Sayfalar

30 Mayıs 2013 Perşembe

İstanbul Simidi

Tarifi Nefis Yemek Tarifleri'nden aldım.

Malzemeler
  • 1 kg un (ben ölçüleri yarı yarıya azaltıyorum, yarım kilo undan 7 tane gevrek çıkıyor)
  • 1 adet yaş maya (yarım küp yaş maya denk geliyor)
  • 1 çorba kaşığı tuz (yarım kilo una 1 tatlı kaşığı tuz yeterli geliyor)
  • 600 ml ılık süt (yarım kilo un için 1,5 su bardağı ılık süt kullanıyorum)
Üzeri için;
  • 1 su bardağı pekmez (pekmez pişince kanserojen madde üretiyor o yüzden ben onun yerine iki yumurta sarısı kullanıyorum, çok da güzel oluyor.)
  • Yarım su bardağı susam


Ilık süt ile mayayı eritiyoruz. Diğer malzemeleri de ekleyip hamur elde ediyoruz ve 15 dakika dinlendiriyoruz (ben yarım saat bekletiyorum)..120 gramlık hamur kopartıp ikiye bölüyoruz. İkiye ayırdığımız hamurları önce uzatıp sonra birbirine sararak simit şekli veriyoruz. Ardından önce pekmeze (bahsettiğim gibi ben yumurta sarısı sürüyorum) sonra susama batırıp tepsiye diziyoruz. (tepsiye yağlı kağıt seriyorum) 200 derece fırında (fırını önceden ısıtıyorum) üzeri kızarana kadar yaklaşık 20 dakika pişiriyoruz.

Oluşlarıma pişiriyorum. Arada diyetimi bozup ben de yiyorum ama genelde bir iki tane ayırıp kalanı souyunca derin dondurucuya atıyorum. İhtiyaç olunca çıkarıp ısıtıyorum, tazecik oluyor. Miiisss! 

28 Mayıs 2013 Salı

Çadır Hayalinden Her Şey Dahile Hızlı Tren Sistemi!

Kocamla çadırlara merak saldık. Aslında kışın ben bu konuda çok araştırma yapmıştım, heveslenmiştim. sonra ne olduysa vazgeçmiştim. Bu sefer kocam da istediği için birlikte internette araştırmalar yaptık. Nerelerde kamp alanları var, nasıl bir çadır olabilir, acaba iki çocukla olur mu, maceralı ve ucuz tatil işte ne güzel şeklinde sözlerle birbirimize verdik gazı.

Acayip hevesliydik bu sefer. Kimse tutmasın bizi! Alıyoruz çadırı bu gece diye karar verdik. Nasıl bir çadır olmalı diye araştırmalarımızı yoğunlaştırırken internete çadır tuvaletleri gördük, ekşimiş suratlarla birbirimize baktık. Tabii yaa ne olacaktı ki! Çadır kamplarında ortak banyo ve duşlarda, son derece pis ortamlarda kişisel ihtiyaçları karşılamak bize göre miydi? Hayır!

Sahi ben kışın da bu yüzden vazgeçmiştim çadır işini araştırmaktan. Ne gereği var yahu, pansiyonda kalırım, tertemiz missss! Aman boşverelim çadır işini! Hem çocuklar da küçük! Ya bir de tatile mi gidiyoruz eziyete mi? Yemekleri kim yapacak? Ben! Çamaşır - bulaşık - ortalığı toplamak? Ben ben ben! hem de son derece iptidai koşullarda! Deli miyim ben?

Ya tatil olsun da, temiz pak bir apart da güzel olabilir aslında. Çoluk çocuk doya doya kalabiliriz. Hem makarna yaparım, köfte, sandviç falan.. Basit gıdalar. Hazırlaması kolay şeyler... Neden olmasın? Tabii tabii ben hazırlayacağım. Olur yaa, hazırlarım elbet. Sabah kalk kahvaltı hazırla, bir hengame telaş.. Öğle yemeği de lazım, akşam da lazım. Aralarda oğlanlar acıkır, malum deniz acıktırır insanı. Atıştırmalıklar lazım. Lazım tabii... Kim hazırlayacak hepsini? Ben! Senede kalacağımız 1 hafta, onda da millet tatil yapacak, ben harala gürele yemek yetiştireceğim, bulaşık tabii bir de.. Aman içim sıkıldı. İstemiyorum arkadaş! Çocuklar biraz büyük olsa, onların peşinde koşmayacağım için apart oldukça mantıklı olur. En azından otele bağımlı olmaz, gezer eğleniriz! Ama şimdi çocular küçük, zırtık vırtık gidemezsin her yere. Hem netten baktım apartlara, iki çocuğum için de ayrı ücret alıyorlar. Ne saçma! Onlar bir damlacık daha yahu!

Her şey dahil tatil ne güzelsin sen bee! Ohhhh miiissss! Evet evet, iki küçük çocuğu olan benim gibi bir hatun kişi, biraz olsun denizin kumun ve de tatilin keyfini çıkarmak istiyorsa, her şey dahil kadar iyi bir seçenek olamaz!

Sabah kalkmışsın, miisss gibi bir kahvaltı, hazır hem de! Yapman gereken tek şey gidip masaya getirmekve afiyetle yemek! Sonra çocuklar havuzda eğlenirler, üzerlerine güneş gelmesin diye şemsiyeleri çekerim havuz başına. Öğle yemeğimiz hazırlanmış olur bu arada. Bulaşık yok, telaş yok! Git al ye tamam! Güneş yakıcı etkisini nispeten kaybedince dooğğru plaja! Oğlanlar kumda oynarken biraz şezlonga uzanıp denizin sesini dinleyebilirim, kocam çocuklara bakarken biraz kestirebilirim, belki bir şeyler okuyabilirim. Sonra nöbeti devralıp kocama dinlenme anları yaratabilirim! Akşama otele geri dönünce oğlanları yıkarım, mayoları sudan geçiririm, havluları çırparım. Her şeyi asarım! Bu kadar iş bana yeter! Hep beraber yemeğe ineriz, Saat 21:30-22:00 civarı bizim keçiler sızıp kalır! Ohhh işte tatil budur arkadaş! Tembel miyim? Belki öyle ama ben buyum, yapacak bir şey yok!

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Serbest Oyun : Şişlemece

Bu hemen herkesin oynayabileceği, belki de oynadığı bi oyun. Ben de bahsetmek istedim. Oyunumuz çok basit ve çookkk eğlenceli. Gün içinde birkaç kere oynuyoruz ve deli gibi gülüyoruz oğullarımla.

Malzemeler : birkaç adet yumuşak top. hepsi bu.

Hadi şişlemece oynayalım diye başlıyor oyunumuz. Birbirimize yumuşak toplar atıp isabet ettirmeye çalışıyoruz. Deniz çoğu zaman kaçıp masa altı, kanepe arkası vs. yerlere saklanıyor. Eline top geçiren diğerini amiyane tabirle diğerini şişliyor! toplar yumuşak olduğu için rakibin yaralanma ihtimali düşük. (Barış dengesini kaybedip düşmesin diye ona çok yavaş atıyorum) Sonrası kovalamaca, güreş, yakalayıp öpmece şeklinde çeşitleniyor.

Bu oyun ne kazandırıyor? Valla benim amacım bir şey kazandırması değil, dibine kadar eğlenmek! Ama laf aramızda isabet ettirmeye çalışırken  oyunun el - göz koordinasyonunu  sağladığını da belirtmek isterim. Barış'ım henüz isabet ettirmekten bihaber olsa da, eline geçirdiği topu yere fırlatıp "attiiii" diyor ve kaçıp saklanan abisinin peşinden gidiyor, onu bulup "e eee" (ce eee demek bu onun dilinde) diyor.

Zaman zaman babamız da oyuna katılıyor. Alt kat komşumuza sabırlar diliyorum.Ama gece vakti oynamıyoruz ki canım bu oyunu, olacak o kadar değil mi yani...

