Sayfalar

17 Kasım 2015 Salı

Seni Seviyorum

Hayata ilk gözünü açtığın andan bile daha önceden beri seni seviyorum.
Bu hep böyle olacak.
Seni hep seveceğim.
Yaramazlık yaptığın anda ya da sürekli ağladığında ve huysuzluk ettiğinde bile seveceğim ama bu o anda kızmayacağım anlamına gelmez.
Hatta benim için çok kıymetli olan bir şeye zarar versen de seveceğim seni ama bu o anda üzülmeyeceğim anlamına gelmez.
Dudağımı patlattığında, gözüme parmak soktuğunda ve sırf bu sebeple her sabah gözümde inceden bir sızı ile uyandığımda da seveceğim seni.
Başaramadığında, başardığın anda gözlerin ışıldadığında, umutsuzluğa kapıldığında da seveceğim seni. Yanında olacağım ama bu, kendine gelmen için ara sıra sana ayar vermeyeceğim anlamına gelmez.
Yanlış yaptığında da seveceğim seni ama bu, sana doğruyu göstermeyeceğim anlamına gelmez.
Saçının kokusunu, dans ederken saçlarını savuruşunu, hınzır gülüşünü, poz verirken dilini çıkarışını seviyorum. Azmini, hırsını, aklını ama en önemlisi iyi kalpli yüreğini seviyorum oğlum. İyi ki varsın. hep var ol. Ömrüm ve gücüm yettiğince, sen istedikçe, ben hep senin hayatında var olacağım.

Annen...


(Bu yazı her iki oğluma da yazılmıştır. Dileyen, dilediği kadarını payına alır.)

13 Kasım 2015 Cuma

1. Sınıfın Tadını Çıkarmak...

Başlık garip gelebilir. Özellikle okuma yazmayı yeni öğrenen çocuklarımız stres altındayken anneler "el ele" verip kafayı yemek üzereyken, ne tadı var ki denilebilir. Ama durum tam da bu şekilde değil.

Geçtiğimiz sene, büyük oğlum anaokulunda iken, bir gün elinde bir deste çalışma kağıdı ile gelmiş. Söylediğine göre, sadece benim oğluma verilmiş bu kağıtlar. (öğretmenimiz zaman zaman çocuklara elinden geldiğince destek olsun diye çalışma kağıtları verdiğini söyledi sonradan) Baktım, rakam çalışmaları var. Hadi oğlum 1 yaz bakalım derim, yazmaz, yazamaz. Uğraşa uğraşa martı şeklinde bir takım çiziktirmeler yaptı koydu ortaya. O an bu kadar zaman okula gider de nasıl olur 1 yazamaz dedim. Haksızlık ettim oğluma. Oldukça sert davrandım ona. Sert davranmadan da onu çalışma kampına alabilirdim. Ama ben biraz panikle (eyvah! çocuğum yapamıyor, bir sorun mu var acaba?) daldım olayın içine ve hırpaladım çocuğumu ruhen! Ondan her ne kadar özür dilesem ve affettiğini söylee de, ben kendime söz verdim, bir daha böyle davranmayacağıma dair.!

Sonra çocuğum mantar kaptı.. Ne alaka denilebilir, ama tam da öyle değil işte! Mantar dolayısıyla her iki oğlumun da kol ve bacaklarında beyaz lekeler çıktı ve doktorumuz vitiligo teşhisi koydu! İşte o anda çocuğuma sert davrandığım için vitiligo oldu diye düşünüp kahroldum! Ama ne kahrolmak! Salt acı nedir, insan nasıl derinden yanar, işte onu en derinden hissettim. Berbat bir şeydi!

Çok şükür çocuklarım vitiligo değildi, tedavilerini oldular ve ciltleri biri çikolata, biri muzlu puding haline döndü. Bu da bana Rabbim'in  hediyesi oldu.

Bu sene işte tam bu minvalde oturtmaya çalıştım çalışma - çalıştırma yöntemimi. Deniz, çok heyecanlıydı, çok stresliydi. Her an onun yanında olacağımı, birlikte başaracağımızı, belki ilk denememizde olmayacağını ama mutlaka bu işin üstesinden geleceğimizi anlattım. Bana pek inanmaz gözlerle baktı, sarıldım, yılmadım.

Derslerimiz başladı. Öğretmenimiz, çok karıştırdığını söyledi, elini tutuverin biraz dedi. Elbette dedim. Aldım oğlumu yanıma, her harfin kıvrımını, geliş gidiş yönünü, hep elini tutarak yaptık. Şu anda ben bu yazıyı yazarken, oğlum yanımda, kendi başına dersini yapıyor. Bazı harfleri güzel yapamayabilir, sorun değil gerçekten! Doktorların yazısını hangimiz okuyabiliriz eczacı olanlarımız dışında? Kimse doktorların zekasından şüphe edebilir mi? Benim yazım pek kötüdür gerçekten ama bu konuda alçak gönüllü olmayacağım, aptal değilimdir kesinlikle! Bu nedenle, oğlumun yazısının mükemmel olmasına gerek yok. Algısı nasıl, ben bununla ilgileniyorum. Söylediğimi anlıyor mu, anladığını yazabiliyor mu, buna bakarım. Bazen ufak tefek sıkıntılar olabiliyor ama elbette aşılabilecek şeyler. Takdir ediyorum, başını okşuyorum, çalışma azminden dolayı onunla gurur duyduğumu anlatıyorum.

Geçen gün ben söylüyorum, o yazıyor ve aramızda geçen konuşmayı olduğu gibi buraya aktararak konuyu kapatayım diyorum :
"Hadi oğlum yaz, "Ata ot al". 
- Anneee, Ata'nın otla işi ne?! 
- Aman ne bileyim yavrum yaa, ata yedirecek her halde.. 
- Hangi ata anne? 
- E Talat aldı ya atı, Ata da otları aldı, Ela Ata'nın aldığı otları, Talat'ın aldığı ata atsın diyor işte. Lale de o ata atlasın işte mesele bu oğlum... 
- Haa bu çocuklar işbirliği yapıyor yani anne..." 

Dersimize gülme molası verip sonra devam ettik. Keyifli çalışmalar dilerim size de...

20 Ekim 2015 Salı

Okul Günleri

20.10.2015

Az sonra Deniz Baran'ın derslerini halledeceğiz. Bu arada dinlenirken iki satır çizittirivereyim dedim. 

Her sabah 07:00'de kalkıyorum. Çocuklarımı kaldırıyorum, kalkmazlarsa babalarına havale ediyorum. Onlar ayılmaya çalışırken ben de kahvaltı hazırlıyorum. 

Saat 07:30'da ailecek kahvaltı sofrasında oluyoruz. 08:00'de sofradan kalkıyoruz ve hazırlanmaya başlıyoruz. İyi ihtimalle 08:20'de, kötü ihtimalle 08:30'da evden çıkmış oluyoruz. Bugüne kadar çocuklarımı babasıyla birlikte götürdük ama bugün kocam artık tek başına götüreceksin dedi, evvelden bana park edebileceğim sakin sokaklar göstermişti zaten. Ben de çocuklarımı alıp okul yoluna çıktım arabayla... 

Her iki oğluşumu da okula bırakıyorum ve duruşmam yoksa eve geliyorum, duruşmam varsa adliyeye gidiyorum. 

Veeee güzel habeerrr.... Bu haftadan itibaren Barış Çağan öğleden sonra 14:20'ye kadar kalmaya başladı. Dün ilk günüydü. Ona anlatmama rağmen (başka bir öğretmenle devam ettiği için olsa gerek) dün biraz tedirgin olmuş ama öğretmeni güvenini kazanmış. Bizim sınıfımızdaki veliler oldukça (ne desem bilemedim, burada epeyce düşünüyorum) kılı kırk yaran kişiler, hemen hepsi olumsuz görüş belirttiler. Bu nedenle bizim sınıf öğretmenimiz öğleden sonraya grup açamadı. Aslında 2 saat fazladan çalışma için ek ücret alacaktı ve onun için de iyi olacaktı ama ben ve başka bir veli dışında herkes hayır çocuğum öğleden sonraya kalmasın dedi. Diğer sınıfın velileri olumlu görüş belirttiği için Barış'ı da 12:30-14:20 arasında diğer öğretmenin sınıfına gönderiyorlar. Orada bahçede çalışmalar yapıyorlar, spor salonunda oynuyorlar... Barış'a aperatif bir şeyler koyuyorum, Deniz'e de yemek koyuyorum sabahtan. Böylece ikisi için de 12 civarında yemek için okula gitmiyorum. 08:30-14:20 arasında kesintisiz çalışma imkanım oluyor. Bu benim için çok iyi bir fırsat oldu, özel okula vermekten kurtulduk. 

Özel okullar malum, ateş pahası ve aldığımız hizmet devlet okulundan çok da farklı değil. Geçen sene Deniz Baran devlet anaokuluna gitti, Barış Çağan ise yaşı tutmadığı için yarım dönem özel anaokuluna gitti. Dönem sonunda ikisi için de gelişim raporu verdiler. Deniz Baran için verilen gelişim raporu çocuğumu çok iyi anlatırken, Barış Çağan için verilen raporun maktu bir form üzerinde iki üç değişiklik yapılarak elde edildiğini anladım. Şimdiki okulları çok güzel, keyfim yerinde. Barış için yıllık 350 TL okul aidatı ödedik. fazladan kaldığı günlük 2 saat için de aylık 80 TL ödeyeceğiz. Böylece yıllık yaklaşık 1000 TL'ye gelmiş olacak eğitim masrafı. 

Evimizle okul arasında yaklaşık 1 km var. Servis çocuk başına 120 TL (iki çocukta masraf iki katı elbette, etti mi sana 240!) istiyormuş. Biz kendimiz götüreceğimiz için servis ücreti de ödemiyoruz. 

Çocuklar okuldan gelince biraz dinleniyorlar. (hasta iseler önce sağlık ocağına uğruyoruz ki bugün böyle yaptık, Deniz'in gözlerinde çapaklanma oluştu, mikrop kapmış sanırım) Benim de akşam için yemeğim varsa, bu sürede ben de dinleniyorum. 17:00 sıralarında derse oturuyoruz ki şu anda saat 17:02 ama film izledikleri için (ve ben de azıcık daha dinlenmek istediğim için) hala ders başına oturmadık. Dersleri genelde birlikte yapıyoruz. Ben Deniz Baran'ın elini tutuyorum. Dün artık elimi tutma dedi, bir kısmını tutmadan, bir kısmını ise tutarak yaptık. 

Akşam dersler bitince yemeğe oturuyoruz. Yemek sonrası dinlenme sohbet TV derken saat 20:30'da yatma hazırlıkları başlıyor ve 21:00 civarında uykuya yatmış oluyorlar kuzular. Ben de çamaşır katlama, yemek yapma gibi işlerle ilgileniyorum. Gece 23:00 civarında yerime oturuyorum. Biraz dizi ya da film izlemeye takatim kalmışsa izleyip uyuyoruz. 

Hayat hızla akıp gidiyor işte.

15 Ekim 2015 Perşembe

Al Ela Al

15.10.2015

Deniz Baran bugün hiçbir yardımım olmadan, al ela al, ela 2 lale al diye birleştirdi.

E harflerini yazmada özellikle küçük e harfinde sıkıntı var. Ama çok azimli. Elini tutuyorum, birlikte yazıyoruz. Bir süre bu şekilde destek olmam gerekiyor. ama olacak, azmin elinden bir şey kurtulmaz. Acelemiz yok.

Babasına da okusun istedim. Başta birleştirdi sonrasında ise E yerine B demeye başladı. Heyecanlandı sanırım. Ben de kızdım ona. Haksızdım, özür dilerim. 1 haftadır E çalışıyoruz ve sonuçta hiç görmediğimiz bir harfe takılması çok acayip bir durum. Yine de daha anlayışlı olabilirdim.

Bu günü atlamak istemedim. Şimdilik desteğe ihtiyacımız olsa da her şey güzel gidiyor. Ben hep yanındayım oğlum...

12 Ekim 2015 Pazartesi

Barış Gelsin. Hemen gelsin.

Sevgili oğullarım;
10.10.2015'te barış isteyen insanların düzenlediği eylem kana bulandı. Son belirlemelere göre 95 kişi öldü, 246 kişi de yaralandı... Çok üzgünüm. Ülkemizin geleceği için endişe ediyorum. Bir gün barış gerçekten gelecek mi bu topraklara, gerçekten ağlayan gözler gülecek mi emin değilim. Üzgünüm. Geride kalanların acısını ne telafi edebilir ki. Hangi söz yetebilir?

Umut, terk etme yüreğimizi...

4 Ekim 2015 Pazar

Okulda İlk Haftanın Ardından...

04.10.2015 Pazar. Saat 23:15

İnanılmaz bir yoğunlukla gece yarılarına kadar süren ve bitmeyen çalışmamın ardından yerime oturdum, kahvemi yudumlarken bu yazıyı yazmaya başladım.

