Sayfalar

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Bu aralar ben...

Bu aralar aktivite yapmıyoruz.
Evde oyunlar oynamıyoruz.
Çocukları kendi hallerine bırakıyorum. Oyuncakları ile oynuyor ve çizgi film izliyorlar.
Arada balkona koyduğum havuzla oynuyorlardı, tatil sonrası özlesinler diye kurmadım.
Tatile çıkıp deniz - havuz - kum üçlüsü ile oynadılar
Bu hafta gene denize gideceğiz ve kumda oynayacaklar nasipse.

Kendimi yorgun hissediyorum, ev içi aktivite planlamıyorum.

Bu dönem de böyle geçsin. Hayat böyle.

30 Temmuz 2013 Salı

Denizanası Çarpması Hakkında

Kuşadası Kuştur Plajında denize girdiğimiz gün, canım tatlı kocam acıyla denizden çıktı. Dizi yol yol kabarmış ve kızarmış! Sanki kızgın yağ dökmüşsün gibi yanıyor dedi. Hep seni buluyor böyle şeyler dedim. Etraftaki insanlara ne iyi gelir diye sorduk, öğrendiklerimizi uyguladık!

1- Amonyak : Nerede bulunur? Çişte! Ha bire çişim geldiiii diyen oğluşun çişi beklenir beklenir beklenir. Nihayet beklenen gelir, uygulama başarıyla gerçekleştirilir. İşe yarıyor mu? Kocamın dediğine göre evet!

2- Cola : Çiş beklenirken yaranın üstüne cola dökülür, 10 dakika bekletilir, kredi kartı ile kazınır. İşe yarıyor mu, kocamın dediğine göre evet!

3- Yosun : Nerede bulunur? Deniz içindeki kayaların üstünde. Toplanan yosunlarla sokulan yer bir güzel ovulur. İşe yarıyor mu, evet! Yosunları toplarken denizanası beni de çarptı! Topladığım yosunlardan bir kısmını kendim için kullandım. Çiş ve colaya gerek kalmadı ama bacağımda yol yol sanki bıçakla çizilmiş gibi yanıklar yaralar oluştu. Taş gibi de sertleşti. Üzerinden günler geçti, hala ağrısı var. İnşallah iz kalmaz.

Eeeee hep seni mi buluyor dersen kocaya, denizanası gelir seni de bulur!

Bizim uyguladığımız ve başarılı sonuçlar aldığımız yöntemler bunlardı. Bilmekte fayda var.

Çocuklu Ailelere Tatil İpuçları

Çocuklarınız küçükse kesinlikle erken rezervasyondan her şey dahil sistemli bir oteli tercih edin. Tercihinizi yaparken bağımsız şikayet sitelerindeki yorumları okumayı ihmal etmeyin! Büyük ve güvenilir tatil sitelerini tercih edin. Olası aksilikler nedeniyle tatilinizi iptal etmek zoruda kalırsanız paranız yanmasın diye sigorta yaptırabilirsiniz, aklınızda olsun!

Küçük çocuklu aileler için apartlar astarı yüzünden pahalıya geliyor. Çocuklar için ayrı yatak parası alan, klima kullanımı için ücret isteyen yerlerin sayısı az değil! Otellerde ise genelde 0-6 yaş iki çocuk ücretsiz, hatta pek çoğunda 12 yaşa kadar ücretsiz oluyor. İyi bir planlama yapılmalı kesinlikle!

Yanınıza mutlaka mandal, mümkünse çamaşır ipi alın. Ne de olsa çocuklar sürekli bir şeyler kirletiyor ve herkesin plaj havlusu da oldukça yer tutuyor. Çamaşır asmak ve kurutmak ciddi sıkıntı yaratabilir.

Bulunduğunuz mekanda sivri sinekler canınızı oldukça sıkabilir, çocuklarınız ve sizin için bu durum oldukça sorun yaratabilir. Ne tarz (ister doğal ister elektrikli bir kovucu) olursa olsun mutlaka sivrisinek kovuculardan faydalanın. Tatiliniz kabusa dönmesin!

Çocuklarınız bizimki gibi küçükse, bütün gün yorulan afacanlar gece erken yatmak isteyeceklerdir. Siz de odanızda daha fazla vakit geçirmek durumunda kalacaksınız. Bu nedenle balkonlu odaları tercih edin.

Odada eşinizle bir kahve içmek ister misiniz bilmem ama ben bayılırım! Yanıma aldığım seyahat tipi 500 ml'lik su ısıtıcısı çok işime yaradı. Geçtiğimiz senelerde mama yapmak için kullanıyordum bu ısıtıcıyı. Kesinlikle hayat kurtarıcı!

Yanınıza kapaklı bir saklama kabı almalısınız. Ben buzdolabı poşeti almıştım, o da çok iş gördü. Kahvaltıda veya öğle yemeğinde karnını doyurmayan minikleriniz için aperatif yiyecekleri koyarsınız içine, denize gittiğinizde acıkan yavrulara ne yedireceğim diye düşünmenize gerek kalmaz! Bütün turistler bu yöntemi uyguluyordu bizim kaldığımız otelde! Ben de yaptım!

Çocukları güneşten korumak için şemsiye alabilirseniz iyi olur! Özellikle deniz kenarında kumlarla oynarken çok iş görür. Ben şemsiyeleri unutmuşum evde. Neyse ki büyük sıkıntılar yaşamadık!

Çocukların ateşlenme ihtimalini göz önünde bulundurun. Termometre, ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlar, kendiniz için gerekli ilaç tayfasını almayı unutmayın. Tatiliniz sıkıtılı geçmesin. Ben yanıma zencefilli bal bile aldım. Kullanmama gerek kalmadı ama tatil dönüşü Deniz Baran boğazımda ateşli kurbağa var dediği için hemen çin çayı yapıp içirdim, çok iyi geldi!

Yanınıza birkaç kitap alabilirsiniz. Ben Barış Çağan için almıştım, odamızda biz hazırlanırken o da kitaplarla ve oyuncaklarla çok güzel eğledi. Tavsiye ederim!

Ayrıca geçen sene yaptığım tatil listesine de bir göz atabilirsiniz.

İyi tatiller!




Bir Tatilin Ardından

Kışın yaşadığım sağlık sorunlarından, sıkıntılardan arınmam, kendime gelmem, çocukların eğlenip deniz havası almaları için kocam Gezi Sitesi'ndeki erken rezervasyon imkanlarını değerlendirerek Marbel Hotel den 5 gece 6 günlük bir tatil satın almış. Kuşadası Kadınlar Denizi'ne yakın konumdaki otelimizden çok memnun kaldık. Değerlendirmelerim aşağıda :

Kuşadası Marbel Hotel :
Yemekleri kesinlikle çok güzeldi. Her şey dahil sistemi ile konakladık. Meyve suları konusunda (toz içeceklerden yapılıyor) çok olumlu düşüncelerim olmasa da buna kafayı takmadım :)

Akşam yemeklerinde tavuk, balık, et seçeneklerinden en az ikisi mutlaka oluyordu. Ben tam bir balıkçıyım, birkaç akşam balık yedim ve çok beğendim.

Öğle yemeğinden sonra yapılan gözleme servisi çok işimize yaradı, gözlemeleri yanıma alıp doğruca denize gittik. Böylece dışarıda ayrıca yemek düşünmedik. Malum denize gir çık çocuklar acıkıyor! Kuşadasının birkaç plajını gezdik, ayrıntıları kocam gezi bölümünde yazacak.

İzmir'e yakın olması sebebiyle Kuşadası'nı tercih etmiş kocam. İyi de yapmış, yolculuğumuzu çocukların öğle uykusuna denk getirdik, acayip rahat ettik.

Kuşadası hem İzmir'e yakın hem İzmir'den daha ekonomik, hem de gezmek için alternatifi oldukça fazla. Tavsiye ederim.

Otelin bize verdiği oda oldukça dardı. İki tekli yatağı birleştirip bir çift kişilik yaptılar ki biz bundan pek hoşlanmadık ama kafayı da buna takmadık. Barış için bebek yatağı verdiler (park yataktı, hoşuma gitti), Deniz için tekli süryat koltuğu açıp yatak yaptılar. Deniz "sizin yatağınız neden yumuşak yumuşak da benimki taş gibi sert" dedi eliyle betimleyerek! Bu durum beni üzdü, bu sözü söyledikten sonraki gece onu yanıma aldım!

Odamızda buzdolabımız vardı, dışarıdan içecek alıp burada tuttuk, ihtiyaç oldukça kullandık. Sorun yaşamadık.

Temizlik her gün yapılıyordu, biz günaşırı istedik, her gün çöplerimiz toplandı.

Odalarda yerler halı kaplıydı, halı yeni olsa da ben hijyenik bulmadığım için rahatsız oldum. Silinebilir bir zemin döşemesi olmasını tercih ederdim! Çocukların yerlerde oyun oynadıklarını düşününce sıkıntılı bir durum olarak değerlendirilebilir.

Her odanın vardır muhakkak, bizimkinde de bir balkon vardı. Küçüktü ama işimizi gördü. Bizim oldukça fazla havlumuz olduğu için sırayla kuruta kuruta astım.

Odalarda sıcak su, uydu yayını yapan tv, saç kurutma makinesi, split klima var doğal olarak. Kasa da ücretsiz! İnternette yaptığım araştırmalarda apart otellerde klimaların dahi ücretli olduğunu okuyunca her şey dahil otel sisteminde tatil yapmanın bizim gibi küçük çocuklu aileler için çok çok daha ucuza geldiğini belirtmek isterim.

Otelin açık yüzme havuzunun derinliği 140 cm civarında.Yüzme bilmeyenler için boyu aşmaması oldukça iyi!  Çocuk havuzu da 50 cm derinliğinde. Havuz temiz görünüyordu. Yeterli şezlong ve şemsiye havuz başında vardı. Sabahtan yer ayırmamamıza rağmen hiç güneşte kalmadık.

Tatil Değerlendirmem :

Sabah 9 civarı kalkıp doğru kahvaltıya gittik. Benim kuduruklar yeterli yemeyip bir saat sonra acıkacakları için onlara açma aldım, yanımda götürdüğüm buzdolabı poşetlerine koydum. Çok işe yaradı.

Kahvaltıdan sonra oğluşlara mayolarını giydirdim, açıkta kalan yerlerine güneş kremi sürdüm ve saldım havuza! Havuz başında oynamak için top, plastik oyuncaklar da almıştım yanıma, iyi ki de almışım! Çok işe yaradı!

Deniz kolluklarla yüzebiliyor, Barış ise ona aldığımız gölgelikli simidi istemedi. Çok korktu. O nedenle hep kucağımızda kaldı. Bu dönemde böyle şeyler olur, seneye o da daha çok tadına varır tatilin!

Öğle yemeğine kadar oğluşlar havuzda eğlendi. Ben de onların başında kaldım. Kocam bu saatlerde odamıza çekildi ve çalıştı. Öğle yemeğini hep beraber yedikten sonra yanımıza gözleme alıp otelden ayrıldık. Su, kola ve meyvesularını marketlerden, büfelerden alarak ilk gün hariç her gün plaj plaj gezdik! Ben denizsiz yapamam. Bütün gün havuz başında oturamam! Başka oteller ikindi vaktinde gözleme dağıtıyor ama genelde biz o saatlerde denizde olduğumuz için bu imkandan yararlanamıyorduk. Marbel'de gözleme servisi yemekten hemen sonra başladığı için çok iyi oldu!

Denizden dönüşümüz genelde 7 civarı oldu. Hemen çamaşır asma, yıkanma ve giyinme fasıllarından sonra doğruca yemeğe indik. Çeşitler ve lezzetleri oldukça yerindeydi. 4 yıldızlı olmasına rağmen 5 yıldızlı otelden farkı yoktu! Çalışanlar da oldukça seviyeli ve kibardı. Bir sıkıntı yaşamadık.

Son günümüz cumartesiydi. Sabah kahvaltımızı yaptık, öğle yemeğimizi yedik, gözlememizi aldık ve yola çıktık. Yolda benzin aldık ve arabamızın vitesindeki küçük bir sorun nedeniyle bir saat kadar benzincide oyalandık. Tamirci çağırdık. Adam oturdu, kontağı çevirdi ve araba çalıştı! Neyse ki büyük bir sıkıntı yaşamadık! Yola devam edip Ürkmez'e vardık.

Plaj plaj gezdik Ürkmez'de. Doğanbey, Ürkmez Halk plajı... Ama hoşumuza gitmedi. Ürkmez Halk Plajına giriş, şezlong ve şemsiye ücretsiz! Plaj küçük çakıl. Deniz ve Barış kumla oynamayı sevdikleri için bu durum pek hoşumuza gitmedi. Denizin içi 5 metre kadar çakıl, sonrasında kum. Deniz çok temiz, mavi bayraklı ama ciddi soğuk! Deniz Baran benim ricamı kırmayarak girdi denize ama üşüdü bayağı. Barış ise girmedi! Bir ara plajda Barış'ın ayakları yandı sıcaktan, Deniz de kardeşinin ayaklarına su döküp serinletti onu.

Plajdan verim alamayınca daha fazla oyalanmadık orada, gezmeye devam ettik. Aslında bizim aradığımız yıllar önce geldiğimiz bir mevki idi ama neresi olduğunu hiç hatırlamıyorduk. Deniz ılık ve sığ, plaj ve denizin için kum olan Ürkmez'de bir mevki! Gittiğimiz her plajda sıvayıp eteklerimi, daldım sulara. Çoğunlukla soğuk, taşlı alanlar. I ıh! burası kesinlikle değil! Birkaç farklı yerde farklı kadınlarla konuştum. En son birisi tarif ettiğim yerin İpekkum denilen yer olduğunu söyledi. Allah ondan razı olsun. Hemen bastık gittik.

İpekkuma gelince doğruca plajına indim, baktım evet! Kesinlikle burası! Plaja giriş ücretsiz. Yazlıkların bol olduğu bir bölge. Kalınabilecek pansiyon bakalım dedik, ara sıra çocukları buraya getiririz dedik. Onu da başka yazımda anlatayım ama bir yer bulduk! Çooooooooookkkk uygun fiyata, alternatif ucuz tatil arayanlar için çeşitli apartlar var İpekkum mevkiinde. Onun için gezin, görün, tercihinizi ona göre yapın derim.

Gece eve 22:30 sıralarında geldik. Çocuklar uyuyordu, uykuları bölünmesin diye yıkamadan tuzlu tuzlu yatırdım. Tuz iyidir iyi, kokmaz işte tenleri miiissss!!!

Fotoğraf fazla çekilmedik nedense. Birkaç foto var ama onu da daha sonra ekleyeceğim nasipse.

Önümüzdeki hafta sonu Ürkmez İpekkum'da bulduğumuz bir apartta kalacağız kısmetse. Yaz sezonu bitene kadar her haftasonu gitmeyi planlıyoruz bir aksilik çıkmazsa.
 





21 Temmuz 2013 Pazar

Annesiz geçen geceler ve uykuuuuuuuuuuu

Dün gece Vildan, annesinin yanında yine refaketçi olarak kaldı. Çocuklar için annesiz geçen bu gecelerin katlanılması en zor yanı da uyku sorunu. Gece saat 00:30'a kadar uyutmakta zorluk çektiğim Deniz'im Baran'ım, saat 01:30 ve 03:00'de koşarak yanıma geldi ve çalışma odasına geçip işleri toparlamaya çalışan bana "Ben çok korkuyorum, yatağımda gıcırtılar var, hayaletler yapıyo olabilir. Yanımda yatmanı istiyorum"dedi ve benim tüm çalışma hayalimi bitirmiş oldu. Sabaha kadar devam eden bu arbede beni hem çalışmaktan hem de uykudan etti..

18 Temmuz 2013 Perşembe

Sanatsal Çalışmalar

18.07.2013

Önce şeker hastalarının ameliyatı yapıldı, sıra anca anneme geldi ve annem bugün dizinden ameliyat oldu. Bu gece ve bundan sonraki birkaç gece annemin yanında olacağım nasipse.

Dün gece kocam Barış'ın yanında yattı, daha doğrusu yatamadı, zira Barış kocamı yatırmamış, sabaha kadar sallamış ayağında.

Bugün Deniz TV seyretmek istemedi. Sabahtan birkaç yapboz aldılar iki kardeş, getirdiler salonun ortasına,birlikte yaptık. İtiraf ediyorum, son bir aydır şu havuz oyunları beni çok rahatlatmıştı. Her gün havuza saldım oğlanları, verdim oyuncakları yanlarına, bir güzel eğlendiler. Ben de çok yorulmadım! Havuz bilmem kaç kere (6-7 farklı yerden) delindi. En son dün delinince, havuzu boşalttım ve tatilden dönene kadar doldurmamaya karar verdim. Neyse işte havuz varken çocuklar uykudan önce havuzda oynuyor, sonrasında yıkanıp cup yatağa gidiyorlardı. Ben de dinleniyordum bu süre zarfında ya da yemek, çamaşır  falan işte... Havuz gidince yapbozlara saldırdılar. Yeni bir sürü oyun öğreniyorum netten ama Barış henüz 1,5 yaşında ve abisinin elinde ne varsa ona saldırıyor, onun önüne koyduklarımla ilgilenmiyor! Sürekli ağlamalar eşliğinde sinir katsayım da artıyor. Faaliyet yapacağız derken ortalık deli evine dönüyor!

Barış abisinden kalan ahşap yapbozlara (özellikle taşıtlar yapbozuna) bayıldı! Epeyce oynadı. Tek tek tüm taşıtları geldi bana sordu, defalarca sordu, ben de yanıtladım. Hazır faaliyetlere girişmişken ben de Deniz Baran'a "bugün öğle uykusuna yatma, kardeşin uyusun, biz faaliyet yapalım" dedim.Deniz keyfinden dört köşe oldu.

Buraya kadar her şey iyi güzel... Sonra Deniz bilerek ve isteyerek üzerine basmak suretiyle tokamı kırdı, bir de üstüne o kadar hayır annecim yapma etme dememe rağmen yıkanmamış üzüm kaçırıp (ki onlara yıkanmışlardan çekirdeklerini ayıklayıp yediriyordum!) babasının ağzına soktu! Ben de hadi uykuya dedim. annecim lütfen kabuul eeetttt! dedi, özür diledi.

Benim içimden şunlar geçti : Deniz uyursa ben de biraz yatıp dinlenebilirim! Böylece bu gece için enerji toplarım. Deniz uyumazsa bu gece erken yatar ve kocam da rahat bir uyku çeker. Hem Deniz faaliyet ypmayı gerçekten çok istiyordu!

İşte bu kısa vicdan muhasebesinin ardından yatma, kabul ediyorum özrünü dedim.

Barış uyudu, biz de başka odaya geçip sırayla:
Suluboya, makasla kesme,
Pastel boya,
Hamur çalışmaları yaptık. Deniz şu anda Meraklı Minik dergisinin evvelce verdiği karton çocukların pijamalarına çıkartma yapıştırıyor. Biraz da kendine yapıştırıyor tabii.

Hepsini Deniz istedi, ben de tamam dedim. Planı da Deniz yaptı! Önce şunu yapalım, şimdi bunu boyayalım falan...


Bazen zor oluyor her şeyi planlamak.

Her şeye yetişmek zor oluyor.

Ben de yetişmiyorum! Ne yapayım? Süper anne değilim, olduğum kadarım...

16 Temmuz 2013 Salı

Tatil Hazırlıkları : UV Filtreli Çocuk Mayosu Nereden Alınır?!

Pekçok yerde gördüm okudum, güneş kremini fazla fazla kullanmamalıymış, onun yerine UV filtreli mayo - şapka alınmalıymış, güneş krem kullanacaksak vücut tarafından emilen ürünlerden değil de mineralli olarak tabir edilen şu bembeyaz sıvanan kremler tercih edilmeliymiş.

Tamam anladım daaa, internetten bakıyorum uv filtreli mayolara, ateş pahası! Bir de denemeden almak riskli geliyor bana. Kipa'ya gittik, bu sene uv filtreli mayo getirmemişler, geçen seneden ürün de kalmamış!

Bir süre araştırdıktan sonra, Decathlon'dan 32'şer lira'ya şu mayolardan aldım : 


Hem 2 hem 4 yaş için vardı, tam oğluşlarıma göre... Yalnız çalışanların pek bir şeyden haberleri yok, kaç kişiye sordum, bilmiyoruz cevabını aldım. Bu mayolar yüzme bölümünde değil, çocuklar için açılan ayrı bir reyonda yer alıyor, birileri almış, sepetlerden birine bırakmış, onun etiketini bir çalışana baktırdım, reyonunu öğrendim! Çok azmettim yani!





Denizde yüzerken, çocukların kulakları da örten şapkalara ihtiyaçları oluyor. Ben de şu şapkadan iki oğluma da birer tane aldım :(tanesi 12 lira)

Sahilde oynarken giyebilecekleri safari şapkaları var zaten.

Havluları da var.

Bir de geçen seneden kalma mayosu var Deniz'in, Barış'ın da bir sürü mayo bezi olacak. Hani üstler yaş kalmasın diye değiştirmek gerekli ya.. Ayrıca mayo almadım bu iş için.

Bir blogda ev yapımı güneş kremi tarifi okudum ama İzmir'de o malzemeleri temin etmemin mümkün olmayacağını düşünüyorum. Bir de güvenilir bir markadan parabensiz mineralli bir ürün kullanabilirim diye düşünüyorum.

Şimdilik böyle.

Bir Yaz Günü

16.07.2013 Salı

Annem dün hastaneye yattı. Dizinden ameliyat olacak. Yarın gece ve sonraki birkaç gece daha yanında kalacağım kısmetse. Gündüzleri ablam kalacak. Hastaneden çıkana kadar anneme biz kızları destek olacağız. İnsanların kız evlat istemesinin en önemli sebebi budur işte; hastalandığımda bana baksın, yaşlılığımda yanımda olsun diye bir düşünce hakim. Ben de bir kız evlat olarak seve seve üzerime düşen sorumluluğu yerine getiririm. Hayat böyle bir şey. Gençken çocuk sahibi olur, ona bakarsın; yaşlanınca çocuğun sana bakar. Rabbim kimseyi elden ayaktan düşürmesin, kimseye muhtaç etmesin ama zor durumda kaldığın zaman yalnız olmadığını bilmek de güzel.

Dün akşam ailecek dışarı çıktık. Arkadaşlarla Güzelyalı Parkında buluştuk. Deniz Baran, Barış Çağan ve Toprak çok güzel oynadılar. Biz de arkadaşlarımızla sohbet ettik. Güzel bir akşamdı. Bu akşam daha erken çıkıp yürüyüş yaptıktan sonra buluşmak niyetindeyiz, bakalım.

Dün akşamki park eğlencemizden sonra eve oldukça geç döndük. Sabah kocam erkenden Nazilli'ye duruşmaya gitti, beni 9 civarı telefonla arayarak uyandırdı. Sabahları güne erken başlamakta zorlanıyorum. Zira gece oldukça geç yatıyorum. Neyse uzatmayım, bir iş vardı, onu hallettim, Deniz de Barış da uyandı, onlarla ilgilendim. Evde çocukların kahvaltıda yiyebileceği gevrek tarzı bir şeyler yoktu. İnternetten akıtma tarifi buldum. Küçücük bir tavam vardı, oğluşlarıma hazırladım.

Akıtma Tarifinde 3 su bardağı un, 3 su bardağı süt, 2 yumurta ve 1 paket instant maya birer fiske tuz ve şeker ile hazırlanacağı yazıyordu ama ben 1 su bardağı un 1 su bardağı süt, 1 tatlı kaşığı instant maya, 1 yumurta birer fiske tuz ve şeker ile hazırladım, yarım saat kadar mayalanmasını bekledim, tereyağlı tavada altını üstünü çevirerek pişirdim, fazla fazla yetti arttı bile. Oğullarım çok sevdiler, sofrayı bekleyemediler ve daha pişirirken yemeye başladılar bile.

Deniz Baran'ın bağırsak enfeksiyonu ilacı kullanma süresi bitti ama bugün baktım, kakasında gene sümüksü bir şey var! Tatil dönüşü DEÜ'ye götürmeye karar verdim! Birkaç gün daha ilaca devam edelim dedim ama cidden canım sıkıldı!

Öğle vakti yaklaşıyordu. Benim afacanlar bilmem kaçıncı kez havuzu delmişler. Kıyamadım, hemen tamir ettim. Tamir için havuzun yanında verdikleri yapışkanlı parça bitmek üzere, umarım bir daha delmezler. Ya da ben ummak yerine şöyle yapayım bir dahakine, naylon masa örtüsü almıştım havuzun üstünü kapatmak için, onu dibe sereyim, böylece delinmesi biraz zorlaşır belki hee, aman iyi düşündüm ben bu işi.  Neyse havuzu doldurdum, sıcak su ekledikten sonra oğluşlarıma mayo ve mayo bezi giydirdirdim. Saldım eğlenceye, kendim de hazırlandım, kocamı bekledim. O gelir gelmez ben de duruşmaya gittim, bekletme vermiştik, beklemişler sağolsunlar.

Duruşmadan çıkar çıkmaz eve koştum.

Kocam hazırlanırken ben bu akşam yiyeceğimiz tavuğu fırına sürdüm. O cezaevine gitti, ben mutfak işlerine devam ettim.

Tavuk Tarifim Şöyle : Göz kararı zeytinyağı, yarım çay bardağı sirke, karabiber, tuz, kekik karıştırılır. Tavuklar bu sosa bulanır, tepsiye yağlı kağıt serilir ve fırın konumunda 180 derecede pişirilir. Çok basit ama lezzetlidir.

Tavuklar pişerken yine bu akşam için oğluşlarıma tereyağlı şehriyeli pirinç pilavı ve yarın için kıymalı semizotu yaptım. Pilavım ve tavuğum pişti, semizler kısık ateşte halen pişmekte. Saatlerimiz 17:18'i göstermekte...

Kocam çok güzel bir radyo almış bana, mutfakta iş yapmak acayip keyifli hale geldi. Çoook mutluyum radyom olduğu için. Deniz ve Barış radyomun peşindeler, nasıl ele geçiririm, nasıl kırarım dökerim diye plan yapmaktalar (o ne baba, bakayım anne, hep anneme hediye alıyorsun ama baba!?) ama neredeyse 1 hafta oldu ve radyom hala sağlam çok şükür.

İşte bir yaz günü böyle geçiyor. Oğullarım azıcık daha uyusunlar da dinleneyim diye dua ediyorum ama kıpraşıyorlar... Fırtına öncesi sessizlik misali!

13 Temmuz 2013 Cumartesi

SİNEMA KÖŞESİ : YERDEKİ YILDIZLAR


Tam 20 yıl olmuştur Hint filmlerini izlemeyeli. Ama 20 yıl sonunda öyle bir film izledik ki üzerinden 12 saat geçti ve halen etkisindeyiz. Anlayacağınız Hint sinemasının bizdeki geri dönüşü muhteşem oldu. Hikayesi, oyunculuğu, kurgusu ama en önemlisi de Türkiye'ye inanılmaz derecede benzeyen Hindistan eğitim politikasına eleştirel yaklaşımı.... karşınızda kesinlikle (kült olmanın da ötesinde) bir başyapıt var. Zaten Dünya'nın en önde gelen film eleştirmenlerinin çoğuna göre de"ölmeden önce izlenmesi gereken ilk 50 film" arasında gösteriliyor "Yerdeki Yıldızlar".

Film özetle 8 yaşındaki küçücük bir çocuğun eğitim sisteminde yarış atı olarak yetiştirilmek uğruna harcanmasını, yok edilişini anlatıyor. 3 saatlik film su gibi akıp gidiyor Her anne- babanın (onu da geçtim her insan evladının) izlemesi gereken bir film. ÇOCUKLARIMIZ HER ŞEYDEN ÖNCE BİR İNSAN VE EĞİTİMLERİ UĞRUNA BU BASİT GERÇEĞİ UMARIM HİÇ BİR ZAMAN UNUTMAYIZ.
Notum : 10/9 (Bir puanı kırmamın sebebi tamamen kültür farklılığına dayanıyor, sahneler ve replikler muhteşem olmasına karşın filmin vurucu sahnelerdeki duygusal müzikleri çok da bizim alışık olduğumuz tarzda değil; ancak bu filmin güzelliğinden bir şey kaybettirmiyor)

BÜLENT

GEZİ-YAŞAM : HOMEROS VADİSİ (BORNOVA/İZMİR)

Bir otomobiliniz yoksa İzmir'in merkezinde piknik yapmak çok zordur. Aklıma ilk gelen yer Buca Hasan ağa bahçesidir. Bir de bakımsızlık ve ihmallerin katlettiği Balçova-Teleferik var tabi ki. Bir zamanlar tüm Türkiye'nin gıpta ettiği teleferik, 2013 yılı Temmuz ayında "güzel bir hatıra" olmaktan öteye gidemiyor ne yazık ki.

Neyse konumuza geri dönelim, İzmir'in yakınlarında Bornova ilçesi sınırları içerisinde kalan bu mesire alanı daha ilk bakışta insanı etkileyen bir güzelliğe sahip. Ama birçok aksilik üst üste geldiğinde  piknik yapacağınız yerdeki doğanın güzelliği tabi ki günü kurtarmaya yetmiyor açıkçası. Öncelikle şunu belirteyim, çok ciddi sayılabilecek bir park sorunuyla karşı karşıyasınız. Ayrıca araç yolu son derece dar olup Vadinin içerisinde park ararken karşıdan bir araç gelmemesi için dua ediyorsunuz. İşin ilginci bahsettiğim yol yapay bir yol olup, hangi akıl ve mantıkla bu kadar dar yapıldığını da çözebilmiş değilim açıkçası. İzmir gibi gerçekten Güneş altında bırakın uzun zamanı, 10 dakika bile duramayacağınız bir memlekette piknik alanındaki masaların çardaklı yapılmamış olması da çok büyük bir hata. Bu durum, belediyenin "dostlar alışverişte görsün" mantığıyla hareket ettiğini düşündürüyor insana. Çünkü piknik (ve ilgilenen arkadaşlar için paintball) dışında hiç bir özelliği bulunmayan bu yerde piknik masalarının sayısının azlığı da aynı düşünceye sevk ediyor insanı. Tüm bunların yanında ışıklandırma son derece yetersiz. İnsanlar akşamü üstü piknik yapmaya geldiğinde resmen zamanla yarışmak zorunda. Zira özellikle aşağıda bulunan küçük göletin etrafında piknik yaparken arabanızın farından yararlanamayacak durumdaysanız, işiniz Allaha kalmış. O kadar karanlık oluyor ki toplanırken eşya unutmamayı umarak hareket ediyorsunuz. İlk başta da dediğim gibi girişte doğa güzelliğiyle sizi etkilerken, sonradan pişman oluyorsunuz geldiğinize. İçerisinde Homeros'un kaldığı söylenen küçük bir mağaranın da bulunduğu yerde küçük bir gölet (ki bu göletin etrafında oturma yeri bulunmadığı için tamamen atıl duruyor kanaatimce), su kanalının bulunduğu yer için puanım maalesef:  10/5

BÜLENT






12 Temmuz 2013 Cuma

Sır

Bir derdim var, ama söyleyemem.
Bir sızı....
Bir keşke...
Sustum............

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Yaz Günleri

Yaz geldi geliyor derken (genelde haziran ayları serin geçiyor artık. mevsimler değişti) bir geldi pir geldi. Temmuzla birlikte sıcaklar bastırdı. Sıcaklara rağmen önce benim boğaz ağrım, sonra Deniz Baran'ın bağırsak enfeksiyonu derken bir hastalık döneminden geçtik / geçmekteyiz. Allah beterinden korusun.

Haziran ayı içinde 10 günümüz Ankara'da geçti. Kayınpederim kış boyunca gördüğü kemoterapilerden  başarılı sonuçlar alamayınca ilik nakli olmak üzere hastaneye yattı. Biz de kayınvalideme destek olmak üzere Ankara'ya gittik böylece. Çok şükür ki kayınpederime yapılan ilik nakli başarılı olmuş, şimdi 90 günlük nekahat döneminde. Ziyaretçi yasağı var.

Bu hassas bir konu, bu nedenle daha fazla bahsetmek istemiyorum.

Temmuz ayımız nasıl geçiyor ona gelelim...

Genelde gündüzleri 1 saat kadar oğluşlarım balkona kurduğumuz havuza giriyorlar. Eğleniyorlar ama her gün aynı şeyi tekrarlayınca dün sıkılma belirtileri gösterdiklerinden bugün havuza sokmadım onları. Özlesinler dedim. Yarın da giremeyecekler, çünkü annemlere gideceğiz. Ablam ve yeğenlerim şu an yoldalar, yarın öğle vakti evde olacaklar nasipse. Ablamın görümcesinin kızının düğünü vardı, önce oraya gittiler, şimdi İzmir'e geliyorlar.

Önümüzdeki hafta annem Eşrefpaşa Hastanesi'nde dizinden ameliyat olacak. Doktorumuz Tunç Kabaklıoğlu. Oldukça güzel yorumlar okudum hakkında. Annem amcama da bahsetmişti ameliyatından ve doktorundan, o da aynı doktora gitmiş, aynı gün aynı hastanede ameliyat olacak nasipse. Hayat ne garip...

Önümüzdeki hafta geceleri ben, gündüzleri ablam kalıp anneme bakacağız, 5 gece yatırıyorlarmış. Gündüz duruşmalar işler oluyor, benim evde çocuklarımın yanında olmam lazım.

22 - 27 Temmuz arasında da tatile gideceğiz kısmet olursa. Kuşadası Marbel Otele gitmeyi planladık. Allah içimize sindirsin :) Anneme, tatili daha önceden aldığımızı, onun ameliyatından 1 hafta sonraya denk geldiğini, onun için bir sorun olup olmayacağını sordum. İsterse tatili iptal edeceğimi belirttim. Hastaneden çıktıktan sonra evde ablam ve babam olacağı için bir sorun olmayacağını söyledi annem. Siz güle güle gidin dedi. Öncesinde zaten hastanede yatarken destek olacağım anneme. Ablamın İzmir'e gelişi de tam denk geldi aslında. Tamamen tesadüfen annemin ameliyatı, ablamın görümcesinin kızının düğününe katıldıktan sonra İzmir'e gelişi ve benim tatilimin tarihlerinin birbiriyle uyumlu oluşu, tamamen tesadüf! Rabbim denk getirdi. İnsan bazen ne kadar plan yaparsa yapsın, hiçbir şey planladığı gibi gitmiyor. Bazen de plan yapmasa da her şey öyle bir yolunda gidiyor ki.. Kader işte.

Ablamlar bu sene doğu görevini bitirip Ankara'ya dönüyorlar. O nedenle taşınmaları, yerleşmeleri için erken ayrılacak İzmir'den. Gurbetlik zor. Ben yaşamadım, bilemem. Ama onun hayatı zor gerçekten. Düzen kur, düzen boz, yeniden düzen kur...

Ağustos ayımız nasıl geçecek bir fikrim ya da planım yok. Ama Eylül ayı ile ilgili oldukça yoğun beklentilerim var.

Eylül ayında oğluşum Deniz Baran'ım ilk kez okullu olacak. Anaokulu ayın kaçında başlayacak bilemiyorum ama okullar açılınca alışma döneminden sonra hayatım farklı bir boyuta kayacak.

Deniz Baran İNŞALLAH kolay alışır okula. Ona planlarımdan bahsettim. Sen anaokuluna gidersin, Barış'a anneannen bakar, ben de babanla birlikte çalışırım dedim. Sık sık "planımız şöyle" diye başlıyor anlatmaya. Evvelce de oğluşumu yazdırmak için okuluna gittiğimde sınıf ortamında oldukça çabuk kaynaştığını gözlemlemiştim. Umarım hep bu şekilde gider.

Bakalım, zaman bize neler gösterecek... Her şeyin hayırlısı...

5 Temmuz 2013 Cuma

Yeniden Bağırsak Enfeksiyonu!

Deniz Baran 1,5 ay kadar önce rahatsızlandı. Bağırsak enfeksiyonu denildi ve bir antibiyotik verdi doktorumuz. 10 gün sonra Deniz'in kakası hala düzelmemişti. Mukuslu, beyaz parçalı bir kaka... Ben de başka doktora götürdüm. Yeniden test yapıldı, yeniden aynı ilaç verildi. Bu defa geçti. Taa ki bu güne kadar!

Bugün poposunu kaşımaya başladı Deniz. Ben yeşilliklere çok dikkat ederim, 4 su yıkar, 5. suya da sirke atıp bekletirim. Sonra da son kez bir daha üzerinden su gezdiririm. Yemekleri iyi pişiririm. Parazit olması pek mümkün değil. Zaten evvelce yapılan testlerde de parazite hiç rastlanmadı. Peki bu ne şimdi? Tetikteydim.

Az önce tuvalete girdi. Lazımlığa yaptığı için kakasını kontrol edebiliyorum. Baktım, yine aynı şekilde mukuslu ve beyaz parçalı bir kaka! Çok canım sıkıldı. Kurtulamıyoruz bir türlü şu enfeksiyondan. Gidiyor gidiyor geri geliyor!

Kocam da bu gece yola çıkıyor, Ankara'ya gidecek. Offfff yaaaaaaaaaaa! Allah beterinden korusun!

4 Temmuz 2013 Perşembe

Ezo Gelin Çorbası



Barış Çağan'a hamile iken sürekli Ezo Gelin Çorbası'na aşermiştim. O zaman çalışıyordum ve İzmir Adliyesi'nin karşısında Eylül lokantasında hemen her gün 1-2 tabak içiyordum. Eylül'ün ezosu o kadar iyidir ki, hemen her yerden, her kesimden insan gelir içer. Tarifini vermezler tabii, evde yapamıyordum aynı güzellikte bu çorbadan.  İşte ben de bu tadı evde yakalamak için farklı tarifleri denedim. Tam olarak aynı tat olmasa da denediğim en iyi tarifi, Nefis Yemek Tarifleri'nden buldum. Kaybolmasın diye de blogumda paylaşmak istedim.

Malzemeler
1 su bardağı kırmızı mercimek
1 tatlı kaşığı pirinç
1 tatlı kaşığı bulgur
1 çay kaşıgı pul biber (tarifin orijinalinde 2 çay kaşığı idi ama ben oğullarım için acı gelir diye az kattım)
1 yemek kaşığı nane
3 diş sarımsak
1 orta boy soğan
1 yemek kaşığı biber salçası
1 tatlı kaşığı tuz (tarifin orijinalinde 1 yemek kaşığı idi ama bana çok göründü, daha az kattım)
1 yemek kaşığı tereyağı
2 litreye yakın sıcak su
 
Hazırlanışı
Düdüklü tencerede önce rendelemiş olduğumuz soğanı ve ezmiş olduğumuz sarımsağı tereyağında kavuruyoruz. Soğanlar kavrulunca naneyi, kırmızı biberi ve salçayı ilave ederiz. Bir iki karıştırdıktan sonra yıkadığımız mercimeği, pirinci, bulguru ve tuzunu da ilave ederek karıştırıyoruz. Başka bir tarafta kaynamakta olan 2 litreye yakın suyu üzerine boşaltıyoruz. Düdüklünün kapağını ve düdüğünü kapattıktan sonra 20 dakika (tarifin orijinalinde 10 dakika diyor ama bana az geldi 10 dakika, ben 20 dakika pişirdim) pişiriyoruz. 

Çoook güzel oldu. Deneyin derim. Afiyet olsun!

3 Temmuz 2013 Çarşamba

GEZİ - YAŞAM : ANKARA-SİNCAN HARİKALAR DİYARI

İzmir'den çıkmayan bilmez, bilemez İzmir'in sümüklü oğlan olduğunu. Ankara'yı- İstanbul'u yakın zamanda görmemiş bir İzmirli kendini tabiri caizse darı ambarında zanneder. İzmirli kendini "ülkenin en güzel şehrinde yaşıyorum" diye avuta dursun, Ankara her geçen gün daha da açar İzmir'le arasındaki farkı. Harikalar Diyarı o farklardan biridir kanaatimce. Harikalar Diyarı İzmir Fuarı'nın kurulu bulunduğu Kültürpark'ın neredeyse 3 katı büyüklüğünde bir alana kurulmuş harika bir yer. Tam 1.320.000 metrekare. İçerisinde Kültürpark'dan farklı olarak piknik alanları mevcut. Hatta öyle ki yanınıza mangalınızı bile almanıza gerek yok. Masalar aile tipi çardak şeklinde ve çok kullanılışlı. Ayrıca içerisinde nikah salonu, cafeler (ancak fiyatlar biraz pahallı), go kat alanı, kaykay pisti, amfi tiyatro, halı saha, tenis kortu v.s. hatırlayamadığım bir çok şey ve en önemlisi de MASAL ADASI var. Bu masal adasını nasıl anlatırım bilemiyorum. Lafa şuradan başlayayım en iyisi: 2013 yılının 23 Nisan resmi törenleri İzmir'de yapıldı ve bizde bu törenlere ailecek gittik. Fuar'daki TRT standı çocukların çok ilgisini çekti, izledikleri çizgi film kahramanlarının karton figürleri ile fotoğraflarını çektik, işte o an kendimizi çok özel hissettik; ta ki Ankara'da masal adasını görünceye kadar. Çünkü daha masal adasının girişinde İzmir ve İzmirli çocuklar için üzülmeye başlıyorsunuz. Bildiğim bilmediğim yüzlerce masal kahramanının orjinal boyutlarındaki heykelleri muhteşem etkileyici. Özellikle de "dev Gulliver" çok etkileyici. Sadece heykeller yok tabi ki de. Her biri dinozor şeklinde olan kaydıraklar ve diğer oyuncaklar çocukların çok ilgisini çekti. Özellikle Deniz'im Baran'ım çok uzun zamandır böyle eğlenmemişti diyebilirim. Ankara'ya yolunuz düşerse muhakkak görülmesi gereken mekanlardan. Notum : 10/8

BÜLENT

İşte fotoğraflar :




















SİNEMA KÖŞESİ : PROMETHEUS (2012)


Uzun zamandır izlemek isteyip de sırasını getiremediğim filmlerden biriydi benim için. Öyle ya, ben tam bir Ridley Scott hayranıydım ve bu adamın her filminde en sevdiğim antikahraman ALIEN her an fırlayabilirdi ekranın bir köşesinden bir diğerine. Tabi ki bu konuda fazla ürkütmeden Vildan'ı da ikna etmem lazımdı. Zira Alien lafını duyduğu anda film benim için tam bir hayal olacaktı kuşkusuz. Stratejim şu olacaktı ; Adem ve Havva. Evet evet Adem ve Havva'dan gidecek olursam konu fazlasıyla ilgi çekecekti onun için. Filmin adı da sağlamdı. Sonuçta Mitolojide Tanrılara başkaldıran ve insanoğlunu yaratan TITAN'dan geliyordu ismi. Sonunda zafer benim oldu, stratejim tuttu ve gün içerisinde yaptığım biri ki Adem Havva muhabbetinden sonra  dün çocukları uyutur uyumaz izledik filmi.

Film beni gerilim anlamında fazlasıyla tatmin etse de, felsefi açıdan beklediğinizi bulamayacağınız bir film. Filmin temel sorusu şu : "Nasıl Yaratıldık?" ve bu sorunun cevabını ararken global anlamda temel bir "Yaratıcı" kavramının üzerinde yoğunlaşmak yerine Hristiyan propagandasının yapılmış olması rahatsız edici. Bunu birçok karede HAÇ üzerine yapılan zomlamalarla fazlasıyla hissediyorsunuz. Ayrıca filmin temel karakterlerinden birinin (ki bu karakter insanoğlunun uyanmasını sağlamak ve gerçeği ararken ona yol göstermek gibi birçok simgesel eylemde bulunuyor) Davud Peygamberin ismini taşıması da tesadüf değil kanaatimce. Zira Davud peygamberin Kudüs'ü inşa ettiği ve bugünkü İsrail'in temelini attığı düşünüldüğünde rahatsızlığımı daha net anlayacaksınızdır.Yani başlangıcı Yahudiliğe dayandırıp, Hristiyanlığa varmak. Sanki başka inanış yokmuş gibi. Oysa filmde sorulan tüm dinlerde cevabı aranan bir soru. Dediğim gibi beni rahatsız eden  İslamiyete yer verilmemiş olması değil; filmin Hristiyan ve Musevilik propagandasına dönüşmüş olması.

Ama başta da dediğim gibi gerilim ve efekt açısından son derece etkileyici, kurgusal anlamda mantık hatalarının son derece az olduğu, senaryosu kuvvetli klasik Scott filmi. İzlenilebilir arşivlik bir film. Notum : 10/7

BÜLENT