Sayfalar

31 Ekim 2012 Çarşamba

Yeni Başlangıçlara...

Tatilde iyice serdik, ne spor ne faaliyet ne de bakım yapabildik... Şimdi silkelenip kendimize gelme zamanı!

Oğluşlar uyuyor. Annem yok, yalnızım. Tırnak sorunu için doktora gitti.

Fonda klasik müzik konseri, kahvemi yudumluyor ve pilatesin vücuduma yaydığı mutluluk hormonunun tadını çıkarıyorum. Keyfim yerinde çok şükür. Kendimi çok iyi hissediyorum.

Oğluşlar uyandığında yeni etkinlikler yapmayı düşünüyorum. Özellikle halk eğitim merkezi etkinliklerine ağırlık vereceğim. 

Gelecek planlarımı değiştirdim. Dershanede öğretmenlik yapmayacağım bu sene. Beni biraz kızdırdılar, böylesi daha hayırlıymış. İpleri kopardım. Bazı akşamlar kendi işimi yapmaya karar verdim. Gündüz yine oğullarımla olacağım, akşamlarımı da yeniden değerlendireceğim nasipse. Hayat sürekli devinim halinde ve ben de kendimi yenilemeliyim. Yeni kararlarım var, yeni uygulamalarım olacak. Zaman kim bilir neler getirecek. Bu akşam ilk adımı atacağım nasipse.


30 Ekim 2012 Salı

Bayram Tatilinin Ardından

Geçen hafta çarşamba gününden girdik tatile. Ama başım o kadar çok ağrıyordu ki, ilk tatil gününden pek bir şey anlamadım. Bayram sabahı da başağrım yüzünden kocam bayram namazına gidemedi, ben yattım, kocam da sağolsun erkenden zırt diye uyanan oğluşlara baktı. Böyle insanın şiddetle uyuyup dinlenmeye ihtiyaç duyduğu dönemlerde çocukların olur olmaz saatlerde uyanmaları, güzel duygular uyandırmıyor bende, ne yalan söyleyeyim... Bir destek mutlaka gerekiyor. Benim desteğim kocam ve annem. Sağolsunlar, var olsunlar.  Nefes almaya ihtiyaç duyduğum dönemlerde bana bu fırsatı yaratıyorlar.

Bayramda ilk günün sabahı yaşadığım başağrısının ardından uyandığımda başımın sol tarafında ağrının izi vardı, şükür ki kendisi gitmişti, yaşayanlar bilirler. Kısa zamanda kendime geldim, güzel bir kahvaltı hazırladım.


Hepimiz bayramlaştık. Öpüştük koklaştık. Kahvaltımızı edip hazırlanıp evden çıkmak, öğleden sonramızı aldı. Doğruca annemlere gittik. Annemlerden sonra bayramın ilk iki günü birkaç akraba ziyareti yaparak vazifeler faslını kapattık. Sonraki günler bize kaldı.

27 Ekim oğluşumun doğum gününde ailecek Agora'ya gittik. Agora'nın çocuk oyun parkı var. Açık alan ama hava çok soğuk olmadığı için iş görür diye düşündük. Deniz Baran genelde asık suratla oyuncaklara bindi, hadi oğluşum gül, hadi bebeğim eğlenelim dedik dedik ama onu eğlendirmekte pek başarılı olamadık, taa ki Emre ile karşılaşana kadar...


Agora'da yemek yerken

Yemek sonrası dondiş zamanı

Küçüğümün keyfi yerinde çok şükür.

Kocam dondurmanın sosu dökülecek diye dışarda dondurmayı kendi yedirmeyi tercih ediyor. Evde Deniz Baran kendisi yer. 

Oyun alanı dışarıda. Çocuğa kaban giyirdik fazla geldi, giydirmesek üşür.

Deniz Baran keyifli görünüyor. 


Buradaysa zoraki gülüyor. 

Ben suya devrileceğimizden endişe ediyorum. 

Oğlumuza sanki eziyet ediyoruz.Halinden pek memnun görünmüyor...

Küçük fındığım da binmese olmazdı. Ona tek uygun oyuncak 3'lü atlı karınca. Döne döne bi hal olduk.





İzmir'de kış için kapalı alan çocuk oyun parkı konusunda çoooook ciddi bir açık var. Ya lunapark tarzı oyuncak alanları (Gaziemir Optimum AVM'deki gibi kapalı veya Agora AVM'deki gibi açık alanda ama aynı mantık) ya da bildiğimiz belediyenin park alanları var. İzmir Fuarında lunaparkımız var ama orası da açık mekan ve yine aynı tarz oyuncaklar. Bir yer daha var, ismini anıp reklamını yapmak istemiyorum; Deniz Baran çok güzel eğleniyordu ilk zamanlar. Kapalı alan ve içinde kaydırak, tırmanma, zıplangaç (şu şişme oyun alanlarından) falan filan var da bir süre sonra hep aynı yere gitmekten sıkıldı Deniz ve de sahipleri bizi biraz kızdırdı bir konu hakkında. Vazgeçtik oraya götürmekten..........  Bir de sanırım tadilatta olan Topolino diye bir oyun alanı daha var Hilton'da. Orayı araştıracağım. Deniz Baran oyun ister, Barış Çağan çok küçük, açık oyun alanları kışta kıyamette olmaz. Özel anaokulları oyun grupları düzenliyorlar ama, her hafta 2-3 gün, 1-2 saat, işe gider gibi belli bir disiplin dahilinde takip ediliyor, ayrıca aylık 450-500 TL civarı bir fiyat çıkıyor ortaya. Kayıt yapırılıyor ve gitsen de gitmesen de o rakamı ödüyorsun.

Sonuç olarak, internette İzmir'de kapalı çocuk oyun alanları diye tarattığımda karşıma koca bir fiyasko çıkıyor. Bir kent ancak bu kadar sahipsiz kalabilirdi. Ankara'da son derece mütevazı bir semt olan Elvankent'te bile sıradan bir alışveriş merkezinde (Gimsa'da) bedava çocuk oyun alanı yapmışlar. Git bir saat oynat çocuğunu gel eve. Hem iki insanla konuş, için açılsın, hem soğukta çocuğum üşüyecek diye endişe etme. Alışverişini de yap bu arada... İşte bu kadar basit. Açık çocuk parklarının zaten haddi hesabı yok...

