Sayfalar

30 Nisan 2013 Salı

Bir Akşam Eğlencesi...

Geçen cumartesi (28.04.2013) yöresel ürünler fuarını bir kez daha gazelim, ilkinde Barış ateşlenmişti, tadına varamadık dedik. Akşamüstü fuara yürüyüşe gittik. Deniz Baran gidiş yolunda akşam saat 18:00 sıralarında uyudu. Yürüdük, uyudu. Yemek yedik, uyudu. Açık havada müzik dinledik, uyudu. Tüm çabalarımıza, dürtmelerimize, yalvarmamıza, tehditlerimize rağmen eleman 4 saat boyunca aralıksız uyumaya devam etti; taa ki gece 22:00 civarı dönüş için otoparka gidinceye kadar! Eve gelince de uyumak istemedi beyimiz! Bu ne şimdi?! Çocuklu eğlence her zaman sürprizlere gebedir.

İlk Hayvanım : İpek Böceği 29.04.2013

Her şey dün akşam yürüyüşe giderken karşımıza çıkan "İpek Böceği Gelmiştir" yazısı ile başladı! Deniz Baran puseinde uyuyordu. Aldım ben de 4 tanesi 1 liraya. Yürürken dut ağacı bulduk, yaprak topladık. Dönüşümüzde küçük bir plastik kaba koydum hepsini. Bol bol yiyor bol bol kaka yapıyorlar. Deniz Baran sürekli eline alıyor, evi gezdiriyor, aynaya baktırıyor, komşulara böceklerini tanıtıyor. Çok seviyor böceklerini!

Böceklerinin adı sürekli değişmekle birlikte az önce sordum, Za, Pu, Ka, Te imiş!
Böceklerin canlı olduklarını, sıkarsa öleceklerini, elinde fazla gezdirmemesini söyledim. Bir süre sonra böceklerin kendilerine koza öreceklerini ve tırtıl hallerinden kelebeğe dönüşüp uçacaklarını söyledim. Bu başkalaşım sürecini birlikte yaşayıp göreceğiz.

Bu sayede sorumluluk alacağını düşünüyorum yavaş yavaş. Bu arada böcekleri Barış'tan uzak tuttuğumuzu söylememe gerek yok sanırım! böylesi hem Barış hem de böcekler için daha iyi.

İşte bizim ipek böceklerimiz : (dut yapraklarımız dünden beri biraz soldu ama yarın yenisini toplayacağız birlikte nasipse)

Barış'ın İlk Saç Tıraşı : 09.04.2013







Bizden Haberler, Geziler...

Son zamanlarda yazılarıma ara verdim ama hayatımız hızla akıp gitti.
Ben iyileşme sürecimin sonlarına geldim, yakında tamamen iyileşeceğim İnşallah.
Barış'ımı daha önce bahsettiğim gibi ortopedi doktoruna götürdüm, düzenli olarak günde 10'ar damla D vitamini veriyorum.
Düzenli beslenmeye başladık, hamurişleri, tatlılar, dolmalar ve sarmalara bir süreliğine veda ettik. Bu arada düzenli yürüyüşlere başladık. Yürümek beni çok mutlu ediyor.
2 çocuklu bir aile olarak nasıl yürüdüğümüze gelince... Her iki oğluşumuzun da birer puseti var, kocam ve ben birer oğlanı alıyoruz, ya İnciraltı'nda ya Güzelyalı sahilde yürüyoruz. Mola yerlerinde oğlanları parkta eğlendiriyoruz.

23 Nisan'da Fuara gittik, yürüyüş yaptık. Önce TRT'nin çizgi filmlerinin standlarını gezdik. Sonra lunaparkta eğlendik. En sonunda da Yöresel Ürünler Fuarını gezdik ve tabii ki Antakya künefesi başta olmak üzere yöresel lezzetleri tattık, Trabzon yayla tereyağı, fındık vs. gibi şeyler aldık. Her şey çok güzeldi. Yıllar sonra ilk kez canlı müzik dinledim. Açıkhavada yerel sanatçılar fuar nedeniyle müzik yapıyorlardı! Çocuklar da çok mutluydular başta. Ancak Barış huzursuzlandı, ağlamaya başladı. Kucağıma aldım, ateş gibi. Bindik hemen taksiye, eve dönerken ölçtüm ateşini, 39,2! Hemen yıkadım, ateş düşürücü verdim. 2 gece uykusuz kaldım. Sonunda 2 azı dişi birden patladı. Çok eziyet oldu oğluşum! Ama geçti çok şükür. Çocukla hayat, böyle bir şey işte..


Bu aralar benim piknikçi ruhum nedeniyle birkaç kez piknik yaptık. Geçen pazar sabah kahvaltısına (Çiçekliköy'den sonra) Karaçam Köyü'nün girişinde Keyfe Değer kahvaltı salonunda güzel bir kahvaltı yaptık. Mekan çok renkli değildi, bahçe küçüktü, çocuklara oyuncak da yoktu. Ama kahvaltı çeşitleri lezzetliydi. Bal - kaymak, birkaç çeşit reçel, sigara böreği, yaprak sarma, domates salatalık, peynir zeytin, tereyağ, çemen, kırmızı biber sosu, semaverde çay vardı çeşit olarak. Bir indirim sitesinden 18 liraya 2 kişilik kahvaltı satın aldık, çoluk çocuk doyduk!

Sonrasında da Forum Bornova'ya gittik. Orada Deniz ve Barış zıplangaçta (trambolin) zıpladılar. Barış'ı eğlendirmek için ben de girdim mecburen (!) Zıpladım zıpladım, acayip keyiliymiş, Barış gibi ben de ilk kez girdim zıplangaça, başta biraz utandım, sonra kocamın da gazıyla eğlencenin tadını çıkardım! Aslında Barış'ı tramboline sokmak gibi bir niyetim yoktu ama küçük beyim ağlara yapışıp ağlayınca hadi yapalım dedik, iyi ki yapmışız!

Aynı gün öğleden sonra da Homeros Vadisine piknik yapmaya gittik. Kipa'dan piknik seti aldı kocam, 15 liraya mangalından kömürüne, maşasından tabağından bardağına ve çatal kaşığına, hatta masa örtüsüne ve çöp torbasına kadar her şeyi düşünmüşler! Biz de mangallık bişeycikler aldık ve Homeros Vadisinde güzel bir öğleden sonra geçirdik. Hava kararırken geri dönme hazırlıklarına giriştik. Tam o sırada Deniz Baran, birilerinin söndürmeden bıraktığı ateşi ışıklı bir oyuncak zannıyla tuttu! Allah'tan fazla sıkı tutmamış, biraz suya soktuk ve kabarmadan kurtardık oğlumun elini! Çok daha vahim şeyler olabilirdi, olmadı çok şükür! Homeros Vadisi'nin 4. piknik alanındaydık, yapay gölün yakınında... Ortam bize göre mükemmeldi! Amaaaaaa oyuncaklar yoktu! Yan tarafımızdaki ailenin oğlanları büyüktü ve Deniz'i aralarına almadılar! Deniz bir süre ortamı keşettikten sonra çok sıkıldı. Barış masa masa gezdi, oldukça eğlendi! Demek ki neymiiiişşşş, gidilen mekanda çocuk parkı olması büyük bir ihtiyaçmıışşşş! Ya da kalabalık gidilmesi gerekiyormuş!

Dün gündüz Kırıklar Cezaevinde müvekkil ziyaretine gidecekti kocam, hadi sizi de götüreyim piknik yaparız dedi. Ben piknik teklifine hayır der miyim hiç!? Buca Kaynaklar'da piknik yaptık. Yan tarafımızda liseli gençler vardı. Bizimkiler onlara sataştı. Başta iyidi, hatta bizimkilerle top bile oynadılar ama bir yere kadar tabii. Mekanda zıplangaç da vardı. Çocuklar zıplıyordu. Ben de aldım Deniz'i götürdüm. Tam o sırada sahibi geldi, tüm çocukları indirdi. Kapalıymış! Parası neyse verelim dedim, yok olmaz dedi! tüm çocuklar kaçıştılar. Birkaç saat pikniğin ardından gene zıplarken gördü Deniz çocukları. Ben de ne olursa olsun götüreceğim seni dedim. Çocuk ısrar ediyor çünkü, anne lütfeeen diye. O sırada Barış da uyandı geldi, onu da soktum içeri! Ama kaçak yaaa bir heyecanlandım kiiii sormayın! Yahu ne var yani bir sürü çocuk var işte, al parasını bindirelim ne olacak! Sevmem böyle şeyleri ama mecbur kaldım işte! Bir süre oynadı oğullarım diğer çocuklarla. Keşke onlara yakın bir masa seçseymişiz, hepsi (12-13 çocuk belki daha da fazla) bir ailedenmiş! Ama ne eğleniyorlardı! Pikniğin sonunda da olsa Deniz eğlendi ya çok sevindim! Barış çevredeki masalarda geze geze eğlendi zaten!. Demek ki neymiişşş, masa seçerken sakin yerleri değil, kalabalığın tam ortasını tercih etmeliymiş!

Dün piknikten sonra akşam Güzelyalı sahilde yürüyüş yaptık. Molamızı Göztepe parkında  verdik. Oğullarım kumların -  içinde eğlendiler, kaydılar, sallandılar, biz Kumrucu'da birer çay içtik, oğlanlara bir gözleme söyledik. Güzel bir gündü! Eve gelince o yorgunluğuma rağmen oğluşlarımı yıkadım pakladım, mis gibi yatırdım. Çamaşırlarımı makineye attım, bulaşıklarımı hallettim, makineye attım, bir de üstüne yemek yaptım!

Bugün evdeydik. Yarın bakalım kısmettt....

İşte bir ilkbahar, hastalıklarla başlasa da keyile böyle devam ediyor bizim ailemizde! Doğanın içinde öğretiyorum mevsimleri oğullarıma... İşte ağaçlar, kuşlar, çimenler, börtü böcekler falan filan...

 Forum Bornova'da Zıplangaçta eğlenirken...

Forum Bornova'da zıplangaçta!










 Homeros Vadisi






Karaçam Köyü Keyfe Değer Kahvaltı Salonu






23 Nisan programımız

























İnciraltı yürüşlerinde mola pikniğimiz..


21 Nisan 2013 Pazar

Çekidüzen Zamanı!

20.04.2013

Geçtiğimiz yıl Haziran ayında başlayan zayıflama maceram, sonbahara kadar sakin ve emin adımlarla devam etmiş, oldukça başarılı sonuçlar almıştım ancak sonrasında üst üste gelen hastalıklarla bu yolculuğum sekteye uğramıştı. Yemeyi ve yedirmeyi seven biri olarak ben bu süreçte :
çeşit çeşit pastalar, pudingler, makarnalar, çibörek ve turşu böreği gibi çeşitli börekler, pişiler, revani türü tatlılar olmak üzere pek çok kalorili lezzet denedim, ayıptır söylemesi çoğunda da başarılı oldum. Başardıkça cesaretim arttı ve yeni tarifler denedim!

Bir yandan  rahatsızlığım yüzünden spor yapamadım, bir yandan da mutfak maceramda her türlü yasağı deldim.

Bu duruma dur demem gerekiyordu. Bugün boyozlu gevrekli (yan sokakta gevrek fırını var!) mükellef bir sabah kahvaltısının ardından hazırladım çoluk çocuğu, dedim ben dışarı çıkabilirim bugün, haydi gidelim. İşte bu ani kararla hayatımıza yeniden çekidüzen getirdim! Öğle ve akşam yemeklerimizi diyetimize uygun gıdalarla oluşturdum, 9 km kadar yol yürüdük, cılkım çıktı!

İnciraltındaydık aylar sonra. Ailecek denize taş attık. Çok zevkliydi. Önümüzdeki haftaya kadar yeme içme ve kilo durumumuzu kontrol edip mangal yapmayı planlıyoruz! Mangala bayılırım! Ölürüm biterim! O derece yani!

Pilates topumu da şişireceğim, haftaiçi oğlanlar öğle uykusu uyurken ben de evde Ebrucuğumla (Ebru Şallı) pilates yapacağım kısmetse.

2 - 2,5 ay içinde toparlayabileceğimi düşünüyorum. Hadi bakalım!



18 Nisan 2013 Perşembe

O Bacak Nedir Nasıl İyileşir

Barış Çağan'ımın 21 günlükken çekilen ultrasonu sorunlu çıkmıştı. Kalçalarında açı farkı vardı, doktorumuz kalça çıkıklığı olmadığını ama sorunun sınırda olduğunu, sorunu düzeltmek için kalın bez kullanmamızı söylemişti. Öyle de yaptık. TİP 2 diye tabir edilen kalça sorunundan TİP 1'e (olağana) döndük. (konu ile ilgili yazım burada)

(Deniz Baran'ımın da kalça sorunu vardı ama onunki daha sıkıntılıydı. 3 ay kadar frejka diye tabir edilen bir askı kullanmıştık. Kalça eklemlerindeki çekirdekler geç oluştu Deniz'de)...

Doktorumuz Barış'ım için kalça sorunu aştığımızı söyleyince ben de ortopedi uzmanına götürmemiştim. Her şey yolunda işte, pimpiriklik yapma dedim kendime. Defalarca ben de kocam da çıplak olarak oğlumuzu yatırıp diz ve topuklarını birleştirerek baldırındaki boğumların V harfi oluşturacak şekilde hizalı olup olmadığına baktık, hizalıydı, uyumluydu. (Deniz Baran'da iki bacağının boğumları karşılıklı değildi, bu bir sorun oluyor, düzeltilmesi gerekiyor) Bir sorun yoktu! 

Gel zaman git zaman Barış Çağan yürümeye başladı. 9,5 aylıkken yürüdü oğlum. Bebeğimin bacaklarında ne var dedim, çevremdeki herkes normal olduğunu söyledi. Ama bence bir sorun vardı. Önsezilerim, gözlemlerim öyle söylüyordu. Ama tam olarak adlandıramıyordum. Başıma gelen hastalıklar da yakamı bırakmadı bir türlü, bu nedenle oğluşumu götüremedim ortopedi uzmanına. 

Son birkaç haftadır gözlemlerimi yoğunlaştırdım ve  Barış'ımın bacaklarında bir sorun mu var diye şüphelerimi iyice dillendirdim. Kocam ne gibi bir sorun farkediyorsun dedi. Ben de "yürürken ve koşarken yere basışlarında bir ayağı şap diye basıyor bir ayağı ise şılap diye basıyor" dedim. "buna mı dikkat ettin, peeesss" dedi kocam. "Evet, her iki ayağının yere basma tınısı farklı, ayrıca sol ayağı da içe bakıyor" dedim. Ben söyleyince dikkatle tekrar baktı, rengi attı ve "evet" dedi. Bu konuşmalar dün akşam kocamla aramızda geçince, internetten MHRS diye tabir edilen Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerde uygulanan randevu sistemine giriverdim. Daha önce hem Deniz hem de Barış için üye olmuştum, Behçet Uz Çocuk Hastanesi'ni seçtim. Doktorlardan Hakan Vuruşkaner'in adını Google amcadan araştırdım, çok güzel yorumlar vardı doktor beyin hakkında. Ben de o nedenle Hakan Beyi seçtim. Hemen bugün saat 13:00'e randevu aldım. 

Kocamla birlikte hastaneye gittik bugün. Kocam girişimizi yapıp işe gitti. Ben de oğluşumla birlikte bekledim sıramızı. 15 dakika kadar bekledik ki sıra bize geldi. Doktorumuza bebeklik ultrasonlarını gösterdim. Sorunumuzu anlattım, şap ve şılap ses farkını anlattım, yürümesini istedi oğlumun. Barış'ımı karşıma koydum, bana gel annem dedim. Oğluşum ağlayarak bana koştu. Doktorumuz O bacak sorunu var, bir film çektirin dedi. Hemen film çektiler. Sonuçlar 20 dakika içinde bilgisayara düştü. doktorumuz filmi bana da gösterdi. Kalça kemiği çok güzel, her iki eklemi simetrik, her iki eklemindeki çekirdekler oluşmuş ve eşit, tek sorun D vitamini eksikliğinden dolayı uyluk kemiklerinin yeterince sertleşmemesi ve bu nedenle de bacakların vücudu taşımakta zorlanmasıymış. Bacaklar O harfi gibi açık, ayaklar içe dönük oğluşumda. Sorunumuzu "hafif" olarak nitelendirdi doktorumuz. Ameliyat der veya alçıya alırlar diye korkuyordum, çok şükür bunlara gerek kalmadı. Sadece günde 8-10 damla kadar (ben 10 damla vereceğim) D vitaminini 2 ay kadar vermemi, havalar iyice ısınınca da şort atletle her gün 2 saat güneşe çıkarmamı sorunun tamamen geçeceğini, kontrole getirmeme gerek olmadığını söyledi doktorumuz emin bir ifade ile.

Sevinçle oğluma sarıldım, teşekkür ettim doktorumuza. 

Aylardır aklımı kurcalayan, içimi yiyen bu sorundan böyle kolayca sıyrılabilmek beni çok mutlu etti. Allah'ıma şükürler olsun. 

Buradan da şunu bir kez daha anlıyorum ki, 
Hiçbir anne çocuğuna durup dururken hastalık yakıştırmaz.
Annenin içgüdüsüne başta kendisi olmak üzere çevresindeki herkes güvenmelidir. 
Bir sorun olduğundan şüpheleniliyorsa derhal doktora gidilmelidir, ertelenmemelidir.

Çok şükür... Mutluyum!

Not: Gelişmeleri bu yazımda anlattım. 16.05.2013

15 Nisan 2013 Pazartesi

Sıradan mı?


Sıradan bir günü özel yapan nedir?
Başta sağlık,
evden yayılan mutlu çocuk sesleri ve gülücükleri,
mutfaktan gelen mis gibi yemek kokusu ve birlikte yenilen huzurlu bir akşam yemeği,
hava güzelse birlikte gidilen mahalledeki çocuk parkı eğlencesi,
yeni öğrendiğin bir türküyü mırıldanırken çocuklarının uykuya teslim oluşunu izlemek,
çocuklar uyurken sevgili eşle içilen bir nescafe,
Geleceğe umutla bakış, geçmişle cebelleşmeden yaşanan anın farkına varmak ve şükretmek aldığın her nefes için, verilen nimetler için, bunları düşünebilecek aklın fikrin olduğu için...
Her gün özeldir sizinle, kavgasıyla, coşkusuyla, yorgunluğuyla, kahkahasıyla, huzuruyla... Ailem, iyi ki varsınız!

