Sayfalar

31 Ekim 2013 Perşembe

Yeni Kararlar...


Yıllardır sıvı sabun kullanıyoruz ailecek. Son birkaç senedir de antibaktriyel sıvı sabun kullanıyoruz. Bunun daha sağlıklı olduğuna inanıyoruz. Çünkü reklamlar bizim böyle inanmamızı sağlıyor!

Gün içinde sık sık el yıkıyorum. Her seferinde de antibakteriyel sıvı sabunla parmaklarımı, avuç içi ve dışını iyice ovalıyorum. Bir sene kadar önce bir AVM girişinde antibakteriyel sıvı sabun markalarından biri stand açmış, gelene geçene bir şey sürüyorlar, sonra büyüteçle bakıyorlar, antibakteriyel sabunları tanıtıyorlar, ben de uzattım ellerimi, baktık baktık baktık, birkaç tane (evet evet yalan yok sadece birkaç tane) bakteriye rastladık. Stand çalışanı kız acayip şaşırdı! Ben de "temizliğimle" övündüm, gururlandım, baaak dedim eşime, ev dağınık ama temiz!

Yeşillikleri 4-5 su yıkıyorum? Son suyuna sirke döküp bekletiyor ve bir kere daha duruluyorum.

Sebzeleri, eti iyi pişiriyorum.

Meyveleri kabuklu yedirmiyorum (yıkama ile çıkmayan ilaç kalıntıları olabilir dşüncesiyle)

Musluk suları kireçlidir, kalitesizdir diye içmiyor ve içirmiyorum. Damacana su kullanıyoruz evde yıllardır. Bunun daha sağlıklı olduğunu düşünüyoruz, çünkü reklamlar böyle inanmamızı sağlıyor.


Kendimce ailemin sağlığı için en doğrusunu(?!) yapıyordum! Ama bir yerlerde yanlış yapmış olmam lazım! Çünkü Deniz Baran iki senedir ara ara başgösteren karın ağrısından muzdarip iken, son 6 aydır 3. kere ortaya çıkan amipli dizanteriye yakalanıyorken... Ben bir yerlerde yanlış yapmış olmalıydım!

İlk iş sıvı sabun kullanmamaya karar verdim. Zaten bitmişlerdi, yenisini almayacağım dedim, kenarda bir yerlerde duran kalıp sabunu çıkardım aileme, bu konuda sıkı bir çalışma yapacağım!

Kanserojen olması nedeniyle banyo harici ev tmizliğinde çamaşır suyu kullanmıyordum. Arap sabunu ile temizliğimi yapıyordum. Şimdi şu dizanteriden kurtulana kadar çamaşır suyu ile genel temizliğimi yapacağım. Sonrasında durum değerlendirmesi yapacağım.

Damacana su kullanmayacağım. Çeşme suyu içecek ve içireceğim. En kısa zamanda su arıtma cihazı alacağım!

Şimdilik bunlar var hayatımda.......... Ya da yok...... 

Çok canım sıkkın çookkk!














Nazar!

31.10.2013
Dün hastane dönüşü adliyede küçük bir iş vardı, Deniz babası ile kaldı, arabayı tamirciye gösterdiler. Evvelce bizim arabaya çarpıp aynasını kırmıştı birileri, onun fotoğrafı çekilecekmiş. Ben de Barış'la adliyeye gittim.

İşimi hallederken Barış'ım etrafta dolanmaya başladı. Bir adam (ki savcıymış sonradan öğrendim) kaç aylık dedi, 21 dedim. Benim de çocuğum 26 aylık ama daha yeni yeni böyle konuşuyor dedi. Ben de her çocuk farklı, ben çok egzersiz yapıyorum dedim. Benimki 9,5 aylık yürüdü dedi. Bu da öyle, abisi 10 aylık yürüdü, bu 9,5 aylık dedim. Başka personel de birbirine sordu, seninki böyle net konuşuyor mu, bu kadar anlaşılıyor mu diye... Öyle mi böyle mi derken işimiz bitti. Çıktık adliyeden. Kocamın da işi bitmiş. Arabaya binerken çocuğumun başını arabanın kapısına çarptım, göz altı şişti yavrumun! Al sana nazar! Gel de inanma! Öyle üzgünüm ki....... Offfffffffff!



Barış Çağan : Boğaz Enfeksiyonu, Katılarak Ağlama

31.10.2013

Ekim ayı başında Deniz Baran boğaz enfeksiyonu geçirmişti. Hemen akabinde Barış'a da geçmişti aynı hastalık. Ben de doktora danışarak antibiyotik kullanmıştım ama ilaç ağır gelmişti yavruma. Yüzünde kızarıklıklar oluştu, aşırı derecede ishal oldu kuzum! Hemen atibiyotiği kestim ben de. Neredeyse 1 ay oldu ama Barış'ım düzelmedi.

Önce hırıltısı vardı kuzumun. Ihlamur, çin çayı hiçbir şey fayda etmedi. Ben de hırıltıyı sökecek bir ilaç verdim. Hırıltı kalmadı ama kuru öksürük başladı bu defa. Dün Deniz Baran'la birlikte Barış Çağan'ı da götürdük doktora. İyileşmemiş enfeksiyon dedi doktor. Boğazı kıpkırmızıymış. Yeniden antibiyotik verdi doktorumuz. Çabuk iyileşmesi için destkleyici ilaçlar da verdi. Başladık ilaca bugün.

Doktor Barış'ı muayene ederken, bir ara Barış korktu ve ağlamaya başladı. Ağlarken de katıldı. Ben bu meseleyi çok önemsememiştim. Ama önemliymiş. Kansızlık blirtisi olabilirmiş. Hastayken kan değerleri farklı çıkarmış o nedenle önümüzdeki hafta kan sayımı yapalım dedi. Böyle katılma durumlarında yüzüne üflemeliymişim! Bir de ekosunu çekelim dedi doktor. Ağlarken katılma ile ilişkisi olabilirmiş kalp rahatsızlıklarının, bu nedenle bunu eleyelim dedi. Rengimin attığını hissettim. Her çocukta istiyoruz artık bunu, bir şeyden şüphelendiğimden değil dedi ama gel de bana anlat şimdi bunu!

Barışta da Denizde de masum üfürüm var dedi doktorumuz!

Şu bir hafta bizim için çok önemli.

Barış Çağan'ın boğaz enfeksiyonu iyileşsin, biran önce kan tahlili yapılsın, ekosu çekilsin ve bir sorun çıkmasın! Allah'ım çıkmasın n'olur!

Deniz Baran'ın tedavisi başarılı sonuç versin, bağırsaklarından amip temelli gitsin ve bir daha hiiç gelmesin! Allah'ım daha kötü hastalıklar çıkmasın, bununla kalsın, yavrularım iyileşsin. Kuzularıma bir şey olmasın. Tüm bebeler iyi olsun ya Rabbim. Amin!

İshal ve Karın Ağrısı!

30.10.2013
Evvelce karın ağrısı sorunlarımız olmuştu. Defalarca bu iş için doktora götürmüştüm Deniz Baran'ı ve çeşitli tahliller yaptırmıştım. Evde yaptığı kakasını bir kaba koyup hastaneye yetiştirmediğim mi kalmıştı, kan tahlilleri mi... Neler neler... En sonunda bunun psikolojik olduğunu düşünmüştüm, doktorumuzun da böyle düşünmemde katkısı büyük olmuştu! Hiçbir olumsuz bulguya rastlanmamıştı.

Geçtiğimiz haziran ayında Deniz Baran bağırsak enfeksiyonu geçirdi.  Kakasında amip bulundu. Yani dizanteri! Dışarıda karışık kumru yemişti, ondan sonra şiddetli bir ishal vakası yaşadık. Evde uyguladığım hiçbir yöntem başarılı sonuç vermedi. Gazoz, cola, leblebi, ıhlamur, muz, elma suyu... İshale iyi gelecek ne varsa denedim ama yok. Bir de baktım kakasında garip bişeyler var. Sıradan bir ishal değil! Mukuslu, parçalı, jel gibi bir şeyler... Ben de vakit kaybetmeden doktora götürdüm oğluşumu, kaka tahlili yapıldı. Amip bulundu! Ama kimse dizanteri demiyor. Neden bilmiyorum! Anneyi paniğe sevk etmemek midir niyetleri acaba... 10 günlük tedavi uygulandı, oğlum iyileşmedi. Tekrar kullandık 10 gün antibiyotik, iyileşti. Bu hastalıktan 1,5 ay kadar sonra tekrar hastalandı, tekrar aynı antibiyotiği kullandık, geçti ya da ben geçti sandım.

Dün Deniz Baran ishal oldu, kakasında aynı mukuslu yapıyı gördüm. Dün gece Tepecik acile götürdüm onu. Yıl olmuş 2013, acil serviste kaka tahlili yapılamadığını söyledi doktor! Bana kimse sağlık reformundan söz etmesin! Ateş düşürücü içirdiler. Evde kullandığımda paraben yok, orada aynı muhteviyatta parabenli olan ilaçtan içirdiler! Ateş düşünce eve geldik. Ağlamaklı olduğumu söylemeliyim. Bu konuda daha fazla bir şey söylemeyeceğim!

Gece evde bir ara titreme nöbeti geçirdi Deniz. Ateşi zaman zaman yükseldi ve 39,7'yi gördü. Bol bol duşa soktum, koltuk altı ve alnına soğuk suyla ıslatılmış bezler koydum. Ateşini düşürdüm çok şükür!

Çok sık tuvalete çıkıyor Deniz Baran.
Kakası kanlı idi dün gece.
Bugün yeşil.
İştahı yok.
Dünden beri 1 kg kaybetti!

Bugün Deniz ve Barış'ı (onun hikayesi bu yazıda) Karataş hastanesine götürdük. Kaka tahlilinden önce doktorumuza anlattım durumu, dizanteriden şüphelendiğimi söyledim. Tam batın ultrasonu çekildi. Çok şükür tüm organları normal! Kan tahlilleri yapıldı. Enfeksiyon bulundu. Kaka tahlili yapıldı. Doktorumuz amip olduğunu düşünmüyorum dese de ben gördüğümü bilirim, bu amip dedim. Haklı çıktım. Önceki kullandığımızdan daha güçlü bir antibiyotik verdi doktorumuz. Önceki karın ağrılarının sebebi de bu amip olabilirmiş. Tahlillerde herhangi bir olumsuzluk çıkmayabilirmiş, gizlenebilirmiş! Zaman zaman karın ağrıları yapar, çocuğu rahatsız edermiş!

Demek ki neymiş, ben evvelce bu çocukta var bir şeyler diyerek apar topar hastanelere koşmakta haklıymışım ne yazık ki! Ama yine de şükürler olsun ki daha kötü, çaresiz hastalıklara yakalanmadı oğullarım. Rabbim tüm yavruları korusun.

21 Ekim 2013 Pazartesi

Kurban Bayramı ve Tatil Sonrası Depresyonu!

Kocam üşütmüş. Zorla zorla Çin çayı içirdim.

Deniz Baran'ın sabah midesi bulanıyordu, stresten sanırım. Kahvaltı etmeden gitti okula! Aklım sürekli onda.

Barış Çağan'ın da burnu akıyor, hırıltısı var. Ihlamur verdim içti. Çin çayı yaptım, biraz geçsin belki uykusunda veririm. İki yudum içse kardır.

Ben de hafiften öksürüyorum.

Koca bir 9 günlük Kurban Bayramı tatili geldi geçti. Ablam kızlarıyla bayramın 1. günü sabah geldi, 3. günün akşamı gitti. Biz de ilk iki gün annemlerdeydik. Allah kabul etsin, annem kurban kesti, kurban eti 2. gün teslim edildi. Tansaş'tan almışlar kurbanı, bütün etleri yemeklik parçalatmış babam. Bize hiç iş kalmadı. Sadece kurban kavurma ve ciğer sote yaptık. Ciğer sote benden, kurban kavurma ablamdan. Bir de bol salata yaptım ben. Mis gibi yedik, büyük teyzem de geldi, hep birlikte güzel bir bayram geçirdik.

Deniz Baran ve Barış Çağan kuzenleri ile çok güzel oynadılar, eğlendiler.

Bayramın 3. günü (perşembe)oldukça geç çıktık evden. Buna rağmen büyük dayım, büyük amcam, küçük ve büyük teyzemleri ziyaret edebildik.

Aslında daha fazla akraba ziyareti yapmak isterdim ama çeşitli sebeplerle bu mümkün olmadı. Sağlık olsun.

Cuma, cumartesi ve pazar evdeydik. Çocukları Nuh'un Gemisi'ne götürelim dedik ama bir türlü dışarı çıkamadık. İyice atalet çöktü üstümüze. Yok geç oldu yok uyku saati geldi derken gün bitti. Haftaya götürelim bari dedik. Kısmet artık. Nuh'un Gemisi, İzmir'de kapalı alan çocuk oyun parkı. İzmir bu konuda çok fakir maalesef! Hangi konuda zengin ki? Neyse, bu başka bir yazının konusu!

Dün ve eveli gün sabah kahvaltısı hazırlarken Barış Çağan oldukça şiddetli bir ağlama krizine girdi. "Anne kudak, anne otu" Kucağıma alıp oturacakmışım! Ben de son iki gün diye pişi falan yaptım. Haliyle biraz zaman alıyor. Dün ağlama krizi o boyuta geldi ki, yapamayacağım dedim kocama, o da gevrek almaya gitti. Ben Barış'ı kucağıma alıp salonda oturdum. Bir süre sonra karnı acıkmış olmalı ki "gebe (gevrek)" dedi. Ben de "sen izin verseydin yapacaktım ama izin vermedin, ağladın dedim. "hııııı" dedi. Yapayım mı sana pişi, gevrek dedim. "hıhı" dedi, tamam mı dedim "tamam" dedi. (artık her kelimeyi yarım da olsa söylemeye çalışıyor maşallah kuzuma) Kocam gelene kadar pişileri kolayladım. Böylece onun getirdikleriyle beraber öyle çok kahvaltılık malzememiz oldu ki, akşam da kahvaltı ettik, atılmasın yazık dedik.

Dünden beri pek keyfim yok. Çalışmamama rağmen tatil sonrası depresyonuna girdim. Kocamın desteğini kaybedecek olmak beni epey endişelendirdi.

Sen ne kadar planlarsan planla, hayat belli bir doğrultuda akıp gidiyor. Bu akış son birkaç senedir özellikle kışın son derece ağır sınavlarla geçiyor. Allah beterinden saklasın.

Ben Deniz Baran'ı anaokuluna tam gün neden verdim? Annem gelecek, Barış Çağan'a bakacak, ben de çalışma hayatına başlayacaktım. İki çocuklu bir kadın olarak akşam 7'lere 8'lere kadar dışarıda kalmayı planlamıyordum, hatta ikindi vakti saat 5:15'i beklemeden 4:30'da Deniz'i okuldan alıp ev gelmeyi ve o saatten sonra çocuklarım yatana kadar onlarla ilgilenmeyi, babaları onları saat 21:30 civarı yatırmaya götürdüğünde ertesi günün yemeğini yapmayı düşünüyordum! Planlarım buydu ama az önce dediğim gibi sen ne kadar plan yaparsan yap, alnına yazılandan öteye geçemiyorsun!

Annem diz ameliyatından sonra hala iyileşemedi. Dizinin arka kısmında bir bağ varmış ve zamanla o bağ hissi geçmiş. Şimdi ön taraftaki bağın da geçmesini bekliyormuş annem. Tam iyileşmeden buraya gelmeyi düşünmüyor. Kendi açısından haklı. Annemden 2 gün önce aynı doktorun ameliyat ettiği amcam, dizin ön kısmındaki bağ (kelepçe) hissinin 6 ayda anca geçeceğini söyledi, ona da doktor söylemiş. Annemin temmuzda ameliyat olduğunu düşünürsek, en iyi ihtimalle ocak ayının ortalarında kendisini iyi hissedebileceği demek oluyor bu. Eh, yarıyıl tatilinin 24 Ocak'ta başlayıp 9 şubat itibariyle sona ereceğini, ikinci dönemin 10 şubatta başlayacağını düşünürsek, annemin 10 şubattan önce gelemeyeceğini düşünüyorum! (tatilde iki çocuğa annem tek başına bakamaz) Velhasıl önümde oldukça zorlu 4 koca ay var! Ne diyelim, hayırlısı olsun...

Tüm bunları düşündükçe biraz canım sıkılıyor. Çalışmak hem maddi hem manevi açıdan iyi gelecek bana. Ama şimdilik mümkün değil. Hayırlısı... Sabretmem gerekiyor.







9 Ekim 2013 Çarşamba

Günlük Yaşam

Üçünüzü üst üste koyar, hepinizi dövebilir, hakkınızdan gelebilirim aslında dedi. Ne diyor bu adam böyle diye anlamsızca yüzüne baktım. Devam etti... Öyle güçlü olmama rağmen neden hepinizden daha ağır atlatıyorum ki ben bu hastalığı, en ufağımız Barış Çağan ve en çabuk o iyileşti dedi. Güldük halimize.

Son zamanlarımız maaile hastalıkla geçse de, kocam hariç hepimiz iyiyiz, kocam da gün günden daha iyiye gidiyor çok şükür!

Deniz Baran dün anaokuluna tekrar başladı. Sabah epey nazlandı, ağladı biraz. Ben de ağlama etme yapma nutukları atmadım. Sizin sınıfın en güzeli kim, en akıllısı, en yaramazı, en hareketlisi, en bilgilisi, en çekingeni, en en en... sordum, cevap aldıkça daha da sordum. Bu muhabbet o kadar hoşuna gitti ki, yatmadan önce hadi anne sorsana diyor. Sordukça muhabbet gelişiyor, dallanıp budaklanıyor. Senin sorularını çok seviyorum ben diyor oğluşum. Öne kardeşini uyutuyorum, kardeşi uyurken bu muhabbetimizi ediyoruz, sonra sıra Deniz'i uyutmaya geliyor.

Deniz Baran, bugün sınıfıyla birlikte huzurevine ziyarete gitti. Acaba nasıl geçti? Yaşlılarla arası pek de iyi olmayan oğluşum için bu gezi oldukça iyi olacak. Dün huzurevinde kimler kalır dedim. Yaşlı dedeler ve nineler dedi. Ama benim anneannem ve dedem orada kalmıyor dedi. Ben de İnşallah hiçbir zaman orada kalmayacaklar dedim. Çocukları olmayan yaşlılar daha iyi bakılmak için orada kalıyorlar dedim. Çocukları anne babalarını istemiyor demedim diyemedim.

Başka neler yaptığıma gelince... Kafayı kilolarıma taktım. bu meseleyi hayatımdan tamamen çıkarabilmek için Ebru Şallı ile pilates yapıyorum, diyet yapıyorum. Buna dair bir yazı hazırlıyorum ama yazımı kilo derdim bitince yayınlayacağım.

Çocuklarla faaliyet yapamadım bu aralar. Hastalık ve kilo mücadelem bir adım öne geçti son dönemde.

Kendime bakım yaptım, kuaföre gittim. Saçımı kestirdim, dip boya yaptırdım.. Haftaya bayram ya, kendime çeki düzen vereyim dedim.

İşteeee böyleeeee...

Her şey bi yana da niye kilo veremiyorum ki ben yaa!

2 Ekim 2013 Çarşamba

Hastalıklara Merhaba

Pek bir mutlu mesut geziyordum, aman oğluşlar ayakta atlattılar hastalıkları diye. Cuma günü Deniz Baran solgun geldi. Anneannesine gittik, oğluşum fazla hareketli değil. Öpüyorum, sanki hafif sıcak gibi... Ertesi gün kocama gelirken dereceyi getir diyorum, endişelendim bir kere. Unutmuş! Unutkan başın cezasını ayaklar çeker hesabı gönderiyorum cancağazımı eczaneye, getiriyor dereceyi, 36,8! Bu normal mi, bana göre bir şeylerin habercisi ve gözlemlemek şart!

Neys çoluk çocuk İncirlatına gidiyoruz. Eğleniyoruz ama benim büyük fındığım çabuk yoruluyor. Bir şey demiyorum ama gözmden de kaçmıyor hani.


Oyunlarımız bitince akşam yemeğini evde yiyelim mis mis diy doğruca evin yolunu tutuyoruz.

Benim tatlı çiçeğim soluyor iyice evde. Bakıyorum, ateş 37'yi geçiyor. Sonra 38'i geçiyor derken koşa koşa eczaneye gidiyorum, aaaa ne güzel, bizim sokağımızdaki eczane nöbetçi! (doğru bir davranış değil, doruca doktora götürmeliydin diyecek anneler için, siz öyle yaparsınız diyorum)

E-devlet sisteminden (sağlıkçılarınki medusa mıydı) geçen kış Deniz Baran'a boğaz enfeksiyonu için hangi ilacı vermişler diye baktırıyorum, aynısını alıyorum. Zira gözlemlediğimiz kadarı ile Deniz her ne kadar söylemese de yutmakta güçlük çekiyor, kesin boğazında enfeksiyon var! Alıp getiriyorum eve, ateş düşürücü de veriyorum. Yanıma yatırıyorum. Gcenin bir vakti oğlum ağlayarak karnıma bir şey oldu diyerek uyanıyor. Bakıyorum alev alev yanıyor çocuk, ölçüyorum hemen 39,6! Bu neeeeeeeeeeeee?!!!!!!! Doğruca ılık duşaa!!

İşte o zaman ateşle mücadelemiz başlıyor.

Ateş korkulacak bir şey değildir, bağışıklık sisteminin çalıştığını gösterir diyen anneler, siz korkmayın o zaman diyorum. Ben küçükken ateşli havale geçirmişim, Deniz de bebekken geçirdi. Bu riski göze alamam! Rabbim kimseye yaşatmasın!

Bir ara çok çaresiz kalıyorum, sirkeli su yapıp alnına, koltuk altlarına koyuyorum Deniz'imin. Cidden düşüyor ateş. Sonra hoooppp tekrar fırlıyor büyük bir hızla! Face'e yazınca sirke işe yaradı diye, arkadaşlar uyarıyor. Özellikle kızlarımıza hatıra blogunun yazarı Fatma Nur hanımcım, gittiği ilk yardım kursunda öğrendiği bilgiyi benimle paylaştı, çok işime yaradı. Efendim, sirkeli su ateşi düşürüyor ama hızla tekrar yükselmesine yol açıyormuş. Ilık su ile duş aldırmalı (bunu yapıyorum zaten), işe yaramıyorsa soğuk su ile ıslatılmış pamuk / bez ile kasık - bilekler - koltukaltları - alın - ense bölgelerine kompres yapılmalıymış. Hemen denedim, çok işe yaradı. Allah razı olsun arkadaşım!

Cumartesi başlayan ateşle imtihanımız pazar, pazartesi ve bugün dvam etti. Çok bitkin yattı Deniz. Bugün Barış'ımın da gözleri çipilmedeye, huzursuzlaşmaya başlaması üstne tuz bibr ekti her şeyin. Birine ilaç içiririm, ağlar kusar bi daha ağlar. Diğerine ilaç içiririm ağlar kusar bir daha ağlar. Evin her yeri kusmuk olur! Haydi bakalım temizle tekrar içir. Bir ilacı 3 kerede içirebiliyorum. Ben veriyorum, kusuyor Deniz, daha kaıkta görünce hooorrrr çıkıyor her şey! Bu nedenle ben de kaptığım gibi Karataş Hastanesine götürdüm bugün Deniz'i. Kullandığım ilaçları söyledim, doktor ilaca başlamakla iyi etmişsiniz kendiliğinden geçecek bir şey değil dedi. İlaçlarımız biraz hafif kalmış daha kuvvetlisini verdi. Barış'ı ayrıca götürmeme gerek kalmadı.

Şimdi ateş nöbetindeyim. Durum stabil.

Anaokuluna ilk kez gittiğimiz için bu tarz hastalıklar sık sık yaşanabilirmiş. Oooff zor bir kış mı bekliyor bizi Allah'ım korusun!

Haaaa bu arada, çocuklar uyurken turşu bile kurdum. Aferin bana.