Sayfalar

29 Eylül 2013 Pazar

Kış Öncesi Kişisel Bakım!

Deniz Baran hasta. Başında bekliyorum. Ateşi çok inatçı. Ben de onu yalnız bırakmamaya çalışıyorum. Bu arada bilgisayarda kayıtlı olan diyet listemi yazayım dedim, zira yeni kararlar aldım.

İşte buraya yazıyorum :
Diyet yapacağım
Pilates yapacağım
Kilo vereceğim
Şıkır şıkır giyineceğim.

Geçen sene sıkı yürüyüşler ve uyguladığım diyet programı ile 21 kg vermiştim. (oooooo maşallah bana!) Sonra ciddi hastalıklar atlatmış, bu esnada aylarca ne diyet ne de egzersiz yapabilmiştim.

Yaz geldi, geçti, bol bol denize gittik ama diyet ve spora zaman buladım. Bu arada 5-6 kg kadar aldım! Zayıflamak istiyordum, artık eski günlerime geri döneyim diyordum (bu arada hayatımın hiçbir döneminde zayıf olmadım, normal kilomda kalmak için hep yediklerime dikkat ettim. Genlerimde şişmanlık var benim, ben ne edem) Geçen sene uyguladığım diyet de çok pahalıydı. Et ağırlıklı bir listem vardı, kalori hesabı yoktu ama cidden çooookkk yüksek bir bütçe ayırmak gerekiyordu bu iş için. Bu kadar bütçeyi ayırmak istmiyordum artık. Ben de sigarayı bıraktıktan sonra Deniz'e hamile kalmadan önce aldığım kiloları vermek için gittiğim diyetisyenimin verdiği listeyi uygulamaya karar verdim!

Bir haftadır uyguluyorum, başarılı sonuçlar alıyorum. Listemi merak edenler için yazayım mı?

Amaaaa öncelikle belirtmek isterim ki, bir endokrinoloji uzmanına gitmeniz, tüm tahlillerinizi yaptırmanız, EKG çektirmeniz, endokrin uzmanı ile birlikte çalışan diyetisyenden kendinize özel liste almanız, sizin için en doğrusudur. Bence böyle yapın.

İlle de merak ettim derseniz, listem aşağıda. Hadi bakalım tombul hanımlar, bu sonbahar - kış, bizim  bakım mevsimlerimiz olsun :)


Diyet Listesi (1400 kalorilik)

Sabah             : Açık çay, bitki çayı (şekersiz)
08:00-              2 kibrit kutusu beyaz peynir (yarım yağlı)
                    Bol söğüş (çiğ sebze – yağsız)
                    5 adet siyah zeytin veya  2 adet ceviz
                    2 ince dilim çavdar ekmeği

Ara      : 10:30    1 porsiyon meyve (fazla iri olmayacak)
Ara      : 11:30    1 porsiyon meyve

Öğlen :             2 porsiyon et veya 2 kib.kutusu beyaz peynir
13:00-13:30         4-5 yemek kaşığı susuz sebze yemeği
                    2 yemek kaşığı kaymaksız yoğurt
                    Yağsız salata

Ara      : 15:00    1 porsiyon meyve
Ara      : 17:00    3 adet kepekli bisküvi, 1 su bardağı ev  
               yapımı ayran(yarım yağlı yoğurttan yapılacak)

Akşam            :  4-5 yemek kaşığı susuz sebze yemeği
18:00-18:30         2 yemek kaşığı kaymaksız yoğurt
                    Yağsız salata
                    1 ince dilim kepek ekmeği

Ara      : 20:30    1 porsiyon meyve
Ara      : 22:00    2 adet kepekli galeta
Gece   :            1 çay bardağı yarım yağlı süt veya yoğurt


Liste böyle ama ben gece verilen galetayı ve sütü tüketmiyorum, bir nescafe içiyorum, için biraz süt koyuyorum. Bana iyi geliyor. Her ara öğünde verilen meyveleri de tüketme ühtiyacı hissetmiyorum. İsteyen kendi ihtiyacına göre ayarlama yapabilir diye düşünüyorum. 

