Sayfalar

30 Aralık 2014 Salı

Günlük Yaşamımıza Dair Bir Paylaşım...

Bugün hava İzmir'de cidden soğudu. Türkiye'de pek çok yerde kar yağıyor, burada da çok soğuk ama yağmur yağıyor. Dinmedi bugün hiç desem yeridir.

Bir süredir grip girdi evimize, dönüp dolaşıyor ve çıkmıyor. Ben de rahmetli Barış Manço'nun şarkısında sözünü ettiği çayı yapıyorum ve ailecek içiyoruz, Nane, limon kabuğu, hatmi çiçeği, biraz çörekotu, tarçın, zencefil ve içine fazladan da adaçayı katıp demliyorum. Gerçekten işe yarıyor. Ancak dünden beri bronşlarımda ciddi bir ağrı vardı, ben de yeniden bronşit olmaktan korktum ve aile hekimimize gittim. Boğazıma baktı, bişey yok dedi, ciğerlerimi dinledi, önemli bir şey görünmüyor faranjit olabilir dedi, 3 günlük antibiyotik ve sprey verdi. Ya Barış Manço çayı iyi geliyor ve hastalığımın lezyonları çok görünmüyor ya da doktor hiçbir şeyden anlamıyor. Ben doktora giden biri değilimdir, evde yaptığım uygulamalarla iyileşmeye çalışırım, ciddi bir durum görmeseydim kendimde gitmezdim. Giderken de yağmurluydu hava, Barış'ımı bırakacağım kimseler yoktu, koydum arabasına, çok zorlandım. Battaniyelere sardım, ıslanmadı oğluşum çok şükür.

Öğleden sonra Deniz'i okuldan almaya gittik. Yine yağmurluydu hava, taksiye bindik biraz erken gitmişiz, 10 - 15 dakika kadar oğlumun çıkışını bekledik. Beklerken diğer velilerle sohbet ettim. Deniz Baran'ın annesi siz misiniz diye sordu kız anneleri. Benim dedim. Şikayet edeceklerini düşündüm bir an. Malum hareketli bir oğluşum var ama öyle olmadı. Oğlum çok karizmatikmiş, kızları oğlumun adını düşürmüyormuş dillerinden. Oğlum içlerinden birini öpmüş (Zeynep). Daha önce öğretmeni de söylemişti Deniz'in kızlar arasında popüler olduğunu. bu durum hoşuma gitti ama bir yandan da ergenlik yılları için endişelenmedim değil.. Bekleyip göreceğiz.

Burada bahsetmedim daha önce ama yeri gelmişken bahsedeyim, Deniz Baran hakkında öğretmenimiz çok güzel şeyler söyledi, zekası, yetiştiriliş tarzı, kişiliğinin oturmuş oluşu (karşımda kocaman bir adam var dedi) empati yetisi ile kesinlikle çok iyi, el becerileri konusunda da geliştirmeye ihtiyacımız var dedi. Mutlu oldum.

Barış'tan da küçücük bir şey anlatacağım ve yazımı bitireceğim.
Oğlumu babası binbir ikna çalışmaları ile tıraş etti ama saçları güçlensin diye kısacık kesti. Oğlum bugün aynada kendisini görünce "anne ben kel mi oldum, ama ben böyle istememiştim, ben uzun uzun olsun istemiştim önleri, ben böyle kısa sevmem" diye diye gezdi. Kıyamam kuzuma. Babasına da serzenişte bulundu akşam gelince. Babası bir daha böyle kısa kesmemeye söz verdi. Kıyamam kuzuma ben.


Barış'ıma Etkinlikler

Barış Çağan etkinlik yapmayı çok seviyor. Ben de ona çeşit çeşit etkinlikler hazırladım. Şimdi elinde maşa, oyuncaklarını plastik bardaklara dolduruyor, maşa ile ponpon yakalıyor. Keyfi yerinde. İşte hazırladığım etkinlikler (oğluşum için hazırladım, ama oynarken çekmedim).





Barış'a rakamları henüz öğretmemiştim. Artık vakti geldi dedim ve evvelce hazırladığım evadan kabartmalı rakamları çıkarıp biraz çalıştık. Sonra da tane hesabına giriş yaptık.















Barış'ım renkleri biliyor ama hem el becerileri gelişsin hem de renkler (farklı tonlar) pekişsin diye mandallarla renk çalışması yaptık. Gayet keyif aldı.















Bunlar Meraklı Minik dergisinin kartlarıydı. Oğluşum anne ve yavrularını eşleştirdi. Yalnızca şah kartalın yavrusunu bulmakta zorlandı. Ben yardımcı oldum.
















Olay sıralama kartlarına henüz aşina değil Barış. Daha önce kaydıraktan kayma ile ilgili bir sıralama yapmıştık, onda zorlanmamıştı. Ancak ev yapımı ile ilgili sıralamada benim anlatıp ona sorular sorarak yönlendirmem gerekti. Haklı çocuk.










 Maşa ile ponpon aktarma ve dondurma kaplarının rengine göre eşleştirme oyununu çok sevdi oğluşum. Kimi zaman eliyle yerleştirdi, kimi zaman maşa ile aktardı.
















Bu renk kartlarını uzun zaman önce Barış için hazırlamıştım. Ayakkabı kutusunun kapağına kartların sığabileceği kadar kesikler atmış, her kesiği kart renkleri ile çerçevelemiştim. Ancak ayakkabı kutusu eskidi attım, kartlar kaldı. Ben de kartların her renginden bir tane aldım, aynısından iki tanesini de o aldı, eşleştirdi.

27 Aralık 2014 Cumartesi

Sonbahar Yaprakları

Sonbahar geldi geçti, biz kuru yaprakları çok sevdik. Topladık, birbirimize hediye ettik, sonunda eve geldik, çizdiğimiz resimlerin üzerine yapıştırdık. İşte çalışmalarımız...




26 Aralık 2014 Cuma

Hamur Çalışmaları

Youtube'da oğluşlarım hamur ve kinder sürpriz yumurtaları izlemeye bayılıyorlar. biz de onlardan esinlendik ve hamurların içine oyuncaklar sakladım, (bu fikir Barış'tan geldi) çocuklarım da ellerine plastik bıçak alarak hamurları kesti, parmacıkları ile ayıkladı ve oyuncakları kurtardı.







Bizden Kısa Kısa...

Biz bu aralar oturup faaliyet yapmadık fazla fazla.. Hayat rayına yavaş yavaş oturuyor. İnsan acıyı da atlatıyor bir şekilde.

Neler yapıyoruz, fotoğraflara bakalım...

Oğluşlarıma ayrı ayrı doğum günü yapmak yerine, ikisine tek doğum günü yapıp Deniz Baran'ın arkadaşı Doğaç ve ailesini çağırdık. Pastadaki 4 ve 6 mumlarını görünce pek hoşlanmadım durumdan... Oğluşlarımın büyüdüğünü kabul etmek o kadar kolay değil benim için.




Geçen gün arkadaşım Lütfiye, kardeşi Sevil ve arkadaşımın oğlu Toprak bize geldiler. Bu oğluşlar birbirini o kadar seviyor ki... Hep böyle dost kalırlar İnşallah.



 Oğluşlarımla köfte yapıyoruz burada.. Barış, eline yapışan kıymadan pek de memnun değil. Aşırı titiz benim oğluşum Önlükler de çocuklar için özel, İkea'dan almıştım.



 Bu bizim 250 litrelik akvaryumumuz. Kocam arka planını strafordan yaptı. Bir de kum şelalesi yaptı çok net çıkmamış ama harika oldu.


Zaman zaman parka gidip güneş alıyoruz. D vitamini vazgeçilmezimiz..




Fırsat bulunca tiyatroya gidiyoruz. Tiyatroyu oğluşlarım çok seviyor. Burada arkadaşım Zeynep ve tatlı kızı Elif de bize katılmıştı.



Zaman zaman sahile ve kafeteryalara gidiyoruz. Birlikte deniz havası alıp keyif yapıyoruz.








Burada çalışma masamız salonun ortasında, oğluşların keyfi yerinde..


Rakam Çalışmaları

Deniz Baran uzun zaman önce rakamları öğrenmişti ama oldum olası kalemlerle, boyalarla, resim ve çizgi çizmeyle pek alakası yok oğlumun. Ben de bundan 2 ay kadar önce anaokulu öğretmenimiz eve rakam çalışmaları göndermeye başladığında bir iki denedim rakam yazdırmayı. Rakamımız 1. Basit değil mi? Hayır değil işte. Deniz'in elinden tutuyorum 1 çizelim diye, biraz yamuk yumuk da olsa çizdi ancak babamın vefatı, annemin "amaan boşver seneye nasılsa yazacak daha vakti değil, çocuk küçük" sözleri, bu konunun üzerine fazla düşmemi engelledi ve işi akışına bıraktım.

Geçenlerde öğretmenimiz eve çalışma kağıtları göndermiş. Deniz yanlış anlamış ve ertesi gün teslim edeceğini düşünmüş. Ben de o gün dışarıdaydım. Eve gelince baba oğulu ders çalışırken buldum. İşi ele aldım ve Deniz'i günde 5'er saatten iki gün çalıştırdım.Bu iki gün boyunca okula göndermedim. 3. gün okula gönderdim ve biraz daha çalıştırdım. Çalıştırırken ilk gün oğluma kötü davrandım. Bundan çok pişmanım. Sonra ondan çok özür diledim ve daha sakin çalıştırmaya devam ettim. Sayfalarca 1,2,3,4 çalıştık. 5 ve sonrası rakamlara çalışma fırsatı henüz bulamadık.

Bir süre sonra öğretmeni ile bireysel görüşmemiz vardı. Deniz Baran hakkında çok güzel şeyler söyledi. Deniz'in zekası hakkında övgüler yağdırdı. Açıkçası rakamları yazma, çizgi çizme vs. konuları halledeceğimizi, bunu seneye bırakmamızın mümkün olmadığını, ama onu üzmeden bu işi halletmemiz gerektiğini söyledi. Zira her insan her konuda mükemmel olmaz, o zaten çok zeki, empati yetisi çok gelişmiş, arkadaşları ile ilişkileri harika, sınıftaki kızlar tarafından çok rağbet gören bir çocuk. Dil gelişimi süper, deyim kullanıyor, kendini çok iyi ifade ediyor, haksızlıklar karşısında kendisini savunuyor, asla kimseye kötü davranmıyor ama kendini de ezdirmiyor dedi. Sevindim. Gerçekten çok iyi yetiştirmişsiniz, sizin eseriniz dedi öğretmenimiz ve emeklerimin karşılığını böyle somut alabilmek, beni daha da motive etti.

Yazı çalışmalarımızın fotoğrafını çekmedim ama bugün yaptığımız pasta mumlukları ve kürdanlarla köpük tabaklar üzerinde yaptığımız rakam çalışmalarını ekleyeyim...

Bu çalışmaları önce Deniz Baran'la yaptık, sonra Barış Çağan uyandı ve onunla da yaptık. Yarın da yapmaya devam edeceğiz kısmetse.

Sayılar 0 - 9 arası, şekiller de kare, dikdörtgen, üçgen, daire, beşgen, altıgen, işlem işaretleri olarak da  + - x / (ama bizim yaptığımız eksi işaretinin üstüne ve altına nokta konulanlardan) yaptım ve önlerine koydum.









24 Kasım 2014 Pazartesi

Öğretmenler Günü Kutlu olsun

Güneş, su, ay
Deniz, toprak, çimen
Her şeyi seninle öğrendim.
Canım cicim öğretmenim
Seni çok seviyorum
Öğretmenler günün kutlu olsun

Deniz Baran'ın öğretmenine yazdığı şiir... En güzel şiir seçilmiş sınıfta. Bir de çıtır çıtır açan begonya aldık, resim çizdi oğluşum. Harika oldu her şey...

Öğretmenler günü kutlu olsuuuunnn :)))

30 Ekim 2014 Perşembe

Yeni Yaşam...

Babamın beklenmeyen vefatından sonra hayatımız kökten değişti. 
Annem haklı olarak artık evinde kalmak istemiyor, ben de onu yapayalnız bırakamam orada, İlk haftayı annemlerde geçirdikten sonra gelen giden kalmayınca, ablam da evine dönerken, annemi alıp evime geldik. Bir süre burada kaldıktan sonra biraz da ablamda kalacak sonra biraz teyzemde... Bu aşamada anneme yakınlarımda bir ev bakacağım kısmetse. Ben şu anda her ne kadar kirada otursam da yeni taşındığım bu muhiti çok sevdiğim ve kalıcı olarak buraya yerleşmek istediğim için anneme de buralardan ev bakma düşüncesi bana abes gelmiyor. Benim istediğim, annem yakınlarımda olsun, kendi evi olsun, bütün gün bende kalsın, gece olunca kendi evinde kalsın. Bu büyük bir özgürlük olur onun için de bizim için de... Yaşlanınca, ona uygun bir eve taşınarak anneme bir oda verebilir, evimin düzenini ona göre oturturum İnşallah.

Hayat zor. Her hayat travmalar üzerine mi inşa edilmiştir acaba bizimki gibi? 

Allah kimseye taşıyamayacağı bir yük yüklemez elbette, inancım sonsuz. Hamd olsun... 


14 Ekim 2014 Salı

Babam...

12.10.2014  Saat 21:17

Sevgili oğullarım,

Sizi çok seven, sesinizle şenlenen, varlığınızla, yaramazlıklarınızla, oyunlarınızla hayat bulan dedeniz, benim biricik babam vefat etti. Bir anda, kuş gibi uçtu gitti hayatımızdan. Dedenizin vefat ettiğini henüz bilmiyorsunuz ama Baran'ım sen bir şeylerin ters gittiğini anlıyorsun. Fazla soru sormuyor, bolca insanları dinliyorsun... Dedenizin yoğun bakımda olduğunu söyledik size. Uygun bir zamanda bu haberi vereceğiz uygun bir dille...

14 Ekim'de öğle namazını müteakiben İzmir Balçova Yunus Emre Camiinde kılınacak namazın ardından Buca Gökdere mezarlığında sonsuz yolculuğuna uğurlayacağız babamı.

Geriye bir ah babam kaldı dilimde... Ah babam, canım babam, yavrum kuzum bebeğim kaldı.... Hepsi bu...

Ah babam....

9 Ekim 2014 Perşembe

Gelmeseydin Daha İyiydi!

Büyük oğlumun iki yaş sendromu çok sancılı geçmişti. Küçük oğlumda ise ara sıra başgösteren huysuzluklar dışında gayet iyi gidiyordu her şey bu yaza kadar.

Yazın havaların sıcak olmasından mıdır, iki yaş sendromundan mıdır, yoksa çocuğuma nazar mı değdi nedir, minik kuşumda iştah kaybı başladı. Yaz başından bugüne kadar bırakın kilo almayı, yarım kilo kadar kaybetti diyebilirim!  Boy da atmadı fazla. Şu sıralar sık sık ağlama krizleri, kendini yere atmalar, tutturmalar, her isteğini ağlayarak dile getirmeler başladı ve bu durum beni oldukça geriyor. Bitsin gitsin şu iki yaş sendromu hiç gelmesin bir daha! 2,5 yaş civarında doruk noktasına ulaşıp sonrasında düşüşe geçiyor ve 3 yaş civarında uyum yakalıyormuşuz. Deniz Baran'da yaşadık gördük, Barış Çağan'da da yaşayacağız anlaşılan.

Ben her şeye gülen, uyumlu, durup durup sarılıp beni öpen, her fırsatta anne seni çok seviyom diyen bebeğimi özledim! Dün babasına dedi ki "ama ben annemi sevmiyom ki baba, ben seni seviyom!"

Ben en iyisi en kısa zamanda bir kan tahlili yaptırıp oğluşumun demirini ölçtüreyim, ona göre bir yol çizeyim... Belki de iştahsızlığı demir eksikliğinden ileri geliyordur.

23 Eylül 2014 Salı

Yerleşme tam hızıyla devam ediyor!

23.09.2014 Salı

14.09.2014'te taşınmamızın ardından geçirdiğimiz el ayak ağız hastalığını da atlatmak üzereyiz. Çocuklarda bir şey kalmadı benim de ayaklarımdaki korkunç iğne batmaları kalmadı gibi bir şey. Ellerimdeki acılar da kaybolmak üzere.

Taşındığımızdan beri uydumuz kurulamamıştı. Türkiye'nin Çin malı uydusu patlayınca tüm frekanslar değişti ve yüzlerce aile uydusuna yeni yazılım yükletmek zorunda kaldı. Uyducular yaşadı. Bu arada bizim uydu alıcılarımızı kurmaya yanaşmadılar ta ki bu güne kadar. Şimdi kocam TV ayarlarını yapmakla meşgul.