24 Mayıs 2013 Cuma

Günlük Yaşam

Bugün oğullarımla hamur oynadık. Barış Çağan önüne koyduğum renkli hamur toplarına sayı çubuğu batırdı. Deniz Baran da kalıplarla hayvanlar yaptı.

Sabah geç kalkmıştık. Öğle saatlerinde kocam geldi işten. Malum ağır bir grip geçiriyor ve dinlenmek istiyor. Ben de Barış'ımı uyuttum, Deniz ise uyumamakta direniyor. Aslında haksız sayılmaz, geç kalktığımız için uykusu gelmiyor doğal olarak. Tam Deniz uyumaya direnirken telefonum çalıyor, adliyeden bir duruşma için çağırıyorlar. Tamam diyorum geliyorum! Deniz son derece masum bir sesle "anneee ben de gelsem olmaz mı yani?" diyor. Tamam ama çabuk hazırlanacaksın diyorum. Şaşırıyor. Tamam diyor. Orada oyuncak var mı? Hayır diyorum. Peki çocuk? Hayır sadece iş var. Sözümden çıkmayacaksın, tamam mı diyorum. Tamam diyor. Kucak da istemeyeceğim, enerjim var yeterince, yürüyeceğim! diyor. yanapıma bir öpücük konduruyor! Kıyamam kuzuma yaaaa... 5 dakika içinde hazırlanıyoruz veee kapı dışına çıktığımızda telefon çalıyor. Diğer avukata ulaşamamışlar ve duruşma ertelenmiş. Diyorum hadi bu kadar hazırlandık, çıkalım dışarı!

Önce oğluşuma atlet alıyoruz. Sonra nereye gidelim ki, eve mi dönmek istersin diye soruyorum. Aslında niyetim belli, onu yokluyorum sadece. Parka gidebiliriz mesela diyor. Gülüyorum ve tamam diyorum. İstikamet çocuk parkı!

Parkta 2 saat kadar oynadıktan sonra diyorum hadi eve gidelim, kardeşin uyanmıştır, bizi istiyordur. Yaaaa ama lütfeen diyor. Tamam biraz daha oyna sonra gidelim diyorum. 5 dakika sonra arkadaşlarına dönüp "benim gitmem lazım kardeşim uyanmıştır, bizi istiyordur" diyor.

Deniz Baran, sen çok özelsin!

Sokağımızda bisikletçi var. Bir bisiklet seçiyor Deniz Ben 10 markalı. Bisiklet bana biraz pahalı geliyor. 190 TL! İndirimli hali ise 180 TL! Yapma bari o indirimi kardeşim! Oğluşum bisikletin üstünde çok tatlı görünüyor. Pedalları çevirmeyi pek hak edemiyor ama olacak! Kulağına eğiliyorum, ona bisiklet alacağımı ama bunun pahalı olduğunu söylüyorum. "Ama ben onu istiyorum" diyor. Biliyorum, başka yerden aynısından alırız ya da daha güzelini diyorum. Hiç ağlamak, tepinmek falan yok! Tamam diyor kuzum!

Eve geliyoruz, Barış'ım uyanmış. Kucaklaşıyoruz. Sonra onu alıp apartmanın altındaki markete eksik gedik almaya iniyorum.

Bir gün daha böyle geçiyor işte...

Günlük Oyunlarımız

Bugün kocam hasta. Birlikte vakit geçiremedik. Sabahtan duruşmalar vardı, ben duruşmaları hallettim, eve geldim, kocam da başka bir duruşmaya gitti hasta hasta.

Oğullarımı yedirdim, içirdim, parmak kukla oynattım, biraz yapboz oynadılar sonra da öğle uykusuna yatırdım. Ben de yattım uyudum. Dün gece iyi uyuyamamıştım, valla onlarla birlikte epey uyumuşum. Arada böyle molalar o kadar iyi geliyor ki, tazelendiğimi hissediyorum.

Oğullarımla birlikte uyandık, kocam geldi duruşmadan. Çocuklara hastalık bulaşmasın diye hemen başka odaya geçti, yanımıza hiç gelmedi bu akşam.

Kocam genelde akşamları oğluşlarla oynar. Ben de eksiklik hissetmesinler diye yemekten sonra onlara ay kumu hazırladım. 3 su bardağı un ve 3/4 su bardağı sıvı yağ koydum. Fazla eğlenmediler bu sefer. Babalarını mı özlediler acaba ondan mı ki?
Barış ay kumunu elliyor
küçük fındık bana geliyor temizlemem için 




Barış elleri ile ay kumunu yokladı, elleri unlanınca bana uzattı ve temizlememi istedi. Bir daha da ellemedi ve ayakları ile basmak istedi kuma. Önce dur hayır her yanı batıracaksın dedim, izin vermedim. Baktım mızıldanıyor, hadi gir bee dedim, ne olacak ki, bidik ayaklarını çırpıştırırım, nasılsa ortalığı süpüreceğim dedim. Bastı ayağıyla haaaaa dedi. Ayağını yere sürte sürte temizledi.

Deniz ay kumunun içine sakladığım birkaç figür oyuncağı çıkardı, kaşıkla kalıpların içini doldurup şekiller yaptı. Sonra da sıkıldım dedi. Her şeyden çabuk sıkılır oldu bu aralar.

Çocuklar çabuk sıkılınca bir kabın içine koydum ay kumunu, bir iki gün sonra çıkarırım, oynatırım, sonra da atarım. İlk günden atmaya kıyamadım.

Barış ağlıyor, ille de abisinin boncuklarında gözü.
Deniz kendine bir etkinlik buldu. Kenarda boncuklarımız duruyordu, ben bunlarla oynamak istiyorum dedi. Tamam dedim. Tüylü tel de ister misin diye sordum, evet dedi. Tüylü tele boncukları dizdi, bir süre çalıştı, ama küçük oğlum abisini rahat bırakmadı! Ona da oyunlar hazırladım, kenarda duran boş ıslak mendil paketlerim vardı, açıp içlerine oyuncak sakladım, uzaktan izlemekle yetindi, abisinin elinden boncukları almak için hücum etti. Abisi "alsın anne yaa napalım" dedi, dizdiği boncukları kardeşine verdi. Barış'ın boncukları çıkarıp yutmaması için tüylü telin her iki ucuna düğüm attım.

Daha sonra birkaç kitap okudum oğluşlarıma. Biri çok hoşumuza gitti. Adı : Hiç Hata Yapmayan Kız. Deniz o kadar beğendi ki iki kere okuttu kitabı.



Sonra da birkaç eşyayı yere attık, hata yaptım nolacak ki, olabilir,hata yapılabilir dedik, güldük birlikte.











Oyunlardan ve kitap okuma saatimizden sonra iki oğlumu da banyoya çağırdım, aynı anda ikisini de bi güzel yıkadım, pakladım. Biraz çizgi film izlediler, sütlerini içtiler ve mışıl mışıl uykuya daldılar.

21 Mayıs 2013 Salı

Anne Sözlüğü

Risk nedir? Uyuyan oğluş terlediği için hastalanmasın diye uyandırmadan üstünü değiştirmek!
Beyin ayıklanması : 7 kilo bezelye ayıkladıktan sonra hissedilen duygu durumu! Ayıkla ayıkla ayıkla ayıkla.....
Eşitlik : İki oğluşa da yaşına uygun oyuncak almak!
Kavga sebebi : Oğluşlar öğle uykusunda iken ohhh deyip tam bir yudum nescafe içtiğinde mahalleden megafonla sokak satıcısı geçmesi.
Ev hanımı : Ne iş yaptığı, o işi yapmadığında anlaşılan canlı türü.
Huzur : Oğluşların uykudaki derin nefes sesleri.
Yorgunluk : İki erkek çocuklu bir annenin rutin olarak hissettiği.
Algıda seçicilik : Markette oyuncak reyonlarının oğluşlar tarafından 30 saniye içinde keşfedilmesi!
Cinnet : İki oğluşun aynı anda avaz avaz ağlaması durumunda annenin eşiğine geldiği çılgınlık hali!

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Vaaay beee Behzat Ç de biter miydi! Bitmemeliydi yaa...  Bu kadar erken bitmemeliydi!

16 Mayıs 2013 Perşembe

Fazla Kilolar, Pilates ve Yürüyüşlere Dair...

Gördüğüm kadarı ile Pilates Deneyimi başlıklı yazım oldukça ilgi çekiyor. Sanırım yaz geldiği için pilates yapanlar çoğaldı. Ben de kendi hikayemi daha ayrıntılı yazayım dedim. Benim gibi tombul hanımlara belki ilham kaynağı olurum!

İki gebeliği üst üste yaşadım. İki oğlum arasında 27 ay var.
Genlerimde şişmanlık var. Hiçbir zaman incecik, zayıf bir hatun olmadım. Ayrıca yemeyi de yedirmeyi de çok severim.
İlk gebeliğimden önce sigarayı bıraktım. Kilo aldım. O aldığım kiloları tam veremeden ilk bebeğim Deniz Baran'a hamile kaldım.
İlk gebeliğimde düşük riskim vardı ve 9 ay boyunca yatmak zorunda kaldım.Toplamda 22 kg aldım. Sonrasında Deniz Baran'da ciddi sağlık sorunları ortaya çıktı ve hem loğusa sendromu hem bebeğimdeki sağlık sorunları nedeniyle oldukça sıkıntılı aylar geçirdim. Bu aşamada hamileliğimde aldığım kiloları vermek gibi bir çaba içine girmedim. Üzüntüden kilo veren bir yapım da yok. Üzüntünün dibine kadar vurduğumu belirtmek isterim!
Deniz Baran 11 aylık olunca tekrar işe başladım, sağlık sorunlarını aştık çok şükür. Benim psikolojim de düzeldi ve kilolarımı vermeye başladım kiiii ikinci bebeğim Barış Çağan'a hamile kaldım. İkinci hamileliğim daha kolay geçti, hamileliğim süresince 12 kg aldım ama zaten fazla kilom vardı, hamilelikte aldığım kilolarla birlikte ben artık şişman olmuştum!

Barış Çağan 4. ayını doldurunca doktorumuz ek gıdaya başlattı. Hala emziriyordum ama sütüm de güldür güldür değildi. İlk 4 ay sadece anne sütü vermiştim ama bunun için oldukça da yemiştim. Kilo vermek yerine alıyordum istikrarlı bir şekilde. Anne sütünü arttırmak adına elimden geleni yapıyordum ama yine de bebeğime tam yetmiyordu. Bu aşamada ek gıdaya geçmek, beni rahatlattı. Hala emzirmeye devam etmekle birlikte ek gıda ile destekledim, 13 aylıkken yaşadığım sağlık sorunları, geçirdiğim ameliyatlar neticesinde oğlum artık beni emmek istemedi ve böylece emme maceramız bitti.

Barış Çağan için ek gıdaya geçince 20 haziran 2012'de bir karar aldım ve hemen uygulamaya koydum. Bir beslenme programına başladım. Aynı zamanda da sıkı yürüyüşler yaptım, sonbaharda da bu yürüyüşlere devam ettim. Yürüyüş yapamadığım dönemde hepsiburada'dan aldığım Ebru Şallı'nın pilates seti ile evde pilates yaptım. Bu setin içinde 1 adet 65 cm'lik pilates topu, 1 adet orta sertlikte lastik, 1 adet pompa ve 1 adet de pilates başlangıç cd'si vardı. Pilates yapması çok keyifli ama bende iki afacan var ve kendime zaman ayırmak o kadar kolay değil! Buna rağmen yılmadım, ya yürüyüş ya da pilates yapmaya devam ettim. Böylelikle 3-4 ay içinde 22 kilo verdim! Artık şişman değil, balık etli bir hatun haline gelmiş oldum.

Kışın da pilates çalışmalarına devam etmek için Ebru Şallı'nın diğer pilates cd'lerini internetten satın aldım.
Bu defa ciddi sağlık sorunlarım ortaya çıktı. Aylarca bu sorunlarla boğuştum. 3 ameliyat geçirdim. Bir de Barış'ım dilaltı operasyonu geçirdi. Benim son ameliyatım 27 Martta oldu ve ameliyat sonrası nekahat dönemi 1 ay kadar sürdü. Tabii hasta geçen bu aylar boyunca spor yapamadım, beslenmeme de dikkat edemedim. 5 kilo kadar almışım!

Sonunda 20 Nisan 2013'te yeniden beslenme programımı uygulamaya ve yürüyüşlere başladım. Bu sırada Deniz Baran'ımın 10 gün kadar süren hastalığı programa kısa süreli ara vermeme neden olsa da dün itibariyle kaldığım yerden devam ediyorum yürüyüşlere ve beslenme programıma.

Ne kadar ve ne sıklıkta yürüyorum? Günde en az 7-8 km ve haftada 4-5 gün kadar yürüyorum.
Nerede yürüyorum? Ya İnciraltı'nda, ya Göztepe sahilde ya da Fuarda.
Ne zaman ve nasıl yürüyorum? Genelde akşamüstleri kocamla ve iki çocuğumla birlikte (her iki oğlumun da birer puseti var) tempolu yürüyorum.
Nasıl hissediyorum? Yürürken beyin endorfin (mutluluk hormonu) salgılar. Hem bunun etkisi ile hem kilo verdiğim için acayip mutlu hissediyorum.
Etkisini görüyor muyum? Hem de nasıl!
Tavsiye eder miyim? Kesinlikle!
Beslenme programım nedir, nasıl bir listem var? Bunu da başka bir yazımda anlatırım eğer isteyen olursa (beslenme listem patentli olduğu için tamamını açıklayamasam da protein ağırlıklı bir liste olduğunu ve karbonhidrat almadığımı belirtmek isterim).

Yaz gelmeden, çocuklarımdan önce hatta sigarayı bırakmazdan önceki halime dönmek istiyorum. Azimliyim. Kararlıyım. Hadi bakalım.

O Bacak ve İçe Basma Sorunu Üzerine...

18 Nisan'da yazdığım O Bacak Sorununa dair neler yaptık anlatmak isterim.

Barış Çağan'ımda Dr.Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktorlarından Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Hakan Vuruşkaner 'in koymuş olduğu teşhise göre O Bacak sorunu vardı ve 2 ay kadar günde 10 damla D vitamini kullanırsa oğluşumun bu sorunu tamamen geçecekti. Barış'ımın içe basma sorunu olduğunu da söylememe rağmen, doktorumuz O Bacak sorunu dışında herhangi bir sorun tespit etmedi, ortopedik ayakkabı da vermedi.

Gözlemlerim, oğluşumun içe basma sorunu olduğunu söylüyordu ve ben önce Allah'a, sonra da annelik içgüdülerime ve gözlemlerime güvenirim. Bu nedenle, Dr. Hakan Bey'in teşhisi ile yetinmedim, D vitamini kullanmayı ihmal etmedim ama rutin kontrolümüz sırasında Özel Karataş Hastanesi'nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak görev yapan Dr.Baskın Kocabaş'a Barış'ıma O Bacak teşhisi konulduğunu, D vitamini kullandığımızı ama kanaatimce içe basma sorunumuz olduğunu da anlattım. Hatta önceki yazımda bundan söz etmiştim. Doktorumuz da bize ortopedik ayakkabı kullanmamızı önermişti.

Piyasada ortopedik adı ile satılan ayakkabıların bir anlamı olmadığını biliyordum. Evvelce duyduğum / okuduğum bilgilere göre çocuğun ayak kalıbı alınarak ayakkabı yapılırsa gerçek bir ortopedik ayakkabıdan söz edilebilirdi . Bu nedenle ben de internetten  araştırdım ve İzmir'de ortopedik ayakkabı yapan bir firma buldum. Aynı zamanda ortopedik medikal ürünler de satıyor. İlgilenenler facebook sayfasına buradan bakabilir.

Bugün iki oğlumuzu da aldık, götürdük. Deniz'imde de hafif bir içe basma sorunu gözlemledi firma yetkilisi, ayrıca ayak kavisinin olduğunu ama bozulmaması için ortopedik ayakkabının iyi olacağını belirtti (ben zaten Deniz'in ayak kavisinin oturması için ortopedik ayakkabı almaya kararlıydım, bu konuda herhangi bir telkinle hareket etmedim). Barış'ıma yazılan bir reçete olup olmadığını sordular, hayır yok dedim. Her iki oğlumun da ayak ölçüleri alındı.  Onlara özel tamamı deriden, ön kısmı yumuşak, arka kısmı sert, ayak bileğini kavrayan, içinde kavis için desteği bulunan ve Barış'ımın gerek O bacak gerekse içe basma sorunlarını aşmaya yardımcı (tabanında ayağı dışa basmaya yönlendirecek çarkları ve iç kısmında O bacak sorununu aşmak için desteği bulunan bir ayakkabı olacak) ortopedik ayakkabı siparişlerini verdik. Önümüzdeki haftaya hazır olacakmış. Barış'ıma hem evde hem de dışarıda giydireceğim ayakkabılarını. Kış gelince birer çift kışlık bot da yaptıracağım kısmetse. Barış'ım için yaptırdığım ayakkabının tabanındaki çarklar 1 - 2 ay içinde kırılırmış, yenisini cüz'i bir ücret karşılığı takıyorlarmış. Tek bir çark dahi kırılsa yeniden takılması şartmış.

Bu arada yaklaşık 1 aydır D vitamini kullanıyoruz ve O Bacak sorununda ciddi bir düzelme fark ettiğimi mutlulukla belirtmek isterim! İnşallah içe basma sorunumuzu da aşacağız ve iki oğluşum da filinta gibi delikanlı olacaklar İnşallah!

Geleceğe Not: Gelinlerime hem iyi ahlaklı, dürüst, temiz ve namuslu  hem de güzel bacaklı eşler yetiştirme telaşındayım, kıymetimi bilin :))

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Anne...

09.05.2013 : Barış Çağan Anne dedi! Hem de defalarca. Biz anne dedik, o da anne dedi!
10.05.2013 : Barış Çağan'ım sabah salatalık istedi (mızıldanarak kahvaltı için soyduğum salatalıklara atılıyor). Bir gün önce anne dediği için, anne de vereyim dedim, bu defa nennee dedi, anne de vereyim dedim baba dedi, içeriden Deniz Baran'ım geldi, "anneeee, çocuğa zorla anne dedirtemezsin, hiç olmazsa ver bir salatalık eline yesin" dedi. Utandım vallahi kendimden :))) Verdim salatalığı!

Bu sabah güzel bir kahvaltı ettim. Kocam hazırlamış sağolsun. Gece de çocuklardan ayrı yatmamı sağladı, istediğim saatte kalktım. Hatta bir ara kalktım, sonra kimse fark etmeden gene yattım. Kimse bunu bilmiyor, sır!

Uyandığımda Deniz Baran "anneler günün kutlu olsun" dedi. Evdeki çeşitli eşyaları "bu senin için benden hediye" diyerek bana getirdi. Çok duygulandım. Sarılışmalar, kucaklaşmalar eşliğinde güne başladım. Sonrasında da Optimum'a gittik, oğullarım ve kocamla akşam yemeğimizi orada yedik, çocuklarım eğlendi.

Bugün çocuklarım için güzel bir gündü. Ama ben Reyhanlı'daki patlamalarda oğullarını - kızlarını, annelerini - babalarını, sevdiklerini kaybeden insanları düşündüm sık sık. Bir anda yıkılan dünyalarını düşündüm. Anneler günü böyle olmamalıydı. Kan ve gözyaşı dökülmemeliydi bugün. Keşke...

10 Mayıs 2013 Cuma

Sosyal - Duygusal Gelişim : Duyguları Fark Ediyorum


Duyguları Fark Ediyorum
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kazanım ve Göstergeleri
Sosyal Duygusal Alan
Bir olay ya da durumla ilgili olarak başkalarının duygularını açıklar.
Başkalarının duygularını söyler.
Başkalarının duygularının sonuçlarını söyler.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Malzeme:
Dergilerden kesilmiş (ya da internetten bulunmuş) kişi ve olay resimleri, karton, yapıştırıcı
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Uygulama:
Dergilerden kesilmiş kişi ve olay resimleri (örneğin, sokakta yanan bir binaya şahit olan insanlarin resmi, ağlayan bir kişi resmi, kutlama resmi vb.) kesip kartona yapıştırılır ve sonrasında sınıfa getirilir.
Çocuklar resimleri görmeden, resimlerin ön yüzleri yere gelecek şekilde yerleştirilir.
Daha sonra her çocuktan kapalı olan resimlerden bir tanesini seçip resimde gördüğünü anlatması istenir.
Resimdeki kişi ya da kişilerin duygularını, yaşanan olayı ve kişilerin yüz ifadelerini dikkate alarak tanımlamaları sağlanır.
Sonrasında çocuklara hangi durumlarda üzgün, kızgın, mutlu, vs. hissettikleri sorulur. Böyle durumlarda nasıl davrandıkları ve diğer insanlarin onların farklı duygular hissettiğini nasıl anladıkları üzerine sohbet edilir.
Sohbet sonunda konuşulanlar özetlenerek etkinlik sonlandırılır.

Bizim Uygulamamız :








Gördüğünüz resimleri internetten topladım. Bunları boyadık, kestik, bunlar hakkında sohbet ettik. Ama fotoğraf çekemedim.

Ayrıca Üzüntüden Mutluluğa Duygularınız kitabımız var. Oradan da duygularımızı farkediyoruz, bu konuda sohbet ediyoruz.

Bir de mutlu - kızgın oyunu var. Deniz anneannesi ile oynuyordu bu oyunu. Tamamen kendi buldukları bir oyun. Biri mutlu oluyor ve gülüyor, diğeri kızgın oluyor ve kaşlarını çatıyor. Sonra değişiyorlar, öbürü kızgın oluyor falan. Kısa süreli ama güzel bir oyun.

Kızdığı zaman küsüp gitme huyu var Deniz'in. Ben de bir masal uydurdum. Orada Öküzlü kukla karakteri (adını Deniz koydu) var, ona da aynı şeyi yaptırdım ve yanlış davranışı yansıtarak anlatmaya çalıştım. Henüz çok ilerleyemedim küsme konusunda, bir yerde de genetik denen bir şey var yani...

Barış Çağan İçin Etkinlik Önerileri 3


Standart16-22 Aylık Bebek-Çocukla Oynayabileceğiniz Oyunlar
Aşağıdaki etkinlikleri deneyin ve çocuğunuzun hareketleri sırasında ritim ve denge becerilerini nasıl kullandığını izleyin:

Bir geçit töreni yapın! Bir marş müziği çalın ve çocuğunuzu omuzda taşıyarak evin içinde yürüyüş yapın. Daha sonra onu yere indirin ve yürüyüşün başını çekmesine fırsat verin.

Başka bir yetişkinle birlikte bir örtüyü ya da mini bir kaydırağı çocuğunuzun başının yukarısında tutun. Çocuğunuz ayakta dururken ya da otururken, bunu yumuşakça kaldırıp indirin. "Kutu Kutu Pense" ya da başka bir şarkı söylerken, örtüyü yukarıda tutarak bir halka çizecek şekilde yürüyün.

Çocuğunuzun sorun çözme ve "biniş ve iniş" kavramını irdeleme becerisini özendirmek için aşağıdaki etkinlikleri deneyin:
"Biniş ve iniş" oyunu. Çocuğunuzun üstüne çıkıp inebileceği farklı boylarda tabureler, alçak bir katlanır merdiven, alçak bir masa, bir kanepe minderi gibi değişik şeyleri sırayla dizin. Dikkatli bir gözetim altında, çocuğunuzun bu parçaları tırmanarak aşmak için çalışmasını sağlayın. Bu uğraşı sırasında "bin" ve "in" yönlendirme sözlerini kullanın.

Bir define saklama. Çocuğunuzun oyun alanına özel bir nesneyi saklayın. Bakalım, bulabilecek mi? Önce, göz önünde olan bir yere saklayın. Çocuğunuzun sorun çözme becerileri daha gelişkin düzeye çıktıkça, define avının güçlüğünü yavaş yavaş artırın!

Aşağıdaki fikirleri çocuğunuzun problem çözme yeteneğini geliştirmek için deneyebilirsiniz:
Büyük bir tabağın içini pirinç yada diğer bakliyatla doldurunuz. Çocuğunuz kaşık ve kaplar vererek bakliyatı bunun içine doldurmasını isteyin. Bu aktivite el ve göz koordinasyonu üzerine yapılacak çok güzel bir egzersizdir.



"Yukarı, aşağı" oynayın. Onun size yukarı zıpla, aşağı atla demesini sağlayın. Sonra siz ona söyleyin. Düz dur ya da diz çök, yavaş yürü, hızlı koş gibi... Bu aktiviteler çocuğunuzun gelişen dil becerisine yardımcı olur. (internetten alıntıdır)


Biz de kutu kutu pense oynuyoruz Deniz ve Barış'la birlikte.
Geçit töreni yapmadım ama denenebilir.Eğlenceli olabilir. Ellerine birer bayrak verebilirim, marş marş diyerek bunları yürütebilirim. Hıımmm hoş olabilir.

Örtü altına saklanma ve ce ee oyununu çok sık oynuyoruz. 

Kanepelere, sandalyelere kendisi rahatlıkla inip çıkabiliyor. Merdivenlerden uzak tutuyorum. 

Define saklama oyunu oynamadık ama deneyeceğim ilk fırsatta.

Biz bunlardan farklı olarak iki oğlumla kovalamaca, saklambaç, top atmaca, balon atmaca oynuyoruz. 

Ayrıca, battaniyeleri toplarken, yere serdiğim battaniyenin üstüne yatıyor ikisi de, ben de sürükleyerek ikisini birden gezdiriyorum. Acayip hoşlarına gidiyor. 



Barış Çağan İçin Etkinlik Önerileri 2

Çocuğunuzu üst ve alt vücut gücünü kullanmaya özendirmek, ayrıca iletişim becerilerini güçlendirmek için aşağıdaki önerileri deneyin:

Basamaklardan güvenli iniş! Önce ayaklarını çevirip geriye dönmesine ve ayaklarıyla aşağıdaki basamağı yoklayıp bulmasına yardım ederek, bebeğinize merdivenden nasıl güvenli inileceğini öğretin. Bebeğinizin basamağa yaklaştığı her seferde, "geriye dön" ya da "önce ayaklar" gibi tutarlı yönlendirme sözlerini kullanın.


Çocuğunuza farklı türden kâğıtlar (ofis kâğıdı, mumlu kâğıt, alüminyum folyo vs.) verin ve bunları yırtmaya ya da buruşturmaya özendirin. Bu etkinlik ellerindeki küçük kasları geliştirmesine yardımcı olur ve yeni kavramlarla (örneğin, farklı kâğıtların farklı fiziksel özellikler taşıdığı olgusuyla) tanışmasını sağlar.

Farklı kâğıtların çıkardığı sesler üzerine konuşun. Görünüşe bakılırsa, en çok hangi sesler ve kâğıtlar hoşuna gidiyor? Bunu nasıl anlıyorsunuz?
İleri geri iletişimi özendirmek için aşağıdaki önerileri deneyin:
Çocuğunuzu belinden tutun ve ileri geri sallarken şu tekerlemeyi ezgiyle söyleyin: "Fış fış kayıkçı / Kayıkçının küreği / Hop hop eder yüreği / Akşama fincan böreği". Tekerlemenin "yüreği" kısmında çocuğunuzu havaya kaldırabilir ve burnunuzu boynuna sürtebilirsiniz. Bir müzik çalın ve çocuğunuzla dans edin. Ellerini tutun ve bir yandan diğer yana sallayın. Dizgini ona bırakın ve kendisini hareket aracılığıyla nasıl ifade ettiğini anlamaya çalışın

Haydi yapıştıralım oyunu. Bebeğinizi yüksek sandalyesine yerleştirin ve yapışkan tarafı dışarıda olan bir koli bandı ilmeğini eline verin. Bırakın, bandı parmaklarıyla, elleriyle ve kollarıyla yoklasın. Yapışkanlığa nasıl bir tepki veriyor? Size ne tür duygular iletiyor? Merak, eğlenme, düş kırıklığı ya da sinirlenme duygularından hangisini gösteriyor?

internetten alıntıdır.


Barış Çağan 1 yaşından beri koltuğa tek başına çıkıp inebiliyor. 1-1,5 aydır da sandalyeye çıkıp inebiliyor. Sanırım denge konusunda sandalyeyi daha zor buldu. bu nedenle biniş iniş konusunda 1 yaş civarında yol gösteriyordum ama şu anda buna gerek duymuyorum. Merdivenlerden tek başına inmesine izin vermiyorum. Hatadır değildir bilemem. Elimi bıraktırmıyorum, mümkünse asansöre biniyorum, değilse onu kucağıma alıyorum. Merdivenlerden çok düştüm ben, belki bu yüzden korkuyorum düşecek diye. Ama bakınız Deniz Baran'a, kendi kendine iniyor çıkıyor... Demek ki zamanı gelince ben de bu konuda esnek biri olabiliyormuşum.

Kağıtları buruşturup yırtmasına, ortalığa saçmasına her zaman izin veriyorum. Sorun, kitaplarda ortaya çıkıyor. Buna da engel olursam, sevineceğim.

Fışfış kayıkçı en sevdiği oyunlardan biri. göbek yağlarını yakmak için de birebir! Tavsiye ederim.

Barış Çağan'a yapıştırıcı içeren materyaller vermiyorum henüz. Zira her şeyi ağzına götürme dönemindeyiz hala ve yapıştırıcıları yemesini hiiç istemem. İnternetten bulduğum faaliyetlerden bazıları bunlardı, bizim uygulamamız da bunlar işte... Her annenin uygulama şekli başka başka. Benimkiler sadece kendimce öneriler...

Barış Çağan İçin Etkinlik Önerileri 1



Oyun önerileri hürriyet aile'den 1–2 yaş döneminde:
• Artik nesneler ile resimlerini eşleme çalışmaları yapabilirsiniz. Örneğin, top resmini gösterip, bir arada duran top, araba ve bebekten resimdekini getirmesini isteyebilirsiniz.
• Tek nesnenin tanıtıldığı kitaplardan adını söylediğiniz nesnenin ya da varlığın sayfasını bulmasını isteyebilirsiniz. Sayfayı bulduğunda bunun hakkında konuşabilirsiniz.
• Bebeğiniz artık ayakta durabildiği ve yürüyebildiği için beden hareketleri ile eşlik edebileceği şarkılar öğretebilirsiniz.
• Ona bezini getirmek, kağıdı çöpe atmak gibi basit görevler verebilirsiniz.



Ben henüz eşleme çalışmalarına geçmedim. Her çocuğun ilgi alanı farklı. Barış Çağan şu sıralar 15 aylık.

Barış'ım basit komutları anlayabiliyor, yerine getirebiliyor. Mesela kapıyı kapat, topu at, kaçma gel buraya (bu sırada gülerek kaçıyor) gibi...

Konuşulan hemen her şeyi anlayabiliyor. Ayakkabısını çıkarıp düşürmese bari demiştik, bize bakarak az önce bıraktığı ayakkabısını tekrar zorlamaya başlamış ve buuuu demişti!

Çeşit çeşit kitaplarımız var ve buradan türlü türlü nesne, hayvan vs. öğreniyoruz.

Kendi kendine mırıldanıyor ve dans ediyor. Özellikle uykudan önce mutlaka iki oğluma da türkü okuyoruz. Türkülerimizi sevsinler, kulak aşinalığı oluşsun istiyoruz.

Halkaları çubuğa dizme ve kutuları üst üste dizme faaliyetleri yapıyoruz.

Her gördüğünü bu bu bu diye soruyor. Her birine cevap veriyoruz. Cevap verirken anlayabileceği, dil hareketlerimizi kavrayabileceği şekilde tane tane konuşmaya özen gösteriyoruz.

Birkaç ay içinde eşlemelere de geçmeyi planlıyorum, Duruma bağlı!

Ayna Oyunu


Ayna Oyunu
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kazanım ve Göstergeleri
Motor Alan
Denge hareketleri yapar.
Tek ayak üzerinde durur.
Tek ayak üzerinde sıçrar.
Yer değiştirme hareketleri yapar.
Çift ayak sıçrayarak belirli mesafe ilerler.

Sosyal Duygusal Alan
Kendine güvenir.
Gerektiğinde liderliği üstlenir. 
Bir işi ya da görevi başarmak için kendini güdüler.
Yetişkin yönlendirmesi olmadan bir işe başlar.

Bilişsel Alan
Nesne/durum/olaya dikkatini verir.
Dikkat edilmesi gereken nesne/durum/olaya odaklanır.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Malzeme:
Ayna
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Uygulama:
Öğretmen “Ayna” oyununun kurallarını anlatır.
Bir çocuk ayna olur, bir başka çocuk da onun karşısına geçer. Ayna olan çocuk, diğer çocuğun yaptığı hareketlerin aynısını yapmaya çalışır. Şaşırırsa oyundan çıkartılır.
Ayna olan çocuk, yapacağı hareketler konusunda özgür bırakılmalıdır.
Bu oyun, birden fazla çocukla da oynanabilir. İlk deneme gerçek ayna önünde de yapılabilir.
Sonrasında yapılanlar özetlenerek etkinlik sonlandırılır.


Bizim Uygulamamız :

Ben bu uygulamayı, Deniz Baran için denge kurma, Barış Çağan için organlarımızın yerini ve ismini öğrenme amaçlı oynattım. Şöyle ki :

Deniz Baran ve Barış Çağan'ı yatak odamızda elbise dolabının boydan aynasının karşısına geçirdim. Saçma sapan hareketler yaparak ve tekrar etmelerini isteyerek oyuna dikkat çektim.

Sonrasında her iki ayağımı da teker teker kaldırdım, aynı anda ellerimi salladım, tekrar etti Deniz. Barış ise "aaaaaaa" diye kafasını salladı.

Sonra zıpladım, Deniz zıpladı, Barış olduğu yerde zıplamaya benzer bişeyler yaptı.

Eğildim, kalktım, yüzümü değiştirdim, çığlık attım, nanik yaptım. Deniz taklit etti, Barış kudurdu.

Sonra da tek tek ağız, burun, göz, yanak diye organlarımızı gösterdim. Barış da ilgiyle takip etti. Yanak diyince iki oğlumu da mıncırıp öptüm. Sonra da cumburlop yatağa yatırdım.

Çok basit, eğlenceli ve öğretici bir oyun oldu.

Mekan evimizin özel bir alanında geçtiği için foto çekmedim.

Kesinlikle tavsiye ederim, iki çocuğu aynı anda oynatmak için birebir bu oyun.



İçine Sığabilecek Misin?

Etkinliğimiz yine Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakımı El Kitabı'ndan. 

Çocuğunuzla İçine sığabilecek misin? oyunu oynayın. Birkaç tane büyük karton kutu bulun. Bir kısmı çocuğunuzun sığamayacağı kadar küçük, birkaçı da sığacağı kadar büyük olsun. Çocuğunuz kutuya girerken "Bakalım sığacak mısın?" diyerek alan farkındalık yeteneğinin gelişmesini sağlayabilirsiniz.

Barış'ım bir süredir odaya getirdiğim sepetin içine girip oturuyordu. Bu da bir oyundu kendisi için, farkındaydım. Ben de kitapta tavsiye edildiği gibi sepet sayısını ve çeşitliliğini artırdım. Deniz Baran da oyuna çok ilgi gösterdi ve işte ortaya çıkan kareler : 










Karışık Etkinlikler :Telefon, boyama, tuz boyama, kitap okuma...

Bu günlük aktivitelerimize Miniminiyiz'den gördüğüm üzere telefon oyunu ile başladık. Biz küçükken konserve kutularından yapardık kendimizce. Ben de merserize ip, iki adet şeffaf plastik bardak ve birer yüz çıkartması kullandım bunun için. Başta her şey iyiydi. Ama her zaman umduğumuz tepkileri alamayabiliyoruz. Çok sıkıcıymış bu da yaaaa dedi oğlum!

Fotoğraflarda eğleniyor gibi görünüyor oysa ki..





Aslında çok eğlenceli bir deney. Ben açıklamaya da çalıştım. Anneannesinde eski tip telefon var, onunla epey oynuyor her iki fındığım da... Bu aralar her şeyden sıkılır oldu Deniz. Bazen ooooofffffff diyorum cidden ooffff!

Günümüze boyama yaparak devam ettik. Deniz Baran önce pastel boyaları kullandı. Ama bu esnada küçüğüm de ağlamaya başladı pastel boya için. Ona da verdim birkaç tane, ana bir baktım yiyor! Yeme pis ee falan derken küçüğümü mama sandalyesinden indirdim. Halka ve kule oynayalım dedim. Biraz oynadı ama ille de abisine sataşıyor. Hadi tekrar aldım onu, bu sefer önüne Tarçın kitaplarından koydum. Gözünü abisinden ayırmıyor! 


Abisine sulu boya çıkardım, biraz sulu boya baskı yaptı. Sonra Çocuğumla Evdeyim Facebook sayfasından gördüğüm (pek çok başka yerde de yapıldığını görüyorum, bilinen ve sevilen bir etkinlik) tuz boyama etkinliğini yaptım. Bizim boyama defterimizdeki şekillerden kirazı seçtim, hatların üstüne çizgi halinde uhu sıktım, kurumadan üzerine tuz serptim. Sulu boya ile hatların üstünü boyadı, keyif aldı oğlum. Boyanın tuzda dağılışını izlemek hoş oluyor. 




Bir ara Deniz sıkıldım dedi. Barış mızıldanıyordu. Ben de bir süre uzaklaşmak istiyorum gelmeyin peşimden dedim. Ben önde, Deniz arkamda en arkada Barış koridorda iki üç tur kadar attık. Yahu dedim size oyun hazırlıyorum, bu ne böyle! Amacınız ne sizin?!

İmdaaaatttt diye bağırasım geldi! Neyse ki öğle uykusu denen bir şey var. Şükürler olsun!

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Bizim Evde Böyledir Ya Sizin Evde?

Sizin legolarınız ve sair tüm oyuncaklarınız nerede durur?
     * bizimkiler halının üstünde, çekyatların altında, bilumum tüm salona gelişigüzel yayılmış haldedir. (işte bunu sevmiyorum)

Sizin kitaplarınız ne işe yarar?
     * bizimkiler parça pinçik yapılmaya yarar. Kağıt koparma çalışması için özel olarak verile kağıtlar ise buruşturulup atılır. (bu durumu büyük oğlumda engelleyebildim, sıra küçük oğlumda)

Sizin kalemleriniz ne işe yarar?
     * bizimkiler dizden destek alınarak kırılır, halının üstüne yayılır. Boyama için verilen sayfalar bir üst maddedeki kağıtların akıbetine uğrar, en fazla üstlerine iki çizik atılır. (zamanla düzeleceğini umuyorum, kalem kırmanın önüne geçtim çok şükür)

Sizin çocuğunuzun yatağı ne işe yarar?
     * bizimki ıvır zıvır depolamaya yarar. Uyumak için anne babanın yanına gidilir. (birlikte sarmaş dolaş uyuyamayacağımız zamanlar da gelecek, kokusunu alarak uyumanın tadını çıkarıyorum)

Sizin evde yapılan bir temizliğin etkisi ne kadar sürer?
     * bizim evde en çok 10 dakika içinde ev savaş alanına dönüşür. (işte buna gıcık oluyorum)

Sizin evde haftada kaç makine çamaşır yıkanır?
     * bizim evde en az 7-8 makine çamaşır yıkanır. Sürekli çamaşır asılır, toplanır, katlanır, yerleştirilir. Eğer çamaşır katlarken yüksek bir yere koymazsanız katlananları, derhal bir ufaklık tarafından alınıp yerlere saçılabilir. Aynı çamaşır 3-4 kez katlanabilir. Bu nedenle çamaşırlar katlanır katlanmaz yerine yerleştirilinceye kadar masa üstünde depolanmalıdır! (antrenman oluyor bana işte)

Sizin oturduğunuz odayı toplamak ne kadar sürer?
     * bizim oturduğumuz odayı süpürmek bazen 2-3 saat sürebilir, bazen de imkansızdır. Birileri ya topladığım her şeyi arkamdan tek tek dağıtmaktadır, ya süpürgenin üstüne oturmaktadır, ya süpürgeyi sürekli açıp kapatmaktadır veya halıya yatıp süpürmeye engel olunur. Bunca eziyete rağmen süpürme - toparlama işlemi bitebilir de bitmeyebilir de... (bunun iyi yanı yok, çok canım sıkılıyor bu duruma)

Sizin bilgisayarlarınız ne işe yarar?
     * bizimkiler üzerine su boşaltıp eğlenmek içindir. (iki kere bilgisayar cozurdattı, eşim bilgisayar tamirini unutmuyor bu sayede fena mı)

Sizin cep telefonlarınız ne işe yarar?
     * bizimkiler kırılıp atılmak içindir. (bu sayede telefonlarımı yeniliyorum)

Sizin televizyonunuz ne işe yarar?
     * bizimki arada izlenir ama genelde üstüne tırmanmaya, büyüklerin sevdiği bir program varsa çat diye kapatılmaya yarar. (amaan televizyon zararlı, seyretmiyorum zaten ben)


Bazen imdaaaattt diye bağırasım gelir.

Bazen alıp başımı gidesim gelir.

Bazen bir rehavet çöker üstüme, amaaaaan boşver diyesim gelir.

Bazen yorgunluktan oturduğum yerde uyuyasım gelir.

Kaşlarımı çattığımda "anne eğil" diyerek beni öptüğünde hemen gülesim gelir.

Onlar güldüğünde, mutlu olduğunda sevinçten ağlayasım gelir.

Her zaman ama her zaman varlıkları ve sağlıkları için şükredesim gelir.




Kitaplarımız : Tarçın Kitapları

23 Nisan dolayısı ile büyük AVM'lerdeki indirimleri fırsat bilip bir sürü kitap almıştım, paylaşmaya fırsat olmamıştı. Bunlardan bir kısmı Tarçın serisi. Renkler, Taşıtlar, Yaşantımız, Sebzeler, Meyveler, Hayvanlar, Şekiller, Sayılar, Zıt Kavramlar kitaplarını almışım bir çırpıda. Besinler ve Oyuncakları görmemişim, görsem onları da alırdım.

Kitaplar kalın kartondan. yırtılmıyor kolay kolay. Evde halının üstünde, masada, koltuklarda, her yerde dolanıyorlar. Birini Deniz alıyor eline birini Barış. Çok sevdiler. Deniz kardeşine de öğretiyor zaman zaman kitapta yer alan kelimeleri. Barış büyük heyecanla bana getirip bu bu buuuuu diye soruyor her şeyi. Bıkmadan anlatıyorum, tek tek. Deniz'e de ingilizcesini söylüyorum ama iki dille yetişmediği için çok havada kalıyor tabii.  İsterdim çocuklarımı iki dille yetiştirebilmeyi amma ve lakin benim tek dilim var iken bu hayalim gerçekleşemedi. Neyse canıııımmm tek derdimiz bu olsun!

Kitapları çok sevdik, tavsiye ederiz.

Özellikle çocukların her an elinin altında olması için kolay yırtılmaması önemli.

Başka kitaplar da aldık ama onlar başka yazılaraaaaa.

7 Mayıs 2013 Salı

Bir Doktor Kontrolünün Ardından

Deniz Baran ve Barış Çağan'ı Karataş Hastanesi'ne götürdüm bugün. Deniz'imin ateşli ishali vardı, salgın varmış İzmir'de (çok şükür hastalığın sonlarına geldik ama tam geçmiş değil), Barış'ımın ise kendi hastalıklarımdan dolayı 1 yaş kontrolünü yaptıramamıştım, bu nedenle genel kontrolü vardı.

Ben nazara inanırım, o nedenle boy ve kilo bilgilerini burada paylaşmak istemiyorum. Şunu söyleyebilirim, her ikisi de gayet iyi Maşallah.

Her iki oğlumu da sabah yıkadım, ikisi de suyu acayip seviyorlar. Barış'ın banyodan çıkmamak için direnişi görülmeye değerdi.

Her ikisini de yedirirken kocam geldi. Hazırlanmamıza destek oldu kocam. Tam evden çıkıyorduk ki Deniz "kakam geldi" dedi. Tam da bunu istiyordum, zira hastane ortamında kakasını yapmaz kolay kolay benim kuzum. Evde temiz tek kullanımlık plastik bardak vardı ve plastik kaşık. Anlamışsınızdır... Kakadan bir örnek aldım ve aceleyle hastanenin yolunu tuttuk. Hastaneye vardık, doktor yok! Tahlil için giriş yapılması gerekiyor, süre geçiyor (yarım saatte laboratuvara ulaştırmak gerekiyor) hemen başka bir doktordan giriş rica ettim. Tahlil için verdik örneği ve doktorumuzu beklemeye başladık. Servise çıkmış o da, neyse sıramız gelince girdik doktorun yanına.

Deniz Baran'ın tahlil sonuçlarından biri de çıktı bu arada, doktorumuz Baskın Kocabaş hem boğazında gördüğü kızarıklık için hem sonlarına geldiğimiz ishali için 2 ayrı antibiyotik verdi. Antibiyotik çok gerekli mi başka türlü atlatamaz mıyız dedim ama gerekli evet deyince kabul ettim. Bu arada tabanlarında düşüklük var mı dedim, muayene etmedi ama ortopedik ayakkabı önerdi. Kulağında daha önce de kir birikmesi görmüştü doktorumuz, pamuklu çubuk kullanmayın demişti ki ben asla kullanmam. Bu sefer de kulak içinde kir birikmesi gördü . Bizi KBB doktoruna yönlendirdi. 3 gün, günde 3 kere ve her birinde 3'er damla olmak üzere gliserin damlatıp KBB uzmanına gideceğiz nasipse.

Doktorumuz Barış Çağan'ın 1 yaş kontrolü için kan tahlili ve idrar kültürü istedi. Çişini epeyce bekledik, nihayet pipisini içine koyup yapıştırdığımız o ilginç aparata saldı çişini oğluşum. Kan tahlili vermek oldukça ağlamaklı oldu. Canım sıkıldı ama onun iyiliği için yaptığımı düşündüm, sakinleşmeye çalıştım. Tahlil sonuçlarına göre genel durumunu değerlendirecek doktorumuz. 2 yaşına kadar düzenli kullanmak üzere Minadeks şurup ve kan damlası verdi doktorumuz. Minadeksi her gün 1,5 tatlı kaşığı, kan damlasını da aç karnına tek seferde günde 15 damla verdi. D vitaminini ayrıca vermeye gerek kalmayacakmış, Minadeksin içinde D vitamini varmış. Barış'ın da O bacak sorunu için ortopedik ayakkabı önerdi doktorumuz. Böylece bu hafta sonu her iki oğluşa da ortopedik ayakkabı almak farz oldu!

Ortopedik ayakkabının özelliklerinden kısaca bahsetti Dr.Baskın Bey. Mutlaka bileği kavramalı, bilek kısmı sert olmalı, ayak tabanında da kavisi destekleyecek çıkıntı olmalı dedi. Özel bir marka önermedi. Benim bildiğim kadarı ile ortopedik ayakkabılar çocuğun ayağına göre özel olarak yapılıyor ama doktor bundan bahsetmedi. Dr.Behçet Uz Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki Ortopedi Uzmanı da bahsetmemişti ortopedik ayakkabılardan! Hatta ortopedik ayakkabı kullan da dememişti ki özelliklerini anlatsın. Ya ben fazlaca ayrıntıcıyım ya bu doktorlar baştan savıyorlar. Kafamdaki tüm sorulara yanıt bulabilmek için özel hastaneye gitmek de yeterli gelmiyor, doktorların özel muayenehanesine gitmek gerekiyor sanırım.

Her iki oğlumun da boy ve kilosunu, Barış'ımın ayrıca baş çevresini ölçtü. Gayet iyi olduklarını, yazın bol bol denize girmelerini ve kumda yürümelerini söyledi. (özellikle hipoekoik solid nodül kontrollerinde boy ve kilo dengesine, yaşıtları ile bunun uyumuna bakıyor doktorlar. Her ne kadar Barış'ımdaki nodül küçülse ve çalışmayan bir yapıda olsa da anne - babaların boy - kilo durumunu takip etmeleri gerektiğini düşünüyorum, ben de bu konuda özellikle hassasım.)

Genel olarak çocuk doktorumuz Baskın Kocabaş'tan memnun olduğumu söylemeliyim ancak bugünkü yaklaşımından hoşnut olmadım. Alelacele muayene etti oğullarımı, kendi muayenehanesine mi yetişecekti başka bir işi mi vardı bilemiyorum. Mutlaka gereken muayeneyi yapmıştır ama öyle seri şekilde ilerledi ki her şey... Neyse işte. Dur bakalım dedim...

3 gün sonra hem Deniz'in gaita kültürü hem Barış'ın idrar kültürü sonuçları çıkacak.
Her şey iyi olacak İnşallah.







6 Mayıs 2013 Pazartesi

Hayali Gelinimle Çatışmalar


Anne İpek de sen de çok güzel çorba yapıyorsunuz dedi oğlum. İpek de kim mi? Oğlumun hayali karısı! Daha bu yaşta gelinimle yarışıyorum! Ben daha iyi değilim yalnız... Şu eşitlikçi yaklaşıma bakar mısınız...

İpek pembe elbise giyiyor, gözlük takıyor ve esmer! İsimsiz, Emre, Berk, Gizem isimli 4 çocukları var! Arada Mandalin de benim çocuğum diyor ama her zaman değil. İsimsiz çorbasını içmiyormuş, Deniz Baran ağzını sıktırıyormuş, İpek de çorbayı içiriyormuş! Bu ne hayal gücü Ya Rabbim! Bülent okuyon mu aşkım?

Bu arada ben yemek yedirirken ağız sıktırmam! Yanlış yapıyorsunuz dedim, İpek öyle yapıyor diye bana kızdı!

Ya karısını da koruyor bi de :)))) yanlış yaptığını da kabul etmiyor! İpek mi güzel ben mi diye sordum ikiniz de dedi!

Ne diyim…

Bu arada İpek'le yürüyüşe çıkıyorlarmış, çocukları da alıyorlarmış yanlarına. İpek'le sohbet ediyor musunuz diye sordum, çocuklardan fırsat bulunca dedi. Çocuklar izin vermiyor mu sohbet etmenize dedim. Vermiyor dedi. Neden ki dedim, çocuk işte dedi.. Bu muhabbet iyice eğlenceli hale geldi.

5 Mayıs 2013 Pazar

Uykusuz Bir Gece Daha

Deniz Baran hastalandı. Üşütmüş sanırım, ateşi var.
39,2'ydi ateşi, ılık su ile yıkadım, ateş düşürücü verdim. Şu anda 37,5'e düşürebildim. İnşallah bir daha yükselmez. Ateşten çok korkuyorum. Dün akşam parkta ve parktan dönerken arabasında üşüttüm oğlumu. Kendime çok kızgınım.Böyle durumlarda aklıma sürekli kötü şeyler geliyor. Rabbim tüm yavrularımızı korusun. Evlatla sınamasın. İnşallah tez zamanda iyileşir oğluşum. İnşallah tüm hasta bebeler de iyileşir biran önce.

Ben gecenin 02.35'inde oğlumun başında nöbette...

2 Mayıs 2013 Perşembe

Yemek Önerisi : Ev Yapımı Kolay Kumpir (Ev Yapımı Domates Sosu Eşliğinde)

Oğullarıma değişik ne yapsam diye düşündüm, geçen gün dışarıda gezerken kumpir görüp sormuştu aklıma geldi. Hemen kalkıştım işe.


Malzemeler : (2 kişilik)
1- 3 orta boy patates
2- 1 orta boy havuç
3- Bir avuç bezelye
4- 1/2 yemek kaşığı tereyağ
5- 1 avuç kaşar peyniri rendesi
6- 3 küçük sosis (sosisi çok ender veriyorum, verilmese de olur )
7- 1 kornişon turşu (turşuyu da çok ender veriyorum, koymasanız da olur)

Patatesleri soyup iri iri doğradım. Havuçları küp küp doğradım, bezelyeleri de ayıkladım bir avuç kadar ekledim, tüm malzemeleri düdüklü tencereye koydum. Düdüğünü indirdikten sonra 30 dakika kadar kısık ateşte pişirdim. Bu 30 dakika süre içinde 1 avuç kadar kaşar peyniri rendeledim ve yarım yemek kaşığı tereyağı ile birlikte bir kaba koydum, sosislerimi haşladım ve küp küp doğradım. Yine kornişon turşusunu da küp küp doğradım. Sosis ve kornişonları ayrı bir kaba koydum. Yarım saat sonra düdüklü tencerenin altını söndürdüm. Haşlanan patatesleri ayıklayıp kaşar ve tereyağının içine koydum. Çatalla güzelce ezdim karıştırdım. (İçine kornişon koyarsanız tuz eklemenize gerek yok bence.) Haşlanan havuç ve bezelyeleri de kornişon ve sosislerin içine karıştırdım. Patatesleri servisini yapacağım kaba aldım, üzerine hazırladığım sosisli garnitürü koydum biraz karışırdım. En üstüne de ketçap niyetine hazırladığım domates sosundan bir kaşık koydum. Deniz bayıldı, bir tabak yedi. Barış ise pek sevmedi çok az yedi. Onun yerine hazır harç kullanmadan hazırladığım köftelerden  ve kabaklı pişiden yedi. Kabaklı pişinin tarifi için buraya bir tık 

Domates Sosu :
1 adet soğan
1 adet çarliston biber
4 - 5 orta boy domates
1 yemek kaşığı zeytinyağı
Bir çimdik tuz, karabiber ve kekik

1 yemek kaşığı zeytinyağının içine ince ince doğradığım soğan ve biberi ekleyip güzelce kavurdum. Üstüne biraz su ekledim ki fazla yağa gerek olmadan soğan ve biberleri pişirebildim. Soğanlar kavrulunca üstüne rendelenmiş domatesleri ekledim, 5 -10 dakika kadar kaynattım. Sonra tüm malzemeleri rondoda çekip malzemelerin iyice ezilmesini sağladım. Tekrar tencereye alıp tuz, karabiber ve kekiği ekleyip tıkırdatıp ocaktan aldım. Çok lezzetli bir sos oldu. Ben bu sosu ızgara köftelerimin üstüne ve oğullarımın kumpirine kullandım. Afiyetle yedik. Tavsiye ederim.