Her gün olmasa bile egzersiz yapıyorum sık sık. Bunun için Ebru Şallı'nın pilates cd'lerinden yararlanıyorum. Pilates topum ve lastiğim var. Pilates 1 oldukça rahat yapılıyor ama 2.si çok zorluyor. 6 ay sonra tekrar buraya yazacağım. Bakalım nereden nereye gelmişim... 




26 Eylül 2013 Perşembe

Kötü Kelimeler...

Deniz Baran bu sıralar kötü kelimeler kullanıyor. Bugün dilini ısırmış, süt içerken canı acıdı. Babası da ona bak şöyle iç böyle yap falan dedi işte kıyamam kocama... Deniz agresifleşti, babası da sütünü masaya koymaya yöneldi. Deniz sütünün geri gittiğini sanıp babasına kötü bir kelime söyledi. İşte o an olanlar oldu! Bu ilk kez olmuyordu ve kocam çok sinirlendi. Terbiyesizliğinden dolayı çok üzüldüğünü, kesinlikle özür dilememesini, affetmeyeceğini söyledi. Deniz ağlıyordu tabii bu sırada.

Deniz bir geçiş döneminde ve anaokuluna alışmak onu oldukça zorluyor. Bundan mı acaba?

Daha önce de böyle vakalar yaşadık. Geçici olduğunu düşünmek istiyorum.

Kardeşine yönelik de agresif tavırlar sergiliyor. Daha önce de iteleşirlerdi ama şimdi biraz daha sert davranıyor. Kardeşi evde kaldığı için bir tepki mi bu?

Sabahları Deniz'i anaokuluna ya babası ya ben götürüyoruz. Bu sabah birlikte 15 dakikada yürüyerek ulaştık anaokuluna. Çok uzak değil. Yokuş aşağı gitmek de insanı yormuyor. Oraya varınca ağlamadı. Rahatça sınıfına gitti.

Oysa sabah "ben okula gitmeyeceğim" diye ağlıyordu. Sebebini sordum, sabah kahvaltı etmek istemiyormuş ve öğlen de uyumak istemiyormuş! Oysa evde kahvaltı ediyor ve öğlen uyuyorsun dedim. Orada kahvaltı etmek istemiyorum dedi. Okulun yemek listesi internet sitesinde yayınlanıyor. Bakıyorum, gerçekten kahvaltıları Deniz'in damak tadına göre değil! Ben de ona evde kahvaltı hazırlayabileceğimi, ama bir şartımın olduğunu, yumurta yemesini istediğimi söyledim. O da tamam dedi. Ben bunu meyve suyu ile götürürüm dedi! Bir parça yumurtayı sorunsuz yedi. Oldukça iştahlıydı. Kendi yaptığım ve adını Ege sosu koduğum sosa bandırdı gevreğini(zeytinyağı, limon,domates suyu, çörk otu, kekik), kendi yaptığım çemenden de bolca yedi. Kızarttığım kaşarı bitirmese de yedi, meyve suyu içip sarelleli ekmek  bile yedi! Aramızda konuştuk ve kahvaltıyı evde yapmasının en doğrusu olduğuna karar verdik. Bu benim için biraz zorlayıcı olacak ama çocuğumun mutluluğu için bu zorluğa katlanabilirim! Önemli olan sağlıklı ve sıkı bir kahvaltı etmesi değil midir!

Öğle uykuları konusunda ise, orada uyu ki akşama bana enerjin kalsın dedim. Tamam dedi ama uyumadığını söyledi!

Anlaşma yoluna gitmemiz, sorunsuz okula gitmesini sağladı! O ağladığında kendimi çok kötü hissediyorum. Hele geçen hafta "anne burada durar mısın" dediğinde, içerde kalamam, bahçede durabilirim yanıtını duyunca kafasını öne eğerek yemekhaneye yürümesi ve ardından yemekhaneden ağlama sesinin gelmesini hiç unutamam! Öyle çaresiz ve yalnızdı ki... Yanında olamadım. Öğretmeni hemen yanına gitti, ama o giden ben olsaydım dedim...

İşte böyle bir süreç bu. Her ailenin vakti saati geldiğinde yaşadığı bir süreç. Hepimiz için zor...

Bu nedenle kötü kelime ve vurma eylemlerinin konuşarak, zamanla aşılacağını düşünüyorum. Kardeşini itince "senden bunu beklemezdim, tekrar etme, yoksa düşünme koltuğuna gideceksin" diyorum, genelde tekrar etmiyor! Ama birkaç saat sonra aynı davranışı tekrarlıyor. Yine uyarıyorum. Barış'ıma sevgiyle sarılıyor ve Deniz'e hareketinin yanlış olduğunu söylüyorum.

Aşacağız di mi bunları? Hadi bakalım...



Bul - Tak Oyunumuz

Nette araştırırken gördm. Evde karton kutumuz vardı. Dün gece hayvan kartlarını yapmadan önce bu oyunu hazırladım.

Evde bir takım ahşap küp, bir takım plastik küp oyuncağımız vardı. Hepsi bir yerde duruyor, ara sıra çıkarı oynuyorduk.

Şu çekmece içlerini kapladığımız süngerimsi malzeme vardır ya, rulo halinde satılır, işt onlarla kapladım karton kutunun üstünü. Evdeki defter kaplarımı benim olanlar bir ara haşat etmişler de, atmıştım, başka kap malzemm yoktu. Siz istediğiniz malzemeyi kullanabilirsiniz.

Açtığım deliklerden biri, oldukça geniş kaldı (dairelerden biri) ve sıkıştıklarında onun içine atıverdiler! Bu hataya siz düşmeyin sakın.

İki kardeş bir ara kavgalaşsalar da, oyuncağı kaldıracağımı söyleyince anlaştılar!

Güzel bir aktivite oldu.

Tavsiye ederim.

İşt oyunumuzdan kareler...






Hayvan Gölgesi Eşleştirme

2010-2013 Anneleri Montessori Eğtimi Uygulamaları face sayfasında Gamze hanım eklemiş, ben de oradan indirdim kartları.

Yazıcım siyah beyaz olduğu için renkli çıktı alamadım. Ben de pastelle boyadım, kestim, fon kartonuna yapıştırdım. Sonra her hayvanı kesip üzerini şeffaf koli bandı ile kapladım ki dayanıklı olsun.

Saat 04:30'a kadar bunlarla uğraştım. Veee Barış tek hamlede önce bir hayvanı sonra diğerini yırttı. Kısa bir süre çıldırdım ama sonra kendime geldim :)

Barış gölgelerini eliyle gösterdi. Hayvanları gölgeleri üzerine yerleştirmeye çalıştı. Üzeri koli bandı kaplı olduğu için kaygandı, tam oturtamayınca eliyle gölgeleri göstermeye başladı. Hayvanları sordum tek tek, gösterdi. Deniz ise tüm hayvanların gölgelerini tek tek bulup yerleştirdi.

Deniz ve Barış, yine birlikte faaliyet yaparken birbirlerine girdiler. Bu kart benim hayır benim diyerek paylaşma sorunu yaşadılar. Bu nedenle oyun çok uzun sürmedi. Yine de eğlenceliydi! Uykusuz kaldığıma değdi!

İşte bizim hayvanlar ve gölgeleri eşleştirmesi etkinliğimizden fotoğraflar...







25 Eylül 2013 Çarşamba

Bir Sonbahar Günü... Hayata Dair...

Yazın yaptığımız tatiller, yerini yeni düzenimize bıraktı. Sonbahar geleliberi acayip işçimn oldum! Oysa ben her sonbahar biraz hüzünlü, hadi hadi ne birazı, basbayağı melankolik olurdum. Amma ve lakin o kadar meşgulüm kii, depresyona girecek zamanım yok çok şükür!

Önce kış hazırlıkları yaptım, hala turşularımı kuramadım ama malzemelerimi sipariş ettim, bu hafta kuracağım nasipse.

Domates yapıp dondurucuya attım. Ben şişeleme usulünü hiç bilmiyorum, (nette tarifler var ama kendime güvenim yok tek başıma iki çocukla üstesinden gelemem diye düşünüyorum) o nedenle dondurucu imdadıma yetişti.

7 kg bezelye,
7 kg taze fasulye (6 kg yaptım, evvelce de atmıştım 1 kg kadar)
5 kg barbunya hazırladım ve dondurucuma yerleştirdim.