Burada ise böyle bir şey hayal benim için. Bırak kapalı mekan oyun alanlarını, adam gibi bir belediye parkı yok etrafımızda.... O kadar sinir bozucu, o kadar insanı değersiz hissettiren bir durum! Geçen sene, 4 ay İzmir Büyükşehir Belediyesi ile mevcut park alanındaki paslı ve güvenliksiz oyuncakları değiştirmeleri için yazıştım, beni ordan oraya sevk ettiler, sonunda cevap verdiler, efendim belediyenin stoklarında oyuncak yokmuş! Bu konuda daha fazla bir şey söylemek istemiyorum. Pes!

Sonuç olarak fazla bir şansımın olmadığını, işletmecilere "hadi kapalı alan çocuk oyun parkları açın, şöyle çeşit olsun, kış günü çoluk çocuk şenlensin" desem de demesem de hiçbir şeyin değişmeyeceğini biliyorum. Yeni bir çözüm lazım bana diyordummmmm.... İnternette annelerin üye oldukları sitelerden çocuk oyun grupları konularını okudum. Bir tane buldum ama ne bileyim, az biraz çekindim, adım atamadım. Ha deyince olmuyor bazı şeyler. Hem bulduğum oyun grubu birkaç yıldır süregelen bir gruptu. Kemikleşmiş bir topluluğa sonradan dahil olmak o kadar kolay değildir...

Tam bu düşüncelerle yoğrulurken, 27 Ekim'de Agora'da bizim oğlanı eğlendirmeye çalışıp çok da başarılı olamazken, "Deniz Baran, bugün senin doğum günün, istediğin oyuncağı seç annecim", dedim, biri "aaaaaa" dedi. Sizin de mi doğum gününüz bugün şudur budur derken, oğluşlar tanıştı, kaynaştı, yüzleri güldü, koşturmaktan oynamaktan ter içinde kaldılar. Emre ile Deniz Baran eğlencenin dibine vurdular. Emre'nin annesi Hülya ile babası Hasan, oğullarının eğlenmesinden mutlu, kocam ve ben oğlumuzun eğlenmesinden mutlu.... Orda mum üfleyip pasta kestiler oğluşlar. Güzel bir akşamdı, devamı için bir kere onlar bizi aradı, bir kere biz onları, ama buluşamadık, kısmet olmadı. Ben de bu cuma akşamı için onları davet ettim, evde oğlanlar oynasın, küçük bir eğlence yaparız, çocuklarımızı sevindiririz diye düşündüm. Davetimi kabul ettiler, bakalım belki bu şekilde kendi oyun grubumuzu kurarız. Zaman ne gösterir bilinmez.

Not: Emre'nin babası Hasan'ın makinesinden  27.10.2012 doğumgünü gecesi :


Arka taraftaki kalabalık, Hasan beyin kalabalık oluşturmaları ricasıyla gelen yan masamızdaki gençler. :)) Komik ama öyle!

27 Ekim 2012 Cumartesi

Doğum Günün Kutlu Olsun

Tatlı kuzum Deniz Baran'ım, 3 yıl önce sayende anne oldum. İyi ki geldin, iyi ki varsın, kelimeler yetersiz. Şu an etrafımda dolanıp küçük hayvanlarını gösteriyor "anne bu ne, bu ne" diye soruyorsun. Sürekli hayali oyunlar kuruyorsun. Seni izlemek büyük keyif. İçim eriyor, mutluluktan gözyaşlarım akıyor. Sen, Rabbimin büyük bir armağanısın, aşksın, emeksin, uykusuz gecelerim, sevincim, mutluluğum, sinemde yanan ateşsin. Seni seviyorum. İyi ki doğdun.

26 Ekim 2012 Cuma

Mutlu Bayramlar

Bugün Kurban Bayramı'nın ilk günü. Güzel bir gün. Deniz Baran bol bol el öptü, harçlık aldı. Sevindi. Şaşırdı. Barış'ım da harçlık aldı ama onun daha dünyadan haberi yok. Canlarım, kuzularım... Yarın yine gezme günü. Bakalım nasıl geçecek... Sonraki günler dinlenmeye ayıracağız nasipse.

Kurban Bayramı'nda Karagöl'e çıkmayı istiyorduk ama bir türlü içime sinmiyor, soğuk olur gibi geliyor bana. Durup dururken çocukları üşütmeyelim...

24 Ekim 2012 Çarşamba

Başağrısı....

Dün başlayan başağrım, bugün de şiddetini koruyor. Kocam işe gitmedi, çocuklarla ilgilendi. Az önce biraz gözümü açtım, sabah beri yatıyorum.  Ben yataktan kalkıp oturunca, iki oğlum da yanıma geldi, sevinçle sarıldılar bana. Canlarım, kuzularım... Şimdi ikisi de uykuya yattı. Ben biraz daha dinleneyim, ağrı saldırıya geçiyor.......

Doktor Kontrolü

Barış'ımı geçen hafta Aile Hekimine rutin kontrole götürmüştüm. 3 aydır götürmüyordum. 1 cm uzamış dediler. Biraz üzüldüm. Yani 3 ayda 1 cm uzaması moral bozucu. Aslında böyle şeylere takılmamak gerekir ama elimde değil, ben böyleyim.

Bugün Karataş Hastanesi'ne götürdüm. Doktorumuz Mustafa Okçay ayrılmış, Dr. Baskın Kocabaş görev yapmaya başlamış. Bugün Baskın bey ölçtü, tam 5 cm daha uzun ölçtü. Dedim nasıl olur! Çok sevindim, teşekkür ettim. Bakamadım oğluma diye düşünmüştüm dedim.

Barış'ım babasından azıcık etkilenmiş sanırım. Boğazında biraz kırmızılık gördü doktor. İlaç vermedi, deniz kenarına götürün bol bol temiz hava alsın dedi. Tamam dedim. Ateşlenirse haberleşelim dedi. Olur dedim. Güzel muayene etti. Memnun kaldım.

Barış'ımda ara sıra göz kayması gördüğümü söyledim.(babası ve anneannesi yok diyor ama anneler anlar, daha fazla idi kayma, büyüdükçe azaldı, şimdi ara sıra fark ediyorum artık) 1,5 yaşa kadar normaldir, daha sonra devam ederse biz sizi göz doktoruna yönlendiririz dedi. Deniz Baran'ımda da göz kayması olurdu ama 1 yaşında kendiliğinden düzelmişti. Bunu bildiğim halde doktora yeniden sormak istedim ve bildiğim cevabı almak hoşuma gitti.

Önümüzdeki ay tekrar götüreceğim nasipse. Şu nodül işini de bir atlatsak... Az kaldı.

Fiziksel Gelişim : Topu Tek Elle Başının Üstünden Atma

Bu etkinliğimizi aslında yarın yapacaktık ama benim başım çok ağrıdığı için bugünkü ile yarınki etkinlikleri yer değiştirdim.

Etkinliğimiz basit: Çocuğumuzla karşılıklı ayakta duruyoruz ve birbirimize top atıyoruz. Ama tek elimizle ve başımızın üstünden.

Deniz Baran atmasına atıyor ama tutmaya gelince olmuyor.

Olsun annecim, zamanla tutacağına inanıyorum, başaracaksın dedim. Ama gerçekten çok güzel atıyorsun aferin sana tam isabet diye yüreklendirdim.


23 Ekim 2012 Salı

Çok Kızdım!

Yaz ve sonbahar yürüyüşlerimizde kullandığımız pusetler, insanlara dert oldu. Neymiş, Deniz Baran kocamanmış da, neden pusete biniyormuş! Bugün Halk Eğitim Merkezi'ndeki annelerden biri, anlattığım bir olay üzerine bu yorumu yaptı. Efendim, onun çocuğu 2 yaşından beri onunla birlikte yürüyüş yapıyormuş. Hem de tempolu 1 saat yürüyormuş. (Yahu baktım kadına, oldukça şişman. Her gün tempolu 1 saat yürüyen insan, 2 senedir -oğlu 4 yaşında- iğne ipliğe döner) Ben de kızdım, ne alaka! Herkesin çocuğu farklı, bende iki çocuk var, küçüğüm Barış'ımı pusette taşırken büyük olmak için çok küçük Deniz'imi her gün 10 - 12 km nasıl yürütürüm? Dedim ki "ben doğru bulmuyorum bu kadar yürümesini, bu onun vazifesi değil ki, yolun sonunda molamızı parkta veriyoruz, orda oynuyor zaten" hatun diyor "çocuklar bütün gün akşama kadar sokakta koşturuyorlar, neden sizinle yürümesin" epey hararetli oldu, atışma türü bir şey geçti aramızda. dedim ki "sokakta çocuklar kendi istedikleri hızda, ritimde oyun oynuyorlar. Hiçbir zorunlulukları yok, istediklerini yapıyorlar. Oysa ben yürüyüşte belli bir hızda belli bir mesafeyi kat etmek durumundayım, belli aşamalarda mola veriyorum, bir oğlum pusette iken ne zorum var diğerini bu kadar uzun mesafe yürüteyim, yorulsun etsin, mantığı ne" bir de kızma tamam bir şey demedim diyor. Tam da iletişim engelleri üzerine bir konuşma geçiyordu. İletişim hatalarından suçlama, kıyaslama, küçük görme vs. türden ne hata varsa yaptı etti kadın, sonra da kızma diyor.

Bir olayı anlattığınızda, insanlar şöyle anlıyorlar : ben istediğim her tür eleştiriyi yapabilirim, anlatmasaydı o zaman... Hayır efendim yapamazsın.

Bütün yaz bunun mücadelesini verdim ben. Yazın başında 2,5 yaşında idi Deniz Baran. Önüne gelen sen büyüdün neden pusete biniyorsun dedi oğluma. Yahu size neee! Bu çocuk sadece 2,5 yaşında! 12,5 değil! Neden her akşam 10 km yürüsün, zoru ne?!

Herkes mükemmel anne - baba sanki, başkalarına akıl vermeyi pek seviyor! Dert ediniyor başkalarının kararlarını ve uygulamalarını! Siz önce kendi hayatınıza bakın, neleri doğru yapıyorsunuz, nasıl anne babalarsınız!

Not: Şişmanlarla bir sorunum varmış gibi algılanmasın. Şişmanlık benim genlerimde var. Ben de şişmandım yaz başında, yürüyüşler sayesinde oldukça kilo verdim, şimdi kiloluyum. Bunlar da gidene kadar mücadelem sürecek. Demem o ki,  yürüyüş yaparsan, biraz da yediklerine dikkat edersen, 2 senede erir gidersin.

Ödüllendirildim

Bu ödül vesilesi ile keşfettiğim ve çok beğenerek takibe aldığım momplayeveryday blogunun sahibi Ayşe hanım beni ödül vermek üzere seçmiş eksik olmasın. Bu ödülün amacı, takipçisi 200'den az olan blogların tanıtımını yapmakmış.

Ben de bir süredir beğenerek takip ettiğim borakusu'na veriyorum ödülümü. Tebrik ederim.Yalnız kendisine yorum yolu ile ulaşamıyorum, umarım bu yazımı görür, haberdar olur ödülünden...

Yine aynı ödül bildiğim kadarıyla birden fazla kişiye de verilebiliyor. Yeni keşfettiğim ve çok beğendiğim Kırgızistan'dan bir bloga ödülü vermek istiyorum, etkaca'yı tebrik ederim

21 Ekim 2012 Pazar

Mevsimin ilk gribi, hemen bizim evi terk et!

Bu gece nöbet gecesi... Kocam grip olmuş, Barış'ıma da bulaşmış. Akşam üstü Barış'ım ateşlendi, ateşi 38,6'ya çıktı. Hemen ıslak mendille sildim, bol su içirdim, fitil attım, soğuk algınlığına iyi gelen bir şurup içirdim. Şimdi takipteyim. Ara sıra gidip şakaklarını öpüyorum, ateşini kontrol ediyorum.

Çocuklarımı sık sık şakaklarından öperim ben gün içinde. Böylece hem öpmüş oluyorum hem de ateş ölçmüş. Anneler çocuğunun ateşi kaç derece bilir, anlar.

bu gece 3'e kadar nöbetteyim. Sonra kocama devredeceğim nöbetimi. 


gecenin 4'ünde uykusuz bir bebeğe eşlik eden kişiye anne denir

Koş Koş

Etkinlik önerisi İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi'nin çocuk kütüphanesi bölümünden ödünç aldığım "Çocukların Sevdiği 365 Yaratıcı Oyun" adlı kitapta yer alıyor. Yazarları Sheila Ellison & Judith Gray. (laf aramızda çoğu oyununu sevmedim ama birkaç tane Deniz'in sevebileceği oyun buldum içinde. Bu nedenle iyi ki ödünç almışım dediğim bir kitap oldu)

Etkinliğimiz tüm aile bireylerinin katılımına açık.

Babamız işten geldiği için yorgun. O oturuyor ve alkışla ritm tutup "koş koş koş" diye sesleniyor.

Barış benim kucağımda, Deniz de rakibim.

Kocam koş koş derken elimizi kolumuzu abuk subuk sallayıp saçma sapan hareketler yaparak güle oynaya koşuyoruz. (bu nedenle fotoğraf yok.)