İlk haftamız hiç ağlamadan geçti çok şükür. Çocuklarımla okul hakkında, yaşayacakları hakkında çok sohbet etmiştim. Kendilerini nelerin beklediğini biliyorlardı. Neden okula gideceklerini, onlar okuldayken benim ne yapacağımı biliyorlardı. İlk günler kısa süreli okulda kaldılar. Artan saatler sonrasında cuma günü tam olarak okulda kaldılar. Bir aksilik olmazsa Barış Çağan 08:00-12:30 arası, Deniz Baran ise 08:40 - 14:20 arası okulda olacak. Ben Barış'ı da 08:30'da okula bırakmayı, böylece iki oğlumu da aynı anda götürmeyi planlıyorum, zira Barış'ın en geç okula teslim saati 08:30.

Barış Çağan için kulüp çalışmaları düzenlenmezse, Barış ile Deniz'in çıkış saatleri uymayacak. Yeterli çocuk olursa jimnastik, satranç gibi çalışmalar yapılıp 14:20'ye kadar okulda tutabilirlermiş. Bilemiyorum... Kısmet diyelim.

Çocukları okula götürüp getirmek için araba kullanmayı pekiştiriyorum. Geçen hafta içi ve bu hafta sonu araba kullandım epeyce. Ama hiç yalnız binmedim. Biraz çekiniyorum açıkçası.

Çocuklarım ilk hafta okula çok iyi adapte oldukları için küçük fındığıma fil, büyük fındığıma bugs bunny aldım. Onları Özdilek AVM'deki lunaparkta ve önündeki çocuk parkında oynattım ve Gemi müzede gezdirdim. Bol bol fotoğraf çektim. Çok güzel bir gün geçirdik.

Hafta sonu Barış'ın kırtasiye alışverişini de yaptık. Çok az eksiği kaldı. Onları da hafta içinde tamamlarım kısmetse.

Gemi müzedeki helikopter. Denizaltına girmeye cesaret edemedik, helikopterle poz verdik.

gemi müzenin içi

kaptan koltuğu

burası kaptan köşkü diyelim.. geminin sevk ve idare edildiği yer.

güverte

soldaki mayın sağdaki ışıldak




Barış'ın okuldaki ilk günü.

Barış okul bahçesinde




28 Eylül 2015 Pazartesi

Okulda İlk Gün..

Oğullarım bugün okula başladılar. Deniz Baran ilkokula, Barış Çağan ise anaokuluna... 

Kuzularıma ve tüm çocuklarımıza, öğretmenlerimize, ailelerimize başarılı, mutlu ve sağlıklı bir yıl diliyorum. Gelelim bizeee...


Çocuklarımın öğretmenlerini ve sınıflarını bugün öğrenebildik. Yaz tatilimiz oldukça hareketliydi ve kayıttan sonra bir daha okula uğramamız mümkün olmadı. Deniz Baran 1-A sınıfına gidiyor. Öğretmeni Muazzez hanım, Barış Çağan ise Ayfer öğretmenin sınıfında. İnşallah hayırlı olur onlar için. 


Bugün saat 10:00 gibi okuldaydık. Komşum, 1. sınıfların saat 10 civarı okula gideceğini söyledi. Eşim ve ben de iki oğlumuzu alıp saat 10'a doğru okulun yolunu tuttuk. Okula yaklaştığımızda, mikrofondan Deniz Baran'ın adının okunduğunu duyduk, böylece 1A'da olduğunu öğrendik. Eşim bizi hemen indirdi, direksiyona geçti (ben birkaç gündür araba sürme çalışmaları yapıyorum da söylemesi ayıp :) )biz de doğruca sınıfımıza gittik. Barış, Deniz ve ben arkalarda yer bulduk. Öğretmenimiz kendini tanıttı, biraz sohbet ettik, ihtiyaç listesi verdi, yoklama yaptı. Bu sırada babası geldi, ben de Barış'ı alıp sınıfını bulmaya gittim. 