Deniz Baran hastalık dolayısıyla geçen hafta okula başlayamamıştı. Dün başladı ve hayatından oldukça memnun. Bir konuda sıkıntı duymuş beyefendi, o da ulaşım! Bizim evden İzban'a gitmek için 450 metre yürüyoruz. Sonra İzban'da bir süre bekliyoruz zira metro kadar sık gelmiyor. İzban'dan indikten sonra yaklaşık 250-300 metre kadar daha yürüyoruz. Dün Deniz Baran'la birlikte gittik, almaya gittiğimde Barış'ı da götürdüm mecburen. Barış'la bu sözünü ettiğim mesafeleri yürümek daha da zor. Bugün iki çocuğumla birlikte gittik okula. Deniz sınıfına gidince ben de Barış'la birlikte veli toplantısına girdim. Sonrasında eve geldik, doğru dürüst oturmadan Deniz'i almaya gittik gene. Deniz Baran dün ve bugün bu durumdan yakındı. Ben de bu meşakkatli yolculuklardan oldukça bezmiştim. Deniz servise binmek istediğini söyledi. Babası olur dedi. Hemen servise yazdırdım oğluşumu. Yarın sabah servisle okula gidecek. Böylece ben de zamanımı daha etkin kullanabileceğim. Yarın duruşmaya gideceğim, Kocam da Barış'la işe gidecek. Yarın benim için çok yoğun bir gün olacak. Arkadaşım oturmaya gelecekti, ertelemek zorunda kaldım mecburen.

Çocuklara henüz oda alamadık. İkea'nın internet sitesinden odalarını beğendik. Yarın akşam Allah izin verirse gidip alacağız. Şu anda yatakodasında yere yatak serip ikisini de yatırdık. Yatağa ve kanepelere yatırdığımızda defalarca yere düştüler. yer yatağı en iyisi!

odalarımı bir yerleştireyim, ohhh diyeceğim. :)

22 Eylül 2014 Pazartesi

El Ayak Ağız Hastalığı

Çocuklarımı çok öpen biriyim. Öperken mutlaka şakaklarından da öperim. Bu ateş ölçme yöntemidir aynı zamanda benim için. Deniz Baran'da her zaman işe yarar, zira ateşlenince anında ateşi dışa vurur. Barış Çağan ise içten yanmalıdır. Dışa yansıttığı ateşi çok hafiftir, oysa koltuk altından dijital termometre ile ölçtüğümde 38,5'u çoktan geçmiş bir ateşle karşılaşmam kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle Barış Çağan'ın ateşini takip ederken sırf öpmekle kesin sonuca varmam. Azıcık süzülmüşse hemen dereceyi elime alırım ve ölçerim. İçgüdülerime güvenirim. Bir anne çocuğunun hasta olduğunu düşünüyorsa, büyük olasılıkla çocuk hastadır. Allah beterinden korusun.

İşte geçtiğimiz hafta sonu taşınma sırasında (işçiler 14.09.2014'te eşyaları taşırken) ben de Deniz'imi öptüğümde cayır cayır yanmakta olduğunu farkettim. İlaçları koyduğum kutuya ulaşmam 1-1,5 saatimi aldı. bu aşamada yüzünü ve koltuk altını ıslak bezle sildim ve ateşini stabil tutmaya çalıştım oğlumun. Sonra ilaç desteği ile oğluşumu rahatlattım. Yutmakta güçlük çekiyordu kuzum. Dedim boğaz enfeksiyonu oldu Deniz'im. 2-3 gün 39.7'lere vuran yüksek ateşle mücadele ettik, sonra Barış da hastalandı ve küçük kuzum da 39.5'lere kadar tırmanan yüksek ateşle cebelleşti  Derken ben de ateş, boğaz ağrısı ve şiddetli halsizlikle yığılıp kaldım. Bu aşamada ablam bizimle çok ilgilendi sağolsun. Toparlanmaya başlamıştık ki Barış'ın (yüksek ateşten olduğunu sandığım) ağız içi yaraları başgösterdi. Deniz zaten uzun süre boğazım ağrıyor diye inleyerek pek bir şey yiyemiyordu, Barış'ım da ağız yaralarından mütevellit yarı aç gezdi kuzum. Bir gece tam düzelme aşamasına girmiştik, ateş düşmüş, çocuklarım ve ben canlanmıştık ki sabahında el ve ayaklarımızda kırmızı döküntüler farkettik. Bu döküntüler oldukça acı veriyor, yürümemi, ayakkabı giymemi zorlaştırıyordu. Ayaklarım bel fıtığımdan dolayı ara sıra uyuşur (bu aralar çok yoruldum, ağrı ve uyuşukluk sıklaştı) ama bu döküntülerle birlikte (tabii ben döküntülerle ilintilendirmemiştim başlarda ve MS olduğumu düşünüp oldukça bunalımlı iki gün geçirmiştim) iğne batması hissi o kadar yoğunlaştı ki, hayatımın odak noktası haline geldi diyebilirim. Ben döküntüleri böcek veya sivrisinek ısırığı sanıyor, iğne batması hissini yoğun uyuşukluk hali olarak yorumluyordum! 