Sonra kocam birden dur diyor ve alkışı koş koş demeyi kesiyor. İşte o an hangi halde isek öyle kalıyoruz. Elimiz ayağımız havada olabiliyor.

Kocam tekrar koş koş diyene kadar sabit kalıyoruz. Hareket eden yanıyor. Yanan bir şarkı söylüyor.

Aslında oyun çok biliniyor ama müzikle oynanıyor bilineni. Bu şekilde ritm tutarak daha eğlenceli ve tüm aile bireylerinin katılımına açık bir oyun oldu. Ayrıca ben de deli gibi hareket ettiğim için iyi kalori yaktım, güzel oldu. Dilimiz dışarı çıkana kadar oynadık. Çok eğlendik çok güldük. Barış bile gülmekten alamadı kendini. Anladı eğlenceli bir oyun oynadığımızı.

Benimki gibi çok hareketli çocukları olanlara enerji boşaltma adına tavsiye ederim.


20 Ekim 2012 Cumartesi

Aktivite Kutusu

Efendim fikir barisingunlugu'nden. Tabii benimki o kadar iyi bir şey olmadı ama ilk sefer için iş görür nitelikte oldu aktivite kutum.

Malzemeler  :Tüylü teller, renkli ponponlar (Özdilek'ten aldım), boyalı makarnalar, bir adet Barış'ın biten bisküvi kutusu ve yumurta kabı. Makarnamız, kendi çalışmamız.

Uzatmayalım, aldım elime tornavida, tüylü tellerin ve ponponların geçebileceği delikler açtım kutuya. bir teli ben geçirdim, önce uflaya puflaya bizim oğlan geçirdi, baktı hak edebiliyor, devam etti Deniz kuzusu.







Sonra bir tabağa da makarnaları koydum. Bunları renklerine göre ayırıcam ben dedim ve bir iki yumurta kabına koymaya başladım. O da dedi ben de koyucam, tamam dedim. İş verdi bana, sen turuncuları koy, ben de mavileri.. Morları ayıklıycam ben, sen başka al falan filan. Verdiği işleri kabul ettim, çalıştık ettik.





Sonra da makarnaları tüylü tellere dizdik.







Peki Barış kuzusu ne yaptı bu esnada? Tabii ki maçak (kediye maçak derler bizde) gibi dolandı etrafımızda. Ben de bir tüylü tel verdim eline, salladı durdu, pek hoşlandı.

Sabiha Paktuna Keskin : Çocuğunuzun Yeteneğini Keşfedin.

Deniz Baran'ı doğurduğumda almıştım bu kitabı. Bugün çıkardım meydana. İçinde 2 - 5 yaş arası çocukların gelişim durumlarını, yeteneklerini keşfedebileceğiniz farklı testler var. Deniz Baran ile başladık bugün. Kitapta baktım, kesik çizgi çalışmaları da var 3 yaş grubu için. Lütfiyecim haklısın canım, bu yaştaki çocuklar için çalışılması gerekliymiş, kulağını çınlattım senin bol bol. Deniz Baran'la başladık ufaktan.

Kitap çok keyifli. Bol bol resim ve bol bol test var. Çocuğumu tanımama yardımcı olduğunu söylemeliyim. Herkese tavsiye ederim, mutlaka kütüphanemizde olmalı. Bundan böyle sık sık buradaki testlerden yapmak, eksik kaldığımız yönlerimizi görüp bunlar üzerinde çalışmak istiyorum.

Kendime not  : Abartıp da çocuğa yüklenmemek gerekir. Her gün bir tane test yeter!

Fiziksel Etkinlik: Topu Yere Çarptırarak Atma ve Tutma

Bugünkü Halk Eğitim Merkezi etkinliğimiz şöyle  :

Gelişim Alanı : Fiziksel gelişim
Hedef           : Topu yere çarptırarak atma ve tutma
Malzemeler    : Plastik bir top

Etkinliğimiz şöyle uygulanıyor: Tatlı kuzumuzla aramıza 3 büyük adım kadar mesafe koyup ayakta duruyoruz. Elimize plastik bir top alıyoruz. Yere çarptırarak topu atıyoruz ve kuzumuzun yakalamasını istiyoruz. Aynı şekilde o da topu yere çarptırarak bize atıyor. Etkinlik kuzumuz istediği sürece devam ediyor.

Benim Deniz kuzum bu etkinliği istiyor mu? Hayır. Topu yakalayabiliyor mu? Hayır. Keyif alıyor mu? Hayır. Ben de baktım olmuyor, şişlemece, topa tekme vurmaca, havaya atıp tutmaca oynattım biraz. Anne hadi bitirelim dedi, tamam kuzum dedim.

Farklı uygulamalar : Bu uygulama da babasından: Evimizde çeşitli boylardaki balonlardan birini aldı, sen kaleci ol, ben sana gol atmaya çalışayım. Sen asker ol, ben seni bombalamaya çalışayım, bakalım yakalayabilecek misin diye bir oyun kurdu kocacım. Eh malum, balon havada süzülüyor ve yakalaması topa nazaran oldukça kolay. Hal böyle olunca, Deniz kuzum balonu yakaladıkça şevke geldi ve daha da oynamak istedi. Cılkı çıkana kadar oynadı, kahkahalar havada uçuştu.

Abisi ile babasının kahkahalı oyununa sevinen Barış kuzum da oturduğu yerde tepişmeye başladı. Babası ona İkea'nın yumuşak topunu verdi. O da mıncık mıncık avkaladı topu.

Baba olmak budur!

Not: Oyunlar esnasında foto çekmedim. Deniz fotoğraf çekilmekten hoşlanmıyor, fiziksel etkinliklerden de hoşlanmıyor. Bu durumda iki sevmediği şey biraraya gelsin istemedim.

Ben ve Ben

Oğullarımla geçirdiğim nitelikli zamana paha biçilemez. Hele onların yüzündeki gülümseme, merakla yeni bir şeyler keşfetmelerinin verdiği hazzı duyumsamaları, kesinlikle mükemmel!

Ama şöyle ikisini de aynı anda uyutup, pilatesimi yaptıktan sonra hala zamanım kalıyor ve bir kahve içebiliyorum ya rahat rahat, amaaaannnn değmeyin keyfimeee!

Kocam işte, oğullarım mışıl mışıl uyumakta ve ben kahvemi yudumlarken ayaklarımı uzatmış muhteşem bir klasik müzik dinliyorum..



Ben, yalnız ben varım. Kısa bir zaman dilimi için bu duyguyu seviyorum, tazeleniyorum.

İkinci Diş

Üç gecedir sıkıntılıyız, dün akşam saatlerinde bir baktım, ikinci dişi de patlamış küçük kuzumun. Hayırlı olsun anneeeeeeeemmmmmm. Yerim senin o minik dişini. Geceleri sıkıntılar oluyor ama Allah'a çok şükür, bununla atlatıyoruz. İnşallah hep bu şekilde çıkarır dişlerini oğluşum.

Dün gece yatmadan fitil attım, ona rağmen sık sık uyandı. Emzirdim, sakinleştirdim. Salladım ayağımda. Barış'ıma ağrı kesici şuruptan ziyade fitil daha iyi geliyor diş çıkarma zamanında.

Deniz Baran'ım o kadar şiddetli sıkıntılarla çıkarırdı ki... Bir kere yemeden içmeden kesilirdi. Zaten iştahsızdı, dişler iyice keserdi iştahını. Doğru dürüst kilo aldıramadım ona bu yaza kadar. Dişler öyle çok ateş yapardı ki, gecelerce uykusuz başında beklerdim, ateşi gece yarısı yükselse, apar topar küvetini hazırlar defalarca yıkar anca düşürürdüm. Hastanelik bile olduk bir seferinde. O gün çok korkutmuştu beni.

Yine de şükürler olsun, antibiyotiksiz atlattık, atlatıyoruz. Bazı arkadaşlarımın çocuklarında her diş çıkarma orta kulak iltihabına çeviriyor. O daha zor.

19 Ekim 2012 Cuma

Keşif ve Kelime Öğrenme

Seni unuttum sanma sakın Barış'ım Çağan'ım. Sadece seninle yaptığımız etkinlikler, bol öpüşmeli, dokunmalı, koklaşmalı şeyler olduğu için fazla söz etmiyorum ama bugün bir sürpriz yaptım sana. Keşif kutusu hazırladım. Kutuyu önüne koyduğumda işte böyle meraklı bir sevinçle daldın kutuya. 


Ciddiyetle kutu içindeki tüm oyuncakları tek tek çıkarıp yalayıp emdin, bu senin muayene şeklin :))
Ben de her eline alıp yaladığın oyuncağın ismini yavaş yavaş dudaklarımdan çıkardığım sesler belli olacak şekilde ve bol tekrarla söyledim. Dikkatle ağzımın içine baktın, anladım dercesine gülümsedin. 

Fotoğraflarını çekmek istedim ama her pozunda gözlerini kapadın, eh sen de haklısın. Flaş yorar gözü. 




 Makine dikkatini mi çektii? Hayıııır onu alamazsın boşuna gelmeeee :)))


Sanatsal Etkinlik : Makarna Boyama

Aklımda hep renkli boncuklar ve düğmeler almak ve bunları ipe dizdirmek şeklinde faaliyetler vardı. Ama elim değip de bir türlü tuhafiyeden alamadım bunları. Geçen gün yüksük makarna yapmıştım, birden kafamda şimşek çaktı. Dün akşam yemek hazırlarken, kenardaki makarnaları, toz gıda boyalarını çıkardım meydana. Bir yandan yemek yaptım, bir yandan da Barış Çağan'ın boş mama kavanozlarına birer çimdik toz gıda boyası attım. Sonraaa Deniz Baran'ı çağırdım.

Her bir kavanozu gösterdim. İçinde ne var dedim. Toz dedi. Musluğun altına tuttum, birden boyalı su oluşuverince aaaaaa diye hayret etti. Hemen ilgisini çekti bu durum, zira beyefendi sularla oynamaya bayılır. Ben de bakıcam dedi, çektim bir sandalye, yaklaştırdım. Makarnaları birlikte attık boyalı suların içine, beklettim, kavanozdan çıkardık. Ben de çıkarıcam dedi, kaşık verdim eline. Bir elinle kavanozu tut, bir elinle de kaşığı, işte böyleee diye yol gösterdim, çıkarmaya başladı boyanan makarnaları. Kurumak için kağıt havlulara serdik ama daha da oynamak istedi. Ben de artan kırmızı ve sarı boyaları birleştirdim. İçine makarnaları attım ve ne renk oldu dedim, Turuncuuuuuuuuuuuuu diye bağırdı.

Sonra da mor yapalım anne mor yapalım diye çığlıklar atmaya başladı. Ben de neleri karıştırmamız gerekli dedim. Bilemedi, maviiii ve kırmızııııı dedim, karıştırdım. Elde ettiğimiz mor boyanın içine de attık makarnaları, onları da çıkardık kağıt havlu üstüne. Tüm renklerimizi yaptıktan sonra, makarnalarımızı kurumak üzere tabağa yerleştirdik ve bu sabah baktık, kurumuşlar. Sabah kahvaltı hazırlarken epeyce onlarla oynadı, kavanoza boşalttı etti, onlara nitelikler verdi. Efendim bu makarnalar uçak biletleriymiş ve bir renk seçmeliymişim. Kırmızıyı seçtim dedim. Onunla geçemezsin biliyorsun ki dedi. Nereye geçeceğim dedim, uçağa geçemezsin dedi. Sadece mor ve mavilerle geçiliyor dedi, beni yönlendirdi. Bu şekilde epeyce hoş vakit geçirdik. Çok fazla fotoğraf çekemedim ama çektiğim birkaç fotoğraf aşağıda:



Elde ettiğimiz makarnaları kavanoza koyduk, başka bir etkinlikte kullanacağız nasipse. Artık tebrik kartı mı olur, ipe mi dizeriz veya başka şeylerde mi kullanırız, kısmet.

Transfer Çalışmaları

Uzun zamandır aklımdaydı. Alışveriş merkezinden köpük kalp, yıldız ve yumurta takımları,   baskı kalıpları ve ponponlar almıştım. Geçenlerde biten yumurta kabını ve biten sarı bezlerin rulolarını atmamıştım. Bugün sırası geldi diye çıkardım meydana. İşte kendimce onları bir kompozisyon yaptım ve bir süre maşa ile, el ile kaptan kaba transfer yaptı. Çabuk sıkıldığını söylememe gerek var mı acaba :))

İşte resimlerimiz :









Sonrasında da ponponlarla gruplamalar, çizgiler yaptık, çalışmamızı bitirdik. 

Geleceğe bir not: Annecim neden fotoğraflarını çekmemi istemiyorsun? Hemen surat asıp oyunu terkediyorsun. Bir sebebi olmalı ama nedir tam anlayamıyorum.


