Sayfalar

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Madalyonun Öteki Yüzü

Şu ana kadar hep Deniz Baran'ım açısından anlatmıştım bu kıskançlık meselesini ki bence pek çok aileye göre oldukça hafif atlatıyoruz bunu çok şükür! Şimdi Barış Çağan açısından anlatacağım!

Benim küçük fındık, 7. ayı dolmak üzere iken, içindeki kurtlar fıkırdamaya başladı. Zaten ben dikkat ediyordum, Deniz Baran'la sarmaş dolaş olduğumuzda uzaktan pür dikkat izlerdi bizi ama böylesi tepki vermemişti bu güne kadar. Efendim olay şöyle gerçekleşti, anlatayım:

Bu akşam saatlerinde Deniz Baran'la oynaştık. Kahkahalar, öpücükler (her ne kadar Deniz öptürmekten hoşlanmasa da annelik hakkım diyerek zorla öpüyorum onu), sarılmalar, güreşmeler gırla gitti. Biz Deniz'le yerde oynaşıyorduk, Barış da az ötemizdeydi. Barış huzursuz huzursuz mızıldanmaya başladı bizim bu hallerimizi görünce. Bize doğru ağlayarak emeklemeye başladı. Yanımıza gelince de elini dizime attı ve onu kucağıma almamı istedi. Ben önce bizim gürültümüzden irkildi ve korktu sandım ama yooooo! Aynı davranışı günün ilerleyen saatlerinde Deniz'i kucağıma alıp mıncırınca tekrar sergiledi! Barış böyle huzursuzlanınca, ikisini de kucağıma aldım aynı anda, aman bir güzel bir güzel! Kucağım doluverdi birden! Barış'ın huzursuzluğu anında gitti kucağıma alınca. Oğullarımın yüzlerindeki mutluluk ifadesi ömre bedeldi!

Yaaa Barış oğlaaaann, nasılmııışşş?! Deniz Baran aylardır mıncık mıncık emmelerimize, öpüşüp koklaşmalarımıza sabrediyor yaa, senin aklın yeni ermeye başladı, abinle oynaşmamız gücüne mi gitti?!

Paylaşımlı Oyuncaklar

Kardeş ilişkileri konulu daha önceki yazılarımda Denizim Baranım ile Barışım Çağanım arasındaki ilişkileri, kıskançlıkları, oyuncak paylaşımlarını anlatmış idim. Soruna kesin çözüm bulmak için dün akşam alışveriş merkezine gidip Barış Çağan ve Deniz Baran'a yeni oyuncaklar aldık. Özellikle Barış'a aldığımız şarkı söyleyen kurbağa, buz devrinin mamutu ve kurmalı şarkı söyleyen tavuk, Deniz'in de çok ilgisini çekti. Onlar Barış'ın ama paylaşımlı, sen de oynayabilirsin dedik. Ama bir şart vaaarr, sen de oyuncaklarını paylaşırsan dedik. Bazı küçük oyuncaklar hariç olmak üzere, diğer tüm oyuncaklar paylaşımlı dedik. Hala Barış oyuncağını alınca Deniz'in içi gidiyor ve anne geri vericek di mi diyor. Kimi zaman evet oynayınca geri vericek diyorum kimi zaman duymazdan geliyorum. Sorunun çözülmesinde epey yol aldık çok şükür. Hadi bakalım, gelişmeleri daha sonra yazarım.

Emekleme

Barış Çağan göbeklemeden emeklemeye geçmeye başladı. Şimdi kah emekleyerek birkaç adım gidiyor, kah göbekliyor. :)) Geçen akşam ben mutfakta iş yaparken salondan mutfağa kadar geldi emekleme - göbekleme yaparak :)) Bu süper bir gelişme, zira benim nerde olduğuma dair fikrinin olması, bana ulaşmak için plan yapması ve bunu uygulaması akıl ve fizik gelişiminin ilerlediğinin gösteriyor. Haaa bu arada kendi kendine oturabildiğini de yazmıştım daha önce değil mi.. İşte Barış Çağan'ımdaki gelişmeler bunlaaaarrrr :)))

24 Ağustos 2012 Cuma

Tatil Öncesi Hastalıklar

Birkaç gündür Barış Çağan'ın burnu tıkalı, soğuk buhara tutuyorum, deniz suyu sıkıyorum, biraz toparladım.

Bu akşam saatlerinde etlerim didik didik ağrımaya başladı. Halsizleştim, boğazım ağrıyor.

Deniz Baran az önce anne burnum tıkandı dedi, baktım burnndan nefes alamıyor. Deniz suyu sıktık, şurup verdik.

Kocam Deniz'i hoppidik yaparken belini sakatladı, ilaç kullanıyor!

Buyur burdan yak! Amaaann ağız tadıyla denize gidelim dedik bu ne şimdi! İnşallah Çarşambaya kadar iyileşiriz!

Kardeş Kıskançlığı ve Karın Ağrısı

Deniz Baran daha önce yorgunum, yoruldum sözlerini pek sık kullanıyordu. Ben de 21 Haziran'daki yazımda bahsettiğim gibi kan tahlili yaptırmıştım ve herhangi bir sorun tespit edilmemişti çok çok çooook şükürler olsun ki! Bir daha yorgunum demedi olur olmaza!

Deniz Baran bir süredir karnım ağrıyor diyor. Ihlamur veriyorum bir biberon, içiyor, iyi misin diyorum, geçti iyiyim diyor. Hemen her gün bir ya da iki kere ıhlamur veriyorum son bir haftadır. Kakasında belirgin bir fark yok. Yani ishali yok şükür ki. Ateş, halsizlik vs. herhangi bir durum da yok şükürler olsun! Önümüzdeki hafta salı günü Barış'ımın rutin kontrolü var. Diyorum ki Deniz'i de göstereyim, belki yine kan tahlili vs. yaparlar.. İnşallah bir şey çıkmaz.

Ben Deniz Baran'ımdaki bu karın ağrısını kardeşine bağlıyorum. Bu aralar kardeşi bir birey olarak da kah emeklemek kah oturmak suretiyle aramıza katılıyor, Deniz Baran bu sürece alışmaya çalışıyor. Eskiden koyduğum yerde kalan Barış Çağan, şimdi dilediği yere emekleyerek kendi gidebiliyor. Veeee tahmin edileceği üzere ilk gittiği yer de abisinin oyuncakları oluyor!

Deniz Baran oyuncaklarını kardeşi ile paylaşmaktan kaçınıyor. Açıkça oyuncağımı seninle paylaşmak istemiyorum diyor (bunu da Berna ablasından öğrendi) Tamam duygularına saygı göstermek gerekiyor da ikisine de farklı oyuncaklar almak ciddi bir külfet! En azından oynamadıklarını Barış'a verse, biz de rahat etsek. Deniz'e kıyamıyorum, yaşadığı duyguyu anlamaya çalışıyorum ama Barış'a da kıyamıyorum. Neye elini atsa (bir iki çıngırak ve şarkı söyleyen tırtıl haricinde) abisi elinden alıyor. Hal böyle olunca, bu sabah bir konuşma yapmak farz oldu.

Dedik ki babası ile birlikte, "bu oyuncaklar paylaşımlı oyuncak (bu tanımlama da benim uydurmasyonum). Çok küçük olan oyuncaklarını (kinder sürprizden çıkan şirinlere bayılıyor) verme. Ama diğerlerini Barış'la paylaşmayı düşün." dedi ki "paylaşmak istemiyorum" "peki, paylaşmak zorunda değilsin, o zaman biz de Barış'a yeni oyuncaklar alalım, o da onlarla oynasın" dedik ve ben yerimden kalktım, 23 Nisan'da Özdilek'ten indirimli aldığımız renkli halkaları sakladığım yerden çıkarmaya gittim. Peşimde bitti bizimki. Dedi "anne onlar benim mi?" "hayır Barış Çağan'ın" dedim. "peki paylaşımlı mı, ben de mi oynayacağım?"dedi. İçim eridi ama "hayır, sen Barış'la oyuncaklarını paylaşmıyorsun ki, o da seninle paylaşmak istemeyebilir" dedim. Halkalardan birkaç tane çıkardım ve yıkayıp Barış'a verdim. Birkaç dakikada etkisini gösterdi, halkaların başından ayrılmadı. Oyuncaklarını paylaşmak istediğini söyledi ve Barış'a çok sevdiği Buz Devri karakterlerinden Sid ile Tazmanya Canavarını verdi, ben de halkaların tamamını alıp oynamasına ses çıkarmadım, aksine teşvik ettim oyununu.

Bakalım zaman, kıskançlık konusunda neler gösterecek... Başarılı bir operasyon gibi geldi bana ya, du bakalım...

23 Ağustos 2012 Perşembe

Gelişmeler, Kıskançlık ve İlk Küfürler

Gelişme kısmını önce yazayım: Barış Çağan kendi kendine oturmaya başladı! Birkaç fotoğrafını çektim ama malum sebepten ekleyemiyorum! Çok sevimli oluyor. Oturduğu andaki yüz ifadesi görülmeye değer! Yaklaşık bir haftadır çalışmalar yapıyordu, bugün başardı!