Geçtiğimiz cumartesi günü Deniz Baran'ın arkadaşı Doğaç'ın doğum gününe gittik. Orada bir hemşire hanım vardı ve ellerimdeki döküntülerin allerjik bir şey olabileceğini, sinek ısırığına benzemediğini söyledi. Sinek sırf el ve ayaklarınızı mı ısırdı ki dediler. O anda el ayak el ayak bu ne ilginç bir durum dedim, eve geldim, google amcaya sordum, el ayak ağız hastalığı diye bir şey çıktı. Aynı bizim yaralar! Tek fark, bizde ağızdaki yaralar ağız dışında değil, içinde çıktı. Şimdi hala bende döküntüler var. Çocuklardaki sönmeye yüz tuttu, bendekilerin acısı ve harı azaldı. Yaşadığım korkuyu (şüphelendiğim hastalıkları nazara alınca) tarif edemem. Neyse ki basit bir şekilde atlattık. bu arada nadir de olsa ciddi sorunlara yol açabiliyormuş bu hastalık. Aman Allah korusun..

7 Eylül 2014 Pazar

Hayata Dair..

06.09.2014

Anlatacak ne çok şey var aslında ve ne çok susmak lazım... 
Yoruldum ve bunaldım oysa ne çok sabretmek lazım..

Kolilerle yaşamaya alıştım. Çocuklar da ellerinde kalem kolilerin üzerine resim yapıyor ya da sopalarla kolilere vurarak davul çalıyorlar. Bu bir yaşam biçimi oldu bizim için. İçinde bulunduğumuz şartları lehimize çevirmeye çalışıyoruz. Eğleniyoruz. Eğer mutlu olmak istiyorsan ulaşamayacağın şeyler için kendini heba etmek yerine elinde olanların kıymetini bil ve şükret anlayışını ayakta tutmak en güzeli.


4 Eylül 2014 Perşembe

Tatillerimiz : Kuşadası ve Marmaris

Bu sene iki tatil yaptık. Bir tatil parasını da çadır tatil planlarına gömmüştük, buna içimiz çok yandı! Çadır tatili suya düşünce biz de her zamanki gibi her şey dahil sistemli 4 yıldızlı otelleri tercih ettik.

Bana göre ya çadıra gidip uzun süre kalacaksın, denize doyacaksın ki çadırdaki eziyete değsin ya da her şey dahil sistemli temiz bir otelde kalacaksın. Pansiyon ya da apartta kalmak hiç ucuz olmadığı gibi, eziyeti de cabası! Bu nedenle bu sene aparta gitmedik hiç.

İlk tatilimiz 4 gece konaklamalı Kuşadası tatiliydi. Kuşadası o kadar dalgalıydı ki, hiç tadına varamadık. Otelden çıkış günümüzde de erkenden İzmir'e döndük. Hem Deniz Baran'ın yüzme kursu vardı, hem de kocamın işleri. Bu sene Kuşadası'nın dalgasından eğlenemediğimiz için seneye Kuşadası'na gitmeme kararı aldık.

Her iki tatilimizi de tatil.com'dan aldık ve hizmetinden memnun kaldık. Aynı otel, diğer sitelerde daha pahalıyken, tatil.com'dan oldukça avantajlı rakamlara konakladık. Geçtiğimiz yıllarda gezisitesi'nden alıyorduk ama bu yıl site kapanmış. Tatil.com iyi bir tercih oldu açıkçası.

Her iki tatilimizi de 4 yıldızlı otellerde geçirdik.  5 yıldızlı tatil oteli ile  4 yıldızlı olanlar arasında bana göre hizmet kalitesi açısından büyük bir fark yok. Ama fiyatlarda ciddi farklar var. 5 yıldızlı otelde bir tatil yapacağıma biraz daha bütçemi zorlayıp 4 yıldızlıda 2 tatil yapmayı tercih ederim. Hatta bütçe ve işler izin verirse 3 tatil bile olabilir. 3 yıldızlı otellerden hizmet kalitesi açısından memnun kalmadığım için pek tercih etmiyorum ama bütçem kısıtlı olduğu dönemde elbette bu imkanı da değerlendiririm.

Kuşadası'nda Sole Hotel Santa Maria'da kaldık. Otelin hem kaydıraklı havuzu, hem çocuk havuzu hem de normal havuzu vardı. Otelde kaldığımız sürede Deniz Baran kaydıraklardan bol bol kaydı ama kaydırakları tutan direklerin kelepçelerine çarpıp kaşı patlayınca biraz canımız sıkıldı. Kantaron yağı ve baticonla pansuman yaptım. Kısa zamanda toparlansa da küçük bir iz kaldı. Otelin yemekleri güzel, çocuklar için bahçesinde oyun alanı var ve iki çocuk da bedava olunca aileler hücum etmişler. Ben hiç bu kadar çocuklu bir tatil geçirmemiştim. Velhasıl her şey güzeldi bizim için. Odalar her gün temizlendi, yerler halı değil (buna çok sevindim) seramik kaplı. Odamız oldukça genişti. 3 yatak ve bir de yatak olabilen koltuk koymuşlar odamıza. Biz 3 yatağı birleştirdik, ailecek bize yetti. Tatil.com yetkilileri bizi aradı ve otelden memnun kalıp kalmadığımızı sordu. Memnunuz dedik.

İkinci tatilimiz 5 gece konaklamalı Marmaris tatiliydi. Club Armar Ex Cle Resort'te kaldık. Eşimin dayısının vefatını öğrendik tatilimizin ikinci günü. Eşim o akşam Ankara'ya yola çıktı 4. gün sabahında yanımıza geldi. Biz de o süre zarfında otelin havuzlarında eğlenmeye çalıştık. Bu otelin ön kısmında kaydıraklı havuz, çocuk havuzu, arka kısmında iki farklı yerde iki büyük havuz, bir çocuk havuzu daha, otelin içinde ise bir kapalı havuzu vardı. Deniz için açılır kapanır bir yatak getirip kurdular. Barış için ise yepyeni bir bebek yatağı (park yatak) almışlar. Çok mutlu oldum. Yerler yine seramik, hergün temizlik yapıldı ve yemekleri güzel. Ancak tatlılar açısından biraz kısır. Pasta bir çeşit oluyor ve hemen tükeniveriyor. Biz pek yetişemedik açıkçası.

Eşim Ankara'dan gelir gelmez bizi gezmelere götürdü. Cumartesi günü Kız Kumu ve Hisarönü'ne gittik. Kızkumunda hani denizin ortasından yürünüyor ya, biz de yürüdük. Eğlenceliydi. Ama kalmaya gerek duymadık, yürüyüp geçtik. Deniz Baran hemen sulara atladı. Bu çocuğun adı iyi ki Deniz! Yok böyle bir sevda, denizi görünce atlıyor cup diye! Sonrasında Hisarönü'ne gidip ailecek orada yüzdük. Denizi biraz çakıllı ama gayet temizdi.

Pazar günü önce Amos'a gittik. Oradan akvaryum için bol bol taş topladık. Deniz çok temiz ve bol taşlı.Ulaşmak için tepeleri aştık, dik yokuşlardan indik. Kendi şemsiyemizi ve sandalyelerimizi kurduk, çok güzeldi. Oradan Kumlubük'e gittik ama ben doğru dürüst kum görmediğim için hiç durmadık, doğruca Turunç'a geçtik. Turunç'ta akşama kadar yüzdük, dinlendik. Dönüş yolunda arabamızdan biraz sesler geldi, korktuk. Bu aralar bakımını zamansızlıktan ihmal ettik. İlk fırsatta baktırmak lazım arabayı.

Pazartesi kahvaltı sonrası eşyalarımızı arabamıza yükleyip otelden ayrıldık. Sedir adası'na gitmek üzere yola çıktık. Sedir adası'na Çamlı Köy'den gidiliyor ve Marmaris - İzmir yolu üzerinde olduğu için burayı tercih ettik. Çamlı köy'de arabamızı park ettik, 10 lira park parası ödedik. Tekneye binip gidiş dönüş kişi başı 15'er lira ödeyerek Sedir adasına ulaştık. Orada da kişi başı 15'er lira ödeyerek adaya giriş yaptık. Müze kartı olanlar adaya giriş ücreti ödemiyor. Biz de en kısa zamanda almaya karar verdik. Çocuklardan hem tekne hem de ada girişinde ücret alınmıyor. Ada girişinde 18 yaş altı ücretsiz. Adada şezlonglar ve şemsiyeler ücretsiz, içeriye kendi getirdiğiniz yiyecekleri sokabilirsiniz. Duşlardan ve tuvaletlerden sıcak sular akıyor ve ücretsiz. Çocukları buz gibi suda yıkamamak beni mutlu etti. İçerideki hizmetlerin ücretsiz olması, ada girişinde ödediğimiz ücreti gözümüzde büyütmedi. Çocuklara patates kızartması aldık, 5,5 lira. Yanımızda getirdiğimiz poğaça ve meyve sularıyla da öğle öğününü geçirmiş olduk.

Sedir adası'nda gezmedik. Kleopatra plajında denize girdik. Efsaneye göre burada Kleopatra Mısır'dan getirdiği kumları plaja ve denizin içine döşetmiş. Deniz turkuaz ve muhteşem. Akvaryum gibi! Kumlara basmak ve havlu sermek yasak. Etrafını iplerle çevirmişler. Kulelerde gözetmenler var ve kumlardan almak da yasak. Sadece deniz kıyısında ince bir şerit halinde kuma oturulabiliyor. Kumlar hakkında çeşitli söylentiler var.  Hareket ediyormuş, kendi kendine çoğalıyormuş falan filan. Kendi kendine çoğaldığını sanmam. Olsa olsa deniz içindeki kayaların rüzgar ve suyun etkisi ile parçalanıp kuma dönüşmesi sonucu kum çoğalır. Hareket etmesi ise statik elektriğin bir sonucu olsa gerek. Ben kuru kumlara dokunamadığım için hareket ediyor mu bilemem. Sonuç olarak söylentiler oranın ününü arttırmaya yarıyor ama hak ediyor mu bu ünü derseniz, kesinlikle evet derim!Gördüğüm en güzel koylardan biri, denizin rengi muhteşem! Deniz Baran ve ben hemen hemen tüm gün denizin içindeydik! Barış Çağan ve kocam ise biraz denize girdiler sonrasında kıyıda takıldılar.

Ada ile köy arasında her saat başı tekne var. Akşam son dönüş teknesi 19:00'da ama biz sona almadık, 18:00'de kalkan tekneye bindik. 20 dakika kadar sonra Çamlıköy'e geri geldik. Dönüşte çocuklar henüz uyumamışken akşam yemeğimizi Çınar Restaurant'ta yedik ve yola revan olduk. Uzun yolda arabamız ara sıra tıkırtılar çıkarınca biz de birkaç yerde mola verdik. Yok yok, en kısa zamanda bakım şart oldu.

Karınları doyan kuzucuklar molalarda uyanmadılar.Eve vardığımızda saat 23:45 sularıydı.

Tatillere doyamadım ben!
Hep tatil olsa hep yaz olsa gık demem


Kuşadası'nda akşam eğlenceleri...







Kuşadası'nda havuz keyfi...





Odamızda aile özçekimi :)

Marmaris'te akşam eğlencesinde ateş dansı

Deniz Baran ateş dansını çok sevdi 

Marmaris Kızkumu.. İnsanlar denizin ortasında yürüyor.

Biz de yürümeden önce kızımızın önünde poz verdik. Barış uykudan uyanmıştı, huysuzdu.

Kızkumunda yürürken..

Ailecek kızkumunda yürürken..

Hisarönü... Kızkumundan dönüşte gittik, bol bol yüzdük

Turunç'a giderken dağların arasından geçtik, durup şehre karşı poz verdik.

Güzel poz :) Maşallah bizeeee

İşte Marmaris manzarası

Bebeğim ve ben

Bebeğime poz ver diyince...

Oğluşumla ben..

Oğluşuma poz ver diyince...

Kardeş çetesi


Amos...

Amos'ta aile özçekimi (selfi yerine daha makul bir kelime)


Amos'ta aile özçekimi..

Amos. Bol bol akvaryum taşı topladığımız sakin koy..

Turunç'ta mutlu bir gün.

Turunç'ta kardeş pozu

Maşallah sevginiz daim olsun.