Sayfalar

31 Aralık 2012 Pazartesi

Yağ Yağ Yağmur

Geçen gün Deniz Baran, park yatağına atlarken, çat diye bir ses geldi! Baktım, kırılmış. Ikea'ya gittik dün, alışveriş yaptık. Yatak aldık bir de mama sandalyesi. Yeni aldığımız yatağı, şimdilik Deniz kullanacak, sonra bir düzenleme yapacağız nasipse.

Dün Ikea çıkışı yağmur yağıyordu. Yağmurun altında Deniz Baran'la koştuk, çok keyifliydi. Yağ yağ yağmur, teknede hamur, ver Allah'ım ver ver, sicim gibi yağmur diye şarkı söyledik, güldük, bağırıp çağırdık. Barış Çağan da babasıyla yağmur altında koştu, gülüştüler.  İki takıma ayrılıp yarıştık arabaya kadar. Yarışı kocam ve Barış Çağan kazandı. Kalabalık aile olmak güzel şey!

Deniz Baran, yağmuru kimin yağdırdığını sordu. Allah yağdırıyor dedim. Yağmurun oluşumunu da biliyor. Bir çizgi filmden öğrenmiş. Sular buhar olup uçuyor, gökyüzünde arkadaşları ile buluşuyor, bulutlar oluşuyor, sonra bulutlar taşıyamayacak kadar çok yağmur damlası biriktirinceee, tekrar aşağı düşüyorlar. İşte bunlara yağmur damlası deniyoooorr! Bunu Deniz Baran anlattı bana! Şaşırdım. Dün akşam, yağmurlara bakarak bu kadar mısınız? Hadi geliiin diye bağırıyor ve gülüyordu!

Bugün yılın son günü. Bu akşam yağmur yağmazsa dışarı çıkmayı planlıyoruz yemek sonrası. Bakalım... 

Son olarak yeni yıl için dileklerim... Yeni yıl hepimize sağlık, sıhhat, sevgi, bolluk, bereket, mutluluk, huzur, başarı getirsin. Kimin kalbinde iyi dileği varsa, yeni yılda gerçekleşsin.

Can Dostum : Kardeşim ve Anneannem

Deniz Baran arkadaş istiyor. Dışarı çıkıp gezmek istemiyor. İlle de nereye gideceğimizi soruyor. Toprak'lara mı, Emre'lere mi, Bulut'lara mı gidiyoruz diye soruyor. Alışverişe veya gezmeye cevaplarını kabul etmiyor, ben gelmeyeceğim diye ayak diriyor. Sonra da bana arkadaş bulun, ben arkadaş istiyorum diye açıkça söyledi! Ben de onun her zaman en yakınında zaten arkadaşı olduğunu söyledim. Kim biliyor musun dedim, kim dedi. Barış tabii ki de dedim. Kardeşin anlamı nedir bilir misin, can dostu, en yakın arkadaş demektir kardeş dedim. Bu fikri sevdi. Tamam dedi. Ama gene de başka arkadaşlara da ihtiyacı var.

Deniz şu yazımı yazarken de soruyor "annee, anneannem ve dedemden başka kimse yok mu?" Ben de akrabalarımızı saydım tek tek. Akrabalar arasında Deniz'e yaşıt kimsecikler yok. Bir oyun grubuna ihtiyacım vaaaaarrrrr....  Aklımda bir iki plan var ama bakalım. Bizim apartmanda çocuklu aileler var. Ama tanımıyorum hanımları. Birinin çocuğu Barış'la aynı çağlarda, diğer hanımın çocuğu Deniz'le aynı çağlardaymış. Tam oyun grubu kurulabilir işte.... Ama bu fikre nasıl bakarlar bilemiyorum.

Deniz Baran ve anneannesinin arası oldukça açıktı. Deniz anneannesine kötü sözler söylüyordu. Zira anneannesi, Barış'ı korumak için Deniz'e çok sert direktifler veriyordu! Deniz de annesnnesine kötü sözler söylüyordu, anneannesi kendisine kötü söz söylenince Deniz'e çıkışıyordu. Deniz agresifleşiyor, ya anneannesine ya kardeşine sert davranıyordu. Bu bir kısır döngüye dönmüştü. Bu kabusu başlatanı biliyorum ama bunun önemi yok! En son, hem annemle hem de Deniz'le ayrı ayrı konuştum. Kolay olmadı konuşmak ama işe yaradı! Deniz, Barış ve anneanneleri geçtiğimiz hafta oyun oynadılar, korsancılık oyunu. Beşik, gemi oluyor. Annem kaptan, Barış miço, Deniz de "kaptük". Bu kelime kimin hayalgücünün ürünü söylememe gerek yok herhalde! Kaptan ve miço arasındaki kişiymiş! Ben tayfa da olabilirsin, miçonun büyüğüne tayfa denir dedim, bu fikir hoşuna gitti.  Barış da oyuna katıldıyor, heyecanla ve sevinçle yerinde zıplıyor. Beşiğin içine oyuncaklar koyuyor Deniz, Barış hem onlarla oyalanıyor, hem abisiyle kucaklaşıyor. Barış sıkılınca oyundan çıkıyor.