Kıskançlık kısmı şöyle: Barış oturmayı başarınca, tabii ilgi onun üzerinde yoğunlaştı. Alkış, kıyamet, öpücükler... Deniz Baran da kah babasına kah bana tosladı, itekledi bizi, kardeşini ezdi az biraz, avkaladı. Sonra babası Deniz'i hoppidik yaptı da biraz neşesi yerine geldi. Kardeş kıskançlığını görmezden gelmeyin, bu duyguyu kabul edin, kıskançlık normal bir duygudur, eğer yatağını ıslatma, gelişim aşamasında geriye dönüşler göstermesi gibi durumlar varsa uzmana danışın diyorlar. Öyle bir durum yok çok şükür. Arada olur böyle küçük kıskançlıklar.

Küfüre gelirsek: Deniz Baran küfür ediyor! Olay şöyle gelişti: Geçen gün parka gittik. Hem yürüyüş yaptık (gidiş dönüş 8 km), hem de Deniz Baran oynadı ve eğlendi. Parkta bir kadın ve bir aile, çocuğunuzu salıncaktan indirmiyorsunuz, sıra bekliyoruz yarım saattir diye ağız dalaşına girdiler. Ailenin yaşlı kadını, karşı tarafa ağza alınmayacak küfürler etti. Deniz Baran hayretle tartışmaları izledi ve bildiği küfürleri sıralayarak tartışmaya ortak olmaya çalıştı. "Fenerbahçe ee, pis, kaka!" Fanatik Beşiktaşlı adamın oğlunun ilk küfürleri budur! Yapma etme dedim ama, kendimi alamadım güldüm. Aslında Deniz Baran daha önce de git burdan sözünü küfür mahiyetinde kullanıyordu ama geçen akşamki çok komik gelişti. Söz veriyorum bir dahaki kötü sözünde gülmeyeceğim.

Endişeler

Yedi mi yemedi mi derdi insanı ciddi etkiler. Yemek varken acından ölmez ama işte!
Uzadı mı,
kilo aldı mı,
uykusunu aldı mı,
mutlu oldu mu,
üşüdü mü,
terledi mi,
acıktı mı susadı mı,
emdi mi, doydu mu,
neden ağlıyor,  neden susmuyor,
neden uyandı şimdi durup dururken,
nasıl oldu da hastalandı o kadar dikkat ediyordum,
keşke o yeleği geçiriverseydim sırtına,
nefes alıyor mu,
sütüm besliyor mu,
iyi bir anne miyim,
çocularıma yetiyor muyum,
onlara iyi bir eğitim ve sevgi dolu bir yuva verebiliyor muyum,
acaba kızmasa mıydım o kadar,
çok mu şımartıyorum,... bu böyle uzaar gider. Deli depik ne varsa gelir insanın aklına. Barış biraz üşütmüş, zor nefes alıyor. Canım sıkkın!

21 Ağustos 2012 Salı

Kararlar ve Uygulamalar

Yaz henüz gelmeden, oğullarımdan bana kalan kilolardan bahsetmiş ve bugün benim miladım olsun demiştim Nisan ayında. Ama o gün benim miladım olmadı, olamadı. Zira bebeğim Barış Çağan henüz 3 aylıktı ve sadece anne sütü ile besleniyordu. Ben günde 3 - 4 litre su içmeme rağmen sütümü artıramıyor, sürekli kalorili yiyecekler yiyordum anne sütünü arttırma adına. Ne zaman yemeğimi azaltsam, anında sütüme yansıyordu. Bu durum böyle 24 Haziran 2012 tarihine kadar devam etti.

Haziran ayının ortasında, kocam akupunktur ve diyet uzmanı Dr. Tayfun Yağcı'ya gitti. Onun da vermesi gereken epey kilosu vardı ve kendini iyi hissetmiyordu. Haftada bir kere gitmek suretiyle, 3 kere gitti doktora, yemek düzenini oturttu. Ben de onun diyet listesini harfiyen pişirdim. Sonra kocam hızlı hızlı birkaç kilo verince, aldı beni karşısına konuştu. Dedi artık Barış Çağan nerdeyse 5 aylık oldu. Doktorumuz Mustafa Okçay da Barış için 4 ayını doldurduğunda ek gıdaya geçişi önerdi, Barış'a beslenme listesi verdi, (ben beslenme listesini tam olarak uygulamıyordum, tattırıyordum azar azar) sen de bu listeyi tam olarak uygula, ben kilo verirken sen şişman kalırsan çok üzülür, bunalıma girersin dedi. Ben de 24 Haziran'da bir karar verdim ve hazır kocama diyet yemeklerinden pişiriyorum, kendim  de yiyim bari dedim.

Barış Çağan'ın Beslenme Meselesi başlıklı yazımda da içinde bulunduğum koşullardan kısaca bahsetmiştim ki 2 gündür diyeti uygulamaya başlamıştım.

Aslında bu bir diyetten ziyade beslenme düzeni. Bu beslenme düzeninin ayrıntılarını burada açıklayamayacağım, zira patentli. Şu kadarını söyleyebilirim, Karatay diyeti ile Dukan diyeti arasında bir şey. Kesinlikle kalori sayımı yok. Aç kalmıyorum. Hala Barış Çağan'ı emziriyorum ki bu emzirmem günde 3-4'ü buluyor. Sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemekleri, meyve, her bir şey veriyorum kuzuma. Oğluşlarımın sağlıklı beslendiğini düşünüyorum, kendim de kilo veriyorum, mutlu oluyorum. Şu ana kadar yaklaşık 2 ay oldu ve 13 kilo verdim. Kocam da bu süre zarfında 15 kilo verdi. Onun az kilosu kaldı da benim daha yolum uzun. Ama olsun, mutluyum. Kendimi diyet yapıyor gibi hissetmiyorum. Sadece listeme dikkat ediyorum, bir bakıyorum kilo gitmiş! Ama bir sırrım var, hemen her akşam çoluk çocuk hep birlikte çok yürüyoruz, akşam 20.30'dan sonra meyve dahil hiçbir şey yemiyoruz, (gecenin ilerleyen saatlerinde çok acıkıyorum ama sabrediyor ve bir şey yemiyorum), abur cubur yemiyoruz, arada kaçamak yapıyoruz ama bir sonraki öğünde tekrar beslenme düzenimize geri dönüyoruz.

Kış gelince dışarda yürüyemeyeceğiz birlikte. Yaz yürüyüşlerimiz sona erecek, ben de Ebru Şallı'nın pilates setini alacağım. Deniz Baran anasınıfına gidince, annem de yanımda olup Barış Çağan'a göz kulak olursa, ben de kendime günde 1 saat ayırırsam, kilo vermeye devam ederim kısmetse... Hayal gibi ama bunu istiyorum! Önümüzdeki yaz fıstık gibi bir hatun olmak istiyorum. Dediğim gibi daha yolum var ancak kararlarım da var, uygulayacak iradem de! Başaracağım, (kaldı ki epey kilo verdim ve vermeye devam ediyorum) önceki ve sonraki hallerimi  burada yayınlayacağım! Hadi bakalım!

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Kış Öncesi Sendromu

Kışı sevmem. Üşümeyi, kat kat giyinmeyi, çoluk çocuk hasta olmayı hiiiiççç istemem. Ama geliyoorrr... Şu Ağustos ortasında İzmir'deki hava sıcaklığı yarın en yüksek 33 derece olacakmış. Akşamları artık epey serin oluyor.

Aslında kışla en büyük sorunum, eve tıkılıp kalmak, kocamın yoğun iş temposuna girip eve geç  gelmesi ve benim iki oğlumla günün büyük bölümünde evde başbaşa kalmam... Çocukların ve evin tüm sorumluluğunun omuzlarımda olması, deşarj olup tazelenmem için imkan bulamamak... Kış demek can sıkıntısı demek. Kocam benim en yakın arkadaşım,  can yoldaşım. Ondan uzak kalma düşüncesi canımı sıkıyor.

Ya ben daha yaza doymadım kiii.... Haftaya kocam bir küçük tatile daha götürecek bizi. İnşallah ısınır hava!

Bu sefer rotamız Marmaris. Marmaris'e daha önce hiç gitmedim. Heyecanlıyım. ay ben çok seviyorum denizi! Bir de kocamla yolculuk etmeyi seviyorum ben! Arkada veletler uyusun, çocuk koltuklarında Allah'ın izniyle güvende olsunlar, ben de kocamla başbaşa sohbet edeyim! Kocam hakkında çok şey yazabilirim, çok şey anlatabilirim. Ama nazardan korkarım. Maşallah diyip konuyu kapatıyorum.

Bir türlü önceki tatilimin fotoğraflarını ekleyemedim, malum bilgisayarıma Deniz Baran su kaçırdı! Umarım tüm tatil fotoğraflarını ekleyebilirim. 

17 Ağustos 2012 Cuma

Çocuklarım Büyüyor

Deniz Baran 33,5 aylık, Barış Çağan 6,5 aylık oldu bile ve sonbahar yaklaştı. Benim bir kış daha zorum var, ondan sonra her şey biraz daha kolaylaşacak diye umuyorum. Önümüzdeki yaz Barış 1,5 yaşında olacak ve abisiyle oyun oynayabilecek. Bu bana biraz zaman kazandıracak mı yoksa ek külfetler mi getirecek, bunu o zaman göreceğiz. Ben olumlu düşünüyor ve geleceğe güzel bakıyorum.

Deniz Baran artık bir çocuk formunda, bebeklikten tam olarak çıktı diyebilirim! Çok özel bir çocuk! Geçen gün bir dizide anne sütü ile ilgili bir şeyler söylediler, tutamadım kendimi ağladım, Denizimi düşündüm... Dedi ki anne neden ağlıyorsun, ağlama. Geldi yanıma. Dedim sarıl bana. Sarılıştık sımsıkı. Neden mutsuzsun anne dedi. Değilim oğlum, mutsuz değilim dedim. Sen bana sarıldın ya, geçti kalmadı bir şeyim dedim. Bana böyle bir arkadaş olabileceğini hayal edemiyordum. Can yoldaşı oldu bana tatlı oğlum, hem de daha 3 yaşında bile değil!

Barış Çağan tam bal oldu. Çok uyumlu, güleç bir bebek. Çoğu zaman kendi kendine oyalanabiliyor. Abisi ile babası oynarken (biraz vahşi oynarlar) gülse mi ağlasa mı bilemiyor. Barışımın böyle iki arada bir derede gülüşü var, her an ağlamaya kayan bir gülüş! Bu aralar heceler çıkarmaya başlıyor ve ağlarken, yardım isterken anne diyor! Kocam henüz bu durumu reddediyor, eee kabullenmek zor! Deniz'im de ilk anne demişti! Ama ablam duydu Barış'ımın anne dediğini! Bir videosunu çeksem de geleceğe kayıt olarak düşse! Barış Çağan çok çabuk korkuyor. Babası hoppidik diye hoplatmaya çalışıyor, hemen bir korku ifadesi yüzünde, ellerinde, tüm vücudunda... Her çocuğun kişiliği farklı. Aynı anne babadan olsalar da birbirleri ile alakaları yok bu oğlanların!

Annem nekahat dönemini biraz daha atlatana kadar kendi evinde kalsa en güzeli. En azından Kasım ayına kadar dinlense, o zaman havalar da soğur, Barış'ı dışarı çıkaramam kolay kolay... Deniz Baran'ı da bizim sokaktaki okulun ana sınıfına göndersem... Kasım ayına kadar, Barış Çağan kanguruda, Deniz Baran elimde, her gün götürüp getirebilirim anasınıfına. Ondan  sonra da annem gelir, Deniz'imi götürüp getirirken Barış'ıma evde annem bakar. Böylece kış boyunca evde tek çocukla daha rahat iş yapabilirim öğleden sonraları. Sabah kahvaltıydı, hazırlanmaydı derken geçer gider, öleden sonra Barış uyur, ben ev işi - yemek vs yaparım. 15'te bir temizlikçi alırım, haftasonları öğretmenlik yaparım, ayda bir gün CMK hazırlık nöbeti tutarım, arada duruşmaya giderim... İşte benim planlarım bunlar da, kaderin ağları ne şekilde örülmekte, bihaberim bu konuda elbette.

Korkulu Rüyalar

Deniz Baran rüyalarında korku ile tanıştı. Bir süredir korkulu rüya görüyordu zaten ama bu rüyaları artık daha net anlatabiliyor. Son gördüğü ve hemen her gün anlattığı rüyası şöyle:

Bir sürü cüceler görüyor oğlum. Bu cücelerden biri, oğlumun gözüne sabun sürmüş (bir gün banyoda oğlum yapma dememe rağmen sabunla oynamış ve tüm uyarılarımı dinlemeyip sabunlu elleri ile gözünü kaşımıştı. sonuç malum!) biri de oğlumun boğazını yemiş (Tanrım bu ne vahşet! harbi ben bile korktum yani) Cüce müce derken benim aklıma üç harflilerin oğlumu korkuttuğu geldi ve arkadaşım Lütfiye'den almış olduğum bir duayı babası güzel yazısı ile kağıda yazdı, ben de onu yastığının altına koydum. Birkaç gündür yatağında yatmayı reddediyor ve yanımızda yatıyordu Deniz Baran. Bugün öğle uykusunu kendi yatağında uyudu, bir ara ıh ıh falan dedi, ben burdayım dedim, baktı bana ve uykusuna devam etti.

Babası, o korkmasın diye benim rüyalara girme makinem var, gireceğim rüyana ve o cüceleri yok edeceğim dedi. Şimdi hergün rüya makinesi nerde diye soruyor, babası da tamirde diyor. Bakalım bir oyuncak bulalım da bu rüya makinesidir diyelim. Başka türlü bu sorunu aşamayacakmışız gibi görünüyor. Baba olmak da zor iş vesselam.

16 Ağustos 2012 Perşembe

İkinci Tuvalet Eğitiminde Umarım Son Perde

Tatil dönüşü yaşadığımız çeşit çeşit kazadan sonra sabırla yeniden tuvalet eğitimine başlamıştık.(yeniden tuvalet eğitimi) Sabırla, sık sık çişini hatırlattık, birkaç kere yere, koltuğa, yatağına çişini yaptı beyefendi! Her seferinde buraya çiş yapılmaz , çiş tuvalete yapılır diyerek yeniden onu lazımlığına oturttuk. Gece çiş yapmasına sebep olabilecek fiziksel bir sorunu olmadığını biliyorduk, zira olsaydı tuvalet eğitimine ilk başladığımız dönemde yapardı yatağına. Kaldı ki Deniz Baran tuvalet eğitimi almadan önce bezli döneminde bile sabah kuru kalkıyordu, sonra yapıyordu bezine ve ben öyle değiştiriyordum altını! Şimdi tatil dönüşü "ay bu çock hepten böyle kalır mı, yıllarca gece altını ıslatır mı, tedavi olmamız gerekir mi acaba!" diye korkmadım değil, ne yalan söyleyim! Bir sabah son kez üstü başı ıslak gördüğümüzde babası "tüüüüh, tam da bugün seni kaydıraklı havuza götürecektim, çiş meselesini aştığımızı sanıyordum, neyse sağlık olsun, gitmeyeceğiz demek ki kaydıraklı havuza" dedi ve bu son oldu! Deniz Baran bir  daha yatağını ıslatmadı!

Gözlemlerimize göre Deniz Baran'ın altını ıslatmasının en büyük sebebi, mekan ayrımı yapamaması! Örneğin geçenlerde İnciraltı'na gittik, yanımıza portatif tuvaletimizi almayı unutmuşuz! (my carry potty - taşınabilir lazımlık) Tam da yürüyüş yapıyorduk ve İnciraltı ikinci etaptaydık, tuvalet muvalet yoktu meydanda. Ben de çalılara tuttum oğlanı mecburen. Sonra ne olduuuu, ertesi gün evde çişi gelince koltuğa yaptı. Tatildeyken de deniz kenarında kumlara yapınca çok tepki vermemiştim, oğlan eve gelince evin her yerine bıraktı itinayla! Gözlemlerimiz sonucu mekan, evin mahremiyeti ve temizliği, tuvalet ihtiyacının nerde nasıl giderilmesi gerektiği gibi kavramların Deniz Baran'da tam manasıyla oturmadığını anlamış olduk ve bunun üzerine çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Dedik burası ev, evde çişimiz gelince tuvalete yaparız. Dışarda çişimiz gelince, anne babamıza söyleriz, çişimizi tutarız, onlar da bizi hemen tuvalete yetiştirir. Veee karı koca kendi kendimize karar aldık, taşınabilir lazımlığımızı gittiğimiz her yere götüreceğiz, bu gerçekten büyük ihtiyaç! Haaa, hepsiburada'dan aldığımız bu ürün gündelik hayatta kullanılamayacak kadar küçük ama, seyahat esnasında ciddi iş görüyor, ihtiyacı olana tavsiye ederim.

Son bir haftadır Deniz Baran tuvalet eğitiminde çok yol aldı. Hatta geçen gün kendi başına klozetin başına gitmiş ve çişini kendisi yapmayı başarmış, geldi bana anlattı. Tebrik ettim, çok sevindim. Klozete oturmayı reddediyorken, son birkaç gündür tamamen kendi isteği ile klozete oturuyor, adaptör de kullanıyoruz bazen, bazen gerek kalmıyor. Hadi bakalım artık hallettik gerçekten galiba, umarım, İnşallah diyor, Maşallah diye ekliyorum.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Yorgunum

Evden çıksak mı çıkmasak mı, geç mi oldu olmadı mı, yatıp uyusak mı derken, hadi hazırlanıp çıkalım dediğimizde saatlerimiz 21:00 civarındaydı. Hazırlanmak, oğlanları giydirmek, Deniz Baran efendinin çişi kakası derken evden 22:00 sıraları çıkabildik.

Oğlanları arabalarına koyup otoparkın yolunu tuttuk. Bu defa güzergahımız farklı olsun dedik ve arabamızla Karataş'a indik, yol kenarına park ettik arabayı. Oğlanları yeniden yüklendik, pusetlerine oturttuk. Sakin sakin, acelesiz, telaşsız, sadece yürümek için yürüdük. Bu arada tüm yürüyüş boyunca eve geldikten sonraki de dahil olmak üzere Barış Çağan efendi tam 4 ayrı kıyafet değiştirdi! Bu oğlan neden bu kadar çok terliyor diye sormuştum doktorumuza, gelişim aşamasında böyle olur dedi, hızlı büyüme evresinden kaynaklanıyormuş!