10 gün kadar süren dip temel temizliğim oldu. Buzdolabı, fırın, bulaşık makinesi çekip bütün mutfak dolaplarımı, evimi bir güzel temizledim.

Oyuncakların kullanılmayanlarını kaldırdım ama annemin odasına hiç giremedim. Bir ara orayı da güzelce temizlemem gerekli.

Deniz Baran'ın alışverişini hallettim.

Deniz Baran'ın okula alışma haftasında her gün okul avlusunda bekledim.

Dün son kırtasiye ve kitap alışverişini yapıp okula teslim ettim.

Bugün sabah yemeğimi yaptım, oturduğumuz salonu sildim süpürdüm, küçük fındığımla gevrek mücadelesine giriştim. Semizotlu pilav yemek yerine, kuru gevrek istedi benden. Reddettim. 1 saati aşan mücadelenin sonunda ağlayarak ayaklarıma kapanınca pes ettim, giyindik, gittik, 10 - 15 dakika kadar güneşte oturduk, çıktık geldik eve. Şimdi küçk fındığım uykuda, ben de yemeğimi yiyeceğim nasipse.

Dün alışverişe Barış'ı da götürdüm. Konak'ta kuşların arasında koşturdu gülerek. Acelem olmasa fotoğraf çektirecektim, bir dahaki sefere nasipse! Aaaa keşke cep telefonumla çekseydim! Tüüühhh!! Aklım dağınıktı biraz, düşünemedim! Demek ki neymiişş, en kısa zamanda Konak Meydanında tekrar kuşların arasına salınacakmış oğlum!

Annem Kasım ayında gelecek gibi kısmetse. O zamana kadar günlerimi Barış'la güzel değerlendireyim. O uyurken pilatesimi de yapıvereyim :)

Haydi bana eyvallah!



22 Eylül 2013 Pazar

Kedi Beslemece

Geçenlerde severek takip ettiğim bloglardan Kızlamıza Hatıra'da (blog yazarı Fatma Nur hanım gerçekten çok yaratıcı) gördüm, denemeye karar verdim. Orada su aygırı ve kurbağa besliyorlardı. Benim oğlanlar kedicidir. Nette araştırma yaptım ve bu boyama sitesinden tam aradığım kediyi buldum, yazdırdım, pastel ile boyadım. Bisküvi kutusunun üzerine pritt il yapıştırdım. Ağız kısmını maket bıçağı ile kestim. Resmin üzerini koli bandı ile kaplayıp dayanıklılığını arttırdım. Ağız kenarlarından da bant geçtim.

Kenarda bir kavanoz ponpon, cam taş, boncuk vardı. Verdim ellerine. Barış hepsini halının üstüne döktü. (etkinlik öncesi sıkı bir temizlik yapmıştım rahat rahat oynasınlar diye.) Çok sevdiler.  Kesinlikle tavsiye ederim!

İşt bizden kareler..

kedisini uyutuyormuş!










Deniz mavi kediyi seçti, Barış sarı kediyi. tahminlerim doğru çıktı. Kavga etmesinler diye ikisine de aynı hayvanı seçtim.İyi ki de öyle yapmışım!

Etkinlik sonrası iki oğluş da eski etkinlikleri tekrar yapmak istedi. Diş ve araba ile sayı etkinliğini tekrar yaptık biz de! 

19 Eylül 2013 Perşembe

Yeni Bir Gün

Deniz Baran bu sabah anaokuluna babasıyla gitti. Aklım fikrim onda. Orada olayım, uzaktan ona bakayım istiyorum! Ayrılık kaygısını ben yaşıyorum, ona belli etmemeye çalışıyorum! Onu çok özlüyorum! Acaba şu anda ne yapıyor? Mutlu mu? Geceleri korkulu rüyalar görüyor. Okulda kapalı kaldığını ya da hapse atıldığını... Bu sabah uyurken kardeşi kafasına biberon attı "öğretmenim arkadaşım kafama biberon attı" dedi ağlayarak. Canım kuzum, seni seviyorum!

Dün Deniz'i anaokuluna bıraktıktan sonra işlerimi halletmek için adliyeye gittim ama ona bunu söylemedim. sonra eve geldim dinlendim, tam zamanında yürüyerek oraya gittim. Tam 10 dakikada anaokuluna ulaştım. Çıkışta hemen eve gitmek istemedi. Önce anaokulu duvarının önünde fotoğraf çekilmek istedi. Sonra da yol kenarındaki mantarların üstüne oturalım dedi. Oturduk. Tuvalete hiç gitmemiş orada. Hastalık kapabilirim diye düşünmüş. Hemen anaokuluna geri döndük, meseleyi hallettik. Bugün de tembihledim, annecim tuvaletin gelirse söyle, perde var orada, çekersin, çişini yaparsın dedim. Tamam dedi. 

Dün anaokulu çıkışında çektiğim fotoğraflar : 









Ben de bugün küçük oğlum Barış Çağan ile evde birlikteyim. Sabah cümleten 7 civarı kalktık. biraz ortalığı toparladım. Sonra onunla yapboz oynadık, kovalarla kule yaptık, halka oyuncağını sıra ile taktık. aşırtıcı bir şekilde Barış kovaları kendisi sıraladı, iç içe koydu. Aynı şeyi halka sıralamada da gerçekleştirdi. Ben de alkışlayıp onu cesaretlendirdim. Pepe yapbozlarımız vardı, onu bana taktırdı. Tarçın kitaplarımızdan kavram - kelime bilgisi çalıştık. O sordu ben gösterdim, ben sordum o gösterdi. Zıpzıp topu şişirdim ve çok  sevindi. Şimdi çizgi film izliyor. 







17 Eylül 2013 Salı

Anaokuluna Alışma Evresi

Bugün sabah saat 08:00 sularında anaokulunda olduk. Oğluşum aşağıda bekleyeceğime dair benden söz aldı. Ben de sözümü tuttum ve bekledim. Doğaç'ın annesi Seçil hanım ile sohbet ettik.

Oğluma yemekten sonra seni alacağım diye söz verdim. Sözümü tuttum. Yemek sonrası uyku öncesi saat 12.20'de onu aldım. Baktım montunu unutmuş, çık yukarı al da gel dedim (ben gidip alacaktım, görevliler onun almasının daha uygun olacağını söyledi. hala bebek sanıyorum oğlumu sanırım) Aman bir koşuşu vardı ki sormayın. Alıp geldi montunu!

Ağlamadı.
İnatlaşmadı.
Her şey doğal akışında seyrini buldu.
Onu geceleri orada bırakacağımı sanıyor çatlak. Ben gece oradan kaçarım ki dedi. Allah iyiliğini versin len gece orada ne işin var, geceleri kimse yok ki orada. Sadece sabah gidip öğleden sonra eve geleceksin akıllım dedim. Anneannesi ile telefonda konuşurken "anneannesi bak bilgin olsun, okul sadece gündüzleri oyun oynamak içindir, geceleri okulda kalınmıyor sakın yanlış anlama haaa" dedim. Deniz de beni dinledi.

Yarın uyku sonrası onu alacağımı söyledim. O da orada uyumayı reddetti. Büyük abi olunca orada yatarım dedi. Yarına kadar büyürsün, yemeğini ye, evde uyu büyü dedim. Senin kadar olunca demek istedim dedi. Akıllım benim kadar olunca anaokuluna gidilmiyor ki dedim. Sen büyüdün abi oldun, anaokuluna gitmeye hak kazandın, biraz daha büyüyünce ilk okula gideceksin, daha büyüyünce ortaokula gideceksin, daha da büyüyünce lise sonra üniversite... Ben de hepsine gittim tek tek dedim. Haaa anladııımmm dedi bilmiş bilmiş! Arkadaşı ile yanyana yatırmamışlar,(sanırım tam yatakları sermişler, yatma hazırlıklarında iken onu çağırmışım) ona içerlemiş. Öğretmeninden rica et, sizi yan yana yatırsınlar dedim. Tamam dedi. Öğretmeni masal okuyormuş. Bugün orada uyumadı ya, evde benden uyku öncesi masal istedi.Ben de okulun tadına varsın diye masal okumadım, öğretmeninden dinlersin dedim. Tamam dedi!

Saatleri böyle arttırarak tam güne alıştırmayı düşünüyorum.

Annem de gelmedi ya dahazor oluyor ama yapacak bir şey yok.

Bazen acaba tam gün vermekle hata mı ettim diyorum. Ama çalışmam da gerekli!

Vicdan azabı duymuyorum desem yalan olur. Yarım gün iyiydi be ya!

Ama bir ay kadar sonra annem gelecek, youn iş temposuna gireceğim. 20 aydır avukatlık yapmadım, çalıştığım gün sayısı çok az. Çalışmak bana iyi geliyor. Daha mutlu bir kadın oluyorum. Mutluluğum onlara da yansıyor. Ay ne bileyim işte... Sürekli bir sorgulama, yargılama evresi... Annelik bu mudur? Budur!

13 Eylül 2013 Cuma

Beklenen oldu... İlk ağlayış, ilk patlama...

Bugün öğretmenimiz toplantı düzenledi. Aldım iki oğlumu da atladım taksiye gittim. Toplantı başladı. Çocukları ile gelen aileler için, çocukları bir sınıfa aldılar, götürdüler. Barış çok küçük olduğu için göndermedim, yanımda kaldı. Bir süre sonra Barış mızıldanmaya başladı. Abi abi abi diye sorular... Öğretmenimiz onu da aşağı bırakabileceğimi söyledi. İndim, durumu izah ettim. Masa başına oturdu Barış ilgili bir şekilde. Deniz beni görünce irkildi. Tam ayrılıyordum kiii ağlamaya başladı. Durumu ona anlattım, kabul etmedi. Benimle gel dedim, sen burada kal dedi. kalamam öğretmenini dinlemek istiyorum dedim. Siz gidin susar o dediler. Ben de döndüm arkamı ve yukarı çıktım.

Öğretmenine durumu anlattım. Bunu beklediğimi de söyledim. Kararlı olun dedi.

Beş dakika sonra telefon geldi. Deniz durmuyormuş. Aldılar getirdiler. İç çeke çeke sınıfa girdi, kucağıma oturdu. Beni yanında istediğini söyledi.

Barış ağlamadığı için sınıfa geri götürdüler...

Toplantı bitti. Barış'ı almaya indim. Baktım ortalıkta geziyor, bir şeyler soruyor. Muhtemelen abisini ve beni soruyor olmalı ki hah geldi annen dediler hemen. Ağlamadı, tuttum elinden, okulun bahçesinde oturduk bir kurabiye yedi. Sonra da parkında oynadılar.


Sonra yine taksiye binip eve geldik.

Öğretmenimiz liste halinde alacaklarımızı sıralamış. Çarşamba gününe kadar bekleyeceğiz, toplu alım yapılabilirmiş.

Bir de anket vermiş, çocuğumuzu ve aile yapımızı tanımak istiyor olmalı. Çocuklardan büyük kısmı geçen seneden geliyor. Bir kısmı da bizim gibi yenilerden.

Pazartesi duygusal açıdan son derece yoğun bir gün olacak. Bilemiyorum nasıl alışacak... Her gören Deniz'in çok sosyal olduğunu, ne çabuk alıştığını söylüyordu da, ben böyle bir ağlama vakası bekliyordum. Mesele, bunun ne kadar süreceği... Deniz bana çok benziyor. Ben de annem çalışırken fabrikanın kreşine gitmeyi reddetmiştim. Babamla kalıp koyun gütmeyi tercih etmiştim. Çok sancılı bir süreçten sonra kazanan ben olmuştum. Bakalım bu süreç nasıl işleyecek? Yavrumun hasarsız atlatmasını diliyorum anaokuluna alışma sürecini...

10 Eylül 2013 Salı

Duatepe Anaokulu'nda İlk Gün...

Bugün çok duygulu bir gün.

Gözyaşlarım göz pınarlarımda hazır, Deniz Baran dediğimde ağlıyorum ona göstermemeye çalışarak.

Bugün Deniz Baran'ın ve elbette benim yeni hayatımızın ilk günü.
Oğlum büyüdü ve anaokullu oldu.

Sana hamile iken doktorlar bu bebeğe bağlanma dediklerinde hep konuştum seninle "annecim beni bırakma" diye. Daha dün gibi aklımda sen karnımdayken 23 Nisan gösterilerini ağlayarak izleyişim. O zamanki dileklerim... Acaba ben de görebilecek miyim bebeğimi böyle deyişim... Daha dün gibi aklımda minicik halin. İlk mama yiyişin...

Kolun dirsekten çıkmıştı 5 aylıkken, yerde dönüyordun, biz de seni kameraya çekiyorduk, kolun altta kaldı ve ağladın. Ne hareketliydin, hala da öylesin. Bülent oğlanın kolu sabit, kesin bir şey var, çıktı herhalde demiştim. Gece vakti acile koşmuştuk.

1,5 yaş civarında çengelli iğneye takılı çeyrek altın kaybolmuştu evden. Yuttuğundan korkup film çektirmiştik. Gerçekten de bağırsağında dik duran metal bir şey çıkmıştı. Günlerce bekledik, farketmedik çıktığını.

İlk adımlarını 10.ayını doldurduğun günlerde atmıştın. Bodrum'a tatile gitmiştik. Royal Asarlık Otelin bahçesinde yürümeye başlamıştın, alkışlayınca turistler de bize katılıp seni alkışlamışlardı.

Doğduğunda anneeee anneeee diye ağlıyordun. Her duyan şaşırıyordu. Öyle net bir anne çıkıyordu ağzından.

Bebekken sana Deniz Baran çok akıllı canııımm diyorduk, "çoooookkk" diyordun tatlı tatlı.

Bir keresinde 1,5 yaş civarında anneannen yemek yedirirken "anneanne eline sağlık" demişsin, anneannen yanlış duydum herhalde diye ses etmemiş. Tekrar söylemişsin aynı şekilde. Afiyet olsun Deniz Baran demiş anneannen şaşkın şaşkın, hala anlatır yeri geldiğinde.

Bazen öyle büyük laflar ediyorsun ki, karşımda kocaman bir adam varmış gibi hissediyorum!

Öyle tatlısın ki seni sevmelere doyamıyorum!

Kuzum, kıymetlim, aşkım,
Hayat başta sağlık, sonra mutluluk, huzur ve başarı getirsin sana.
Elini attığın işin üstesinden gelmeden bırakma.
Denemekten asla vazgeçme.
Elinden gelenin en iyisini yap.
Baktın her şeye rağmen olmuyor, Allah'a sığın ve tevekkül et. Hayırlısı böyleymiş de.

Yavrum,
Kimseye haksızlık etme, başta kendine.
Kimseyi üzme, önce kendini.
Adalet ve doğruluk düsturun olsun.
Saygı ve sevgi yoldaşın olsun.


Bebeğim,
Kelimeler anca bu kadar anlatabilir yüreğimdekileri. Seni seviyorum.

İşte bugünden kareler...


Apartmandan çıkarken...





Gaye öğretmenimiz ile tanıma anı. Ellerimiz kenetlenmi, bırakmıyoruz.






İlk tedirgin oturuş. Arkadaşları yavaş yavaş masada yerlerini alıyor...






Kopma anı! Öğretmen resim yapalım, kim kağıt dağıtmak ister dediğinde beeen! diye bağırıp parmak kaldıran tek çocuk benim oğluşum. 










İlk arkadaşlık, ilk şakalaşma iteleşme.. adı Efe!










Kaynaşma provaları...








Veda vakti. 




Öğretmenimiz yarın gelecek misiniz diye sorunca hep bir ağızdan eveeeettt diye bağıran minik kuzular.




balonlar dağıtıldı. istediğimiz mavi renk verildi.




Veda pozları









İlk gün hatırası




Okuldan ayrılmak istemeyen Deniz Baran kendine arkadaş bulup bir süre Doğaç ve Efe ile oynadı.






Öğretmenin Gaye Erçen Bayram, çok tatlı, sevecen. Sana da diğer tüm çocuklara da sevgi ve ilgiyle yaklaştı. Sınıfa ilk girdiğinizde tanışmanın ardından şeker dağıttı hepinize. Sıra sana gelince "ben almayım" dedin. Neden diye sordu Gaye öğretmen. Sen de "şeker bana zararlı" dedin. Bu seferlik alabileceğini söyledim ve aldın, bana verdin. Akıllı oğlum.