Oyun yakınlaşmalarında çok etkili oldu. Anenannesi eve giderken Deniz ağladı, gitme dedi (ki hiç böyle yapmazdı). Anneannesi yarın akşam gelecek, Deniz anneannesinin yolunu gözlüyor!

27 Aralık 2012 Perşembe

Uyku Sorunu

Deniz Baran'ın vakitsiz uyandığında 45 dakikaya kadar ağlamasından, (ama çok şükür ki bir süredir bu huyunu bıraktı, hakkını yemeyeyim oğluşumun!)
Barış Çağan'ın her gece saat 4'te kurulu saat gibi ağlayarak uyanmasından ve sabaha kadar sallanma, emme faslı olmadan uyumamasından

HOŞ - LAN - MI - YO - RUM!

Kötü bir anne değilim, sadece dinlenmeye ihtiyacım var her normal insan gibi! Uykumu alamayınca insanlıktan çıkıyorum. Yahu uyuyun güzel güzel ne istiyonuz benden!

26 Aralık 2012 Çarşamba

Takıntılar

Deniz Baran'ın takıntısı biberon! (evet hala süt içerken kullanıyoruz)Biberonların başlığı yanlış takılırsa duruma itiraz ediyor ve bu biberonun başlığı bu değil, ben böyle içmem diyor!

Barış Çağan'ın takıntısı ise, buzdolabının kırılan alt kısmı. Ne zaman mufağa girse, ilk iş kırılan alt kısmı (buzdolabının alt tablası) çıkarmak oluyordu. Ben yerine takıyorum, hoop adam alıyor eline gezdiriyor. Baktım başa çıkamayacağım, çıkardım koydum kenara parçayı. Haa bir de Barış'ın damacana pompasının musluk kısmına takıntısı var. Her mutfağa girişinde o musluğu söküyor ve tüm evi gezdiriyor. Tam fırlama oldu. Kapıyı açık görsün, hemen odadan çıkanın peşine düşüyor. Oduna gidenin baltası, suya gidenin helkesi diyoruz Barış'a. Cuk oturuyor! Dün akşam kapıyı açtım, içeri giriyorum, o da dışarı çıkmaya çalışıyor aralıktan. Dur yapma etme derken hıııııııı diye bana bir kızdı, su gibi aktı çıktı dışarı! Dışarı çıkmasına neden bu kadar karşı çıkıyorum, bizim evde tek sıcak odamız var, o da salonumuz! Haliyle evin diğer her yeri buzhane! Ben de korkuyorum bir sıcak bir soğuk yer değiştirmekten hasta olacak diye. Seneye kışa İnşallah bu soruna çare bulabiliriz...

Deniz Baran'ın Hafızası

Bundan aylar önce (belki 1 sene kadar önce, o kadar uzun ki hatırlayamıyorum bile) duvarda küçük bir ahşap çerçeve üstünde alçıdan yapılmış kuş rölyefi asılıydı. Basit bir şeydi, ama beğenerek alıp asmıştık. Deniz Baran, allem etti, kallem etti, o rölyefi ele geçirip kırdı! Rölyefin asılı olduğu çivi boş kaldı, bir daha bir şey asmadık oraya, özel bir anlamı olduğundan değil, denk gelmedi... O resimden de bir daha bahsetmeye gerek duymadık...

Birkaç gündür Deniz Baran bana "anneee, bu çiviye ne asılıydı" diye soruyordu. "Bir şey asılı değildi oğlum" diyorum, yok kabul etmiyor. Aklına düştükçe, aynı şeyi soruyor bana. En sonunda ben sordum ona, "hatırlamıyorum annecim, sence ne asılıydı" diye. "Küçük bir resim vardı" dedi. "Ne resmi" dedim, "kuş resmi" dedi! İnanamadım. Hatırlaması çok şaşırtıcı, zira Deniz Baran şu anda 38 aylık. En iyi ihtimalle o resim 1 yıl kadar öncesinde vardı, yani 2 - 2,5 yaş arasıydı o zamanlar Deniz.

Geçen gün internette hayvan fotoğraflarına bakıyorduk, Hint Tavuğu resmini gördü. Bu nedir dedi, ben beç tavuğu dedim. Deniz bunu Hint Tavuğu olarak biliyor. Hayır dedi, bu beç tavuğu değil, bu kovaladığımız tavuktur ya hani dedi! İzmir Sasalı Doğal Yaşam Parkında, bu tavuklar serbestçe dolaşıyorlar etrafta. Deniz de 2011 yazında kuzenleri ve babası ile bu tavukları kovalamıştı. Onu hatırladı! Hint tavuğu bu tamam dedim, evet dedi, kovalamıştık ya hani diye tekrar etti.

İşte meşhur Hint Tavuğu :


Hafıza ne zaman oluşur? Yaptıklarıma, söylediklerime çoooooooooooooook dikkat etmeliyim. Her şey ama her şey birileri tarafından kaydediliyor, anlaşıldı!

İzmir Hediyelik Eşya Fuarı, Müzik Aletleri, Ponponlarla Transfer

Bugün büroma ziyaretim sırasında epey bir süre yattım dinlendim. Birkaç çizgi film izledi Deniz'im, babası adliyede işlerini halletti bu arada. Sonra bir şeyler yedik, kocam da işini bitirip aldı bizi, fuara götürdü.

Biz kocamla her sene hediyelik eşya fuarına gitmeye bayılırız. Karınca kararınca, bütçemiz elverdiği ölçüde bir şeyler alırız, gezeriz, gözümüz gönlümüz açılır. Bugün de öyle yapalım dedik, ama malum ameliyat sonrası nekahat döneminde olduğum için, fazla ayakta kalamadım ve yoruldum. Uğradığımız birkaç yerden alışverişimizi tamamlayıp, çıktık. Hediyelik eşya fuarındaki kısa gezimiz sonrasında oyun parkında mola verdik. Deniz Baran epeyce oynadı, yanımda öğretmenlik döneminden kalma tebeşirlerim vardı, verdim Deniz'e. Koca koca oğlanlarla arkadaşlık kurdu orada, çocuklaaaar, bakın ne var bendeeeee diye onlara seslenişi, çok komikti. O an Deniz'i ısırıp yiyesim geldi!

Fuardan neler mi aldık? Deniz Baran'a atkı bere takımı, eve bir kutu çikolatalı kestane şekeri (Deniz Baran çikolata niyetine bayıla bayıla yedi), Uşak tarhanası (acılı aldım ama annem yiyemedi, kocam zaten yemez, elimde patladı), oğullarıma birer marakas, Barış Çağan'a bir çekçekli ahşap salyangoz, Deniz Baran'a bir ksilofon aldım.


Eve gelen oyuncaklar büyük merak ve ilgi uyandırdı. Barış'ım marakası eline alıp sallaya sallaya dolaştırdı, salyangozun ipini tuttu, baktı, muayene etti, Deniz'im de marakasını çok sevdi, ksilofona da çok heveslendi, çaldı. Barış'ımın eline de verdim çubuktan, o da vurdu, ses çıkınca acayip keyiflendi ve güldü.

İşte meşhuuurr kaşık ve kabı!
Evde bu akşam farklı şeyler de yaptık. Öncelikle sayı çubuklarımız ve köpük yumurtalarımız vardı. Bunlarla kirpi yaptık. Resim çekmedim. Deniz Baran batıramıyoruuuuuumm diye serzenişte bulundu, küçük bir destekle hallettik meseleyi. Barış Çağan ise köpük yumurtaları ağzına götürdü ve parçaladı. Hemen aldım elinden tabii ki! Verdim eline kaşık kabını, oynadı. Kaşık kabı nedir? Efendim çok basit, mamaların yanında hediye mama kaşığı vermişler, onu da bir kabın içine koymuşlar. Bu aslında benim için ziyadesiyle önmesiz görünen bir şey. Amma ve lakin, aynı kaşık kabını Deniz 1 - 1,5 yaş civarında iken de vermişlerdi, Deniz aylarca oynadı bu kaşık kabı ile. Taaa ki kırana kadar. Baktım, aynı ilgi Barış'ta da var. Açıyor, kapatıyor, içine bir şey koymaya çalışıyor, tekrar ve tekrar açıyor kapatıyor. Bu çalışmayı son derece ciddi bir yüz ifadesi ile defalarca tekrarlayarak yapıyor. Ben de bu çalışmasını keyifle izliyorum...




 Ponponlarla maşa transferi çalışması yaptık. Aldığım atkı bere takımının ponponlarını alındıktan 5 dakika sonra koparıp oynamaya başladığı için, hadi annecim ver onları dikeyim sana renkli ponponlar getireyim dedim. Getirmişken hadi maşa çalışalım dedim, eğlenceli bir çalışma yaptık.


