Sayfalar

22 Eylül 2014 Pazartesi

El Ayak Ağız Hastalığı

Çocuklarımı çok öpen biriyim. Öperken mutlaka şakaklarından da öperim. Bu ateş ölçme yöntemidir aynı zamanda benim için. Deniz Baran'da her zaman işe yarar, zira ateşlenince anında ateşi dışa vurur. Barış Çağan ise içten yanmalıdır. Dışa yansıttığı ateşi çok hafiftir, oysa koltuk altından dijital termometre ile ölçtüğümde 38,5'u çoktan geçmiş bir ateşle karşılaşmam kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle Barış Çağan'ın ateşini takip ederken sırf öpmekle kesin sonuca varmam. Azıcık süzülmüşse hemen dereceyi elime alırım ve ölçerim. İçgüdülerime güvenirim. Bir anne çocuğunun hasta olduğunu düşünüyorsa, büyük olasılıkla çocuk hastadır. Allah beterinden korusun.

İşte geçtiğimiz hafta sonu taşınma sırasında (işçiler 14.09.2014'te eşyaları taşırken) ben de Deniz'imi öptüğümde cayır cayır yanmakta olduğunu farkettim. İlaçları koyduğum kutuya ulaşmam 1-1,5 saatimi aldı. bu aşamada yüzünü ve koltuk altını ıslak bezle sildim ve ateşini stabil tutmaya çalıştım oğlumun. Sonra ilaç desteği ile oğluşumu rahatlattım. Yutmakta güçlük çekiyordu kuzum. Dedim boğaz enfeksiyonu oldu Deniz'im. 2-3 gün 39.7'lere vuran yüksek ateşle mücadele ettik, sonra Barış da hastalandı ve küçük kuzum da 39.5'lere kadar tırmanan yüksek ateşle cebelleşti  Derken ben de ateş, boğaz ağrısı ve şiddetli halsizlikle yığılıp kaldım. Bu aşamada ablam bizimle çok ilgilendi sağolsun. Toparlanmaya başlamıştık ki Barış'ın (yüksek ateşten olduğunu sandığım) ağız içi yaraları başgösterdi. Deniz zaten uzun süre boğazım ağrıyor diye inleyerek pek bir şey yiyemiyordu, Barış'ım da ağız yaralarından mütevellit yarı aç gezdi kuzum. Bir gece tam düzelme aşamasına girmiştik, ateş düşmüş, çocuklarım ve ben canlanmıştık ki sabahında el ve ayaklarımızda kırmızı döküntüler farkettik. Bu döküntüler oldukça acı veriyor, yürümemi, ayakkabı giymemi zorlaştırıyordu. Ayaklarım bel fıtığımdan dolayı ara sıra uyuşur (bu aralar çok yoruldum, ağrı ve uyuşukluk sıklaştı) ama bu döküntülerle birlikte (tabii ben döküntülerle ilintilendirmemiştim başlarda ve MS olduğumu düşünüp oldukça bunalımlı iki gün geçirmiştim) iğne batması hissi o kadar yoğunlaştı ki, hayatımın odak noktası haline geldi diyebilirim. Ben döküntüleri böcek veya sivrisinek ısırığı sanıyor, iğne batması hissini yoğun uyuşukluk hali olarak yorumluyordum! 

Geçtiğimiz cumartesi günü Deniz Baran'ın arkadaşı Doğaç'ın doğum gününe gittik. Orada bir hemşire hanım vardı ve ellerimdeki döküntülerin allerjik bir şey olabileceğini, sinek ısırığına benzemediğini söyledi. Sinek sırf el ve ayaklarınızı mı ısırdı ki dediler. O anda el ayak el ayak bu ne ilginç bir durum dedim, eve geldim, google amcaya sordum, el ayak ağız hastalığı diye bir şey çıktı. Aynı bizim yaralar! Tek fark, bizde ağızdaki yaralar ağız dışında değil, içinde çıktı. Şimdi hala bende döküntüler var. Çocuklardaki sönmeye yüz tuttu, bendekilerin acısı ve harı azaldı. Yaşadığım korkuyu (şüphelendiğim hastalıkları nazara alınca) tarif edemem. Neyse ki basit bir şekilde atlattık. bu arada nadir de olsa ciddi sorunlara yol açabiliyormuş bu hastalık. Aman Allah korusun..

1 yorum:

  1. geçmiş olsun :(
    banada beklerim www.kiriksemsiye.blogspot.com
    sevgiler

    YanıtlaSil