Sayfalar

19 Haziran 2012 Salı

Evlilikte Çocuk Faktörü

Kafamda binbir plan var, binbir hayal... Elim kolum bağlı, kıpırdayamıyorum. Pek çok etken var bunda. Ne bileyim... Anlatamıyorum.


İki çocuklu olmaya alışmaya başladım. Tek çocuklu olmaya daha tam alışmamışken, ikincisi de çıkagelince hayatımıza, bocaladık ister istemez! Mesela ben, zamanı ev işlerine ve çocuklarıma paylaştırmakta zorlandım, adil davranma bilinciyle hareket etmeye çalıştım, kimi zaman becerdim, kimi zaman çuvalladım.

Anne olalı uzunca bir zaman olmadı, henüz 2,5 yıl oldu annelik duygusunu yaşayalı ama şunu söyleyebilirim ki çocuk yapmak evliliğin dengesini sarsar, bunu anladım. Bizim güzel bir evliliğimiz var şükür ki, ama itiraf etmem gerekirse, çocuktan sonra yeni düzene alışmak o kadar da kolay olmadı, zamana ihtiyaç duyduk. 

Çocuk yapmak, sağlam evliliklerin işi! Sabır, tahammül gücü, paylaşma, çalışma  (ama çok çalışma öyle böyle değil  yani) gerektiriyor. İnsanın öyle zamanları oluyor ki, doğru dürüst uyuyamıyor, dinlenemiyor, kendine zaman ayıramıyor, bu da insanı çooook geçimsiz, nemrut bir canavara dönüştürebiliyor. Bu durum, kavga tetikleyicisi olabiliyor. Önceden gülüp geçebileceğin bir konu, alevlenip kavgaya dönüşebiliyor böyle uykusuz ve yorgun geçen günlerin ve gecelerin birbirini kovalaması sonrasında.

Evlada duyulan sevgi, eşe duyulandan çok farklı! İnsan tatmadan anlayamıyor. Kocamı çok severim, o da beni sever bilirim. Ama çocuklarım, onlar aldığım nefes, damarlarımda akan kan gibi! Kocama duyduğum aşk ile karşılaştıramam. Kocam da çocuklarımıza aşıktır, her fırsatta dile getirir bunu. Hal böyle iken, her iki eş için de keşfedilen bu yeni ve büyük aşk ne bileyim insanın hayata, evliliğe bakışını değiştiriyor işte. Bu durum eğer diğer eş tarafından "artık beni sevmiyor" şeklinde algılanırsa evlilikte ciddi bir sıkıntı oluşabilirken, biz kısa bir bocalama döneminin ardından, yeni keşfettiğimiz bu duyguyu kabullendik! Eşe duyulan sevgi ile evlada duyulan sevgi bambaşka kategorilerde, kıyas kabul etmez, böyle biline!

Çocuk sahibi olmak, insanın özgürlüğünü elinden alır, en azından bir dönem bu böyledir. En basiti süt veren bir anne olarak, kendi vücudum üzerinde gönlümce tasarrufta bulunamam, her şey süte endekslidir hayatımda. Belki başka annelerin sütü bol olduğu için bu konuda daha özgürdürler ama, bende durum pek öyle değil. Diyet yapayım diyorum, yapınca sütüm gidiyor. Canım o kadar su içmeyi (günde 3,5 litre ortalama) istemiyor, her gün yemek yapmayı, ev işi, ütü falan filan yapmayı istemiyor canım ama yapmak zorundayım.

Ev, bir fabrika gibi ve ben buradaki tüm işlerin elimden geldiğince üstesinden gelmek zorundayım ki fabrika ayakta durabilsin! Burası benim işyerim!

Canım bazen kocamla sinemeya gitmek ister, başbaşa yemek yemek, gezip tozmak ister ama bu mümkün değil, en azından şimdilik!

Bekarken (yani çocuklar olmadan önce) bazen canım öğlene kadar yatmak isterdi, yatardım. Bazen evden dışarı çıkasım gelmezdi, çıkmazdım. Bazen akşamüstü hadi yürüyüşe çıkalım derdik, çıkar dolaşırdık sahilde. Bazen haftasonu uzun yürüyüşlere çıkar, dağlarda dolaşırdık. Sık sık tiyatroya, baleye giderdik, çeşit çeşit film, yabancı dizi izlerdik evde saatlerce. Bekarlığı sonuna kadar yaşadık. İnsan ister istemez özlüyor. Çocuklarıma elbette aşığım, Allah acılarını göstermesin. Geçmişe ara sıra özlem duyduğum için suçluluk duymalı mıyım?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder