Sayfalar

1 Haziran 2013 Cumartesi

Taksime Destek

Günlerdir büyüyen bir dalga halinde Taksim Gezi Parkı olayları sürüyor. İnsanlar önce "ağacıma dokunma" diyerek başkaldırıya geçti. Sonra da bu protesto hükümete karşı bir ayaklanmaya dönüştü. Bu başkaldırı aslında sadece bir ağaç meselesi değil, hükümetin son zamanlardaki gergin politikasına bir tepki. Nedir bu gerginliğin sebebi?

İlk önce kürtaj yasağı gündeme geldi. Sonra alkol yasağı. Açık alanlarda alkol alınması zaten yasaktı ama etkin bir şekilde yasak uygulanmıyordu. Şimdi bu yasağa gece saat 22:00'den sonra bakkal ve marketlerde alkol satışının yasaklanması eklenince "acaba şeriata doğru mu gidiyoruz" şeklinde bir düşünce oluştu kanımca. Bunun yanında PKK ile kapalı kapılar ardında pazarlığa oturulması ve bunun ardından devlet kurumlarından "TC" ibaresinin silinmesi, yeni anayasa çalışmaları, hükümetin üniter yapının şart olmadığı ve "eyalet sistemi"nin çok da kötü bir şey olmadığına ilişkin açıklamaları, bunun bir tezahürü olarak başkanlık sisteminin de -halkın bu fikre alışması için- tartışmaya açılması, Atatürk ve İsmet İnönü'yü ima yolu ile kastederek başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "iki ayyaş" şeklinde açıklamalar yapması, milli bayram kutlamalarında sınırlamalar getirilmesi, CHP'nin etkin bir muhalefet işini başarıyla ve hakkıyla gerçekleştirememesi, bir süredir sessiz ve gergin bekleyen insanların bir sebep olsa da alevlensem demelerine yol açtı.

İşte Taksim Gezi Parkında ağaçların kesilip topçu kışlası yapılması projesi tam bu dönemde beklenen kıvılcımı çaktı. Polis sert tepki gösterdi ayaklanmaya. Muhalif kesim arttırdı tepkisini. İstanbul'da başlayan olaylara diğer illerden destek geldi. Hala da gelmekte. Şu an İzmir'de kornalar, düdüklerle İstanbul'a destek sürmekte. Bu yazıyı yazarken, oğullarım yataklarında mışıl mışıl uyumakta, dışardan polis ve ambulans sirenlerinin, kornaların sesini duymaktayım.

Televizyonda ise bu gösteriler yokmuş gibi bir hava var. Pekçok kanalda normal yayın akışı devam ediyor. Gösteriler hakkında olumlu veya olumsuz yayın yapılmıyor. Neden?

Medya zaten satılmıştı. Hemen hepsinin ya batık bankalardan devlete borcu vardı ya da medya patronlarının başka başka işlerinden dolayı devletten aldıkları büyük ihaleler dolayısı ile "iyi" bir işbirliği vardı devletle. Devleti yönetenler de bundan mütevellit medyanın kendi aleyhlerine haber yapmasına izin verecek değillerdi. Ne de olsa bütün güç tek partinin elindeydi. Böylece medya tamamen hükümetin kontrolüne geçti. Halk teşhisi koydu, korkak medya dedi twitterdan.

Muhalefet hükümetin düşmesini istiyor. Hükümet mecliste de halkın arasında da çoğunluğun desteğini kaybetmiş değil. Hükümet yanlısı kesim sokaklara çıkmış değil. Öyle olsa büyük bir kaosa sürüklenebileceğimizi düşünüyorum.

Bu gösteriler sırasında neler oldu?
Göstericilerin üzerinden panzerler geçti.
İnsanlar öldü.
Kiminin kulağı koptu.
Polise vur emri geldiği söylendi.
Askerin halka destek olduğu ve polise karşı halkın yanında yer aldığı söylendi.(ben askerin içinde ciddi bir muhalif kesimin olduğunu düşünmüyorum, muhalif kesim de içerde çünkü. bu nedenle askerin polise karşı halkın yanında yer aldığına inanmıyorum. bu benim görüşüm. öyle olsa bu bir içsavaş sebebidir kanımca)
Söylentiler aldı başını gitti.
Polis sürekli biber gazı kullandı. Sis bombaları kullandı. Polisin sert tepkisine muhalif halk daha da kızgın ve duraksamaz bir şekilde karşılık verdi, vermeye devam ediyor.

Ben ne düşünüyorum, ne istiyorum?

Ben muhalefetin hükümet tarafından korku ve baskı rejimi ile sindirilmesini istemiyorum.
Sesini çıkaran aydın kesim "Ergenekon" nedeniyle içerde. Hükümetin muhalefete tahammülü yok. Çoğunluğun haklarına saygım sonsuz ama azınlığın da ezilip yok sayılmasını istemiyorum.
Bir zamanlar mazlum olanların şimdi intikam çığlıkları atarak ellerindeki gücü "ötekileri" ezmek için kullanmalarını istemiyorum.
Demokrasinin araç olarak kullanılıp totaliter rejimin hakim olmasına vesile olmasını istemiyorum. Demokrasi herkes için gerekli ve vazgeçilmez bir rejim olmalı, herkes bu rejimin bekası için mücadele etmeli diye düşünüyorum.
Muhalif harekete karşı sanki düşmanmış gibi acımasızca müdahale edilmesini istemiyorum.
Muhalif hareketin provakasyona gelip her yanı yağmalamasını istemiyorum.
Muhalefetin sağlıklı işlemesi için sindirilmemesi, korku imparatorluğundan vazgeçilip şeffaf ve hoşgörülü bir yönetim anlayışı benimsenmesini istiyorum.

Birkaç sene evvel Cumhuriyet mitingleri yapıldı. Milyonlar sokağa döküldü. Sonuç ne oldu? Hükümet daha da büyük bir oy çoğunluğu ile yerini sağlamlaştırdı. Kim ne derse desin, bir seçim sistemi var ve bu seçim sistemi ile belli sayıda milletvekili belli kesimdeki insanları temsil etmek üzere seçiliyorlar. Seçimle işbaşına gelen yönetimlerin darbe ile gönderilmesi bu ülkede hiçbir zaman halkın yararına olmadı, olmaz.

Bu nedenle ben

Birbirimize tahammül etmeyi öğrenmemiz gerekiyor
Birbirimize hoşgörülü olmayı başarmamız gerekiyor
Birbirimizi saygı göstermemiz şart diye düşünüyorum.

Herkesi sağduyulu ve hoşgörülü olmaya davet ediyorum.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder