı. Egemen ve Kartal. Onların yanına indik dün akşam üzeri. Bir süre onların oyunlarını izledi (Beyblade midir nedir bir tür modern topaç diyelim) merakla. Onlara katıştı, isimlerini sordu, yavru kedi elledi, sevdi, eve girmek istemedi. Bu akşam balkondan Egemeeeeeen Kartaaaaaaallll diye onlara seslendi.

Deniz Baran kendisini büyük sanıyor! Artık ben de büyüdüm kola içebilir miyim, artık ben de büyüdüm ben de onlarla oynamak istiyorum, anneanne gitsin Kartal gelsin...Sen küçüksün deyince şiddetle bağırarak ve kimi zaman ağlamaklı bir tavırla ben büyüdüm, hayır ben küçük değilim, ben bebek değilim diye karşı çıkıyor. Bu akşam birlikte balkonda otururken, kucakladım, öptüm sevdim. Anne ben bebek değilim, beni bırak dedi! İster bebek ol, ister büyü, sen her zaman benim oğlumsun ve ben seni severim de öperim de, bu benim annelik hakkım dedim! Ben sevip mıncıkladıkça, bir yandan gülüyor şımarıyor bir yandan da bırak beni diyor. İstemem yan cebime koy hesabı! Saatlerce böyle oyalandık durduk balkonda. Konu komşu ile selamlaştık, konuştuk. İzmir'de balkon, kesinlikle can kurtarıyor!

Deniz Baran'ın kendi kararları var. Bu sabah uyandırdım, biz Barış'ı hastaneye götüreceğiz sen de gelmek ister misin, dedim. Hayır ben anneannemle kalacağım, dedi! Emin misin dedim evet eminim dedi ve kaldı. Biz sanıyoruz ki sürekli bizim yanımızda olmak isteyecek, halbuki durum hiiiç öyle değil. Kendi tercihlerini özgürce kullanabiliyor, zararlı olmadıkça biz de bu durumu teşvik ediyoruz.

Kendime not: Ben, oğullarım adına karar vermemeye çalışacağım. Deniz onu sevmez, bunu istemez, Barış ondan hoşlanmaz, ona gitmez... falan filan dedikçeee, yeni şeyler denemek istemeyebilirler veya isteseler de bundan korkabilirler. Oysa ben, sabit fikirli olmalarını değil, açık görüşlü ve yenilikçi olmalarını, denemekten korkmamalarını istiyorum. Bunun için onları teşvik edeceğim ama zorlamadan...

Oğullarıma not: Sevgili oğullarım Deniz ve Barış, bir gün bu yazıyı okuduğunuzda, durun bir düşünün bakalım, anneniz verdiği bu kararı uygulayabilmiş mi? Bana cevabını verin bakalım!

12 Haziran 2012 Salı

Ne faaliyetlerle ilgilenebiliyorum ne de evimle... Tek ilgilendiğim çocuklarımın sağlıklı olmaları... Oldukça yoğun geçiyor günlerim. Haftanın 2 günü dershane sebebiyle dışarıdaydım zaten, buna doktor kontrolleri ve diş meselem eklenince ev dışına çıktığım günler haftada 5'i buldu. Hayatım hiç kolay değil. Allah beterinden korusun.



Nazara mı geldik nedir, yarın da Deniz Baran'ımı doktora götüreceğim. Kulağında kırmızı bir bencik vardı, birkaç ay içinde bencik sayısı arttı. Yarın onu da cildiyeye götüreyim, bir baksınlar.... Allah sonumuzu hayretsin.
Barış'ımı bugün DEÜ Çocuk Endokrinolojosi polikliniğine götürdük. Muayene bulguları, hormon değerleri gayet normal. Tekrar kan tahlili ve ultrason istedi doktor. Kan sonucu 14'ünde çıkacak. 22 Haziran'da ultrason çekilecek ona göre sonuçlarını değerlendirecekler. Şuan içine endişeye gerek olmadığını söylediler.  Gözlemdeyim.

8 Haziran 2012 Cuma

Tespit

Kısa kısa yazılarıma baktım, sütle bozmuşum kafayı! Sınırda gezince, bebeğime anca sütümü yetirince, ilk bebeğimi de emziremediğim düşünülürse, bu kadar kafayı sıyırmam normal herhalde.
Bu akşam Deniz Baran komşuya misafirliğe gitti. 2 saate yakın kaldı. Biz olmadan başka insanlarla diyalog kurabilmesi hoş. Kocamın18 senedir tanıdığı insanlar, benim de 10 senedir.

Barış'ı Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne götürmeye karar verdik. Salı günü kısmetse götüreceğiz.

Aklım fikrim onda... Sakin olmaya çalışsam da sütüm azalıyor.... Alkolsüz bira içtim, bakalım işe yarayacak mı? Bir yandan Barış'ın sağlığı için endişeleniyorum, bu yüzden sütüm azalıyor, bir yandan da sütüm azaldığı için endişeleniyorum. Kısır döngü....

İyiyim, iyi olacak oğluşum. Hissediyorum.

Allah'ım oğullarımı bana bağışla...

Hipoekoik Solid Nodül

Barış Çağan'ın tiroid bezlerindeki nodül büyümüş. Moralimi yüksek tutmaya çalışıyorum. Şu saate kadar pek başarılı olduğumu söyleyemem. Endokrin uzmanı aradım İzmir'de, Tepecik hastanesinde bir profesör buldum. Önümüzdeki hafta oraya götüreceğim nasipse. Endişeliyim!

Nodülün hipoekoik olması, çalışmayan bir yapıda olmasıymış. Birden fazla nodül  olması,  tek nodül olmasından daha olumluymuş. Tek bir nodül olması, daha anlamlı, daha izlenilmesi gereken bir durummuş. Bu dönemde nodüllerde büyüme, bebeğimin büyümesi nedeniyle gerçekleşmiş, bir süre sonra nodüllerin büyümesi duracakmış. Bebeğimin kan tahlilleri, klinik bulguları normalmiş, endişeye mahal yokmuş, ancak endokrin uzmanının takip etmesinde yarar varmış. Sakin sakin götürmeliymişim, panik yapmadan... Bunlar çocuk doktorumuzun bana söyledikleri.

Benim endişelerim, yürek çarpıntım bir yana, umudum mudur yoksa ara sıra benimle irtibata geçen 6. hissim midir bilemiyorum, her şey güzel olacak, bebeğimde bir sorun kalmayacak, bebeğim sağlığına kavuşacak diyor içimdeki ses.

Bir yanda endişeler, bir yanda umut... Rabbim kimseyi umutsuz bırakmasın, evlatla sınamasın.

Haftaya Bakış

P.tesi : Temizlik, Barış'ın sağlık ocağı kontrolü ve aşıları, arka balkon, yemek, çoluk çocuk
Salı    : Arka balkon, yemek, ev işleri, çoluk çocuk
Çarş   : Deniz Baran'la duruşma macerası, iki günlük yemek yapımı, ev işi dev işi,
Perş   : Sabah mutfak işi, öğle Barış'ın doktor kontrolü, ikindi benim diş kontrolüm, akşam Deniz'in park keyfi, çoluk çocuk
Cuma : Sabah Barış'ın doktor kontrolü, ev işi, yemek, ders çalışma
C.tesi : Dershane, yemek
Pazar : Dershane, yemek (cuma, cumartesi ve pazarı henüz yaşamadık ama planlar böyle)

Güya ev hanımıyım! Haftamın haline bak! Sürekli bir koşuşturmaca, sürekli bir telaş... Annelik çokça yorulmak demek.

Yarın Barış'ın tiroid ultrasonu çekilecek. İnşallah her şey yolundadır. İnşallah nodül büyümemiştir... Annelik çokça endişe etmek demek.

Şu saatte Barış uyanmak üzere, hafif tertip tepişiyor, sanırım acıktı. Yazmayı bırakıp emzireyim bari. Annelik çokça fedakarlık demek.



7 Haziran 2012 Perşembe

Deniz Baran'dan İnciler 2

"Son bir çizgi film izleyim, kakaolu sütümü içeyim, ondan sonra vururum kafayı yatarım."

6 Haziran 2012 Çarşamba

Barış Çağan ismini öğrendi. Seslenince birkaç gündür bakıyordu belli belirsiz ama bugün net bir şekilde döndü baktı, hem de defalarca!

4 Haziran 2012 Pazartesi

Kapalı olan arka balkonumuz, "ardiye" olmaktan çıkmış, adeta çöplüğe dönüşmüş! Birsürü ıvır zıvır... Her gün ufak ufak oraya girip birkaç parça poşeti tarayıp atılacakları atıp atılmayacakları ayırmaya karar verdim ve uygulamaya koydum. Bugün 2. raund!

Atılacakların tamamı bitince, arka balkonu bir güzel temizleyip düzenleyeceğim. Arka balkona bakan odayı da çocuk odası olarak düzenleyeceğim. İkea'da Mammut serisi mavi çocuk odası mobilyaları var. Çok beğeniyorum, bakalım işte... Kısmet!

Bütün bu işler epey zaman alacak, zira Deniz Baran ve Barış Çağan'ın ihtiyaçları, evin günlük yemek - alışveriş işleri, çamaşır, bulaşık, falan fistan derken arka balkona ayıracağım zaman, son derece kısıtlı oluyor. Bir de oranın felaket durumunu nazara alırsaaakkk, düzenleme işi ne zaman biter bilemiyorum! Olsun, başlamak da cesaret işi bir yerde! Kocam Barış Çağan doğduğundan beri orayı düzenleyeceğini söylüyordu, bir türlü vakit bulamıyordu. Barış'ın 4. ayı bitti, hala o bölge ortadoğu kıvamında olunca iş başa düştü kalk kızım dedim, koyuldum işe. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi... Yoruldum!

Ek gıdaya geçiş sendromu

Barış'ımı az önce sağlık ocağına götürdüm, aşıları vuruldu. Tarttılar, yarım kilo almış! Doktorun tartısının bozuk olabileceğini düşünmüştüm ama ana yüreği, oğlum aç kalmış kilo almamış diye daha çok üzülmüştüm. Tamam çok almamış ama, yarım kilo da hiç fena değil, boyu da 2 cm uzamış dediler. Ek gıdaya başlama çok istersen meyve suyu ve meyve püresi verebilirsin ya da ev yapımı yoğurt olabilir ama yumurta 6 aydan önce verilmez, hele hele rafadan hiç verilmez dediler. Ben de rafadan yumurta fikrinden hoşlanmamıştım, iyi pişmiş yumurtanın mikroplarının da öleceğini düşünmüştüm.

Şimdi işler karıştı işteee....

Sütüm yetmedi, sütüm bitti diye düşünüp çok üzülmüştüm. Üzülünce sütüm de çok azalmıştı. Kocam elimden gelen her şeyi yaptığımı, daha fazla üzülmemem gerektiğini söyleyip beni rahatlatmıştı. Şimdi bebeğimin kilo aldığını da öğrendiğim için mutluyum!

Ben iyi bir düşüneceğim.

3 Haziran 2012 Pazar

KENDİME NOT

1- DOSTUNLA ALIŞVERİŞ ETME
2- EDERSEN DE TAKSİT YAPMA, PARASINI PEŞİN AL
3- TAKSİT YAPARSAN, PARAYI UNUT, SİNİR OLMA
4- SİNİR OLURUM DAYANAMAM DERSEN, 1. KURALA DÖN!

1 Haziran 2012 Cuma

Ev Kuralları

Birkaç gecedir ev kuralları tablosu yapmak için araştırmalar yapıyorum. Bizim evdeki sorunlarımızı birebir karşılayan bir şeyler bulamadım. Zira;
1- Deniz Baran eşyaları yere atıp gürültü çıkarıyor. Bunu da Barış Çağan uyansın diye yapıyor. Eşyaları yere atarken kendi kendine de bir yandan "bunu da atalım gürültü çıkaralım" diye konuşuyordu, şaşırdım kaldım.
2- Avaz avaz bağırıyor. Bunu da aynı sebeple yapıyor.
3- Kötü kelimeler söylüyor. Özellikle anneannesine git burdan, seni istemiyorum diyor. Bu söylemi düşünme koltuğu uygulaması ve faaliyetlerle oldukça azaldı. Ama tamamen sönmüş değil.
4- Sebepsiz yere (daha doğrusu kabul edilebilir bir sebep olmaksızın) uzun süreli ağlıyor.

Bunlara dair küçük resimler bulmam çok zamanımı aldı. Bu küçük resimleri Bülent'e göndereceğim, o da bastırsın, bir tablo yapıp düşünme koltuğumuzun arkasındaki duvara asacağım.

Deniz Baran yemek konusunda oldukça sıkıntı yaratıyor. Sebze yemiyor. Ben de onu aç bırakıp ya yersin ya aç kalırsın di-ye-mi-yo-rum! Şu anda zeytinyağlılar içinde sadece dolma yiyor. Onun dışında köfte, balık, tavuk, çorbalardan pirinç çorbası, makarna, pilav gibi gıdaları tüketiyor. Ben de yemek tablosu yapmaya karar verdim.

Uyku için de bir tablo buldum, onu da çıkarıp asacağım.

Son olarak genel bir ev kuralları tablomuzun resimli kuralları da hazır. Bütün bunlar için mantar panolar, kalpli, nazar boncuklu ve gülen yüzlü çıkartmalar aldım. Hepsi hazır olunca fotoğraflarını da koyarım.

İşte böylee



 Not: Aylar sonra tablomu yaptım, ilgili konu başlığı Ev Kuralları : Tablolu ve Çıktı Alınabilir Dökümanlı