14 Nisan 2013 Pazar

Bir Pazar Sabahı



Pazar sabahı 08:30'da uyanan Barış Çağan'ıma eşlik ettim, yıkanan ve kuruyan çamaşırlarımı topladım, katladım, yerleştirdim, yeni çamaşırlarımı astım, Deniz Baran'ım da uyandı bu arada. Birlikte balkon keyfi yaptık, sohbet ettik. Sonra ortalığı topladım, daha önceden bir kenara yığdığım çamaşırlarımı da katlayıp yerlerine yerleştirdim. Kocamın BJK formalarını elde yıkayıp astım, makinede yıpranıyormuş ve elde yıkanması gerekiyormuş. Çocukların çiş kaka faslını tamamladım. Saat 11:00 olunca kocama iyi olup olmadığını sordum, gece bahar allerjisi tutmuştu ve kaç saat uyanık kaldığını bilmiyordum, iyi olduğunu söyledi ve kalktı. Çocukları kocama emanet ettim, kahvaltı için dışarı gidip gevrek, boyoz ve tazecik kıtır salatalık, mis gibi salkım domates aldım, kahvaltıyı hazırladım, sofrayı kurdum, kocam da yardım etti. Yedik içtik hoş geçtik. Kahvaltı sofrasını kocam topladı.

Ütülenecek çamaşırlarımı kenara ayırdım, kocam çocukları parka götürünce ütü yapmayı planlıyorum.


Barış'ımın ikinci kakasının kokusu burnuma ivil ivil gelirken bu yazıyı yazdım ve biraz sonra onu da temizleyeceğim, büyük olasılıkla Deniz de tekrar tuvalete gitmek isteyecek az sonra...

Bir pazar sabahı böyle geçiyor. Bende pazartesi sendromu olur mu? Ben söyleyim, olmaz! Bana her gün iş günü olduğu için sendroma karşı şerbetliyim.



10 Nisan 2013 Çarşamba

Yaratılış Meselesine Giriş!


Hadi güzel şeyler düşünelim, dağları, ormanları, akarsuları, denizleri düşünelim dedim yatmadan önceki muhabbetlerimizde Deniz Baran'a. Hıııımmmm ben düşündüm bile dedi. Ne düşündün annecim dedim. Biz niye yaratıldık dedi. Efendiimm??? Dedim. Biz niye yaratıldık diye tekrar sordu! Kocam da ben de şaşırdık kaldık. Bu konuyu daha sonra konuşabileceğimizi, şimdi zamanı olmadığını söyledi kocam. Şimdi ben ne desem bu oğluma? 3,5 yaşına uygun bir anlatım yakalayabilir miyim tereddütte kaldım!

9 Nisan 2013 Salı

Ev Yapımı Puding

Tarifi mutfak sırları'ndan aldım. Tarifte 2,5 çay bardağı şeker yazmasına rağmen altındaki yorumlarda aşırı tatlı oluyor denildiği için ben 1,5 çay bardağı şeker kattım. Acayip sevildi, beğenildi. Hazır pudinglerden daha güzel oldu!


Malzemeler:
4 su bardağı süt
1,5 çay bardağı şeker (benim çay bardaklarım kulplu olanlardan, normal çay bardağından biraz daha iri)
1 yumurta
1 yemek kaşığı un
4 yemek kaşığı kakao
3 tatlı kaşığı mısır nişastası
1 yemek kaşığı tereyağı

Yapılışı:
Tereyağı hariç tüm malzemeleri tencerede çırpıp ocağa alın.
Karıştırarak üzeri göz göz olana kadar pisirin.
Ocaktan alınca tereyağını ekleyip hızlı hızlı karıştırıp yedirin.
Sıcakken cuplara alın. Soğuduktan sonra süslemesini yapın. Afiyet olsun..
Hazırlayan: Kezban

Ben önce şeker süt ve yumurtayı çırptım, karıştırdım. Sonra da tereyağ hariç diğer malzemeleri kattım. Herşeyi mikserle çırptım ben. Ocağa aldım. Tahta kaşıkla karıştırmaya devam ettim. Kaynayınca bir süre daha koyulaşana kadar karıştırdım, tereyağını karıştırıp yedirdim ve sıcak sıcak kaselere aldım. Soğuyunca üzerlerine hindistan cevizi serperek ikram ettim, harika oldu! Deniz Baran bayıldı, Barış'ımın karnı toktu, yemedi. Kafasını iki yana sallayıp ı ııı dedi :))

Kezban hanıma buradan teşekkür ederim. Gerçekten denedim, çok beğendim, beğenildim.  

8 Nisan 2013 Pazartesi

Barış Kuzusu


Bir dönüm noktası yaşıyoruz. Minik oğlum Barış'ım koltuklardan sonra sandalyeye ve oradan masaya tırmanmayı başardı. Sandalyeler kapı dışarı!

6 Nisan 2013 Cumartesi

Hayat Bir Süre Yavaşladı Benim İçin

27 Martta ameliyat olduktan sonra hayat bir süre yavaşladı benim için. Genelde yatıyorum. İlk günlerdeki kadar zorlu geçmiyor günler ama tam olarak iyileşmem 1,5 ayı bulabilir... Evde oturmak sıkıcı.

Çoğunukla yatıyorum ve yattığım yerde neler yapıyorum anlatayım...

Genelde parmak kukla oynatıyorum. Çok seviyor Deniz. Saatlerce oynatsam bıkmıyor!

Deniz Baran'la sohbet ediyorum. Her şeyi konuşturuyor. Yemeklerini bile... Hatta yemeklerini benim konuşturmamdan çok hoşlanıyor. Bir yemek süresince çenem hiç kapanmıyor diyebilirim. Yiyecekleri konuşturmaktan yoruluyorum desem anlatmış olurum durumumu sanırım! Yiyecekler, mikroplarla savaşan askerler oluyor. Bir komutanları oluyor. Ben de seslendiriyorum işte :) Deniz bu syede çok güzel yemek yiyor! İştahsız çocuğu olan anneler için belki bir çözüm olabilir bu. Hem vücutaki organları da öğrenmiş oluyor Deniz Baran bu sayede... Barış da dinliyor, ne kadarını anlıyor bilemem ama çok hoşlandığını söylemeliyim! Deneyin derim :) Oyun şöyle oynanıyor : Ses tonumu değiştiriyorum ve "Askerler, hepiniz mideye inin, rap rap rap rap... Tek sıra halinde dizilin!" "Emredersiniz komutanım!" Bezelyeler, siz önce beyne gidin! Havuçlar, siz de gözleri koruyun! rap rap rap rap..." "Yoğurt, sen de kemiklere git" falan filan... Saçma mııııı.... Hahahaha olabiliiiiirrrr.... İşe yarıyor muuuuu? Kesinlikleeeee :) Yemek saatleri oyun saatleri gibi mi oldu, evet biraz! Ben bunda bir sakınca görmüyorum. Biz küçükken sofrada konuşup gülüşünce babaannemiz sessiz olmamız konusunda bizi uyarırdı. Bundan hoşlanmazdım. Vallahi oğullarım güzel güzel beslensinler deee, ben tüm yiyecekleri böyle konuşturmaya razıyım! Mikroplara gelinceee... "imdaaatttt bu yiyecekler bizi yeniyoooorrrr imdaaattttt! Gluk gluk gluk (çorba içince mikropların boğulması) Deliyim be yaaaa hahahhaha....

Deniz Baran her şeyden bahsediyor. Farklı kelimelerin anlamlarını soruyor. Elbette ne demektir annecim, muhtemelen ne demektir falan... Sen sohbet etmeyi çok mu seviyorsun diyorum, evet diyor. Kime çekti bu çocuk :)

Barış Çağan'ın önüne neşeli kule veriyorum ve kendi kendine 4 kuleyi üst üste dizebiliyor. Sürekli deniyor, yanılıyor, düzeltiyor, müdahale etmiyorum. Bu süreci kendi kendine yaşaması gerekiyor, en güzel öğrenme kanımca böyle gerçekleşiyor. Yine legolarla da kendi kendine oynuyor. Sofrada iken çatal ve kaşık istiyor küçük beyim önüne, veriyorum, çalışıyor!

Arkadaşım çeşitli kitaplar almış, başka bir yazımda söz edeceğim bu kitaplardan. İş Bankası yayınlarından çok güzel kitaplar... Deniz de Barış da bayıldılar bu kitaplara. Her ikisi de önlerine alıyor bir kitap, ilgiyle kurcalıyorlar. Ben de yattığım yerden onları izliyorum. Elbette ilk önce ben bu kitapları defalarca okudum beyefendilere..

Ara sıra çizgi film açıyorum ama Deniz artık TV izlemekten pek hoşlanmıyor. Bundan memnunum. Bir çizgi film izliyor, sonra da artık bu kadar yeter diyip TV'yi kapatıyor. Çok ilginç geliyor bu durum bana. Mutlu oluyorum. Demek ki onlara yeterince ilgi çekici şeyler sunabiliyorum diyorum.

Ara sıra babaları parka götürüyor onları. Havalar oldukça iyi bu aralar. Örneğin şu anda iki oğlum da babaları ile parkta oynuyorlar.

Ortalıkta dolanıp iş yapamıyorum fazla. Geçen gün Deniz halının üstüne boyalı makarna döktü ve gerek parmakları ile gerekse üstüne basarak kırdı onları. Ben de ses etmedim. Sonra babası süpürge getirdi, kalkıp süpüreyim bari dedim. Deniz de elimden aldı süpürgeyi, halının üstünü süpürdü. Ben de koltuk altlarını süpürdüm. Deniz'in oldukça iyi temizlediğini söylemeliyim. Kendi dağıttığını kendi toplaması, hoşuma gitti. Sorumluluk  vermek, yaptıklarının karşılığını alması, kişilik gelişiminde çok önemli. Örneğin geçenlerde (ameliyat olmazdan evvel) tam evden çıkacaktık ki bir baktım Deniz Baran eline almış lacivert kuru boya kalemini, koridorumdaki açık renk parkelerimi çiziyor!  Hiç kızmadım. "Yaptığın çok yanlış, parkeler çizilmez. Bak şimdi dışarı çıkacaktık ama önce bu çizdiğin yerleri temizlemeliyiz. Al bakalım ıslak mendili, ben de sana destek olayım" dedim. Birlikte çizdiği yerleri sildik temizledik.

Yemeklerimi genelde annem yapıyor. Allah razı olsun. Annem bu dönemde en büyük destekçim!

Annem, Deniz ve Barış'la oyunlar da oynuyor elinden geldiğince.
Kimi zaman, odasına götürüyor onları, orada kendi kendilerine takılıyorlar. Sohbet ediyorlar, oyuncaklarla oynuyor ve annemin yatağında zıplıyorlar.
Kimi zaman annem oğullarıma kitap okuyor,
pencereden baktırıp dışarıda olup bitenler hakkında konuşuyorlar, Barış kuşları izlemeye bayılıyor. Karşı komşumun yetişkin oğlu var, adı Kartal. Deniz Kartaaaaalll diye bağırdıkça Barış da Ka Kaaaa diye sesleniyor. Çok komik oluyor!
Bir de annemin oğullarımla oynadığı Kaptancılık oyunu var! Annem kaptan oluyor, Deniz kaptan yardımcısı, Barış da miço! Gemi mi.. O da Barış'ın yatağı oluyor. Epeyce oynuyorlar kendi aralarında. Annem yatağın yanında duran sandalyeye oturuyor ve ara sıra yatağı sallıyor dalga yaratıyor :))
Bazen anneannesi ile saymaca oynuyor Deniz. Bu, Deniz'in bulduğu bir oyun. Anneanne, seninle balıkları sayalım mı diyor, sayalım diyor anneannesi ve bildikleri balıkları tek tek sayıyorlar. Ara sıra biz de katkıda bulunuyoruz farklı türlere ilişkin olarak... İnternetten değişik balıkları gösteriyoruz. Deniz, denizde yaşayan canlılara büyük ilgi duyuyor.

Bu saymaca oyununda her şey sayılabiliyor. Mesela Deniz Baran, hayali ailesini sayıyor! Gizem, Berk, Emre Deniz'in çocukları, İsimsiz ve İnci de bebekleriymiş! İpek de karısı!  Bazen annemin arkadaşlarını saydırıyor Deniz, bazen kendi arkadaşlarını...

Barış şu dönemde dans etmeye çok hevesli. Duyduğu her müziğe eşlik ediyor. Çok sevimli oluyor, tutup öpüyorum. Artık öptürmekten Barış da hoşlanmıyor (Bu benim kaderim miiii) Ara sıra müzik açıp oğullarımın oynamasını izliyoruz. Barış, eşyalara vurarak ritm tutuyor.

Kimi zaman önlerine mandalları döküyorum. Mandalları oraya buraya, birbirine tutturuyorlar ya da damacanaya vb. bir yerlere atıyorlar, bir süre oyalanıyorlar ben yatarken.

Deniz Baran kendiliğinden üst giysilerini giymeyi öğrenmiş! Bize bir gün şak diye gösterdi. Bu konuda özel bir çaba sarfetmedim. Şaşırdık ve çok sevindik.

Günler birbirini kovalıyor. Güzel bir bahar, evde böyle geçiyor...