Kimi zaman eliyle, kimi zaman maşa ile çalıştı Deniz. Daha önce de bu tarz çalışmalar yapmıştık, tekrar etmek hoş oldu.






Barış Çağan merakla ponponları izledi aşağıdan, baktı fayda yok, vazgeçti. Eeeee oğluşum, ponponları yemeni istemeyiz değil mi!

25 Aralık 2012 Salı

Büroma Ziyaret

Tam 11 ay sonra ilk kez bürodayım. En son 27 Ocak 2012 Cuma günü gelmiştim büroya, 30 Ocak Pazartesi Barış'ımı doğurmuştum o tarihten sonra gelmedim. Bir iş için dışarı çıkmak zorunda kaldım, işimi hallettim, kocamı beklerken dışarlarda durmayım, büroya geçeyim dedim. Deniz Baran'la birlikteyiz. Her yeri kurcalıyor. Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjisi var. Eline kağıt kalem verdim, biraz oyalanıyor. Yoruldum, eve gidip dinlenmek istiyorum ama Deniz'e parka götürme sözüm var, babasını bekleyeceğiz.

Değişik bir duygu. Bir an buraya aitmişim gibi geliyor, sonra değilmişim gibi, sanki hiç gitmemişim, ara vermemişim gibi geliyor, sonra da yabancılıyorum burayı. Bilgisayar masa üstü, 11 aydır dokunmadım, masama oturmadım. Büro oldukça temiz görünüyor, etraf derli toplu. Geçen gün temizlik yapmış kocam, anlatmıştı.

Biraz içim buruldu. Özlemişim burayı. Gelince farkettim. Çalışmayı seviyorum. Anneliği çok seviyorum, çocuklarımdan ayrılmayı istemiyorum ama evde oturmak bir süre sonra boğucu gelmeye başlıyor. Biraz daha zamanım var işe dönmek için. Bu bahar hayat benim için farklılaşabilir. Kim bilir, neler getirir hayat, bekleyelim, görelim...

22 Aralık 2012 Cumartesi

Serbest Çalışma - Tahta Küpler, Renkli Bardaklar ve Yapboz Kartlar

Sonunda olan oldu. Deniz Baran, "içim dışım çizgi film oldu, bıktım artık" dedi, TV'ye doğru gitti ve kapattı! "Ne yapmak istiyorsun" dedim, "faaliyet" dedi net bir şekilde! "Ne tür faaliyet istersin" dedim, "hamur" dedi. Ne istediğini biliyordu ve kararlıydı. Kendimi de iyi hissediyordum, "tamam" dedim. Kalktım ve hamurları getirdim. Bir süre oynadık ama içime sinmedi. Zira Barış Çağan ha bire ağzını şapırdatıyordu, baktım ağzında pembe bir hamur! Yere düşen bir parça hamuru almış ağzına atmış! Her ne kadar iyi marka hamur alsak da, yemesine gönlüm razı gelmedi. Hem Barış'ı da faaliyetimize dahil etmek istiyordum. Dedim ki Deniz'e, "kardeşini de katabileceğimiz bir faaliyete ne dersin?" "Tamam" dedi. Ben de küplerimizi çıkardım. Renkli ve renksiz, çeşit çeşit tahta küpler... Ben yaptım, Barış bozdu. Deniz yaptı, Barış bozdu. Ben yaptım, Deniz bozdu. Sonra kendi hallerine bıraktım ve hummalı bir çalışma sergilediler.

İkisinin de yüz ifadesi son derece ciddi idi! Küpleri dizdiler, Barış çubukları eline alıp gezdirdi. Deniz onları konuşturdu, yemek yaptı onlarla. Barış'a yol gösterdik, o da bizi taklit etti ve küpleri birbirine vurarak sesler çıkardı. İnanılmaz derecede iyi vakit geçirdiler. Deniz, küplerini bozduğu için Barış'ı bana şikayet etti. Ben de bunun oyun olduğunu, böyle tadının çıkacağını söyledim. Şikayet etmek yerine, tadını çıkar, keyfine bak dedim.



Sonra Deniz Baran, boyut olarak oldukça küçük (1cm3 kadar) küplerle masada oynadı ki kardeşine zarar gelmesin diye. Ben de Barış Çağan'la küp oynamaya devam ettim. Sıkılınca da İkea'dan aldığımız bardaklarımızı çıkardım. Barış bu bardakları üst üste dizmeye bayılıyor. Başardıkça şevkleniyor. Bardakların içine sert objeler koydum ve ses çıkarttım. İlgiyle inceledi, hoşuna gitti.



Hastalanmadan önce aldığım yapboz kartlarla birkaç gündür sık sık oynar olduk. 1'den 18'e kadar rakamlar ve her rakam için 3 kart var. Kartların üstünde renkler, hayvanlar ve sayılar yer alıyor. Çok eğlenceli. Deniz Baran "ama ben bunları birleştiremiyoruuuummm" diye ufaktan mızıldanıyor, zira kartların birbirine geçme yeri yok, sabitlenmiyor, sadece yan yana getirip resim bütünlüğü sağlıyoruz, hayvanları sayıyoruz. Sayıları öğrenmesi için sayı magnetleri de aldım ama, iki afacan, buzdolabının üstünde oynaya oynaya çoğunu kaybettiler bile! Evde detaylı bir arama yapmam gerekecek. Koltukların ve buzdolabının altından, mutfak dolaplarının
                                                                   içinden  fazlasıyla magnet çıkacağından eminim.

Çok yoruldum. Öğle yemeğinin ardından onlar uyudu, ben de uzanarak bu yazıyı yazayım ve kafa dağıtayım dedim. Güzel bir gün.

20 Aralık 2012 Perşembe

Ben ve Oğullarım

Geçtiğimiz 1 ay içinde iki operasyon geçirdim. Oldukça sıkıntılı bir sürecin sonlarına geldim, artık iyileşiyorum. İnşallah hastalığım yeniden nüksetmez. Hastalığım hakkında ayrıntıya girmeyeceğim. Konu çocuklarım...

Deniz Baran bu süreçte çok yıprandı ama bana fazla belli etmedi. Evden ayrılmak, parka veya oyun alanlarına gitmek istemedi. Ben evde yatarken babası alışveriş yapmaya gitti, onu da götürdü. Kipa AVM'de oyun alanı var, bizimki biraz eğlensin kafa dağıtsın diye oyun parkına bırakmış babası. Orada Deniz çoraplarını çıkarıp kaydırağa tersten binmek istemiş. Görevli personel de, bir daha seni böyle görmek istemiyorum, lütfen çoraplarını çıkarma düşersin demiş. Deniz Baran "bir daha seni burda görmek istemiyorum" diye anlamış, "gitmek istiyorum" demiş. Ne yaptılarsa ikna edememişler, peki anneni arayalım demişler (kayıt sırasında ben telefonumu vermiştim) ben hasta yatarken, telefonum çaldı açtım, yanlış oldu diyerek kapattılar. Meğer o sırada Deniz "annem hasta, annemi aramayın, rahatsız etmeyin onu, biz buraya babamla geldik, babamı arayın, artık annemle gelemiyoruz biz"diyerek ağlıyormuş. Oyun alanı görevlileri, Deniz'in bu duyarlılığı karşısında şaşkına dönmüşler. Babası gelen telefonla hemen Deniz'i almış, neler olduğunu öğrenmiş ve birlikte alışverişe devam etmişler. Sonrasında da Deniz Baran aldığımız suyun parasını ödemeyelim diyerek arıza çıkarmış (hiç huyu değildir böyle şeyler) ve tarifi imkansız şekilde bağırarak ağlamaya başlamış, öyle ki kocam "başımıza insanlar toplandı, o derece ayağa kaldırdı mağazayı" dedi. Bir daha da Deniz'i dışarı çıkarmadık, taa ki ameliyat olana kadar. Ameliyat olduğum gün ve gecesinde arkadaşımda kaldı. Arkadaşıma, "annem çok acı çekiyor biliyor musun Lütfiye teyze" diye anlatmış. O gün çok güzel eğlenmişler arkadaşımın oğlu Toprak'la, ertesi sabah kahvaltı etmeyi reddetmiş, evde yerim artık demiş ve bizi beklemiş.

Bunları neden anlattım, tarihe not düşmek için... Deniz Baran son derece hareketli, afacan bir çocuk ama bir o kadar da duygusal, her ne kadar belli etmese bile...

Barış'ıma gelince... Ameliyat öncesi ve sonrası süreçte çocuklarımla hiç ilgilenemiştim. Annem hep yanımdaydı Allah razı olsun. (hastayken pek kolay biri değilimdir). Ameliyat sonrası eve gelirken, önce arkadaşım Lütfiye'ye uğrayıp Deniz'imi aldık, öyle geçtik eve. Yol boyunca Barış'ımı düşündüm. Kapıdan girecektim, beni görecekti ve dizlerinin üstünde Kafkas dansçıları gibi zıplaya zıplaya gülerek bana gelecekti. Çalışırken iş dönüşü hep bu manzara olurdu eve grdiğimde, yine öyle olurdu işte. Kapıyı çaldık, annem açtı. Hayalimdeki gibi belirdi Barış'ım da kapıda. Bomboş gözlerle baktı bana, bir yabancıymışım gibi. Sevinmedi. Zıplamadı. Seslendim, oralı olmadı. O an yaşadığım hayal kırıklığını tarif edemem. O halimle emzirmeye çalıştım tanısın beni diye, yeni mama yemiş, emmedi. Kendimi ona hatırlatmak için çok çabaladım, aldım, sarıldım, kokladımi öptüm, sonunda başardım. Ama çok üzüldüm. Rabbim evladı annesinden, anneyi evladından ayrı koymasın...


Olsa... Olmalı... Olacak...

Oğullarıma ve kendimize kar pantolonları alsam, bir de kar botları. Giysek berelerimizi, kabanlarımızı, taksak eldivenlerimizi... Dalsak karın içine, oynasak, koştursak, yuvarlansak... Kardan adam yapıp burnuna havuç taksak, kartopu yapıp birbirimize atsak... Soğuktan kıpkırmızı olsa burunlarımız, gülmekten yüzümüz ağrısa... Sonra sıcacık otele koştursak, sıcak çikolata içsek birlikte, çikolatadan oluşan bıyıklarımızı yalayıp yutsak, şömine etrafında canlı müzik dinlesek... Ama önce iyi olsam... olsak... her şey güzel olsa... olacak... işte öyle bir şey....

Berrasu'nun Duaya ve Kana İhtiyacı Var

Bir anne olarak derinden üzüntüsünü paylaştığım Berrasu'nun annesinin blogunda anlattığı hastalığı uzun uzun yazmayacağım. İstanbul'da olan ve yardımcı olabilecek duyarlı insanlara ulaşmak niyetim.  Berrasu'nun kana ihtiyacı var. Ve duaya... Rabbim evlatlarımızı korusun, tüm hastalara şifa versin.

19 Aralık 2012 Çarşamba

Hoplayalım, Zıplayalım

Yatarken yapılacak şeyler kısıtlı. Bu nedenle günün büyük bölümünde çizgi film açık. Yarın kontrolüm var, daha iyi olacağımı ümit ediyorum. Bu arada da ilaçlarım değişebilir ve emme meselesi tarihe karışabilir. Hayırlısı olsun, üzülmüyorum.

Deniz Baran'la hoplayalım, zıplayalım oynadık. Sonra da oyuncakçı amca. Şarkılar söyledik ve kitaplar okuduk. Havadan yumuşak top attım ve tutmasını istedim. Barış'ımla da İlk Sözcük Kitabım'dan sözcük çalıştık. Ama beyefendi şu aralar yürümeye odaklandığı için konuşma konusunda hiç çaba sarfetmiyor. Dilaltı operasyonu ocak ayına ertelendi. Ben de İnşallah o zamana kadar iyileşirim. Sonra da konuşma çalışmalarına ağırlık vermeyi düşünüyorum. Özellikle Deniz Baran'la yaptığım gibi ağır ve tane tane, bol tekrarlı konuşma ile çalışmalar yapmayı planlıyorum. Şimdi de yapıyorum ama üstüne düşmüyorum. Çünkü her şeyi aynı anda yapmasını bekleyemem. Oğluşum yürümesini mükemmelleştirmeye çalışıyor şu sıralar.

Deniz'im ve Barış'ım şu sıralar kardeş olmanın güzelliğini yaşıyor. Deniz'im geçen gün park yatağının içine oyuncaklarını doldurmuş, orada kendine Barış'ın ulaşamayacağı bir oyun alanı yaratmış!(akla bak). Ben de bir baktım, Barış dışarda Deniz içerde, Barış mızıldanıyor, mutsuz. Dedim kardeşini de yanına koyabilir miyim, koy dedi. Koydum Barış'ı da park yatağın içine, yatağı duvardan uzaklaştırdım ki kafalarına zarar gelmesin diye. Aman içerde bir kahkaha, bir mutluluk, bir güreşme... Epey bir süre oynadılar içerde. Sonra Barış sıkılınca aldım yataktan. Deniz istemez, alma anne noolluuurr diye yalvarır, Barış mızıldanır. O zaman hemen bu oyuna bir kural koydum, içerde oyun oynayabilirler ama biri sıkılır ve mızıldanırsa, hemen oyuna son verilir. O nedenle Barış'a fazla yüklenirse çabuk sıkılacağından, onu çok sıkmadan oynamasını tavsiye ettim, işe yaradı. Gün içinde birkaç kez böyle oyun seansları düzenliyoruz, herkese iyi geliyor. Ancak kameraya çekemedim, çekince eklerim.

Şu sıralar oyun için kullandığımız bir diğer malzeme de İkea'dan aldığımız parmak kuklalar.


Tek tek parmaklara geçirip konuşturuyoruz, Deniz Baran diziyor onları, Barış eline alıp evi gezdiriyor. bunun yanında küçük küçük yumuşak oyuncaklar da almıştık bir süre önce, çıkarmamıştım ortaya, çıkarınca acayip sevindiler.

Benim oğullarıma mı özgüdür, bu yaş çocuklarının genel karakteri midir bilemiyorum, küçük oyuncaklar, büyüklere nazaran çok daha çekici, uzun soluklu oynanıyor. En azından bizim evimizde durum bu!



17 Aralık 2012 Pazartesi

Kitap Okuyoruz

İyileşme sürecine girdim. Biraz daha zamana ihtiyacım var. Bugün oğullarımla kitap okuduk, deve cüce oynadık. Yattığım yerde anca bu kadar yapabildim. İyileşince TV'ye büyük kısıtlama getirip faaliyetlere ağırlık vermeyi düşünüyorum kısmetse.


Barış'ım için almıştım bu kitabı, aynısını zamanında Deniz'im için de almıştım, eskittik, lime lime olunca attık. Şimdi Barış'ıma baktırıyorum biraz biraz. Henüz dikkat süresi çok kısa ama zamanla bu süre uzadıkça daha fazla keyif alacağını biliyorum. Yine de anladıkça bakışlarında muzip bir gülümseme beliriyor ve ben bu gülümsemesine bayılıyorum.

Barış'ım artık yürüyor. Abıl abıl deriz biz, paytak paytak yani. Emeklemeyi çok nadiren tercih ediyor, genelde istediği her yere yürüyerek gidiyor.




Deniz Baran'la da hepsiburada.com'dan aldığımız kitaplara bakıyoruz. İlk setimiz "Öykülerle Duygusal Zeka Eğitimi", 10 kitaptan oluşuyor. Gün içinde defalarca okuyoruz.  Bunlardan en çok "Tali Karanlıktan Kormuyor" kitabını sevdi oğluşum. Zira kendisi karanlıktan ziyadesiyle korkuyor. Karanlık korkumuz henüz geçmese de, zaman içinde bizim de desteğimizle bunu aşacağımızı düşünüyorum. Yahu laf aramızda ben de karanlıktan ürperirim. Korkarım demeyim, ayıp olmasın.








Şıp Şıp İlk kelimelerim serisi 3 kitaptan oluşuyor. Aslında Barış'ıma niyet almıştım ama baktım, kelimelerin İngilizcesi de var, Deniz de ilgileniyor, tek tek tüm kelimelerin İngilizcesini söylüyoruz birlikte. Güzel bir çalışma yapıyoruz. Barış'ımla da Türkçesini çalışabiliriz. Aslında iki dilli çocuk yetiştirmeyi isterdim ama maalesef benim yabancı dilim MEB'na bağlı liselerin seviyesinde. İnşallah bu açığı kapatabiliriz zamanı gelince.










Tali'nin bir başka seti de "Öykülerle Davranış Eğitimi". Deniz Baran bu aralar duygusal zeka eğitiminde Karanlıktan Korkmuyor kitabına takık olduğu için, bu sete henüz giriş yapamadık ama çok faydalanacağımıza eminim.










Bir süre hiç ilgilenemedim oğullarımla. Bir iki gündür kitap okuyabiliyorum. TV açık oldukça kendimi çok kötü hissediyorum ama yapabileceğim çok da fazla bir şey yok. İnşallah daha iyi olacağım ve her şey yoluna girecek. Rabbim çaresiz dertle sınamasın.

Bu süreçte annem çok destekçim oldu, evimi çekip çevirmek için elinden geleni yaptı. Allah ondan razı olsun. Annelerimiz olmasa biz ne yapardık. 34 yaşındayım hala anneme muhtacım.

12 Aralık 2012 Çarşamba

Hastayım...

Zor bir dönemden geçiyorum. Biraz sağlık sorunlarım var. İyileşeceğime inanıyorum. Çocuklarımla ilgilenemiyorum. Biraz zamana ihtiyacım var. Allah beterinden korusun.

4 Aralık 2012 Salı

Çocuklarda Ateş

Her şeye ara verdim.
Pilates yapmıyorum, iyileşmeyi ve oğlumun iyileşmesini bekliyorum.
Etkinlik de yapmıyorum. Bir hengamenin içindeyim. Deli gibi koşturuyorum, çalışıyorum, hastalıklarla uğraşıyorum.

Barış'ımın 03.12.2012'de DEÜ çocuk cerrahi bölümünde randevusu vardı, babası hastaneye götürdü. (ben de duruşmaya gittim) Babası ateşlendiğini söylemiş, bu nedenle operasyonu 26.12.2012'ye ertelemişler. Normalde yarın yapacaklardı, doktor muayene etmiş, hafif bir soğuk algınlığı enfeksiyonu geçiriyormuş, köpek dişleri de çıktığı için hastalıkla birleşince ateşi çok yükselmiş. Eveli gece 39,1'i gördük! (Diş çıkarma, ateşi bu denli yükseltmezmiş, üst solunum yollarında hafif enfeksiyon varmış.)

Doktor, uygulamamız için eşimi tebrik etmiş. Bu nedenle antibiyotik vermemiş. Pediatriye sevke gerek duymamış. Ne yaptığımıza gelince...

Ateşini düzenli olarak koltukaltından digital termometre ile ölçüyorum. Ateşten çok korkarım! Ölçümlerden emin değilsem, analog termometre ile teyit ediyorum. En doğru ölçümün koltukaltı ölçümü olduğunu birkaç doktordan duymuştum, ben de hep bu yöntemi uyguluyorum. (anüs, ağız, kulak veya alın ölçümleri yapmıyorum. Ama daha önce de yazmıştım, ben çocuklarımı gün içinde sık sık şakaklarından öperim, böylece öperken ateş ölçmüş olurum. 36,4 civarı olan normal vücut ısısı biraz yükselse, farkederim. Eminim pekçok anne anlıyordur.)

Düzenli olarak ateş düşürücü veriyorum. 8 saatte bir Dol... veya İbu.... veriyorum. Ateşi düşmemişse aralardaki 8'er saatte de Cal.... veriyorum. Böylece her 4 saatte bir dönüşümlü ateş düşürücü vermiş oluyorum.

Ateşi 38,5'i  görünce gözyaşı ılıklığında su ile yıkıyorum. Duş için daha fazla yükselmesini beklemem, müdahale ederim. Direk soğuk su olmaz, çocuk şoka girebilir. Daha sıcak su ise ateş düşürmekte etkili olmaz.Yıkadıktan sonra da havlu ile kurutmuyorum, ıslak ıslak kucağımda tutuyorum, kendi kendine kururken ateşi de düşüyor. Ama ateşini düşürdüğüm oda ortamını ılık tutuyorum ki oğluşum üşümesin. Bakıyorum, oğlum tamamen kuruduğunda ateş yeniden yükseliyor, 38,5'i görüyor, hemen yeniden duş aldırıyorum. Üst üste bu şekilde 4-5 kere duş aldırdığım bile oldu! Ateşini düşürüp sabitleyince, uygun bir zamanda doktorumuza götürüyor, muayene ettiriyorum. Çocuklarda ateş asla hafife alınmamalı, mutlaka doktora danışmalı, muayene ettirmeli bence.

Şimdi ben bu uygulamaları evde yapıyorum, zamanında Deniz Baran diş çıkarırken ateşlenince apar topar hastaneye koştuğum, saatlerce acillerde ateşinin düşmesi için beklediğim de oldu. Ama acil serviste saatlerce beklemek de kolay değil. Belki sadece diş çıkardığı için ateşleniyor (belki ciddi bir rahatsızlığı var, bu bir risktir, her anne çocuğu için en doğrusunu bilir) ama acil serviste her hastalıktan çocuk var, bulaşıcılar da dahil! O zaman iyileşmekten ziyade bir hastalık bulaşma ihtimali de oluyor.

Dün gece Barış'ım gayet iyiydi, ateşlenmedi, ara sıra gece ağlayarak uyandı, baktım ateşi yok, pışpışladım, su verdim, biberonun emziğine dent... sürdüm, rahatlatıp uyuttum.

Köpek dişleri çok zor çıkıyor. Deniz Baran'ın köpek dişleri çıkarken ateşlendiğinde acile götürmüştüm. Bıngıldağı şişmişti. Doktor menenjit geçiriyor olabilir demişti. Tahliller yapıldı, ateşi düşürüldü, şükür ki öyle bir şey çıkmadı (yukarıda anlattığım yıkama, havlu ile kurutmama, ortam ısısı, ilaç saatleri ve dönüşümleri, ateş ölçme yöntemi... hepsini Çocuk Hastanesi acil servisinde sağlık personeli gözetiminde ve onların yönlendirmesi ile uyguladım)

Bu bir tercihtir, anneler çocukları için en doğru şeyi yaparlar. Ben ateşi düşürmek için kendi doktorlarımdan duyduğum, öğrendiğim, okuduğum ve kendime göre harmanlayarak uyguladığım yöntemleri yazdım, yazdıklarım tavsiye değildir, herkes kendi tercihinden kendi sorumludur.