Barış'ım bu sene kendisinden büyüklerle aynı sınıfta olacak. 1-1,5 yaş büyüklerin arasında olacak ve bu konuda endişelerim var. Öğretmeni benim gözümü biraz korkuttu. Sizin içiniz rahat edecek mi dedi?! Sanki ben kötü bir anneyim ve oğlumu ateşe atıyorum... Barış boyamalar yapar, hamurla, parmak boyalarla çalışmalar yapar, eşleştirmeler, tangramlar, küplerle ilgili çalışmaları sever. Daha önce özel anaokuluna gönderdim ve kendinden büyüklerle aynı sınıftaydı, bir sıkıntı olmadı dedim. Ayrıca abisi var ve onun arkadaşlarıyla gayet uyumlu oynayabiliyor. Tuvalet alışkanlığını sordu. Ben de elbette var ama temizlik konusunda destek istiyor dedim. Yardımcıları varmış. Bakalım, deneyeceğiz dedi. Ben çok bir şey beklemiyorum, keyifli faaliyetler yapsın, yeterli dedim. Tamam bakacağız dedi. Böyle güvensiz yaklaşımı benim kafamı karıştırdı. sonuçta burası ilkokul değil, anasınıfı ve her çocuk kendine özeldir, her çocuk kapasitesi doğrultusunda faaliyetlere katılır öyle değil mi?! Barış'ımın sınıf arkadaşları sabah 08:00 gibi gelmiş ve biz oraya gidene kadar dağılmışlar. Biz de yarın erkenden orada olacağız, arkadaşları ile tanışmasına, kaynaşmasına bakacağım. Barış Çağan'ım zaten endişeli bir ruh halinde şu sıralar, ya sana bir şey söylemek istersem dedi bugün. Ben de ne söylemek istersin mesela dedim, seni seviyorum anne demek istersem dedi. Haydi şimdi söyle o zaman dedim, seni seviyorum anneciiğiiimmm dedi, ben de seni seviyorum oğlum dedim, sarıldık. Ayrılık korkusu, okul korkusu var haliyle. Onun duygu durumunu karıştırmayı asla istemem. İnşallah hayırlısı olur... Deniz Baran'ın ders başı ise saat 10:00'da. Böylece iki oğlumun ders başlangıcı çakışmayacak. Buna memnun oldum. 


Okul korkusu Deniz Baran'da da var. Birkaç gündür pasif agresif bir tavır sergiliyor. Mesela dışarı çıkıyoruz, sürekli ayakkabısı ile üstüme basıyor, yapma dedikçe tekrar yapıyor. Gergin olduğu dönemlerde, benim sinirlerimin zıplama sınırlarında dolaşmayı çok seviyor. İlk kez olmuyor bu tavrı, o nedenle biliyorum. geçen yaz başında Deniz Baran'ı Barış Çağan'ın anaokuluna yaz okulu bölümüne göndermiştik. Orada tanıştığı bir çocukla karşılaştı, aynı sınıftalarmış. Çok mutlu oldu. Umarım diğer arkadaşı da bizim okulda değildir, çünkü Can'ı benden süpürge gibi kendine çekiyor dedi. Bu çocuğun betimlemeleri beni benden alıyor. 

Bu hafta hareketli, heyecanlı bir hafta. Hem çocuklarım büyüdüğü için mutlu hem de aynı nedenle buruk hissediyorum. Arada ağlıyorum çaktırmadan. Hadi küçük fındığımın mızıklamasını anladım da benim şu gözlerimin dolmasına bir çare bulunmaz mı yahu?! belli etmeyeceğim diye akla karayı seçtim. 


Büyüyorlar... Seneler çabucak geçiyor. 


Allah cümlemizin evladıyla birlikte benimkilere de zihin açıklığı versin, güzel günler göstersin.

 Kışımız bahar gibi olsun, yüreklerimiz sıcacık, umut dolu olsun. 

Güzel yüzlerinden gülümseme eksik olmasın kuzularımızın. 


Ya bismillah.. yepyeni bir döneme başladık, hayırlısıyla...





Okul ve bayram öncesi ilk kes Deniz Baran Kuaförde tıraş oldu. Önce beğenmedi saçlarını bu mu havalı dedi, sonra kuaför abisi fön çekti, waks sürdü, öylece hoşuna gitti. Küçük de sanki tiryaki mübarek, nasıl tutmuş lolipopu!

.Erkek kuaförünü de görmüş oldum oğlum sayesinde.

Bayram öncesi oğluma okul alışverişi yaptım, ilk kez okul kıyafeti giydiğinde elbette ki ağladım!