10 km yürüdük! Karataş'tan Kıbrıs Şehitleri Caddesine yürüyerek gittik geldik. Tekrar arabamıza binip otopark, ordan  da ev... Eve geldiğimizde saatlerimiz 02:00 civarıydı. Oğlanların ikisi de uyudu, yataklarına yatırdık doğrudan. Çok geçmedi, Deniz Baran korkulu rüya görmüş, uyandı. Şimdi kakaolu sütünü içip çizgi film izliyor. Rüyasında biri uzun biri küçük iki adam görmüş. Bunu sık sık görüyor. Küçük adamlar, küçük kız... Bunlar Deniz Baran'ın korkulu rüyalarının figürleri.

Yorgunum, uykum var ve açım. Çok hem de!


9 Ağustos 2012 Perşembe

Aşermelerim

Deniz'im, sana hamile iken;
Orman meyvesi istedim. Babanla Alsancak Cami ile Sevinç Pastanesi arasından arabayla geçiyorduk, orada bir manav var. Manavda böğürtlen gördüm. Canım çekti, ses etmedim, trafik var, boşveeer dedim. Sonra aklıma takıldı. O neydi, nasıldı tadı, güzel miydi.... Aradan birkaç hafta geçti, unutmadım! Babana söyledim, bulması uzun zaman aldı ama donmuş olarak buldu, yedim ama hoşuma gitmedi. Sen doğunca bir baktım, vücudunda böğürtlenler! Allah'tan beyaz beyaz çıkmışlar da gözü rahatsız etmiyor!

Sonra bir gün TV'de bir yemek programı var; her haftanın konsepti farklı... O haftanın konusu bademdi ve acayip severim bademi. Bademli tart yaptılar. Canım çekti. Üçkuyular'da Shell benzin istasyonunda bademli kurabiye satıyorlar : Kavala Kurabiyesi. Ondan aldırdım babana, bi güzel yedim, bademli tart yerine koydum onu, nefsimi köreltti.

Yaz başında da deli gibi kiraz yedim. Ömrüm boyunca sana hamile olduğumda yediğim kadar kiraz yememişimdir!


Barış'ım, sana hamile iken;
Çok şirin bir kız var, Türkiye'yi geziyor. İZ TV'de programı var. Her hafta farklı şehirde... O hafta Çanakkale'deydi ve Kadir Usta'dan peynir helvası yedi. Aman bir ballandırdı kiii... Canım çekti. Babana telefon açtım. Abinde düştüğüm hataya düşmedim, boşvermedim! Dedim böyle böyle... Tamam dedi mesaj alınmıştır. İnternetten buldu Kadir Usta'yı, açmış telefon, anlatmış durumu. Adamlar parasını sonra verirsin adresi söyle hemen gönderelim demişler. Bir yedim bir yediimmm... Ohhhh dedim.

Sana hamileliğimde tatlıyı çok sevdim. 

Tüm hamileliğim boyunca çalıştım. Adliye'nin karşısında Eylül Restaurant var. Oranın Ezo Gelin çorbası mükemmel. Hemen her gün içtim Ezo Gelin. Bulamayınca içim coşuyor, ağlamaklı oluyordum. Hayatım boyunca ezo gelin çorbasını bu kadar istememişimdir!

Hamilelik başka bir şey. Doktorlar reddediyor aşermeyi ama, ben yaşadığımı biliyorum. Hafızamdan silinmeden, aşermelerimi yazmak istedim. Bakalım sevecek misiniz aşerdiğim gıdaları?







Beslenme Listesi

Doktorumuz Mustafa Okçay'ın 4. ayını doldurduğunda Barış Çağan'ım için vermiş olduğu beslenme listesini yazıyorum. Kahvaltıda x işareti koyduğum gıdaları teker teker arttırmak suretiyle, her gün vea gün aşırı bir yenisini ekleyerek verdim. Tüm gıdaları eklemem 1 hafta - 10 gün kadar sürdü. Artık hepsini karıştırıp komple bir kahvaltı hazırlıyorum. Tam bir beslenme bombası oluyor. Ooohhhh lop lop et, pıt pıt yağ olsun oğluşumaaa!

Haa bu arada ben havalar sıcak diye yumurtada cimri davranıyorum. Veriyorum ama hergün değil (doktorumuz duymasın!) Yalan söyleyebilen bir tip de değilim; vermediğimde açıkça söylüyorum. Ama yumurta vermeyince gelişimi için yapı taşını eksik veriyormuşum, geçen gittiğimizde beni uzun uzadıya uyarınca vermeye başladım. Daha önce Barış'ın yanağındaki kırmızılıktan bahsetmiştim, (Barış Çağanuzun zaman kadı o kırmızılık. Nüksetmesini istemiyorum, yumurta allerji yapabilir dedim, ilgisi yok onun dedi doktorumuz. Eh ufak ufak organik sertifikalı yumurtalardan vermeye başladım ben de!

İşte bizim günlük beslenme listemiiizzzz :

07:00 - 07:30 KAHVALTI

100 ml devam sütü
x 4-5-6 adet bebe bisküvisi (ben 4 veriyorum, koyu kıvamlı olmuyor, biberonda besliyorum)
x 1 mama kaşığı pekmez
x 1/2 - 1 kibrit kutusu büyüklüğünde tuzsuz beyaz peynir (ben labne peynir veriyorum)
x 1/2 - 1 adet rafadan yumurtanın sarısı
x 1 çay kaşığı tereyağ
x 1 çay kaşığı fındık unu (rondodan çektim)
x 1 çay kaşığı ceviz unu (rondodan çektim)
1 çay kaşığı fosfocalsiyum (toz halde, eczaneden aldım)

10:00 - 10:30 Meyve suyu ve püresi (cam rendede rendeliyorum)
                      Havuç suyu ve püresi
                      Patates püresi

13:00 - 13:30 xx Çorbalar (Tarhana, yoğurt çorbası (köfteli yoğurt çorbasına Deniz'im de bayılıyor), sebze çorbası vs)
                    xxx Sebze Püreleri (havuç ve patates püreleri, taze fasülye püresi, enginar püresi vs.)


17:00 -  17:30   YOĞURT


20:00 - 20:30  ÖĞLE YEMEĞİ TEKRARI

23:00 - 23:30  Nişastalı mama (ben hazır bebek mamalarından yapıyorum. Bebelac'ın sütlü pirinçli maması veya gece maması veya emziriyorum, sütüm yetiyorsa üstüne mama yapmama gerek kalmıyor)

Ben aralarda da emziriyorum. Bazen sütüm çok oluyor ve ek gıdayı az yiyor veya o öğünde ek gıda vermeme gerek kalmıyor, bazen sütüm az oluyor ek gıdayı çok yiyor. Her durumda artık anne sütü konusunda kafayı yemiyorum.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Temizlik Kabusu

Tatile gitmeden önce evi temizlemiştik, pis eve gelmek, o yorgunlukla sağı solu toplamak oldukça moral bozucu olur diye. Tatil biteli birkaç gün oldu, tertemiz evim gene yaşanmaz hale geldi. Her çocuklu ailenin evi böyle midir bilemiyorum...



Sabah kahvaltı faslından sonra getirdim süpürgemi, halıdan başladım süpürmeye. Barış Çağan halıda debeleniyor, emeklemesini geliştirmeye çalışıyor, dedim çocuk temiz yerde debelensin. Yahu bir süpürge bu kadar mı zor yapılır?! Ben süpürüyorum, Deniz Baran süpürgenin üstüne yatıyor. Kalk derim kalkmaz. Yapma derim dinlemez. Süpürgeyi kapatır. Ben açarım o kapatır, kablosunu makinenin içine çeker. Dedim oğlum bak pis pis mi oturalım, yapma, izin ver bana biran önce bitireyim, içimiz sine sine oturalım şurda. Yok dedi, istemiyorum, pis pis oturalım. Dedim sen bana izin vermiyorsun yaa, ben de senin oyuncaklarınla oynamana ve çizgi film izlemene izin vermem haberin olsun. İstemiyorum oynamıcam, izlemicem çizgi film dedi. İyi dedim. Halıyı yalap şap süpürmüştüm kii, kaldırdım süpürgeyi ve de oyuncakların tamamını. Kapattım televizyonu. Dedim birbirimize bakacağız böyle hombaba gibi, geçtik karşılıklı kanepelere, bir süre oturduk. Bu arada bana tüm uyarılarıma rağmen git burdan anne dedi, düşünme koltuğuna gönderdim. Sonra koltuğun örtüsünü yere attı, yine düşünme koltuğuna gönderdim. Düşünme koltuğundaki kırlentleri yere attı, süresini baştan başlattım. Sonuç olarak pişman oldu, öpüştük, barıştık.