Gruplama

Bugünkü Halk Eğitim Merkezi etkinliğimiz şöyle:

Gelişim Alanı : Zihinsel gelişim
Hedef            : Gruplama
Malzeme        : Kağıt, boya kalemleri, ucu küt çocuk makası

Etkinliğin uygulanması:
Çocuğunuzla masaya ya da yere oturun - Biz masada oturduk.
Kağıda 9 daire çizin (Bardak kullanılabilir), daha sonda bunları kesin ve çocuğunuzdan bunların 3'ünü yeşile, 3'ünü maviye ve 3'ünü de kırmızıya boyamasını isteyin. Deniz Baran boyama yaparken sıkılıverdi, istemiyorum sen boya dedi. Ben de ona hadi birlikte yapalım, onları sen boya bunları da ben dedim, ikna oldu. Kalemi tripod tutmaya başladı bu arada. Birkaç kere deneme yaptırmıştım. Bugün bir baktım, güzel tutuyor. Mutlu oldum.

Çocuğunuzun önüne bunları karışık şekilde koyun ve hangi renkleri gördüğünü sorun (Deniz Baran 20 aylıkken renkleri öğrendiği için ben renk konusunda artık soru sormuyorum, bu konuda sorunumuz yok çok şükür)

Çocuğunuzdan renklere göre daireleri ayrı ayrı yerelere koymasını isteyin.

Farklı uygulama olarak yukarıdaki etkinlik kolay geldiyse, ek olarak 9 kare de çizebilirsiniz. Ben bunlara ilaveten 9 da üçgen çizdim. Boyadık ettik. Daireleri, kareleri, üçgenleri farklı gruplandırdı. Sonra da renklere göre gruplandırma istedim. Yaptı.

Sonra da kağıtları yırtmaya kalktı, uyarı aldı, bıraktı. Ya şu kağıt yırtmak nereye kadar devam edecek acaba...

Fiziksel etkinlikler zor gelmişti ve sıkılmıştı. Bu da fazla basit geldi ve sıkıldı. Olsun, ben yine de hergün etkinlikleri yapmaya ve paylaşmaya devam edeceğim.

Benim oğluşuma faaliyet yapma fikri cazip gelmiyor sanırım. Şu sıralar nelerden hoşlandığını başka yazımda anlatırım. İşte resimlerimiz :




Bir annenin açlıkla imtihanı...

Açım. Gece gece çorba iyi giderdi. Bülent işe gidecek, onu kaldıracağım. Yogamı yaptım. Bu ikinci yapışım. Keyif aldığımı söyleyebilirim. Sevgili kocacım, yaşam paketi satın aldı benim için, Home TV'de yoga yapılıyor, 45 dakika sürüyor. Ben de 2 gündür yapıyorum. Güzel güzel..

Hıııııııııııııııııııııııııııımmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm Ezo gelin olsaydı! Barış'a hamileyken ne içtim beee! İçtiğim en iyi Ezo Gelin çorbası, İzmir adliyesinin karşısındaki Eylül Lokantası'ndaydı. Tek kelime ile harika! Cidden açım ama yaaa... Yatıp uyuyayım en iyisi.

18 Ekim 2012 Perşembe

Çiftlikteki 1001 Şeyi Bulun

Efendim pekçok yerde gördüm, üye olduğum Tübitak'ın sitesinde gözüme kestirdim, kitapçıda gördüm ve aldım. Bugün Deniz Baran'ımla baktık kitaba. Biraz zorlandı açıkçası. İlk birkaç objeyi - hayvanı buluyor, sonrasında acaba nerde nerde diye renklendirmeye çalışıyorum, küçük küçük kağıtlar koparıp (kağıt yırtmak her zaman favorisidir) bulduğumuz şeyin üstüne yapıştırıyoruz. Bugün sadece koyun çiftliğini yaptık. İlk sefer için oldukça iyidi, zira dikkatini toplamasını, bakıp da görmesini yeni yeni öğreniyor.


Ara sıra yaparız burdan bir iki etkinlik. Faydalı bir kitap, Tübitak yayınlarından.

Deniz Baran'a fazla kitap almadığım aşikar. Neden? Nedeni çok basit, Deniz Baran eline geçirdiği tüm kağıtları yırtmaya bayılıyor. Bebekliğinde İlk Sözcük Kitabım diye bir kitap almıştım, kalın kartondandı. Onu bile yırtmayı başarmıştı. Kaşla göz arasında bir bakıyorum, kitap veya defter her neyse, küçük bir takvim yaprağı dahi olabilir, lime lime yapmış. Sırf o yırtsın diye krapon kağıtları aldım. Ama maalesef başarılı olamadım, kitap yırtmaya devam etti. Onunla birlikte okuyalım diyorum, ben yanında iken yırtıyor. Ben böyle şey görmedim.

Deniz'de ben büyüdüm tavrı var. Ne söylesek, ama ben de büyüdüm, yapabilirim diyor. Geçen kitap yırtmıştı, dedim sen büyümemişsin, büyüsen yırtmazdın, ben hiç kitap yırtıyor muyum, hayır. Oysa sen bebek gibisin, laftan anlamıyorsun, sanırım daha büyümedin dedim, biraz etki gösterdi, "yırtmayacağım söz veriyorum annecim dedi. Ben de birkaç kitap aldım. Yavaş yavaş kitapların nasıl okunması gerektiğini öğrenecek.

Oğullarımdan İncilere Devam

Bizim evde salonda oturulur. Salonumuzun duvarına afiş, fotoğraf asmayı severiz karı koca. En sevdiğimiz filmlerden biri de "Dövüş Kulübü". Afişi duvarımızda asılı. Bir de Amelie vardı ama, onu şimdilik arka odaya (Deniz Baran'ın ifadesi ile arka bahçeye) koyduk şimdilik.

Deniz Baran'ın yakışıklı olmanın iyi bir şey olduğunu fark ettiğini önceki yazımda anlatmıştım. Geçen gün afişe baktı baktı ve şöyle bir konuşma geçti aramızda :
- Anne bu adam çirkin, diğeri yakışıklı. (Brad ve Edward'dan bahsettiğini söylememe gerek var mı, yakışıklılık göreceli de değilmiş ayrıca, dünyanın beğendğini oğlum da beğendi)
- Öyle mi oğlum, hangisi yakışıklı tekrar göster bakalım
- Sesizce parmağıyla malum kişiyi gösterdi. Babası ile baktık birbirimize.
- Bu adam ne hissediyordur sence diye Brad hakkındaki düşüncesini sorduk.
- Mutludur dedi.
- Neden dedim
- Gülüyor dedi
- Diğer adam ne hissediyordur peki dedim
- Kötüdür dedi.
- Neden ki dedim
- Yüzünü asmış kızgın dedi. (kızgın insanlar kötü oluyor onun gözünde aslında şimdi dönüp baktım afişe tam kızgın da diyemeyiz, mutsuz ve yorgun denilebilir Edward için)
- Hangisini beğendin dedim
Ehhh tabii ki Brad Pitt'i gösterdi.