Not: Bugün cesarete geldim, yaprak sarması ve revani yaptım. Bir ara tarifini yazarım. Acayip sevindim...






4 Nisan 2013 Perşembe

Yıllar Sonra...

Yıllardır görmediğim arkadaşım geldi bugün uzak diyarlardan. Onca meşguliyetinin arasında birbuçuk saat kadar görüştük. Çocuklarıma bir sürü hediye almış, ben bir şey alamadım, üzüldüm...

Özlemişim onu, merak ettim çocuklarını ama göremedim, kısmet olmadı. Yıllar geçmiş, değişmişiz. Arkadaşım yine güzel, bakımlı, hoş. Hatta geçen yıllara inat, daha da güzel!

Özendim koşturmalı hayatına. Çalışıyor canla başla, yoğun... Kendimi pek bir işe yaramaz hissettim. Tam zamanlı hastayım bu aralar, arkadaşım geliyor diye (doktor kontrolüm de vardı) çıktım dışarı, düştüm yollara.

Çocuklarını gördüm telefonundan. Çok tatlılar ama dokunamadım, öpüp koklayamadım onları. İnsan dokunmadan gerçeklik algısını oturtamıyor.

Öyle uzaktayız ki... Başka başka hayatlar yaşıyoruz birbirimizden uzakta. Bu mudur diyoruz, budur evet. Bir zamanlar her anımız birarada geçerdi, şimdi yıllar geçiyor, gelemiyoruz bir araya. Hayat çok acımasız.

Arkadaşım, canım... Mutlu ol e mi? Ayrı kaldığımıza değsin yaşadığın hayat.

3 Nisan 2013 Çarşamba

Sanat Küçük Kalplere Dokunuyor

Sanat, tıp ve iş dünyası, kalp hastası çocuklar için el ele veriyor. Ünlü ressam Renée Niklan’ın 17 eseri, 10-14 Nisan tarihlerinde Ekavart Gallery’de sergileniyor. Ekavart Gallery nerede diyenlere, işte adres:  The Ritz-Carlton Hotel, Süzer Plaza, No: 15, Gümüşsuyu-İstanbul. Sergi, çarşamba-cuma günleri 11.00-18.30, cumartesi günü ise 12.00-18.30 saatleri arasında gezilebilir.

Bu serginin diğerlerinden farkı ne derseniz, salt bir resim sergisi olmanın ötesinde bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Sergideki eserlerin satışından elde edilecek gelirin tamamı, gelişmekte olan ülkelerde doğuştan ya da sonradan kalp hastası olan çocukların tedavi edilmesi için kullanılacak. Tedavileri, bu işe gönül vermiş bir avuç tıp insanının kurduğu Herkes İçin Kalp Derneği (www.cptg.ch) gerçekleştirecek. Dernek, modern tıbbın sunduğu olanaklardan yararlanamayan bu çocukların İsviçre’de ya da kendi ülkelerinde ücretsiz tedavi olmalarını sağlıyor.

Ne yazık ki, gelişmekte olan ülkelerde her yıl yaklaşık 2 milyon çocuk kalp bozukluklarıyla doğuyor ve bu çocukların yarısı maddi kaynak veya sağlık sektöründeki insan kaynağı yetersizliği nedeniyle ilk iki yıl içinde yaşamını yitiriyor. Bu ülkelerde açık kalp ameliyatı olmayı bekleyen çocukların sayısı ise 8 milyonu buluyor.

Herkes İçin Kalp Derneği’nin kurucusu Ord. Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos. Kalangos, iki kez Nobel Tıp Ödülü’ne aday gösterilmiş bir kalp cerrahı. Bu alanda 14 ayrı teknik geliştirmiş. Son 100 yılın en iyi cerrahlarından biri olarak tanınıyor. Ayrıca, dünyanın en prestijli tıp ödüllerinden Fransız Tıp Akademisi Ödülü’ne sahip.

Sergi, Alvimedica’nın sponsorluğunda gerçekleştirilecek. Alvimedica Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton, hayır amaçlı bu tür etkinliklere özel önem veriyor ve Herkes İçin Kalp Derneği’ni yürekten destekliyor.

Niklan’ın mutluluk, umut ve sevgi mesajları içeren eserlerinden oluşan  “Sanat Küçük Kalplere Dokunuyor” temalı sergisini mutlaka görün. Gidemem diyorsanız, sergiyi Türkiye’nin ilk online sanat televizyonu www.ekavart.tv’de de izleyebilirsiniz. Resimler, yüreğinizi ısıtacak…

Hem dernek hem de sergi hakkında şuradan bilgi alabilirsiniz: http://alvimedica.com/hearts-for-all/tr/

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.