Dedi anne ben sana yardım edicem, temizlik yapalım. Tamam dedim. Yeniden süpürgeyi ve de oyuncaklarını çıkardım meydana. Birkaç kez yine süpürgeme sataştı, uyarınca vazgeçti. O da istedi yardım etsin, verdim eline toz bezi, bir yandan ben silip süpürürken ve balkonu yıkarken o da oyalandı bir süre. Sona anne benim işim bitti diyerek oyuncakları ile oynamaya başladı. Ben de salonun ve balkonun temizliğini bitirip çamaşır katlamaya başladım. Deniz Baran bu sırada kah etrafımda oyalandı, kah oyuncaklarına sardı. Onların çamaşırlarını yerine yereştirdim, bizimkileri de yerleştirmek üzere seleye dizdim. Deniz oyuncaklarından sıkılınca hamur istedi benden. Dedim topla oyuncaklarını, sana hamur çıkarayım, başta itiraz etti, baktı kararlıyım, tüm oyuncaklarını topladı, yapbozları kutularına dizdi, ben  de Barış'a çorba, ona hamur getirdim. Barış çorbasını içene kadar hamurlarla oynadı, Allah'ın emri tabii ki her yana saçaladı! Ben de acıktım dedi. Gittim ona da hazırladım çorba. Dedim ben yedireyim, dökmesin her yana, emeklerim boşa gitmesin. Başta güzel güzel yedi, ortalara gelince ağzından çıkarmaya ve tabağa koymaya başladı. Dedim dur elini sileyim yapma etme derken, halıya tükürdü. Oğlum niye tükürüyorsun dememe kalmadı, üstüne oturdu tükürdüğü yemeğin! Sıvadı yaniii!  O arada kocam aradı. Hem ona anlatıyorum söyleniyorum, hem temizlemeye çalışıyorum. Bu arada arkamı döndüm bir baktım, seleye dizdiğim çamaşırların hepsini yere fırlatmış, sele boş! Çıldırdım! Bu esnada kapı çaldı, komşu aidat getirmiş. Kesin beni psikopat sandı o sinirle kapıyı açınca. Uyku vakti gelmişti zaten, yatırdım yatağına uyusun. Bir de kakaolu süt istiyor benden utanmadan! La havleee!

Ben hiiiç duymadım annesi temizlik yaptığı için böylesine kuduran çocuk! Temizlik yaparken bana bulaşması bir yana, kendinden geçecek kadar kudurması ne oluyor onu anlamış değilim!





7 Ağustos 2012 Salı

Barış Çağan'dan Önceki Bir Günüm...

Sabah kalkarım, işe giderim. Akşamüstü olunca kimse beni tutamaz, eve koşarım. Oğluşumla oynarım, yemek saati, yemekleri ısıtırım. Yenir içilir hoş geçilir. Yemek sonrası, oyun zamanı. Gece 22.30, oğluşumun yatma zamanı. Babası onu uyutur, ben mutfağa geçerim. Biberonları yıkarım, bulaşıkları makineye dizerim, varsa yıkanmış çamaşırım asarım, kirlileri makineye atarım, temizleri katlarım, yemek yaparım, çorba mutlaka olmalı. Sebze yapsam kocam yemez, et yapsam her gün et yenmez. Hamur işi yapsam kilo yapar. Tabii oğluşumun da her yemeğin tadına alışması lazım, o zaten iştahsız, ne yapsam da yese, benim de içime sinse! Dengeyi tutturmak zor.

Yorgunluktan uyku tutmaz çoğu zaman. Bu döngü her gün böyle sürer gider.

Hafta sonu dışarı çıkamam, oğluşum üşür diye korkarım. Tiyatroya, sinemaya gidemem. Arkadaşlarla dışarda buluşulmaz, soğuk! Mümkün olur da vakit bulup ayarlarsam, belki ayda bir, belki 2-3 ayda bir ev gezmelerine gideriz ailecek.

Haftasonları ev işi yapmaya kalksam, oğluşumdan ayrı kalırım, ağlar, beni özler, ben de onu özlerim, zaten hafta içi görüşme saatlerimiz kısıtlı. İş yapmasam ev kısa zamanda savaş alanına dönebilir. İşe gitmesem mesleğimi unuturum yıllar gelir geçer, pişman olurum. İşe gitsem oğluşumdan ayrı kaldığım için pişman olurum. Her durumda yürekte bir sızı... Hiçbir şeye yetemem, her şey yarım kalır. Çığlık atasım gelir bazen.

Ne kadar yorgun olsam, ne kadar kendimi parçalasam da, tek bir şeyden asla pişman olmam, iyi ki evlenmişim iyi ki Deniz'imi doğurmuşum. Hayat onunla anlamlı, onunla güzel. Deniz Baran'ım her şeye değer! Eskiden, küçücük olsam, kocamın ceketinin iç cebine sığsam, ondan hiç ayrılmasam derdim. Şimdi, kocaman bir kartal olsam, kanatlarımın altına alsam oğlumu, onu her kötülükten korusam diyorum. Annelik güçlü, sabırlı, şefkatli, merhametli olmak demek. Annelik, bu dünyada bir kadına verilen en büyük hediye. Bana dünyanın en tatlı oğlunu nasip ettiği için Allah'ıma şükürler olsun. Allah isteyen herkese hayırlı sağlıklı evlat nasip etsin!


31.01.2011 - facebook - notlar

Kavacık Köyü

Kavacık Köyünün ünü duyduk, bugün saat 12 gibi yola revan olduk.  Limontepe'den devam edip yaklaşık 28 km sonra köye ulaşılabiliyor. Yol çok uzun olmasa da dağ yolundan gittiğimiz için son derece yavaş (saatte 20 km hızla) ilerledik. Dağların arasında havadar bir köy. Aslında güzel amma ve lakin bizim gibi mangalcılardansanız tavsiye etmem. Hüseyin amcanın yeri varmış ancak biz girmedik. Zira bahçesinin dıştan görünüşünü pek sevmedik. Eski tip tabureler, sandalyeler, bizi cezbetmedi açıkçası. Arabadan inmeden düz devam ettik. Bu yol nereye çıkar dedik, Güzelbahçe' ye dediler. Uzun tırmanışın ardından uzun bir inişle Güzelbahçe'ye vardık, ordan da Gümüldür'e orman içi piknik alanına... Aslında ormandan ziyade ağaçlık bir alan, deniz kenarı olması güzel. Ağaçlardan düşen polenler, eşimin alerjik astımını az biraz tetiklese de içtiği ilaçlardan ötürü ciddi bir krize girmedi çok şükür.

Mangalı çok seviyorum ben. Eşim de iyice ustalaştı bu işte. Oğlan başta yemem diye dirense de, kudurmaktan açıktı, o da yedi bir güzel. O yemeyince içime sinmiyor benim. Oynadı, komşu piknikçilerin oğlunun bisikletine bindi, karıncaları ellerine aldı (yemeye kalkmış da çok şükür eşim farkedip engellemiş), ağaçları elledi, kumlarda koşturdu, kirlendi. Bana çiçek topladı, iki adet papatya. Aldım yakama taktım ama geri istedi, mecbur verdim. Hatıra diye saklamak istedim ama 10 saniyeliğine de olsa, oğlumun verdiği papatyaları tutmak, paha biçilemezdi.

Güzel bir gündü. Benimle bu güzel günü paylaştığınız için size çoookkk teşekkür ederim evimin erkekleri :)))

15.05.2011 - facebook - notlar 

Hayata Dair

Temizlikçiye kızdım, bir daha gelmemesini söyledim. Evimin her yerini sildim süpürdüm. Uzun zamandır el değmeyen (güya hanım geliyor eve) mutfak raflarımı düzenleyip sildim, eskiyenleri attım. Çamaşırları yıkadım, ama katlayıp ütülemeye zamanım olmadı. Kuru temizlemeciyle pantolon başına 2 liraya anlaştım, bir ara ona uğramam ve ütülenecekleri vermem lazım. Olan bana oldu, öldüm yorgunluktan. Kızmasa mıydım acaba? Yok yok iyi yaptım. Hem o kadar para alıyor, hem de ben onun üstüne temizlik yapıyorum. Yok daha neler!

Oğlum bu sabah atti diyerek uyandı. Niyet belli! Mecbur gidilecek attiye. Benim adam, oğlumdan önce haftasonlarında evden dışarı çıkmazdı. Şimdi benden önce hazırlanıp nereye gidelim diyor. Bir evlat babayı bu kadar mı değiştirir! Biz de kahvaltı sonrası bıcı bıcı yaptık, uykumuzu uyuduk, mamamızı yedik, hazırlanıp attiye gittik. Bahçeli bir kafeye gittik oğlan oynasın diye. Ama kimsecikler yok. Başka yere gidelim dedik, bizim oğlan eve gideceğimizi sandı, attı kendini yere. Salya sümük, gözyaşı hepsi birbirine girdi. Neyse ki diğer kafeterya yakındı da bu ağlama ve kendini parçalama safhası uzun sürmedi. Kafeteryanın bahçesinde o oyuncak senin bu oyuncak benim şırkıldı oynamaktan ve kudurmaktan. Rota anneannemizin evi!

Anneannesine gitmeden önce, evin eksiğini gediğini karşılamak için alışveriş yapalım dedik. Bir markete girdik. Markette kasiyer kızlara öpücük attı oğlum. Bir de oynadı bir güzel. Eşim de ben de oynamayı sevmeyiz. Ama oğlum çok oynak. teyzesine mi çekti nedir! Daha yürüyemiyordu, sıralıyordu, bir yandan tutunup bir yandan bükütüyordu. Ama bizim evde müzik eksik olmaz. Genlerinden aldığı mirası müzikle harmanladık, oldu bize oyuncu Deniz Baran...

Dedesine aşık benim oğlum. Gidip gelip dedeye sataşıyor. Ama aynı şeyi babaannem için hissettiğini söyleyemem. Babaannemi görür görmez başladı ağlamaya. Bütün evin altını üstüne getiren yerinde durmaz oğlum, kucaktan inmez oldu. Babaannemin sedef yaralarına bakıp bakıp "uf" diyerek yorumlar yaptı kendince.her gördüğümde daha da yaşlanmış, ufalmış buluyorum babaannemi. Eeee kolay değil, 1339 doğumlu, 88 yaşında maşallah. 4 kuşak aynı anda bir arada olmak, herkese nasip olmaz.

Her geçen gün yeni bir şeyler öğreniyor oğlum. Bir gün bir baktım, ıslak mendili almış eline kokluyor, öksürürken ağzını kapatıyor, isteklerini yarım yarım kelimelerle de olsa ifade edebiliyor. Onun gelişimine tanık olmak tek kelime ile mucize. İnsan onunla hayata yeniden başlıyor. İyi ki doğurmuşum seni be annem, yerim ben seni :)))

09.05.2011 - facebook - notlar

Evlilik

Akşam kaçta gelirsin canım derim, verdiği saatten en az yarım saat (kimi zaman 1-2 saat) sonra gelir. Bu arada yemekler soğur, tekrar ısıtırım. Akşam yemeğini birlikte yememizi ister, beklerim. Acıkırım ve acıkınca kan şekerim düşer, her an kavga çıkabilir.
Bir yere gidilecekse, kendim hazırlanırım, oğluşumu hazırlarım, kocama hadi hayatım derim.
Oğluşumun çantasını (bezi, ıslak mendili, yedek kıyafetleri, maması,suyu vs.) hazırlarım. Kocama hadi canım derim.
Ortamı kontrol ederim, fişleri çekerim, klimayı kapatırım, kocama hadi Bülent derim.
Mantomu giyer, oğluma kabanını giydiririm. Kocama yahu nerde kaldın Büleennnttt! derim.
Ayakkabılarımı giyer, oğluma giydiririm. Kocama her zaman neden ben önce hazırlanıyorum acaba, sen hala hazır değilsin,
biz gidiyoruz, sen kal evde diye söylenir, asansöre binip gitmekle tehdit ederim. Kocam apar topar gelir, asansörde kabanını giyer.
Tam düğmeye basacakken, dur bir dakika bir şey unuttum der, geri gider. Ben söylenirim, söylenirim. Nihayet mutlu son, asansöre birlikte bineriz veee arabaya giderken ruhsatı aldım mı ben yaa diyerek beni korkutur, kimi zaman almamıştır geri döner, bazen ceketinin iç cebinden çıkar ruhsat, yola çıkarız.

Evde ve işte tuvalet kağıtları, kağıt havlular, sıvı sabunlar neden hep bende bitiyor diye sordum, bir kıssa anlatarak hissemi almamı sağladı sağolsun: Efendim aynı soruyu Çocuklar Duymasın dizisinde Meltem de Haluk'a sormuş, ben eve marketten taşırım, yerleştirmesine karışmam demiş!

Eh ne diyelim, her güzelin bir kusuru vardır elbet:))) Aşığınım tocacığım!

01.02.2011 - facebook - notlar

Sadece

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: İnsanların çoğu öncelikle kendini düşünür, bu kimi zaman sana kötülük olarak yansır, kimi zaman sadece bencillikten ibaret görünür. Bir kısım insan iyi olsa da onlarla yolun kesişmez. İyi insanla çok nadiren karşılaşırsın, onların da kıymetini bazen bilirsin, bazen bilemezsin. Bana göre iyi insan, önceliği kendine verse de başkasına zarar vermeyendir. Kendinden önce başkalarını düşünenler... İşte onlar eşsiz birer mücevherdir, bulunca elden çıkarmamak gerekir, satarsan para etmez, saklarsan paha biçilmez. Her şeye rağmen iyisinden de kötüsünden de çok şey öğrenirsin insanların, olgunlaşırsın... Zaman akıp gider... Bir bakmışsın, yaşlanmışsın.

Rabbim hepimizi iyi insanlarla karşılaştırsın.

15.02.2011 facebook - notlar

Yeniden Tuvalet Eğitimi

Geçen günkü konuşmadan sonra (annemizin yöntemi) Deniz Baran tuvalet eğitimine olumlu yanıt verdi. Tatil dönüşü üzüntünün vermiş olduğu etki ile yaptı demek ki çişini ortalığa ve de yatağına. Olur böyle vakalar.

Nette bu konu ile ilgili çok araştırma yaptım; tuvalet eğitimini tam hallettik diye düşünürken sil baştan her şeye sıfırdan başlanabiliyormuş. Neyse ki çabuk hallettik meseleyi. Yani en azından hallettiğimizi umut ediyorum.

Tuvalet eğitimine yeniden başlarken, Deniz Baran'ın önüne hedef koyduk. Kısa vadede, ulaşılabilir ve çoook istediği bir şey : Aquapark! Yaniii kaydıraklı havuz! Eğer kaydıraklı havuza gitmek istiyorsan, çişini tuvalete yapmalısın dedik. Zaten ciddi ciddi parpıladığım için, bu durumun şakasının kalmadığını, tuvalete yapması gerektiğini kavramıştı, hedefe ulaşmayı isteyince de yeniden tuvalete alışmak 1 günümüzü aldı. Gece veya gündüz uykularında çişini yapmaması, çok büyük bir nimet. Her şey yolunda çok şükür.

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Üzgünüm!

Az önce bir arkadaşımın küçücük bebeğinin rahatızlandığını öğrendim. Alt üst oldu yüreğim. Rabbim'den duam, tüm bebekleri korusun, arkadaşımın bebeğini de! Arkadaşımın izni olmadan isim ve rahatsızlık boyutlarını açıklamak istemiyorum ama çok üzgünüm çoook!

Allah'ım kimseyi evlatla sınama, bebekleri annelerine - babalarına, anne - babaları da bebeklerine bağışla! İnşallah her şey yoluna girecek, iyi olacak minik bebek. İnşallah bunu atlatacaklar. Tüm kalbimle diliyorum.

Çok üzgünüm çookkk!

Başardıııı!!!

Barış Çağan emeklemeyi başardı! Dün akşam saatlerinde yemekle uğraşırken kocam seslendi gel diye. Bir baktım, Deniz Baran'ın oynamak ve sayı saymak için buzdolabından aşırdığı ve halının çeşitli yerlerine yerleştirdiği havuçlara doğru Barış Çağan her iki dizini de çekip kendini ileri doğru atıyor. Hemen fotoğraf makinesi ile videosunu çektik. Malum bilgisayarım bozuk ve ben emektar bilgisayarımızda yazıyorum; burada kart okuyucu yok! O nedenle çektiğimiz videoyu henüz ekleyemiyorum. En kısa zamanda ekleyeceğim kısmetse.

Annemizin Yöntemi

Bugün kocam işe gitmedi. dış kulağında ciddi enfeksiyon varmış. Doktora gitti, belli aralıklarla ilaç kullanıyoruz. beyefendi hemen her gün kulak çubuğu kullanıyor, o da sürekli kulağının içini tahriş ediyormuş. Havuza girince de o tahriş bölgesi enfeksiyon kapmış. Hiçbirimizde bir şey yok, onun her iki kulağı da gidik. Bir de ilaç vermişler, koca adamı yerinden zıplatıyor, öyle yakıyor yani! Bundan sonra pamuklu çubuk kullanır mı, uslanmış mıdır acaba? Hiiiiiçç sanmam! Kulağı iyileşir iyileşmez o çubukları kulağına yine sokacağına bahse girerim! Kendi kendini hasta etse de haline çok üzüldüm, kıyamam ben ona yaaaa!! Evimin direği yattı kaldı. İnşallah tez zamanda iyileşir, toplar canını.

Deniz Baran'ı dün parpıladım! Bizde böyle derler, ufak tertip azarladım yani. Küçük adam resmen bunalıma girdi, tam bir küçük emo mu derler nedir! Dedim "yediğin önünde yemediğin arkanda! Ben senin yaşındayken tatil matil görmedim. Parka da gitmezdik biz, götürmezdi annemler! Sen park istiyorsun, kalkıp onca yolu yürüyor seni parka götürüyoruz kırmıyoruz. Tatile götürdük hata mı ettik! Ne demeye odanın ortasına çişini yapıyorsun?! Bir sorunun varsa hadi doktora gidelim, efendi ol canıımı ye. Topla kendini böyle surat asarak bir yere varamazsın, hiçbir şey elde edemezsin." Valla psikoloji biliminde bu yaptığım tasvip edilmeyebilir ama, acayip işe yaradı. Gülse Birsel'in facebookta dönen bir yazısından yola çıktığımı da belirtmeliyim. O da zamanında 10 gün kadar emo takıldıktan sonra annesinin parpılamasının etkisi ile bu bunalımdan kurtulmuş. Eh, bizzat Deniz Baran üstünde denedim ve başarılı oldum. Demek ki ara sıra denemek gerekiyormuş eski anne yöntemlerini! Bugün Deniz Baran gayet sevimli, çişini kakasını kendi hatırlayarak lazımlığına yapıyor. Suratı asık değil. Vara yoğa ağlamıyor. Gelip sarılıyor, kendi kendine oyun kuruyor, acıktım deyip benden yemek talep ediyor. Bundan iyisi can sağlığı! Mutluyum.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Tatil Dönüşü Sendromu

Deniz Baran tatil dönüşü sendromu yaşıyor. Hepimiz biraz buruğuz aslında ama, Deniz'inki had safhada! Bir tek Barış'ın dünyadan haberi yok! Deniz'in yüzünden düşen bin parça. Yemek istemiyor, gülmüyor! Yani şöyle söyleyim, bırakın gülmeyi, olur olmaza ağlıyor! Eve gelene kadar hep bir umut taşıyarak "nereye gidiyoruz" diye sordu!

Güzel bir haftaydı, hiç bitmesin istedim. Her güzel şey gibi bu da bitti. Yenisine kısmet!

Not: Valla biz bile kendimize gelemedik. Hepimizde bir sinir bir sinir. Her tatilden dönen bizim gibi mi olur bilemiyorum. Barış şu an uyudu. Kocam Deniz Baran'ı markete götürdü. Deniz bunun öncesinde koltuğa su döktü, koltuk üstünde benim bilgisayarım  da vardı. Su ona gelmiş, bilgisayarım mevta! Ben şimdi eski ama iş gören emektar bilgisayardan yazıyorum. Kendi bilgisayarım Q klavye idi, bu F klavye. İyi ki her ikisini de kullanabiliyorum, yoksa şu anda sinirlerim daha çok bozulmuştu. Haaa bu arada tüm bunların öncesinde Deniz'in eve çiş yaptığını da belirtmem gerek! Tuvalet eğitiminde sil baştan! Yaa her şey yolundaydı, damla bile kaçırmıyordu. Tatil ne kadar çok etkiledi oğlanı! Şimdi sabırla yeniden bu işin üstesinden geleceğimi umuyorum. Ooooffff ki ne oofffff!!!

Ek: 05.08.2012 - Deniz Baran dün gece yatağını ıslattı! Üzüldüm. Sanırım çok büyük bir üzüntü yaşıyor tatilden döndüğümüz için. Sabah da sürekli huzursuzluk çıkardı. Uyuyan kardeşini yatağına götürdüm, peşimden geldi ve uyandırdı. Tuvalet meselesini çoook rahat atlattığımızı düşünüyordum, ne de olsa 3 ay oldu tuvalet eğitimini tamamlayalı! Ama şimdi başladığımızdan da daha gerideyiz! Şimdi öğle uykusunda. Yatmadan önce kakaolu süt içmek için bağıra bağıra ağladı! Biz Barış doğduktan sonra aman üzülmesin, ezilmesin diye onu çok şımarttık. Ne büyük hata! Sonraları da Barış uyanmasın diye Deniz ağladığında istediklerini hemen yerine getirdik. Hata bizde! Sonuç ortada. Deniz Baran şu an oldukça uyumsuz, istedikleri yerine getirilmediğinde kötü özler söyleyen (sabah bana git burdan dedi, bu onun en sık kullandığı kötü sözü) bir çocuk haline geldi. Buna dur deme zamanım geldi ve geçiyor bile. Bir hafta müddet verdik ona. Tuvalet eğitiminde başarılı olursak haftaya aquaparka götüreceğiz ödül olarak. Bu hafta içinde de elimden geldiğince faaliyet yaptıracağım. Bakalım.... Vallahi çok zormuş çocuk yetiştirmek. Ne bu şimdi 2 yaş sendromunun yeni bir tezahürü mü?

3 Ağustos 2012 Cuma

Bir Tatil Değerlendirmesi

Bu tatilde otelin en pisi bizdik! Utanarak yazıyorum, kesinlikle öyleydik!

İlk gün Barış'ın bezi çocuk havuzuna soktuğum sırada patladı ve içindeki partiküller havuza dağıldı. Elimle biraz toplamaya çalıştım ama pek de başarılı olamadım!

Deniz havuza fanta döktü.

Deniz sahilde kumlara kaka yaptı! Önce yüzünü ekşiterek yüzüme baktı, dişlerini sıktı, ellerini yumruk yaptı, bu esnada mayosundan aşağı kahverengi bir kütle düştü! Aa taş diyerek kakasını avuçladığını yazsam mı yazmasam mı bilemedim! Unutmak istiyorummmmm! Oyyyy  devam edemeyeceğiiimm! Neyse ki kova takımının küreği vardı, naaşın üstünü kumla kapladıktan sonra ayak değmeyeceğini ümit ettiğim bir duvar dibinde çukur kazıp naaşı gömdüm! Bu esnada kocam yanımda yoktu, Barış da arabasında uyanıktı. Yani kakayı tuvalete götürme imkanım yoktu, zira Barış'ı yalnız bırakamazdım! Çok geçmeden kocam geldi, Deniz'i tuvalete götürdü ve gerekli temizliğini yaptı!

Deniz çocuk havuzuna işedi! Tuvalet eğitimi evde son derece başarılı olmuştu, ancak bu tatilde çuvalladık resmen! Çocuk her yeri su ve kum görüyor, yapa yapa geziyor!

Deniz havuzun kenarına kaka yaptı! Oy oy oyy başıma gelenler! Ben Barış'la ilgileniyordum, o da babasını yanına çağırdı, bak babacığım bu benim kakam diyerek babası ile kakasını tanıştırdı! Tüm temizlik ve cenazeyi defin işlemleri ile kocam ilgilendi! Barış'la ilgilendiğimi belirtmiştim!

Barış yemek esnasında kustu, yerler kusmuk oldu!

Bu arada tatilcilerden birinin kızı Melisa'nın da havuza çiş yaptığından ciddi ciddi şüphelendim ama tencere dibin kara seninki benden kara hesabı, bir şey demeye yüzüm tutmadı! (ha bi de tutsaydı!)

Ben dün akşam hastalandım, bütün etlerim didik didik olmuş gibi ağrıdı! Bademciklerim şişti. Erkenden yattım. Allah'tan yanımızda antibiyotik vardı da dün gece içmeye başladım, beni toparladı epeyce. İşte tedbirli olmanın faydaları!

Kocamın bir kulağı tamamen, diğer kulağı kısmen tıkandı! Su kaçmış kulağına. Kulağı rahatsız onun, doktora gitmişti, damla vermişti doktor. Damlayı bir iki kere dışında kullanmadı. Kulağı da iyileşmedi. Ben de kızdım ona! Bir aile babası olarak sağlığına dikkat etmesi gerekmez mi! Şimdi uzun süre tıkalı kulakla gezer muhtemelen. Zira vaktim yok gidemedim doktora bahanesi her zaman cebindedir.

Valla iki çocukla anca bu kadar hak edebildim ben tatili! Şimdi ikisi de uyuyor, ben de takılıyorum işte!

Bu akşam tatilin son akşamı, doydum mu, evet! Güzel geçti tatilimiz (ha haaa! bunca şeye rağmen bunu diyorum yaa, mümkün olsa da alnımdan öpebilsem kendimi!) Biz memnunuz da bizden memnun oldular mı muamma!. Yani iki çocukla çok bir beklentim de yoktu zaten, biraz eğlence, biraz deniz, kum, havuz... Benim tatil anlayışımda yemek yapmak yok! Temizlik yapmak yok! Sofra hazırlamak, çamaşır bulaşık yıkamak yok! Eh beklentilerim bu tatilde karşılandı mı, tabii ki! Bundan iyisi şamda kayısı! Buradan sevgili kocama çoook çoook teşekkür ediyorum. Bir sonraki tatile kadar tatil serüvenimiz sona erdi! Mutluyum!

2 Ağustos 2012 Perşembe

Millet ölmüş acından, sabahın köründen beri kahvaltıya yumuldular. Biz de Barış efendinin mıncırmaları, tekmeleri ile uyandık. Aslında gece yatağına yatırıyoruz ama sabaha karşı paşam acıkıyor, yanıma alıyorum emzirmek için. Sonra da üşeniyorum yatağına götürmeye. Aslında hadi itiraf zamanı, uyuyakalıyorum emzirirken! İyi değil derler ama napayım yahu, dayanamıyorum, uyuyorum. O da uyuyor. Sonra erkenden uyanıp tepişiyor, babası ile beni uyandırıyor. Deniz'im daha zoommm!Öyle derin uyuyor kiiii! Dün sabah da böyleydi, "kahvaltı edelim, havuza girelim, kim ister birlikte havuza girmeyiii" diye şarkı söyledim. Birkaç tekrardan sonra "ben isterim ben ben beeennn" diye uyandı kuzucuk.

Taatiiiiiilllll bitmesiiiiiinnnn!!

Tatil Devam

Gündüzler epey yorucu. Deniz Baran eğlencenin dibine vuruyor. Annecim her zaman gelelim buraya diyor. Keşke her gün tatil olsa :))) Bu akşam dans gösterisi vardı. İlgiyle izledi oğluşum. Barış Çağan da yoruluyor kıyamam. Bu akşam kendiliğinden kucakta uyudu.

Bizim tatilimiz, çocukların uyumasıyla başlıyor.

Epey sivrisinek var. İyi ki sinek kovucu tablet getirmişim, geceleri saldırıya geçiyorlar.

Arora Otel 'de kalıyoruz. Otel biraz tepede. Kuşadası Yavansu Mevkiinde. İki çocuk ve eşyalarla merdiven inmek oldukça zor oluyor. Kıyamam yükün ağırını kocam taşıyor. Deniz çok yosunlu. Harbi yosunlu ama! Kimi yerde orman gibi yosun kaplı,, kimi yerde de kum var zeminde. Plajı kum. Küçük ama yeterli. Ara sıra burnumuza lağım kokusu geliyor maalesef! Otelde İranlı kafile var. Geneli erkek. Ben bir sıkıntı hissetmedim ama çevresine rahatsızlık veren birkaç abaza varmış içlerinde, görenlerin yalancısıyım. Odamız güzel geniş. Çocuklar için park yatak istemiştik, yenisini almışlar koymuşlar. Odamız tam köşe. Hem havuz hem deniz manzarası var. Gece oğlanlar yatınca manzara eşliğinde balkonda nescafelerimizi yudumluyoruz. Keyfim yerinde valla. Tatil bu, tadını çıkarıyorum. Oğullarım eğlendikçe, ben daha mutlu oluyorum.
Odamız tam köşeydi, hem havuz hem deniz manzarası vardı








Oğlanların ikisinin de simitleri var. Öğleden sonra saat 3-4 suları denize iniyoruz. Koyuyoruz simitlere oğlanları, giriyoruz denize. Oooooohhh keyifler keka! Sabahtan da havuzda oluyoruz. Havuz kenarına şemsiye koyuyorum, hem gölgede oluyorlar en tehlikeli saatlerde, hem de eğleniyorlar. Bugün Barış Çağan denizde uyudu. Canıımmm yaaa, çok yoruluyor aşkitom. Deniz Baran da gündüz odaya babası ile bişey almaya çıkmışlardı, demiş ben yatacam uykum geldi. Babası havuza inmeye zor ikna etmiş. Aşk böceğim kıyamam ona beeennn.

Deniz Baran eğlencenin dibine vuruyor, bütün gün oyun oynuyor





Barış Çağan deniz sefası sonrası sahilde uyuyor.
Geldiğimiz gün, zaten sıkıntıdan burnumdan soluyordum, havuza inmek ister misin dedim Deniz Baran'ıma, isterim dedi, balkondan baktı aşağı, anneeee balkondan beni havuza mı atacaksın diye sordu. Bütün sıkıntım dağıldı, kahkaha attım, yok olur mu öyle şey, aşağı ineceğiz annecim dedim.

Tatil hiç bitmesiiinnnnn!

İşte böyleeeee.. Devamını daha sonra yazarımm.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Tatil :Trajikomik Bir Hikaye

İlk gün :
Önce terliğimin tek taşı düştü evde son hazırlıkları yaparken, amaan boşver dedim.
Sonra gözlüğüm kırıldı, sinirim bozuldu, neyse ki başka güneş gözlüğüm var, sıkmayım canımı bugün tatile çıkıyorum dedim.
Sonra terliğimin ikinci taşı düştü, öffff yeter amaaa, tüm aksilikler bununla sınırlı olur inşallah dedim.
Fişleri çektim, kapıları kapadım, çöpleri ayarladım... Barış kucağımda, kolumda çantam, bir elimde çöpler, Deniz'e hadi annecim bin asansöre bekleme yapma önümde yakarışları ile karga tulumba bindik asansöre.

Kocam yolun ortasına park etti, karşıladı bizi. O Deniz'i oturtuyor, ben Barış'ı. Arkada biriken araçlar... O hengamenin ortasında cep telefonum düşmüş yere. Allah'tan erken fark ettik. Aradık, komşu açtı, gittik aldık geri. Neyse ki bulundu, olur böyle aksilikler dedim.

Çıktık yola. Ben önde, çocuklar çocuk koltuğunda arkada. Aman bir rahatlık.... Çok geçmeden ikisi de uyudular. Kocamla sohbet keyifli. Üstümde sürekli beni tırmalayan bir oğlancık olmadan yolculuk yapmak ne büyük rahatlık. Oooooohh be dedim.

Yol zaten kısa, Kuşadası'a vardık. Birkaç eksik gedik var, yemek saati de kaçmış, zaten geç çıktık yola. Hadi dedik Kipa'ya gidelim. Oranın konsepti bize göre. Yemek ve alışveriş iç içe. kırmızı ışıkta dediler araba su akıtıyor, kenara çekin hararet yapmasın. Tamam derken Barış uyandı. Biraz bekledik ama mızıldanmalar sürüyor. Hadi Kipa'ya gidelim dedik, hararet göstergesi düştü bu arada. Aaaa o da ne, kalacağımız otelin önünden geçtik, ne güzel! Kipa ile aynı güzergahta demeye kalmadı başka bir kırmızı ışık! Biri daha yanımızda, dedi koku ve duman geliyor motordan, sağa çekin! Aha işte aksilik zincirine halkalar eklenmeye devam ediyor . Bu arada araba stop etti, marş basmıyor. Kocam indi, arabayı itekliyor. Ben direksiyon başında. Biri geldi yardıma. Çektik kenardaki çimlere.

Radyatörün su deposundan su akıyormuş ve suyu kalmamış. Ama kapağını açarsak bu haliyle, içindeki basınçlı buhar bizi haşlarmış! Eeee napacaz, bekleyecez soğusun! Güneşin alnı kabağı, iki çocuk ve biz... Eeee ben düdüklü tencere kullanan bir kadınım. Ne alaka, şu alaka; dedim ki bize yardıma gelen adama, bu su deposuna  su döksek dışardan ne olur, bozulur mu? anlamsızca yüzüme baktı. Dedim içinde basınçlı buhar yok mu bunun, ben düdüklü tencerenin basıncını çeşmenin altına tutarak alıyorum. Dökelim suyu üstüne, kapağı açarız sonra. Olur dediler. Neyse ki operasyon başarılı oldu ve radyatörün su deposunun kapağı açıldı, içine sular döküldü düküldü ama araba çalışmadı. Yoldan bir adam geçiyormuş, araba tamircisiymiş, bizi görünce durmuş. Ben iki çocukla yemek yemek ve beklemek için hemen yanıbaşımızdaki sosyete pazarında idim bu arada. Baktık araba soğumuyor, çevirdik bir taksi, bindik çoluk çocuk, aldık eşyalarımızı, verdik arabanın anahtarını araba tamircisine, geldik otele.

Kocam gitti arabanın başına bizi otele bırakır bırakmaz. Arabamızı çekmişler sanayi sitesine. Neyse ki o da kaldığımız otele yakın bir yerde, hatta önünden geçmiştik Kipa'ya giderken, yani gidemezken...

Hadi dedim kızım topla kendiniii, bugün tatilin ilk günü. Al çocuklarını, in havuza, kendine gel biraz... Dedim Denize ister misin havuza gitmeyi, istemez mi hiç! Bayıldı bayıldı havuza, dalıp dalıp çıkıyor. Onu öyle görmek büyük keyif! Barış'a mayo bez alamamıştık daha, (malum eksik gedik için Kipa'ya giderken yolda kalmıştık) amaaan bir kerecikten bir şey olmaz dedim onu da soktum normal beziyle havuza. Anaaammm bez şişti şiştiiiii patladı, içindeki partiküller dağıldı havuza! Deniz de bağırıyor "anneeee bez mi patladııııı" diye. Ben oğlum sus diyom, yookk bütün ahali duydu! Aman napayım beeee, olsun artık bu da tüy diksin!

Neyse akşam kocam geldi, arabayı vermeleri gecikirse ben yalnız kalmayım demiş, yemeğe yetişti.  Yemekler güzel, akşam keyifli... Yemek sonrası su balesi bile izledik. Deniz önce pür dikkat izledi onları, sonra kısa zamanda sıkıldı.  Yemek sonrası Kipa'ya gittik iyi mi! Arabalarına koyduk veletleri, yürüdük gittik. Bizdeki de ne inat di mi ya!

Akşam yemeği sonrası


Gece yatırdık oğlanları yataklarına, oooh huzur dedik, demesine de, sadece dediğimizle kaldık. Kocam, yatağını ıslatmış bizim oğlan, dedi. Ya var yaa, tuvalet eğitimi aldığından beri ilk kez, evet ilk günlerde bile yapmamıştı bunu, ilk kez gece altını ıslattı, o da otel odasında! (Deniz Kipa'ya dönüş yolunda erken uyudu ve biz direk  yatağına yatırdık, tuvalete son bir kez götürmedik, hata bizde aslında) İşte tam tüy dikmek budur yani! Çiş olayını da temizledik ettik derken, yıkadığım çamaşırları balkona sereyim dedim... Baktım masmavi deniz ayaklarımın altında, ay ışığı vurmuş denize... O ne güzelliktir o ne mutluluk! Her şeye rağmen tatil güzel şey yahu!