Sayfalar

2 Kasım 2012 Cuma

Bir Tuhaf Duyusal Havuz : Hayali Oyunlar Kurma

Halk Eğitim Merkezi Etkinliği
Gelişim Alanı : Sosyal - Duygusal Gelişim
Hedef              : Hayali oyunlar oynama
Malzemeler     : Çocuğun farklı rollere girmesini destekleyecek çeşitli malzemeler.

Bizim kullandıklarımız: Doktor rolü için sargı bezi, benim dershane öğretmenliği sırasında kullandığım beyaz önlük, yara bantları, steteskop yapmak için müzik dinleme kulaklığı, bir küçük plastik kaşık (aaaaa diye boğaza baktık), derece olsun diye bir adet pipet

Öğretmen rolü için defter, kitap, kalem


Aşçı rolü için mutfak önlüğü, tahta kaşıklar, maşa,
patates ezici, çırpıcı, çeşitli ebatlarda kaseler, renkli ponponlar, köpük kalıplar, evvelce boyadığımız makarnalar,

Avukat rolü için anneannesinin siyah yeleği, bir adet çanta,

Kuaför rolü için saç kurutma maknesi, toka, taç, taraklar,

veeee tüm malzemeleri koymak için bir adet çamaşır sepeti!


Sepeti oğlum görmeden hazırladım. Onun yanında hazırlarken zaten herşeyi gördüğü için ilgisiz kalıyor. Ama başka bir odada hazırlayıp gelince aaaaa bunlar neeeee diye merakla sepetin başında bitiyor.

Ama yandaki fotoğrafta da görüldüğü üzere, fotoğrafını çekmemden hiiiiiiiiiiiiiççç hoşnut değil! O nedenle fazla bir poz çekemedim, tercihine saygı duydum.

Ne olmak istersin diye sordum, tek tek baktı bunlar ne için diye sordu, kısa kısa açıklamalar yaptım, onun hayal gücünü baltalamak istemedim. Önce aşçı olmak istedi. Hemen önlüğünü taktım ve kaşıkları, kaseleri, makarnaları ve köpük kalıplarını kullanarak yemekler yaptık.

Montessori eğitiminde maşa kullanımı da yer alıyor. Bunu bildiğim için özellikle maşayı kendim kullanıp önüne koydum, hiçbir şey söylemedim. O da aldı maşayı eline, birkaç eşyayı maşayla yakaladı, bıraktı, yakaladı, bıraktı. Kaptan kaba aktardı.

Barış Çağan da tüm oyunlara doğrudan katıldı. Bulduğu her şeyi ağzına götürüp yaladı, emdi, muayene etti. Kaseleri ters çevirip önüne koydum, pat pat vurup ses çıkardı. Tahta kaşıkları elinden düşürmedi. Merakla bizi izledi, şaşırdı, güldü, anlamaya çalıştı.

Hoşuna gittikçe alkışladı, yerinde tepişti, heyecanlandı. Kumru gibi sesler çıkardı. Çok eğlendi.
Deniz Baran aşçı olmaktan sıkılınca doktor olmaya karar verdi. Hemen beyaz önlüğü giydirdim, kollarını kıvırdım. Önce ben hasta oldum, hani ama hasta yatağı yok ki dedi. Yere bir yastık attım, işte hasta yatağı dedim ve yattım, aaaah oram ağrıyor buram ağrıyor diye sızlanmaya başladım. Steteskopla dinledi, kaşıkla ağzıma baktı, dereceyi eline aldı ve salladı! (hani derece ısısı düşsün diye sallarız ya, onu bile atlamadı yani!) ne yapayım bu ölçmeni dedim (Deniz kendi uydurdu bu ölçmen kelimesini, derece yerine kullanıyoruz), koltuk altına koy dedi.
Yara bantları ve sargı bezlerini de kullandık, hayali şuruplar verdi bana, çırpıcı ile masaj yaptı, öyle keyifli oynadık kiiii saatlerceeeeee! Babası  yoktu bu akşam, TV'de müzik kanalı açtık ve oynadıkça coştuk.

Sonra Deniz Baran doktor olmaktan da sıkıldı, itfaiyeci olmak istedi. Kafasına şapka taktım, ama o safari şapkası dedi. Olsun, bu sefer itfaiyeci şapkası oluversin dedim, tamam dedi. Saç kurutma makinesi de itfaiye hortumu yerine geçti. Aman orası yanıyor, burası yanıyor diye hayali yangınları söndürdük.

Daha sonra da ben Deniz Baran'ın isteği üzerine bebek oldum. Ağladım, sızlandım. Sen neden sürekli ağlıyorsun ki dedi, çünkü konuşamıyorum, her derdimi ağlayarak anlatıyorum dedim. Konuşmama izin verdi, küçük kelimelerle konuştum. Barış'ı anlaması için Barış gibi davrandım, öpücük istedim, sarılmasını istedim, süt istedim, su istedim, top istedim, oyun istedim, uyku istedim, kalkmak istedim, hep istedim, çok istedim... Hepsini de yaptı. Bıkmadı benim bebek olmamdan, hadi gene devam, hadi anne bebek ol diye diye epeyce oynadık.

Oyunlardan yorulunca veya Barış acıkınca mola vermek için çizgi film açtım, işim bitince kapatıp oyuna devam ettik.

Çok keyifli bir gündü. Veeeeeeeeeeeeeeeeeeeee müjdeeeeeeeeeeeeeeee! Deniz Baran, iki haftadır yapamadığı top egzersizini başardııııııııııı! Hadi geç karşıma dedim, attım topu veee tuttu! Aman bir sevinç, bir kucaklaşma, güreşme! Oy oy oyyyy, harikaa! Birinde kaçırdı, aferin dedim, ama tutamadım ki dedi. Gözlerinin içine baktım ve "annecim, herkes çalışa çalışa başarıyor. bak sen de çalıştın ve başardın. arada kaçırabilirsin, ben de bazen tutamıyorum, bu çok normal. çalışmadan kimse bir işi başaramaz" dedim. Tamam dedi.

Sizi seviyorum oğluşcanlar. Siz benim canımsınız!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder