Sayfalar

30 Mart 2013 Cumartesi

Parmak Kukla Nasıl Konuşturulur?

Daha önceki yazımda parmak kuklalarla ilgili oyunlarımızdan söz etmiştim. Kuklaların nasıl konuşturulacağına ilişkin arama yapılarak bloguma ulaşıldığını anlayınca, bu konuda yazayım dedim.




Efendim bizim parmak kukla setimiz, IKEA'dan. oldukça uygun fiyata almıştık. 10 - 15 lira civarında bişeydi ama şimdi netten bakıyorum, 30 lira civarına gittigidiyorda satılıyor. IKEA'nın online alışveriş sitesinde kalmamış. Önemli değil, farklı parmak kuklalarla da değişik diyaloglar oluşturulabilir.

Haaaa bu arada marifetli anneler kendi parmak kuklalarını kendileri yapabilirler. Ben şimdilik kendim parmak kukla yapmayı denemedim...








Bizdeki kuklalar şöyle :
Davulcu kız,
Saksafoncu İbrahim Usta
Balerin kız
Hokkabaz (palyaço)
Sihirbaz
Tavşancık
Düldül (at)
Gudubet (hiçbir şeye benzetemediğimiz elinde yıldızlı bir değnek olan kukla)

İsimleri babası koydu, Deniz bu isimleri acayip benimsedi.

Karakterler oyun esnasında yavaş yavaş ortaya çıktı. tüm karakterleri ben konuşturuyorum. Kendinize güvenin, eğlenceye kendinizi teslim edin. Bakın çok güzel oalcak.

Davulcu kız ve Saksafoncu İbrahim Usta, sık sık müzik yapıyorlar. Müzikleri yaparken davulcu bum çik bum çik diyor, saksafoncu hııımmmmm huuuu, dudududuuuuuu tarzında bişeyler çalıyor. Balerin kız da dans ediyor bu arada. Bu bir oyun oluyor.

Diyaloglarda her kuklanın bir karakteri oluşuyor. Burada sivrilen tipler olabiliyor. Bizde hokkabaz (palyaço) ve balerin kız tam zıt karakterler oldular ve sivrildiler. Deniz Hokkabaza bayılıyor ve çok gülüyor.

Mesela bugünkü oyunmuzda konumuz "yaramazlık"tı. Sorular hep farklı kukla tarafından farklı ses tonları ve konuşma biçimleri ile soruldu. Burada marifet size kalmış. Ben aşağıda kendi konuşmamızı aktarayım, belki fikir verir, dileyen buradan yola çıkarak kendi diyaloğunu kendi çocuğu ile farklılaştırabilir, benimki sadece çıkış yolu için fikir versin isteyene...

Kuklalar Deniz Baran'a sordular. "sen hiç yaramazlık yapıyor musun" diye.
O da "evet yapıyorum ama kötü yaramazlık yapmam, güzel yaramazlıklar yaparım" dedi.
Kuklalar sordular, "hangi yaramazlıklar kötüdür sence?" diye.
Deniz Baran da anlattı : " vurmak, bardak atmak, oyuncak atmak, kırmak kötüdür" dedi.
Kuklalar sordular "peki hangi yaramazlıklar yapılabilir?"
Deniz Baran cevapladı "mesela ben burayı dağıtabilirm, oyuncaklarımı her yere saçabilirim"
Kuklalar sordu "peki sonra toplar mısın?"
Deniz Baran cevapladı "evet"
Kuklalar sordu "yalnız mı toplarsın, sana yardım eden olur mu?"
Deniz Baran "bazen yalnız toplarım bazen annem babam yardım eder"
Kuklalardan hokkabaz, hemen atıldı ve "amaaaan beee ne toplayacaksın boşver dağınık kalsın" dedi.
Balerin kız, ince ve narin bir sesle "aaaaa olur mu hiç öyle şey, bence hiiiiç dağıtılmamalıdır oyuncaklar" dedi.
Sihirbaz "yok canım, dağıtılır, oynandıktan sonra da toplanır, başka oyuna geçilir bence" dedi.
Hokkabaz "amaaa oyuncakları toplamak çok sıkıcı" dedi.
Gudubet "sen bilmiyor musun, oyuncakları toplarken de oyun oynanabilir akıllıııımm" dedi
Tavşancık "tamam tamam hadi biraz havuç yiyelim" diyerek araya girdi.
Davulcu kız "evet ben o oyunu biliyorum, yere saçılan kalemleri toplarken en çok kalemi kim toplayacak diye oyun oynayabiliriz, çok da eğlenceli olur" dedi.
Saksafoncu "peki Hokkabaz, sen ne tür yaramazlıklar yaptın?" diye sordu.
Hokkabaz "cam kırdım, çerçeve kırdım, TV kırdım, biberon kırdım, lamba kırdım, tabak kırdım, çanak kırdım, kitap yırttım...." diye seri bir şekilde saydı döktü..
Balerin kız "aaaayyyy bayılacağım ne kadar çok yaramazlık yapmışsın öyle inanamıyorum, çok ayıp" diyerek hokkabazı kınadı.
Hokkabaz "nolmuş yani lay lay loomm" diyerek baş aşağı zıplamaya başladı.
Hokkabazın bu pervasız konuşmaları ve yaramazlıkları Deniz Baran'ı çok güldürdü. Sanırım kendine yakın gördü onu! :)))))

Diğer kuklalar da ılımlı bir yol izleyip eşyaları kırmanın ne kadar kötü olduğunu anlattılar. Baban o kırılan eşyayı tamir ettirmek veya yenisini almak için para harcamak yerine, o parayı daha iyi işler için kullanabilir, mesela seni parka götürebilir, güzel yemekler alabilir, sinemaya götürebilir seni falan fistan dediler.

Deniz de arada sorular sordu. "Hokkabaz sen neleri kırmıştın hadi bir daha anlat hadi hadi nasıl kırdın, niye kırdın" diye güle güle sorular sordu. hokkabaz da "havaya top attım, sertçe vurmuşum, lambaya geldi, bom diye patladı, kırıldı, biberondan su içtim, baktım bitti suyum,fırlattım, TV'ye geldi hem biberonum kırıldı hem TV" gibi muzır cevaplar verdi. Arada baş aşağı dans etti. bu arada ses tonum afacan bir oğlan çocuğu gibiydi. Deniz gülmekten kırıldı.

Bütün gün "annecim bir daha bir daha bir daha oynayalım" nidaları ile az mola, çok oyun şeklinde geçti... Yattığım yerden (iyileşeceğim ama bu dönem böyle geçecek) deli gibi eğlendik desem, abartmış olmam.

Barış'ım da kuklaları oynatırken dikkati sık sık dağılsa da oldukça ilgiyle takip etti beni. O da güldü abisi güldükçe. Arada parmak kuklalara hamleler yaptı ama beklediğimden daha sakin ve mesafeli izledi beni.

Deniz Baran dün ilk başlarda parmak kuklalardan birini konuşturmayı tercih ediyordu, bugün "annecim sen hepsini al, ben kendim konuşacağım" dedi. Öyle de oldu.

Oyundan çocuğunuzun çok zevk almasını istiyorsanız, oyunun odağına çocuğunuzu koyun.
Çocuğunuz oyunu yönlendirmek isterse izin verin.
Çocuğunuz parmak kuklalara sorular sorarsa birkaç parmak kukla farklı cevaplar versin, oyun kendi kendine bir akışa doğru yönlenecektir.
Parmak kuklalar çocuğunuza sorular sorsun. Sen en çok ne yapmaktan hoşlanırsın, yaramazlık nedir, sen yapar mısın, parka gider misin, en çok hangi oyuncağını seversin, bizi sevdin mi, seni öpelim mi, en sevdiğin renk hangisidir, falan filan. böylece çocuğunuzu tanımış da olursunuz. Benim oğlum, parmak kuklaları benden farklı birer varlık olarak algılıyor. Tavrından bunu açıkça anlayabiliyorum. Sanki 3. kişilerle konuşuyormuş gibi, onu dışardan izleme olanağı buldum, hoşuma gitti.
Parmak kuklalar kendi aralarında da konuşsun. Zıt karakterler oluşturmak, oyunu renklendirmek için iyi bir fikir olabilir. Böylece farklı bakış açılarını da görmüş olur. biz böyle yaptık.

İyi eğlenceler....



28 Mart 2013 Perşembe

Ameliyat Sonrası Günlük Yaşama Dönüş

Eveli akşam doktora gittim. Amerikadan dönmüş, beni kabul etti, dün akşama randevu verdi, hastane ayarlandı, gittik, anestezi uzmanı ile görüştük, akşam 16:00'da hastanede olacaktık, 17:00 suları ameliyatım yapılacaktı, anlaştık, eve geldik.

Dün gündüz annem kahvaltı hazırladı, kahvaltımı ettim, salonumu süpürdüm, çocuklarımı yıkadım, yemek yaptım, çantamı hazırladım, kendim hazırlandım, çocuklarımı uyuttum, kocam geldi, hazırlandı, çıktık yola. Arabaya binmedik, park etme sorunu ile uğraşmayalım dedik.

Hastanede testlerim yapıldı, ameliyata alındım, çıktım, doktorum iyileşeceğimi söyledi, evde yatabileceksem gidebileceğimi söyledi. Zaten baştan böyle anlaşmıştık. yatmak istemiyorum, iki çocuğum var, yanlarında olmalıyım dedim. Birkaç saat kendime geldim, bindik taksiye, eve geldiğimizde saat 21:00 sularıydı.

Geceyi olabildiğince rahat geçirdim. Daha kötü gecelerim de olmuştu.

Şükrettim. Dua ettim.

Bugün uzandığım yerden parmak kukla oynattım. Deniz öyle bayıldı ki oyuna, bırakmak istemedi. Saatlerce oynadık (3 saat kadar), ses tellerim acıdı onları konuşturmaktan... O kadar yanii... Deniz oyunu yönetti, kuklaları da ben onun isteği doğrultusunda konuşturdum. İşte kuklalardan biri cadıymış, adı gudubet (bu ismi babamız koydu), o Deniz'i kediye, köpeğe falan çeviriyor, palyaço hokkabazlık yapıyor, tavşan havuç yiyor, balerin kız dans ediyor, saksafoncu İbrahim usta (kocam isim konusunda ne kadar yaratıcı di mi ) müzik yapıyor falan filan...

Barış da bizi izledi, gelip kuklalarımızı aldı, elledi, kocam calliou figür seti almış hem Barş'a hem Deniz'e birer tane, onlarla oynadı, legolarla oynadı. Arada gelip üstüme çıktı, sarılıştık koklaştık. (Kocam oyun setimizi 15'er liraya almış, az önce netten bir firmadan buldum aynı seti, 29,50'ye satıyorlar. İnsaf yahu!)







Barış legolarla oynamak konusunda çok istekli ve yetenekli. Şu aralar fotoğrafımız yok ama iyileşince İnşallah fotoğraflarını ekleyeceğim.

Deniz bugünden çok mutlu olduğunu söyledi, nekahat döneminde böyle eğlendirebileceğimi düşünmezdim....

24 Mart 2013 Pazar

Kriz Günü

Sabah Deniz Baran bir huysuzdu.

Önce babasına sataştı, kötü şeyler söyledi.

Sonra bana sataştı. Birkaç vurma eylemi gerçekleştirdi (öptüğüm için çeneme iki yumruk yedim), özür diledi ben de ondan özür diledim, bir daha o istemeden onu öpmeyeceğimi söyledim, ama vurmasının yanlış olduğunu anlattım, barıştık.

Birkaç kere oğluşlar düştü diye masalarını kaldırmıştım, istedi, şu anda olmaz düşüyorsunuz, benim gözetimimde oynamalısınız ama şu anda yemek yapıyorum, bitsin çıkarayım dediğim için bana oyuncak attı. Özür diledi, barıştık.

Aradan bir süre geçti, ben mutfakta çalışıyordum. Yanıma geldi, durup dururken bana kötü bir şey söyledi. Ben de acayip kırıldım. Özür diledi, çok pişman oldu. Öyle demek istemedim dedi, affettim. Barıştık.

Gözlemledik, davranışları düzeldi. Kötü söz söylemeyi bıraktı, dedik parka gidelim.

Ben hazırlandım, kocam hazırlanırken ben de çocukları giydireyim dedim. Kocam cezaevine müvekkil ziyaretine gidecekti.

Dedi ki Deniz "annecim, nereye gidiyoruz" dedim "baban cezaevine gidecek, biz de parka gidip oynayacağız" üst üste defalarca "sen cezaevine git, sen git cezaevine" deyince benim sinirlerim boşaldı. Ağlamaya başladım. Moralimin bozulduğunu ve benimle parka gitmek istemiyorsa gitmeyeceğimizi söyledim. Ağladı, özür diledi. Ama özür dilemesinin sebebinin tamamen "parka gidebilmek" olduğunu düşündüm, yine de barıştım, sarıldım, ağladım, neden bana böyle yaptığını sordum, yanıt alamadım. Tabii ki barışsam da parka gitmedik. Kocam cezaevine gitti, ben de onları uyutup çiğ börek yaptım.

Kriz günüydü vesselam!

22 Mart 2013 Cuma

Mim'lendim...


Bloglarda görüyordum mim'i ama beni bulacağını tahmin etmemiştim. Ben de Etka'ca tarafından mim'lendim, teşekkür ederim.

Bakalım neler var sorularda...

1.su mu, ateş mi, güneş mi olurdun? Neden?

Oğullarımdan önce güneş olsam derdim, oğullarımdan sonra cevabım farklı. Su olurdum, ılık ve sakin. Oğullarım suyla oynamayı çok seviyorlar çünkü... 

2.taş olsan nerenin taşı olurdun?

Aile yadigarı değerli bir taş olurdum, bir yüzüğün üstünde. Nesilden nesile elden ele, kıymet bilen kadınların parmaklarında dolaşırdım, aşkın timsali olurdum. 

3. neyin ve kimin karşısında, hangi durumlarda susarsın?

Susmam. Susamam. Yapıma ters. Belki anneme karşı susabilirim... Anneler değerlidir.

4. kusur olsan nasıl bir "kusur" olurdun?

Sevdiğimin yüzünde bir kusur olurdum, başka kadınlar bakmasın!

5. küfür olsan ne olurdun? kime savrulurdun?

Saymayım şimdi küfürleri, lügatim iyidir bu konuda. Haksızlık yapanlara savrulur yapışırdım yakalarına.

6. esir olsan neyin veya  kimin esiri olurdun/olmak isterdin?

Esir olmak istemem. Ne yaparsam sevgiden yaparım. 

7. bir suç olsan  "nasıl" bir suç olurdun?

Fakir bir çocuğun karnını doyurmak için yaptığı hırsızlık olurdum! 

8. topraktaki güç olsan o güçte ne yetiştirilirdi?

Ekin... Herkes doysun...

9. sayılmadığında ne hissedersin?

üzüntü

10. bir "oyun" oynasan ne oynardın?

Saklambaç. İki oğlum da en çok saklambaçı seviyor şimdilerde..

Sorular ve mim için teşekkürler. 

Sevgiler...

Dua

Hayat güllük gülistanlık değil. 
Herkesin hayatında bir başkasının bilmediği zorluklar var. 
Kara bulutlardan yağan rahmet gibi sıkıntılarımızı akıt Rabbim.
Yağmur sonrası açan güneş gibi ferahlığa çıkar bizleri.
Allah'ım kalbimizi karartma, umudumuzu köreltme, hayırlı dualarımızı kabul et
Evimizden huzuru, sevgiyi, neşeyi eksik etme, bolluk bereket ver,
Baharda uyanan doğa gibi, yeşeren yapraklar gibi, açan çiçekler, doğan kuzular gibi güzel günler gelsin, aydınlık günler hepimizin olsun. 

Amin.

Öylesine, içimden geldiği gibi... Çocuklarıma yadigar kalsın benden bu dua...

21 Mart 2013 Perşembe

Komşuma Bir Daha Gider miyim?

Komşum her karşılaşmamızda beni davet ediyor evlerine. Geçen gün yaptığım puf ekmeklerden götürdüm kızı da yer diye, ille de içeri gel dedi. Girdim.

Ev derli toplu, en ufak bir toz zerresi bile yok (bu sırada kapısını kapatıp geldiğim evimde mutfak tezgahım unla kaplı, puf ekmek içi için hazırladığım ve çocuklarım yesin diye ellerine verdiğim rendelenmiş kaşar salonumda yerlere saçılmış, oyuncaklar her yerde, çabuk kurusun diye salonuma koyduğum çamaşırlığımda kurudukları halde toplamaya üşendiğim kuru çamaşırlarım, masamın üstünde bilumum faaliyet malzemeleri, neden orda olduğunu bilmediğim, büyük ihtimalle Barış'ın kaçırdığı bir adet çay süzgeci masa altında bir yerlerde idi, biran içim daraldı, utandım, sanki cümle alem beni kınamış gibi ezildim), masasının üzerinde güzel bir masa örtüsü, kenarda yerde, hala kırılıp dökülmeden kalmayı başarmış saksıda bir yapma çiçek, koltuk örtülerinde bir tane bile parmak izi, çiş - kaka - kusmuk izi yok....

Benim oğlanlara çerez çıkardı komşum sağolsun. Birkaç dakika içinde çerez tabağı ters kepçe geldi, kenarda duran yapma çiçek birkaç defa Deniz Baran tarafından ellendi, parmak uçları ile sıkılıp mıncıklandı, komşum tatlı sert bir şekilde oğlumu uyardı. Yerlere saçılan çerezleri eğildim topladım olabildiğince, komşum "Allah aşkına yapma olur böyle şeyler" demesine rağmen. Koltuk üstleri, masalar, etrafta keşfedilecek ne varsa oğullarım ufak ufak keşfetti... Bu sırada komşumun kızı uyandı, annesi ona yemek ısıttı. "hiç yemiyor bu çocuk, her yemeğimiz kavga dövüş, ağzını açmıyor" diye yakındı komşum. Yemeyen çocuk çok zordur bilirim.... Sonra 1 yaşındaki kızını kucağına oturttu, ellerini sıkıca tutup kollarının arasına kıstırdı, böylece kızını beslemeye başladı. Çocuk önce itiraz edecek oldu ama anne kararlıydı, yedirecekti o mamayı! Sonra benim oğlanlar ilgisini çekti küçük kızın ve ağzını açtı, yedi güzelce. Komşuma mama sandalyesinin rahatlığından söz ettim. Zira o pozisyonda mama yemek zorunda kalmak, hem bebek için hem de anne için zordur diye düşündüm. Belki de bu nedenle yemiyordur bebiş...

Dedim senin ev ne güzel derli toplu, benim evim hiç böyle değil. Yarım saat içinde ev savaş alanına dönüyor. Ben kızıma pek oyuncak çıkarmıyorum dedi. Halının üzerine serdiği kilimi de 10 günde bir temizleyiciye veriyormuş. Söylediğine göre kocası çok titizmiş ve ev dağınık olsa, laf söylüyormuş komşuma... Zor bir durum!

Bir daha komşuma kolay kolay gitmem. Neme lazım, o da çat kapı gelir, görür rezil durumumu. İnsan utanıyor haliyle....

Oğullarıma ev halimiz hatıra kalsın. Gözünüzde canlandırabiliyor musunuz kuzularım? İbret için birkaç fotoğrafımız var ama yayınlamaya korkarım.

20 Mart 2013 Çarşamba

Parkta Bir Gün

Bugün mektup yolladıktan sonra parka gittik oğullarımla. Allah'tan evden tam çıkarken kocam da geldi eve, hayırdır nereye faslından sonra katıldı bize, hep beraber güzel bir gün geçirmiş olduk.

Oğullarım güneş aldı. Sallandı. Kaydıraktan kaydı... Eğlendik, döktük kurtlarımızı.

Eve uzak olan parka gittik tabii ki. Baktım, park gayet bakımlı olmasına rağmen, belediye işçileri yıkıp tekrar yapıyorlar oyun alanının kenarlarını. Dedim neden bizim oraya da gelmiyorsunuz? (aynı ilçenin sınırlarındayız çünkü) Oradan ilçe değil İzmir büyükşehir belediyesi sorumluymuş. Daha önce yaptığım yazışmalar sırasında aldığım cevaba göre Büyükşehirin stoklarında da oyuncak yokmuş! (vah vah vaaahhh) Haaa bu arada evveli sene yaptığım yazışmalar neticesinde, parktaki paslı oyuncakları boyamış büyükşehir belediyesi! Sağolsun! O eskiiii, kırık dökük güvenliksiz oyuncaklar, boyanınca bambaşka(!) olmuşlar! Hani şahtı şahbaz oldu derler ya, o hesap işte! Evimin yakınında park var ve bu park rezil durumda olduğu için ben oğullarımı götüremiyorum, tek kelime ile eziyet!




Mektup Yazalım

Geçenlerde kırtasiyeden renkli kağıt ve zarflar almıştım. Dün Deniz Baran ve Barış Çağan'ın el izlerini çizdim iki ayrı kağıda. Deniz'in ağzından ne çıkıyorsa yazdım.

Mektubun girişi çok komik oldu...
Kadir, benim göbek adım.
Toprak, Lütfiye teyzemin oğlu.
Teyzecim sizi çok özledim
Eda ve Berna ablama muck.

Sonra mini mini bir kuş'u söyledi. birkaç söz daha ve kapattık mektubu.

Barış'ın mektubuna da yapabildiği şeyler neler, söylediği kelimeler neler falan onları yazdım.

Sonra da oğluşlarımın kuzenlerine yolladık bugün. Birlikte postaneye gittik. Mektubu teslim ettik.

Güzel bir etkinlik oldu. Başkalarına da mektup yazmak istedi oğlum, tamam annecim dedim, yazalım.

Sevdik bu işi...

19 Mart 2013 Salı

Deniz'imdeki Gelişmeler

TV izlemeyi azalttığımızdan beri, oldukça uyumlu oldu! Agresifliği azaldı!

Kakaolu süt içmek dışında biberon kullanmayı kendiliğinden bıraktı! Ben baskı yapmadım. Sadece dışarıda biberonla içmesinin uygun olmayacağını, insanların bu konuda onu garipseyebileceğini anlattım. Artık abi oldun, abiler biberon kullanmaz dedim. O da dışarısı için söylediğim bu sözleri ev içinde de uyguladı. Su, meyve suyu, bitki çayları vs. her türlü içeceği bardaktan içiyor. Ama keyifle içtiği kakaolu sütlerini hala biberondan içmeye bayılıyor. En sevdiği biberon kırmızı başlıklı! Onu Barış'la paylaşmayı asla istemiyor! Ben de bu konuda baskı yapmıyorum. Elbette hazır olunca kendiliğinden bırakır tümden biberonu. Çok sıkmamak lazım bence.

Kendisi yemek yemeğe çok istekli. Artık abiyim ben! diyor.

El becerileri çok iyi değil. Kuru boyalarla kendi kendine boyama yapmayı reddediyor. Sulu boya yaparken ise müdahale edilmesini kesinlikle istemiyor!

Dil gelişimi ve bilişsel gelişimi çok iyi. Deyimler kullanıyor. Kendi kendine durmadan konuşup hikayeler uyduruyor. Öğrenmeye açık ve sürekli sorular soruyor. Ben sorularını hiç geçiştirmiyorum. Elimden geldiğince anlatıyorum. Anlattıklarını ilgi ile dinliyorum. Hikayeler okuyorum. Bu sıralar dua öğreniyor. İlk önce en kısa olan sureden başladık, Kevser suresi! Ben söylüyorum, o da beni tekrar ediyor. Telaffuzu oldukça iyi.

İnsan ilişkileri ve duygularını ifade edişi değişken. Kimi zaman son derece sosyal, kimi zaman da asosyal! İki uç arasında bu kadar gelgitler yaşaması, yaşına göre olağan diye düşünüyorum. Duygularını ifade etmesine yönelik hikayeler anlatıyorum.

Deniz Baran çok hareketli. Oldukça sakar. Gün içinde defalarca düşüyor, bir yerlerini çarpıyor. Ama canı cidden çok acımamışsa asla ağlamıyor.

Fırtına gibi bir çocuk Deniz Baran. Genelde hareket halinde. Sürekli bir şeylerle meşgul.

En çok sevdiği oyuncaklar, Şirinlerin figürleri. Paketine dünya parası verdiğimiz şirinleri, çıkmayan cd kalemi ile boyayınca, tüm ilgisini kaybetti onlara karşı! Çok uğraştım temizlemek için ama maalesef lekeler kaldı. Artık onlarla oynamaz oldu. Onun yerine plastik kurşun askerlerle ve kinder sürpriz çikolatadan çıkan şirinler figürleri ile oynuyor. (ben de salondaki fazla oyuncakları toplayıp kaldırdım, bize de yer açılsın dedim) TV sehpasının üstüne çıkıyor, TV'nin üstünde duvara monte edilmiş rafa bu figürlerini dizip orada kendine bir oyun alanı yaratıyor. Böylece Barış'ın oyununu engellemesini önlemiş oluyor. Oysa biz IKEA'dan o duvar rafını alırken, çocuklar uydu alıcısına ve dvd'ye ulaşamasın diye düşünmüştük! Deniz o kadar çevik bir çocuk ki, tırmanıp iki aletin de hakkından gelmeyi başardı. DVD playerın tepsisinin içine birsürü bir şey sıkıştırmış, çalışmıyor. Uydu alıcısı ise zaman zaman donuyor ve tıkanıyor. İçine su mu döktü kim bilir...

Deniz Baran, tüm bu hareketliliğinin ötesinde, çok duygusal bir çocuk. Çabuk kırılıyor, güceniyor.

Hafızası çok kuvvetli. 1-1,5 sene önce olmuş şeyleri hatırlıyor ve bizi hayretler içinde bırakıyor. Henüz 3,5 yaşında bile değilken bu kadar eski tarihleri hatırlaması bana çok ilginç geliyor!

Son 1 aydır bizimle yatıyor. Yatağın mı rahat değil diyoruz, rahat ama ben orada korkulu rüya görüyorum diyor!

Korkulu rüyalarının baş kahramanı ya da işlediği bir kabahatin sorumlusu kesinlikle iğneli tilki! Bu karakteri bir yerden mi duydu, yorumladı yoksa kendiliğinden mi oluşturdu bilemiyorum!

Deniz'imin en sevdiği renkler mavi, yeşil, lacivert ve mor!

Bu sıralar en sevdiği oyun, buzdan heykeller.

En sevdiği türküler Muratgilin Damından Atlayamadım ve Maden Dağı.

Karşı cinste en çok beğendiği şey, oje sürmesi!

En çok sevdiği biberon, kırmızı başlıklı olanı.





Kendimce Çiğ Börek

Hamurun tarifi annemden, içi uydurmasyon!

Hamur için :
4 su bardağı un, biraz tuz, 1 yumurta, su.

Malzemeleri karıp, ele yapışmayacak kıvamda bir hamur elde ediyoruz. Bunun için suyu yavaş yavaş ekliyoruz. 4 su bardağı un için duruma göre 1 bardaktan biraz fazla (1+1/4 bardak) su yeterli olabilir. Ben azar azar ekledim, bu kadarı yeterli geldi. Biraz hamur elime yapışınca da un serpiştirdim! Bu konuda acayip derecede acemiyim, baştan söyleyim!

Unu eledim IKEA'dan aldığım elek çok kullanışlı!


Hamuru yapıp 30 dakika dinlenmeye bıraktım.


İç Malzeme :

İçi için kıyma (250 gr kadar),   3 orta boy rendelenmiş domates, 1 ortaboy rendelenmiş soğan, 2 diş ezilmiş veya rendelenmiş sarımsak, 1 çay kaşığı karabiber, bir çay kaşığı kimyon, tuz kullandım. Malzemeleri güzelce yoğurdum, hafif sulu bir kıvam elde ettim. Köfte gibi yekpare kalmasın dedim böreğin içinde!

Hazırlamış olduğum hamuru rulo yaptım. Bundan 13 eşit parça kestim. Hepsini yuvarlayıp pazılar elde ettim.

Oğullarımın oyun hamuru oynamaları için verdiğim merdanemi geri aldım ve merdane ile açtım pazılarımı. Her biri 1,5 karış kadar açılınca yarısına içini döşedim, diğer yarısını kapattım, kızartırken içi çıkmasın diye ağzını çatalla güzelce bastırdım.

Sonra da kızgın yağda kızarttım.

Deniz Baran'a sordum annecim güzel mi diye "öldüm anneeeeee çok güzel olmuş" dedi ağzı dolu dolu. Barış'ıma baktım, koparıp koparıp yiyor, keyfi yerinde!

Barış 1 tane, Deniz 1,5 tane yedi.

Hamurişi yapmakta acemiyim! İlk yapışımda hamuru bardakla açmıştım, merdanemi yıkamaya üşenmiştim. Baktım, lezzeti güzeldi ama biraz kalınca olmuştu. Daha ince olsa idi süper olabilirdi ama içi çok iyi denk gelmişti! Yani dışarıda yediğim çiğ böreklerin tadını aratmıyordu cidden. Aaahh bir de açmasını öğrensemmm, harika olacak demiştim kendi kendime.

Daha sonraki yapışımda ise azmettim. Acele etmedim. Önce sabahtan hamurumu tuttum, içini hazırladım. Oğullarım uyuyunca da böreklerimi merdanemle açtım. Bu sefer oldukça ince açabildim. Yani eli yatkın olan hanımlar kadar değilim elbette ama hiç fena sayılmaz bu  ikinci seferkiler....

Eşim de çok sevdi, ilk çiğ börek denememde bir yandan açıp bir yandan da pişirmiştim. 1 saatte içini hazırlaması, hamurunu tutması ve pişirmesi dahil her şey hallolmuştu. İkincisinde ise içini ve hamurunu hazırlaması 15 dakika, açması ve döşemesi 1 saatimi aldı,  yarım saatte pişirmesi sürdü.

Çocuklarımın yemesi ve sevmesi kesinlikle her şeye değer!

18 Mart 2013 Pazartesi

Mantar Çorbası

Kültür mantarım vardı, fırında mantar güveç yaptım, 4 güveç kabım vardı, sığdıramadım, mantarlardan bir kısmı arttı (300 gr kadar). Güveç yapmak için hazırladığımdan, içinde bir miktar soğan, doğranmış kırmızı biber, biraz kekik, karabiber ve kimyon da vardı tabii ki! Artan bu mantarlarımı ince ince doğrayıp attım kısık ateşe, önce su katmadım, mantarlar kendi suyunu salıp çekince azcık su ekleyerek bi güzel pişirdim. Suyunu tekrar çekince aldım ocaktan. Sonra da başka bir tencereyi ateşe koydum, içine 2 yemek kaşığı tereyağ, 1 yemek kaşığı zeytinyağ, 3 yemek kaşığı unu da ekledim, bir güzel kavurdum. Kavrulup kokusu çıkınca azar azar (1 litre civarı olsa gerek) soğuk su ekledim, karıştıra karıştıra göz kararı çorbaya yetecek kadar su ekleyince, karıştırmaya devam edip kaynamaya bıraktım. Kaynayınca daha önce pişirdiğim mantarlarımı da ekledim, bir iki taşım kaynadı, içine 1,5 su bardağı süt koydum, bir iki taşım daha kaynattım, tuzunu ayarladım, söndürdüm. Barış kokuyu alınca ağladı, (bu aralar bir şey isteyince ağlıyor hemen) bir tabak koydum, şaplata şaplata içti. Mantarlarını da ayırıp önüne koydum, avuçlayıp yedi! Ooohhh afiyet olsun!

17 Mart 2013 Pazar

Oğluşlarımla Hayat...


Barış'ım, dün akşam neşeli kulede 4 kutuyu  üst üste dizdi.

Bu sabah kahvaltıda sucuğunu çatalına batırarak yedi (çatalı sucuğa batırmıyor :))

Abisinin bana yaşattığı bilumum temizlik kabusları Barış'ım ile geri döndü! Hıçkırıklar birbirine karışırcasına ağlıyor. Of ki offff! Durmuyor, sakinleşmiyor.. Haaa ev pis kalsın ne olacak diye düşünemiyorum, hadi kendim için temizlik yapmayı geçtim, cuma akşamı apartman toplantısı vardı bizde, nasıl pis bırakayım?! Cuma günkü o ağlamaklı temizlikten sonra, bu sabah ev tam bir savaş alanına dönmüştü bile! Patlamış darılar, kırpılmış peçeteler, parçalanmış yumurta kolisi, salonun her köşesine itinayla saçılmıştı... Cuma gecesi eve geldiğimizde zaten oğluşlar uyumuştu. Sadece dün ayaktaydılar. Bu sabaha kadar  bir gün içinde bir ev nasıl bu hale gelebildi?

Çocukla yaşam çok güzel ama çok zor! Evlenir evlenmez çocuk sahibi olmak, genç yaşta yapılan evlilikler için önerebileceğim bir durum değil. Çocuklarımı çok seviyorum, onlar benim can damarlarım, yaşama sebeplerim, beni güçlü kılan, ayakta tutan, mutluluğumun tanımı, hayatımın anlamı, aşklarım. Ama evlendikten sonra geçirdiğim o özgür yıllar da yaşanılasıymış gerçekten. O günlerden "biz daha bekarken" diye bahsediyoruz kocamla. Çocuklarımız doğduktan sonra evlenmişiz biz, öncesi sevgililik yıllarımızmış. Çocuk demek sorumluluk demek, hazır olmadan ya da sırf evliliği kurtarmak adına çocuk sahibi olunmamalı.

Bugün dışarı çıktık, Optimum alışveriş merkezine gittik. Paralı oyun alanında Barış'ı atlı karıncaya, Deniz'i  2 kez gondola ve 1 kez ahtapota bindirdik. Deniz Baran gondoldan çok zevk aldı ama kaydıraklardan ürktü, Migros'taki beleş oyun kafesinde hem Deniz hem Barış, 1 saati aşkın süre eğlendiler. Paralı oyun alanının vermediği hazzı, bedavası verdi. Bazen, beklediğimizden çok daha azı mutlu edebiliyor çocukları. Bu arada Migrosta oyuncaklarda indirim vardı, biz twity, duffy duck, sylvester ve bugs bunny aldık. Her biri 5 lira. Boyutları küçük ama zaten benim oğlanlar küçük oyuncaklara daha fazla ilgi gösteriyorlar.

Haftasonu dışarı çıksak mı çıkmasak mı diye çok düşünüyoruz. Benim oğlanların öğle uykusu takriben 14:30 - 18:00 arası (oynamalar olabilir) 3,5 saat kadar sürüyor. Kışın zaten o saatler tam dışarıda güneşin ısıttığı ve oyun oynamaya müsait saatler. Tamam bu seferlik uyumasınlar, oynasınlar, güneş alsınlar desek, yolda uyuyorlar bölük pörçük, insanın içine sinmiyor. Uyumasın diye bir seçenek mümkün olmuyor, çocukların uykuya çok ihtiyacı oluyor. Evde otursak, ne zaman oynayacak bu oğlanlar? Dışarı çıkmak da bir ihtiyaç, sosyalleşsinler, kurtlarını döksünler... Akşamdan sonra çıkalım desek, akşam onlar uyanacak, uyku mahmurluğunu atacak, yemek yiyeceğiz, çıkacağız derken gece olacak yine çıkamayacağız. Kış günü program yapmak çok sıkıntılı. Biz bölük pörçük dışarıda ne uyurlarsa diyor ve içimize sinmeden geziyoruz. Gözünü sevdiğimin yaz mevsimi... Gel gayri çooooooooooooooooooooooooooooook özleeeeeeeeediiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiimmmmmmmmmmmmmmmmmmmm


16 Mart 2013 Cumartesi

Aile İçi Komiklikler

Kocamla konuşurken, Deniz çişim geldi dedi. Barış babasına baktı ve "kaka, kaka" dedi. Babası Deniz'e hadi gidelim banyoya dedi. Daha herkes otururken sadece bir kişi oturduğu kanepeden aşağı indi ve koşarak kapıya yöneldi, kapıyı açtı ve hızla banyoya koşmaya devam etti. Bilin bakalım kim?! Tabii ki Barış!

Banyoya girince herhangi bir yeri ellemesin diye öğrettiğim üzere elini sallayıp "ee" diyor.

Abisi ile babası sarılınca araya girip abisini çekiştirip uzaklaştırıyor.

Anneannesine abisi bazen tosluyor, oyun oynuyor, o da gelip tosluyor.

Evde abisi olmayınca Barış'ı oyalamak çok zor oluyor.

Yatmadan önce evde bir kudurukluk bir şımarma hali...

Deniz sürekli TV sehpasının üzerine çıkıyor ve şu anda TV'ye vurup davul çalıyor, bana bu kaç diye ritm soruyor, cevabım da "orupua" olmalıymış, ben de diyorum orupua diye..

Geçtiğimiz aylarda Deniz apartmandaki bir komşumuza gitmişti, hatta bundan bahsetmiştim. Komşumuza neler anlatmış neler... İşte biz onlara oda yapmamışız, salonda yatıyormuşuz, çünkü salonda klima varmış... Başka neler anlattı bilemiyorum ama çok şaşırdım.

Ya bu çocuklar bir alemm...

15 Mart 2013 Cuma

Günlük yaşama dair kuruntumsu kırıntılar

Sabah adliyede işim vardı. Aslında benim işim varken kocam evde duracaktı, kocamın işi varken ben evde duracaktım. Zira annem iki oğluma da aynı anda bakamıyor. Bu konu defalarca denendi, olmadı. Çeşitli sebepleri var, burada irdelemeyeceğim. Sonuç önemli benim için. Olmuyor işte...

Ben Karşıyaka adliyesine gittim, kocam İzmir adliyesine. İki koldan işlere saldırdık. Deniz Baran'a dedim anneannenle kalır mısın, dedi kalmam. Fazla ısrarcı olmadım. Yürümemiz gerekiyor, oldukça yorulacaksın ve benden kucak isteyeceksin. O zaman ne olacak? Dedi ki "o zaman beni kucağına alırsın" Dedim alamam. Çünkü çok yol var. Birkaç yere koşmam gerekiyor, sen de ağırlaştın iyice. Seni o kadar yolda taşıyamam. Yürümeye razı mısın, razıyım! Ben biliyorum başıma gelecekleri... Benim canım çıkacak, Deniz'in dayanması mümkün değil! Dedim ki sulu boya yapar mısın? Olur dedi! anneanne ile kalmaya razı geldi böylece. Bu kadar basit oldu :)))

Ben adliyede işimi hallederken, kocam da eve geçmiş. Oradan başka işleri halletmeye gideceğim demişti bana. Deniz'i de alıp çıkayım da anneme iki çocuk zor olmasın diye düşünmüş. Ama evdeki hesap Barış'a uymamış! Barış, abisinin babası ile çıkacağını anlayınca kızılca kıyameti koparmış! Evden alelacele çıkan kocam, Deniz'e kaban almayı unutmuş! Ayrıca Deniz'in çişi gelmiş, gersin geri dönmüşler eve. Barış bu sefer durmamış, kocam Barış'ı da almış, bindirmiş arabaya iki oğlanı da, benle haberleştiler bu arada, buluştuk Şirinyer parkında... Baktım Barış uyuyor arabasında. Hava esiyor. Sorarım biberon var mı, yok. Mama var mı, yok. Su var mı, yok. Öyle ya da böyle... neden yok nasıl yok, bunu irdelemeyeceğim. Benim için sonuç önemli! Bu konuda çok doluyum aslında ama ne desem boş....

Barış uyurken Deniz parkta oynadı. Bu arada kocam işi kaçırdı! Zira hava iyice esmeye başladı ve Deniz üşüdü. Eve alışveriş yapmamız gerekiyordu. Markete girdik, alışveriş yaptık, eve geldik.

Hayatım oldukça karışık bu dönemlerde.
Biliyorum bu dönemler de geçecek ama zorlanıyorum gerçekten.
Her iki (veya daha fazla) çocuk sahibi çalışan anne benim gibi zorlanıyor mudur acaba?
Hep yarım yamalak... Her şey yarım ya da çeyrek... Ne tam bir iş kadını, ne tam bir ev kadını olabiliyorum. Hiçbir şeye yetemiyorum.
Evim tertemiz püripak olsa, canım çıkmış oluyor, oğullarımla oyun oynayacak takatim kalmıyor. Hem bari bir saat ev düzgün kalsın diyorum. Hadi bari yarım saat... Yooookkkk mümkün değil!
Evde oyunlara ağırlık versem, canım temizlik yapmak zaten istemiyor, ev alıp başını gidiyor.
Büro işlerine ağırlık versem, o zaten olmuyor... Bir iki iş yapıyorum, evde her şey allak bullak oluyor. Örneğin bakınız yukarıda anlattığım bugünkü durum!
En son ne zaman ütü yaptığımı hatırlamıyorum.
Bir iki gün çamaşır yıkamasam (bir hafta değil, sadece bir iki gün) çamaşır sepeti kapanmayacak kadar dolup taşıyor. Zaten hiiiiçç boşalmıyor o sepet! Nasıl oluyor anlamış değilim!

Ya ben aslında ne istiyorum biliyorum daaaaaa işte ona şimdilik sıra gelmiyor. Olunca işte bunu istiyordum diye yazarım İnşallah!

Şimdi döktüm içimi rahatladım.

Aslında içinde bulunduğum koşullara hep şükrediyorum. Ama böyle oğullarım için kaygılanınca olumlu bakış açım köreliveriyor birden.

Yoksa Allah'a şükür mutluyum ben. Aşağıdaki satırları dün gece mutluluğumu anlatmak için face'e yazmıştım....

Mutluluk aslında taze biçilmiş ot kokusudur bazen, bazen her sabah doğan güneş ya da sevdiğinin sıcak ve baharatlı kokusudur. Bazen annenin dizlerindeki tatlı bir öğle uykusudur mutluluk. Ama en çok evlattır, Sımsıkı kucaklayıp anneeemmm demesidir ya da sessizce gelip kucağına yerleşip öpmeyi beceremediği için yeni çıkan dişleri ile ısırmasıdır...

Bu aralar biraz sıkıntılıyım. Sebepleri karışık ve amaaan anlatıp da geleceğe bu sıkıntıları aktarmak istemiyorum.

İşte sıkıntılarla mutluluk arasında gelgitler yaşıyorum. Evet evet dengesizim az biraz. Belki de çokça!

Ne diyordum, mutluyum. Evet.
Eşimi seviyorum ve seviliyorum.
Birbirinden tatlı, bal kaymak iki oğluşum var.
Geri kalan her şey ayrıntı....

Rabbimden yüreğimde gizlediğim dualarımın kabulünü diliyorum sadece... Bu konuda başka da bir şey demeyeceğim!

13 Mart 2013 Çarşamba

Yazamsam Olmazdı - 2

Evde birlikte TV izliyoruz. Bak dedim camdan ne kadar güzel boncuk yapıyorlar... Şöyle bir konuşma geçiyor aramızda :

- Bu kadın çirkin
- Neden?
- Çünkü oje sürmemiş, ben oje süren kadınları beğenirim!
- Ben de oje süreyim bari...
- Sen böyle de güzelsin, ben seni beğeniyorum!
- Yaaaaa, ay çok mutlu oldum! Gerçekten mi?!
- Evet
- Bak sen seversin diye makyaj da yaptım. Beğendin mi?
- Evet ama sen makyaj yapmadan da güzelsin !
- Aaaayyyy  çok sevindiiimmm teşekkür ederiiiimmmm (eridim bittim yandıımmmmm)
- Sen hiç yaşlanma, hep krem sür, ölme.  Sen ölürsen ben ne yaparım!
- Benim ölmeme daha çoook var, sen üzülme (umarım öyledir)
- Yok, hiç ölme sen! Ölmemek için de krem sür.
- Tamam ölmem... (gözyaşları her an akabilir, kucaklaşma safhası....)

Bu konuşma elbette Deniz Baran'ımla aramızda geçiyor... Bu çocuk ne zaman büyüdü bu kadar yaa....

10 Mart 2013 Pazar

Yazmasam Olmazdı - 1

Deniz Baran her zaman olduğu gibi az önce yine oyuncaklarını konuşturuyor, kendi kendine oyunlar kuruyordu. Kulak kabartayım dedim, şaşırdım kaldım.

İki oyuncak grubu aralarında konuşuyorlar. Bir grup uçuruma yuvarlanmak üzere asılı kalmış (?!) Diğer grup da onları kurtarıyor. Kurtaranlar diğerlerine soruyor : "biz olmasaydık siz ne yapardınız?" diğer grup da cevaplıyor "siz olmasaydınız, biz kıyamete kadar burada kalırdık!"

Hıııııı????????? Nasıl yaniiii?????

9 Mart 2013 Cumartesi

Barış'ımdaki Gelişmeler

Barış'ım bir yaşından beri koltuktan tek başına inmeyi başarabiliyordu (tabii ki de gözüm üzerinde, her an müdahale edebilecek durumda oluyorum) ama çıkamıyordu bir türlü! 1 haftadır koltuğa tırmanabiliyor, gelip kuruluyor yanıma. Ama hala ilk önce onu kucağıma almam, koltuğa çıkarmam için mızıldanıyor ilk tercih olarak.

Kendi kendine şarkılar mırıldanıp dans ediyor.

Müzik çalınca el çırpıp dans ediyor ve bu arada kafa sallıyor. Kafa sallarken dengesini kaybedip popişi üstüne düşüyor. Çok sevimli oldu kuzum.

Güzel doldu yanacıkları, küçümen bir göbüşü var maşallah.

Saklambaç en sevdiği oyun. Abisi ile ben saklanıyoruz, koşarak ve gülerek arkamızdan geliyor. Hep aynı yere saklanıyoruz, hep aynı şekilde bulunuyoruz. Yer değiştirirsek ve bizi bulamazsa, hemen "burdayıııııızzzz" diye seslenip sarılışıp gülüyoruz. Çok eğleniyoruz. Mutlaka her bulunuşta sarılmak adetimiz. Bazen de abisi saklanıyor, Barış ve ben koşarak abisini buluyoruz.

Bu çağlardaki saklambaç oyunu çok komik! Saklanınca bulunmamak değil, bulunmak önemli! Hatta es kaza bulamamış gibi yaparsam "neden bulmadın beni, ben burdayım ki" diyip küsebiliyor da! İlk zamanlar acemiydik annelik ve babalıkta, iyi saklanıp da bulunamayınca heyecanın ve eğlencenin dozu artar sanıyorduk, Deniz bizi bulamıyordu saklambaç oyununda. Ama bir iki denemeden ve okuyup araştırmadan sonra, bulunmanın daha keyif verdiğini gözlemledik, öğrendik.  Şimdi hep beraber oyun oynarken, çok daha fazla keyif alıyoruz.

Barış Çağan, çok tatlı, sakin bir kuzu ama kıyafet veya al değiştirmesi çok zor! Ağlamalar, direnmeler.... Kabus! Barış kaka mı yaptı, annesiiiiiiiiiii Barış kaka yaptı geeeeelllll.... ooy oy oyyy :)))

Barış'ım hala tam olarak anne demiyor. Heyecan ve hasretle bekliyorum.

Annelik güzel.

Beni İzle ve Taklit Et


Beni İzle ve Taklit Et
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kazanım ve Göstergeleri
Motor Alan
Yer değiştirme hareketleri yapar.
Isınma ve soğuma hareketlerini bir rehber eşliğinde yapar.
Yönergeler doğrultusunda yürür.
Yönergeler doğrultusunda koşar.

Bilişsel Alan
Nesne/durum/olaya dikkatini verir.
Dikkat edilmesi gereken nesne/durum/olaya odaklanır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Malzeme: ---
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Uygulama:
Çocuklardan tek sıra halinde birbirlerinin ardı sıra dizilmeleri istenir.
Öğretmen sıranın başına geçerek bazı hareketler yapar (el sallama, başını kaşıma, dizlerini karnına çekme, vb.) ve çocuklardan bu hareketleri aynen taklit etmelerini ister.
Önce yavaş hareket edilir ve hareketler giderek daha hızlanır.
Hareketler belirli aralıklarla çeşitlendirilir.
Önce çocukların kolay taklit edebilecekleri hareketlerle başlanır. Daha sonra hareketler giderek karmaşıklaşır.
Sıranın başına sırasıyla her çocuğun geçmesi sağlanır ve hareketler yapması istenerek oyuna devam edilir.
Sonrasında yapılanlar özetlenerek etkinlik sonlandırılır.

Bizim uygulamamız : Biz bugün ayaküstü oynadık Deniz Baran'la bu oyunu. Ben yaptım, o da beni taklit etti. Koştuk, yuvarlandık, ellerimizi havaya kaldırdık. eğildik büküldük. Yanınca ne oluyor anne dedi, yanan şarkı söylüyor dedim. Aaaa ben yandım dedi kuzum. Canı şarkı söylemek istemiş :) İşte birkaç yanıştan sonra oyunu sonlandırdık.

Barış'ımsa bizi böyle görünce kafa sallayıp ortalarda geziyor. Alkışla tempo tutuyor. Çok eğleniyor.

Güzeldi, tavsiye ederiz. Harekete ihtiyaç duyulduğunda anne ve kuzular bir çeşit aerobik bile yapabilir bu etkinlikte. Hııımmm neden olmasın?!

5 Mart 2013 Salı

Gün Sonu

söze hacet yok.... 

Aktivite Kutusu


Evvelce aktivite kutusu yapmıştım. O zaman Barış küçüktü ve ben sadece Deniz için yapmıştım bu etkinliği. Şimdi tekrarladım, sadece renkli yuvarlak camlar ve ponponları kullandım, makarna ve tüylü telleri kullanmadım. Onun yerine bitmiş bıldırcın yumurtasının kabını kullandık aktivitemizi çeşitlendirmek için.

Hemen kutunun başına toplandı benim kuduruklar. Başladılar ikisi de hummalı bir çalışmaya. Kutuya açtığım deliklerden önce cam yuvarlakları sonra da ponponları geçirmeye başladılar. Arada kağıt da kırptık. Barış Çağan zaman zaman kavanozu kapatmaya çalıştı, zaman zaman ponponları ve taşları ağzına götürdü. Bu nedenle bir büyük mutlaka nezaret etmeli . 1 yaş çocuğu için daha büyük malzemeler seçilebilir. Bu malzemeler benim seçimimdi ve çocuklarımın yanıbaşındaydım, anında müdahale edebilecek durumdaydım. Müdahale konusunda da fikir sahibiyim, Allah mecbur bırakmasın.

Çok ciddi yapılan çalışmanın ardından taş görünümlü renkli cam malzemelerimi kavanoza yerleştirdim, Barış eline aldı, kavanozu düşürdü ve kırıldı. Ben çocukları aldım ve kaldırdım, babaları cam kırıklarını süpürdü. Bu kazanın dışında oyun çok keyifliydi ve kimseye bir şey olmadan oyunu sonlandırabildik. Topladığım renkli camlarımı bu sefer plastik bir kavanoza koyarak tekrar oynanmak üzere kaldırdım.

İşte bizden kareler :








4 Mart 2013 Pazartesi

Masa Altı Çadırı

Geçenlerde Çocuğumla Evdeyim sayfasında bir masa altı çadırı görmüştüm. Çok beğenmiştim ama yapması zor bir proje idi. Ben de evdeki kanepelerin örtülerinden kendime göre uydurma bir çadır yaptım, biraz eğlendik, oynadık. Ama fazla rağbet etmediler, iç kısım karanlık geldiğinden olabilir. Yine de kısa bir zaman dilimi için eğlenceli vakit geçirdik.

Daha önce de çadır kurmuştuk çarşafla falan. Benim bile içine girip eğlenesim geldi desem yalan olmaz. Hatta aşağıdaki resimlerde yok ama, geçen gün kurduğum çadıra ben de girdim, eğlendim.






Üst Üste Yığ, Vur, Devir

"Üst üste yığ, vur devir" oyunu! Çocuğunuzun blokları ya da plastik kupaları üst üste yığmasını ve ardından ellerini kullanarak va da yığına dolgu torbalar ya da küçük toplar fırlatarak bunları devirmesini sağlavın. Bu, el-göz eşgüdümünü ve üst vücut gücünü geliştirir. 

Etkinliğimiz Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakımı El Kitabı'nda yer alıyor. Kitapta yer alan oyunlardan internet üzerinde yaptığım araştırmalarla haberdar oldum. Bunun dışında kitabı almadım ama faydalı bir eser gibi görünüyor. Buradan birkaç etkinlik yapabilirim Barış Çağan'ım için... Alınası okunası bir kitap. 

Biz zaten bu oyunu başka adlarla oynuyorduk. Mesela neşeli kule oyunlarımız ya da renkli bardak - tahta küp oyunlarımız gibi. Bu nedenle ben oyunu çeşitlendirmek için kırlentleri ve yastıkları kullanmaya karar verdim. Bakalım, görelim....

Haaa bu arada oyun çok keyifliydi. Deniz Baran'a 4 kırlent, Barış Çağan'a 2 kırlent koydum. Ayrıca oynanacaksa çocuğun atlayacağı yöne doğru yere yastık vs. konulmalı ki yere çarparsa canı acımasın. sıra ile atlanamalı çocuklar, aynı anda atlama esnasında tokuşma olabilir. Deniz Baran ve ben bir ara oynarken tokuştuk. Ben de atlamak istedim dee küçük bir kaza oldu. Bu nedenle bir yetişkinin gözetiminde yastıklarla oynanmalı. Biraz tehlikeli olduğunu belirtmeliyim!İsteyen yine oyun blokları ve plastik kupalar ile yetinebilir.









Nasıl Yapardım

Nasıl Yapardım?
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kazanım ve Göstergeleri
Bilişsel Alan
Problem durumlarına çözüm üretir.
Problemi söyler.
Probleme çeşitli çözüm yolları önerir.

Sosyal ve Duygusal Alan
Kendine güvenir.
Grup önünde kendini ifade eder.
Başkalarıyla sorunlarını çözer.
Başkaları ile sorunlarını onlarla konuşarak çözer.
Gerekli zamanlarda uzlaşmacı davranır.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Malzeme: ----
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Uygulama:
Çocuklarla yere daire şeklinde oturulur ve çocuklardan önerilen sorularla ilgili düşündüklerini hareketlerle göstermeleri istenir.
Örneğin, Kollarımı dirseğimden bükebiliyor, omuz ve bileklerimden döndürebiliyorum. Kollarımı dirseklerimden bükemeseydim: Saçlarımı nasıl tarardım? Dişlerimi nasıl fırçalardım? Nasıl yemek yerdim?
Bacaklarımı dizlerimden bükebiliyor, kalça ve bileklerimi döndürebiliyorum.
Bacaklarımı dizlerimden bükemeseydim: Merdivenleri nasıl iner çıkardım? Nasıl koşardım? Nasıl top oynardım?
Dramaya vücut hareketleri çeşitlendirilerek devam edilir.
Sonrasında yapılanlar özetlenerek etkinlik sonlandırılır.


Bizim uygulamamız : Deniz Baran ve Barış Çağan'ı yanıma çağırdım, oyunu anlattım. Deniz Baran benimle birlikte dizlerini bükmeden hareket etmeye çalıştı, robotlara benzediğimizi söyledim, çok hoşuna gitti. Seslendim, başını çevirmeden bana bakmasını istedim, önce ben yaptım. Boynumu tuttum, başımı sabit tutup vücudumu çevirerek seslendiği yöne baktım. Boyun, dirsek, diz eklemlerimizle ilgili egzersiz yaptık. Sonra ben etrafta biz abuk subuk yürürken heyecanlı heyecanlı bizimle yürüyen Barış'ı aldım yere yatırdım, öptüm derken Deniz sırtıma çıktı. Kardeşine vurdu bir kere. Ben de onu uyardım. Düşmesin diye kollarken şaaaakkkk diye bu sefer benim yüzüme (kulağım ve gözümü kapsar şekilde) vurdu. Moralim acayip bozuldu. Bir an yaptığım her şeyin boşa olduğunu düşündüm. Ben çabalasam da bir yere kadar dedim. Deniz'i düşünme koltuğuna gönderdi babası. Deniz de vurduğu için çok üzüldü. Benden özür diledi.  Öpüştük barıştık ama bende fotoğraf çekmeye heves kalmadı. Oyun çok güzeldi de bizde sapıtma oldu. Umarım başkasında da aynı etkiyi göstermez.

Haydi Oynayalım

Cornellia Nitsch ve Prof.Dr. Gerald Hüther'in yazdığı Haydi Oynayalım  - Çocuğunuzun Gelişimini ve Yeteneklerini Destekleyecek 355 Oyun isimli kitaptan söz etmek istiyorum.

Aslında genelde kitapları okuyup bitirdikten sonra anlatırım. Ama bu kitap o kadar güzel ki, hemen paylaşmak istedim. Bu kadar blog takip ediyorum, kendim de dahil pek çok anne çocukları için türlü çeşit oyun buluyor, paylaşıyor, ki ben de bu annelerden biriyim. Bu kitapta tüm bunları niye yaptığımızın yanıtı yer alıyor. Hangi oyun, hangi çağda oynanır, niye oynanır, çocuğu hangi açıdan geliştirir, yüzlerce oyun önerisi ile anlatılmış. Bunun yanında beynin çalışma prensibi, duyularımız, yaş gruplarına göre seçilecek oyuncaklar hakkında bilgiler de verilmiş.

Müthiş keyifli, bilgilendirici, eğlenceli, ufkumu açan, yaptığım ya da yapmaya çalıştığım şeylerin faydalarını, doğru yolda olduğumu, daha fazla neler yapabileceğimi anlatan bir eser. Ben bir süre önce Hepsiburada'dan almıştım, ama okumaya fırsat bulamamış, okunmak üzere rafa kaldırmıştım. Ne büyük kayıp! Kesinlikle başucu kitabım olacak!

Bundan sonra blogumda paylaştığım oyunlarımda bu kitaptan da örneklere yer vereceğim kısmetse. Her iki oğluşuma da yararlı olacak, zira kitap 1 - 7 yaş arasındaki tüm çocuklar için çeşit çeşit oyun örnekleri ile dolu!


1 Mart 2013 Cuma

Tübitak Yayınları : Üzüntüden Mutluluğa Duygularınız

Kitabı epey bir zaman önce almış, ameliyat sonrası nekahat dönemimde yattığım yerden çocuklarımla ilgilenebilirim düşüncesiyle kenara kaldırmıştım.

Nekahat döneminde başka kitaplar da okuruz, hele bir bu haftasonu AVM'lerden kitap alışverişi yapayım da diye düşündüm. Kitap okuma saati etkinliği yaptım. Barış kucağımda kitaba saldırdı defalarca. Ama böyle böyle alışacak dedim.

Kitaptaki resimleri Deniz çok güzel yorumladı, onun da hoşuna gitti Barış'ın da benim de. Gerçi sonlara doğru Barış'ın dikkati dağıldı ve bizi terketti oyuncaklarına yöneldi ama olsun. Resimler de çok güzel gerçekten. Okurken cümleyi yarım bırakıp sence bu çocuk ne hissetmiştir diye sorup cevap aldım Deniz'den. Kardeşlik meselesinde "kıskanmıştır" cevabı cukkk oturdu!

Güzeelll bir kitap sevdik, tavsiye ederiz.

Hayvanlar Alemi

Yine bir AÇEV etkinliği. Basit, eğlenceli, malzemesiz, arada sırada oynanabilecek bir oyun.

Hayvanlar Alemi
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kazanım ve Göstergeleri
Motor Alan
Yer değiştirme hareketleri yapar.
Yönergeler doğrultusunda yürür.
Yönergeler doğrultusunda koşar.
Koşarak bir engel üzerinden atlar.
Belli bir yüksekliğe zıplar.
Çift ayak sıçrayarak belirli mesafe ilerler.

Dil Alanı
Sesleri ayırt eder.
Verilen sese benzer sesler çıkarır.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Malzeme: ---
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Uygulama:
Çocuklara aşağıda belirtilen komutları verilir. Çocuklar yan yana veya arka arkaya yürüyerek söylenenleri yaparlar.
Öğretmen, “Kurbağa gibi sıçrayalım” der. Çocuklar, ellerini yere koyarlar, ellerine dayanarak iki ayağını öne sıçratırlar; sonra da ayaklarına dayanarak iki elini ileriye koyarlar.  (Bu hareketleri hızlıca yaparlar.)
Öğretmen, “Ördek olalım, onun gibi yürüyelim.”der. Çocuklar yere çömelirler, ayak bileklerinden tutarlar, sağa sola ördek gibi sallanarak badi badi yürürler.
Öğretmen, “Maymun olalım, onun gibi yürüyelim, sıçrayalım.” der. Çocuklar dizlerini biraz bükerler, gövdelerini kalçadan öne doğru eğerler, kollarını yanlarına dümdüz ve gevşekçe sarkıtırlar. Bu duruş biçimiyle ve dizler yaylandırılarak hareketler yapılır.
Öğretmen, “Aslan olalım.” der. Çocuklar dört ayak durumuna geçerler. Her çocuk, sağ elini öne atarken sol ayağını da öne atar; sol elini öne atarken sol ayağını da öne atar ve kükreme sesleri çıkarırlar.
Öğretmen, “Fil olalım.” der. Her çocuk öne eğilir; iki kolunu baş düzeyinde birleştirir, öne sarkıtır, parmaklarını birbirine kenetler (Bu filin hortumu olur); bir sağa bir sola sallanarak ağır adımlarla fil gibi yürürler.
Öğretmen, “Tavşan olalım” der. Çocuklar dört ayak durumuna gelir. Tavşan gibi sıçrarlar.
Öğretmen, “Kelebek olalım” der. Çocuklar kollarını yana açıp kanat çırpar gibi sallayarak serbestçe ve çarpışmadan koşarlar.
Bu şekilde etkinliğe farklı hayvan taklitleri ile devam edilir.
Sonrasında yapılanlar özetlenerek etkinlik sonlandırılır.

Bizim Uygulamamız : 
Deniz Baran, hareketli etkinliklere bayılıyor. Barış Çağan etrafta huzursuzlanıyordu. Ben de tam zamanı dedim, Barış'ı uyuturken Deniz'e oyunu anlattım ve ben söyledim o taklitleri yaptı. Yılanı taklit ederken yerde sürünüp dilini çıkarması çok komikti :)) Dağ aslanı (kanepeler dağ oldu), yılan, ördek, aslan, martı (denize dalıp balık avladı ve bebeklerini besledi), balık, papağan, karınca, bizim taklit ettiğimiz hayvanlardı. Aynı anda iki oğluşu da oyalamış olmanın haklı mutluluğunu yaşadım.

Etkinliğin sonunda hayvanlardan konuştuk. Güzeldi, tavsiye ederim. Resim yok ama, olsun.