Farkında olması, mimikleri yorumlayabilmesi, kendince anlamlar katabilmesi hoşuma gitti.


Barış Çağan eliyle dudaklarını oynattırarak bırm bırm bırm diye sesler çıkarıyor. Sürekli deneme halinde. Özellikle uykusu geldiğinde ellerini inceliyor uzun uzun. Giydirilmekten hala nefret ediyor. Altını değiştirirken sürekli kaçma eğiliminde. Tam afacan oldu. Bugün karşı komşum oturmaya geldi. Onunla sohbet ederken iki elini de bir an bıraktı, tuttum onu düşmeden. Tek elini bırakıp tek eliyle tutunarak ayakta durabiliyor. Barış Çağan, yemekten keyif alıyor. Deniz Baran ile alakaları yok. Ortalarda mama bulmayagörsün, hemen ağzına alıp emmeye başlıyor.  Acıkınca kıyametleri koparıyor. Normalde oldukça sakin olan oğluşumun acıkınca resmen gözü dönüyor. Çok hareketli bir bebek. TV izlemesi yasak biliyoruma ama abisi izlerken engel olamıyorum. Baby TV2deki doğum günü kutlamalarına bayılıyor. Hemen alkışlamaya başlıyor. Abisi gel abicim gel gel gel diye çağırıyor onu, o da her yere abisinin peşinden emekleyerek gidiyor.

Ara sıra bir sarılışıyorlar, iyi ki kardeşi var oğluşlarımın diyorum.

Geçen gün Deniz Baran, "anne keşke bir kardeşim daha olsaydı, o da kız olsaydı, adı da portakal olsaydı" dedi. Portakala kadar her şey iyidi de, portakal diye isim olur mu be annem yaaa, yerim seni ben.

Sosyal - Duyusal Gelişim : Adını, Soyadını, Yaşını ve Cinsiyetini Söyleme

Halk Eğitim Merkezi Aile Eğitimi Kurs Programından almış olduğum kitapçıkta, bugünkü etkinliğimiz şöyle yer alıyor:

Gelişim Alanı : Sosyal - Duyusal Gelişim
Hedef            : Adını, soyadını, yaşını ve cinsiyetini söyleme.

Etkinliğimiz şöyle uygulanıyor: Bütün aile bireylerinin olduğu bir ortamda herkes birbirine adını soyadını cinsiyet ve yaşını soruyor sırayla. Çocuğa örnek olması için konuşmayı biz başlatıyoruz. Eğlence katmak isteyen, eline top alıp, yuvarladığı kişiye soru sorabilir.

Biz zaten bu etkinliği daha önceden Deniz Baran ile yapmıştık. Oldukça aşina bu kavramlara. Bugün de tekrar bu konularda sorular yönelttim kendisine, sohbet havasında gerçekleşti etkinliğimiz.

Deniz Baran kendisinin,
anne babasının,
kardeşinin,
anneannesinin,
babaannesinin
ve iki dedesinin adını soyadını biliyor.
Cinsiyetin biliyor, cinsiyete göre renk ayrımları yapıyor. Mesela "anneee bu senin olsun" diye kırmızıyı veriyor bana, "bu da benim olsun" diye mavi kalemi / objeyi alıyor kendine
Anne ve babasının işini biliyor,
oturduğumuz ili ve semti biliyor.
Her iki dedesinin, amcasının, teyzesinin oturduğu yeri biliyor,
Hatta apartmanımızın adını da söylüyorum ara sıra ama onu unutuyor.
Kaçıncı katta oturduğumuzu söylüyorum. Asansöre her binişmizde düğmeye o basmak istiyor.
Eve gelirken yukarı çıktığımızı, dışarı giderken aşağı indiğimizi, oturduğumuz katı biliyor.
Dışarı çıktığımzda, eve gelirken yakın yerlerde hadi sen götür bizi eve diyorum ve ona bırakıyorum komutayı. Ara sıra destek veriyorum. Apartmanımızın girişini ve çevresini, sokağımızı biliyor, dönmesi gereken yerde dönüp eve yöneliyor.
Komşularımız tarafından tanınıyor. Kimi komşularımızı tanıyor.

İnsanlarla kimi zaman rahat iletişim kuruyor, örneğin markette hiç tanımadığı insanlara "afedersiniz balonlar nerde satılıyor acaba"diye sormuştu.Önüne gelen herkese sorunca insanlar da gülümseyerek cevap verince özgüveni de artmıştı. Kimi zaman ise agresif oluyor, kimi zaman da çok utangaç, çegingen... Oldukça farklı ruh halleri sergiliyor. Son derece normal olduğunu biliyorum. Kişiliği böyle böyle oturuyor.

Dış ortamlarda çocuğumuzun kendisinii ifade etmesine, tanıtmasına imkan vermemiz gerekiyormuş, bu konuda onu teşvik etmeli, teşekkür ederim, lütfen gibi güzel sözleri söylemesi için yönlendirmeliymişiz. Ehh yapıyoruz zaten çok şükür.

Kalabalık marketlere çok sık gidiyoruz. Ara sıra da saklambaç oynuyor ve gözden kaçırıyoruz maalesef. Ben de ona eğer bir an bizi göremezse ne yapması gerektiğini anlattım. Eğer bizi göremezen ne yaparsın diye soruyorum," anneeeeeeeeeeeeeeeeeeeee babaaaaaaaaaaaaaaaaa ben burdayııııııııııııııııımmmm diye bağırıcam" diyor. "Peki biri seni susturmaya çalışırsa, sus bağırma derse ne diyeceksin" diyorum. "Sen karışma, bağırıcam ben, anneeeeeeeeeeeeeeeeeee babaaaaaaaaaaaaaaaaa burdayııııııııııııııııımmm diyeceğim" diyor.

Yakışıklı olmanın iyi bir şey olduğunun farkında. Karşıma geçip anne yakışıklı mıyım değil miyim diye soruyor bir o yana bir bu yana dönerek.

Anne seni kalbimin en özel yeri ile seviyorum (bu benim onun kulağına fısıldayarak söylediğim bir söz), sen çok güzelsin, sen çok iyi bir annesin gibi iltifatlar ediyor.

Bir şey isterken kimi zaman ağlıyor, kimi zaman da emir kipi kullanıyor uyarıyoruz. ama çoğunlukla uyarmamıza gerek olmadan istek kipi ile sorup lütfen ile bitiriyor cümlesini. Örneğin "anne kakaolu süt yapar mısın lütfen" ya da "boya kalemi lütfen" gibi...



Şu anda uyuyor ikisi de. Benim de pilates saatim. Bu fırsatı iyi değerlendirmeliyim.


Karışık Etkinlikler : Havadan Atılan Topu Tutma - Bowling - Hamur vs.

Bugünkü etkinliklerimizden ilki, yine Halk Eğitim Merkezi'nden, bu seferki etknliğimiz fiziksel gelişime yönelik.

Malzemelerimiz :
1 adet top
 Hedefimiz: Havadan atılan topu iki eliyle tutabilmek

Etkinliğimiz Şöyle:

Arada 3 büyük adım olacak şekilde çocuğumuzla karşılıklı oturuyoruz. Başımızın üstünden topu tatlı kuşumuza atıyoruz. O da iki eliyle topu tutmaya çalışıyor. Aynı şekilde o da başının üstünden topu bize atıyor. Sonra aynı oyunu topu yuvarlayarak atmak suretiyle oynuyoruz.


Benim oğluşum yuvarlanan topu yakalamakta güçlük çekmedi ancak havadan attığım topu çoğunlukla tutamadı. Kendini parçaladı resmen ama olmadı. Ara sıra tutabildiğinde aferin dedim, alkışladım. Tutamadığında ise olsun, zamanla tutacaksın sana inanıyorum dedim.

Oğluşum havadan attığım topu çoğunlukla tutamadığı için, bu oyundan hiç hoşlanmadı. Ben de keyfini yerine getirmek için şişe devirmece oynayalım mı diye sordum. Bowling mi demek istiyorsun yani dedi. Evet dedim gülerek. Biraz da bowling oynadık.




Sonra da pet şişeleri birbirimizin elinden düşürmeye çalıştık. Oğluşum kazandı, ben yenildim.














Hazır ısınmışken aklıma bir aktivite daha geldi. Oldukça basit ve eğlenceli. Ellerimle çeşitli ritmlerde alkışlar yaparak (basitten zora doğru) aynısını Deniz'in de yapmasını istedim. Keyifle eşlik etti. Başlarda ben tek alkış yaptığımda o pekçok kez yapıyordu ama sonra bir dakika önce dinle, sonra aynısını yap diyerek yönlendirdim ve keyifle oynadık.










Deniz Baran, gündüz hamurdan insan yapmak istedi. Önce ben insanın çeşitli parçalarını yaptım hamurla elimden geldiğince. Ondan da bu parçaları birleştirmesini istedim. Sabiha Paktuna'nın kitaplarında çocukların önce kolları kafadan çıkacak şekilde resmettiklerini okumuştum. Doğruymuş. Hamurdan kolları kafaya sabitledi oğluşum.


Hadiii sen de yap bakalım bir insan dedim. O da yaptı.

Aman pek güzel oldu, sen ne güzel yaptın böyle diyerek övdüm onu.


Sonra da bıçakla kesme çalışmaları yaptık. Rastgele pembe bir bıçak verdim ona (elbette plastik bıçak) Biraz çalıştı sonra dedi ki bu kız bıçağı, ben erkek bıçağı isterim. Tamam dedim, hemen yeşil bıçağı bulup verdim eline. Rulo yapmak istedi benim gibi. Elinin üstüne elimi koydum ve birlikte rulo hamurlar yaptık. Bir süre birlikte takıldık böyle.






Mora bayılıyormuş


Deniz masada hamurla uğraşırken, Barış da boş damacana ile cebelleşiyor.

Tren yoluymuş bu. Kimler gidebilir dedi, biz gidelim mi dedim. Sığmazmışız. Oyuncakları gidebilirmiş.


Arkadaşım Lütfiye, evde çadır kurmanın çocuklar için çok eğlenceli ve faydalı olduğunu söyledi. Çocuk gelişimi ile ilgili bir seminerde duymuş, hazır çadır alıp kurmak, oyunun sonu demekmiş. Önemli olan derme çatma evdeki malzemelerle çadır kurup birlikte zaman geçirmekmiş. Çocuklar kendilerine ait, kendi boyutlarına uygun böyle mekanlar yaratılmasından çok keyif alırlarmış. Ben de dinledim arkadaşımı ve kurdum çadırımı. Bu iş için en uygun yer olarak balkon kapısının önündeki boşluğu seçtim. Yere minderler ve battaniyeler serdim. Üstüne iki koltuğa yaslamak suretiyle bir uzun minder koyup çatıyı yaptım ve en üste de pike örttüm. Defalarca bozdu, tekrar yapmamı istedi. Ben de her zaman müsait olmayabiliyorum, elimden geldiğince kırmadım ve tekrar tekrar yaptım. İki gündür çadırımız var ve iki oğlum da bu çadır işine bayıldı. Teşekkürler canım arkadaşım Lütfiye. Ev dağılıyor mu, evet. Buna değer mi, kesinlikle evet!


Tüm etkinliklerimizde Barış Çağan etrafımızda dolandı durdu. Eline geçirdiği oyuncakları inceledi, geldi bana, arada kucağıma aldım, öptüm okşadım saldım gene halıya.

Haaa bu arada yemek yaptım, kocam gelince salata da yaptım, sofrayı kurdum, topladım, bir de gece vakti oğluşlar yatağa gidince halıyı sildim süpürdüm. Gündüz 3 makine çamaşır topladım, katladım, yerleştirdim. Ayrıca bir makine çamaşır da yıkadım, asacağım az sonra. Bulaşıkları ayarlayıp makineyi çalıştırdım. Bir saat pilates, 45 dakika yoga yaptım. İki oğlumu da güzelce yıkadım. Ve blog yazmaktayım...

Not: Yazılarımı yazarken Barış Çağan ağlayarak uyandı. Kulağını tutuyor. Aldım kucağıma sakinleştirdim, yatırdım. Çamaşır asarken tekrar uyandı, ağladı. Fitil attım. Dün gece de çok sıkıntılıydı. Bu da demek oluyor ki, oğluşum diş çıkarıyor. Şu an salondayız, sakinleşsin diye ayağımda sallıyorum. Bu gece gerçekten uzun olacak, biliyorum.