16 Eylül 2015 Çarşamba

Hayatın İçinden Barış'la İlgili Küçük Bir Anı

Barış'ım çok duygusal bir çocuk. Rahmetli anneanneme çekmiş, gözyaşları hazır duruyor, her durumda akıyor. Geçen sabah hayvanlardan söz ediyorduk ve konu dinozorlara geldi. Barış Çağan'ın dudağı büküldü ve ağlamaklı bir sesle : "ama ben t-rex'i çok severim, keşke ölmeselerdi, keşke hala yaşasalardı" diye ağlamaya başladı. Gülsek mi teselli mi etsek bilemedik. Abisi de komodo ejderi var, hepsi ölmedi ki diyerek kardeşinin içini rahatlattı. Böyle de entellektüel bir aileyiz vesselam.

Böyle tatlı küçük anılar kaybolmasın bloga yaz diyor eşim. Elimden geldiğince kaçırmamaya çalışıyorum.

Zaman akıyor, çocuklar büyüyor ve zaman haince hafızalarımızın üzerini toprak misali örtüyor. İşte bu blogu en çok bunun için seviyorum. Zaman zaman açıp okuyup zamanın hızını yavaşlatabilmeyi umuyorum.

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Yazın Sonuna Doğru..

Günlerimiz güzel geçiyor. Çoğunlukla çocuklarla birlikteyim. Bazen de büroda çalışıyorum, çocuklarım da birbirleriyle oynuyorlar ama çoğunlukla büro işi yapmıyorum. Temizlik, yemek, çamaşır, bulaşık.. Klasik ev işleri işte. Her kadının yaptığı şeyler. 

Bunun dışında bol bol kitap okuyorum. Okuduğum kitaplar hakkında şimdi ayrıntıya girmeyeceğim. Belki başka bir yazımda...

Çocuklarım hemen her akşam sokağa çıkıyorlar. Arkadaşlarıyla oyun oynuyorlar. Bazen şikayet ediyorlar onları, bazen de mutlu dönüyorlar eve. 

Ara sıra akşamdan sonra parka gidiyoruz. Parkta çocuklar arkadaşları ile oynarken ben de anneleriyle sohbet ediyorum. Keyifli oluyor. 

Bazen arkadaşlar geliyor eve. Hafta sonunu birlikte geçiriyoruz. 

Bazen günübirlik denize gidiyoruz. 

İşte 2015 yazı böyle geçiyor. 

Önümüzdeki hafta, sonbaharın ilk günlerinde denize gitmeyi planlıyoruz bir aksilik çıkmazsa. 

Barış Çağan'ın dediği gibi bakalım, görelim...

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Mordoğan Ardıç Plajı

Mordoğan Ardıç Plajına uzun yıllardır gitmemiştim. Eşim bir sürpriz yapıp haydi hazırlanın dedi. Kalktığımızda saat zaten 10:30 falandı. Oğluşlara alelacele kahvaltı hazırladım, bazı hazırlıklar yaptım. Eşim de iş görüşmesine Buca'ya gitti. Ben hazırlıklarımı tamamlayıp İzbana bindim oğluşlarla, eşim bizi Şirinyer'den aldı ve yola revan olduk.

Otobanla Çeme yönüne doğru yol aldık, Karaburun - Mordoğan çıkışından çıktık. Yaklaşık 30 km gittikten sonra Mordoğan merkezini geçip Ardıç Plajına ulaştık. Böylece İzmir'den 80 km yol giderek plaja ulaşmış olduk. Barış Çağa plajı ilk gördüğünde "abiiii, ne kadar da turkuaz rengi bir deniizzz" diyerek denizin harika manzarasını ortaya koymuş oldu. Plaja vardığımızda saat 15:15'ti. Kalktığımızda ise akşam 20:00 civarıydı. O saatte bile hala denize girenler çoktu. Su öyle güzel ki...

Ardıç Plajı, kum. Deniz çok güzel sıcacık ve derinlik orta seviyede. Hemen derinleşmiyor, denizin iç kısmı ilk girişte hafif taşlı ama birkaç adımdan sonra kumlara ulaşıyorsunuz. Hiç üşümeden denizde yüzmek harika ama biraz dalgalı. Dalgalı dediğime bakmayın, çok büyük dalgalar değil (Kuşadası Davutlar plajının dalgasının yanında hafif kalır), dalgalar kıyıya yakın kesimde kabarıp köpürüyor, biraz iç kesimde dalgalar rahatsız etmiyor insanı, kabarmıyor.

Plajda belediyenin koyduğu ücretsiz hasır şemsiyeler var. Bizim kendi şemsiyemiz olduğu için ihtiyaç duymadık. Yine şemsiye ve şezlongların olduğu bir alan da var, fiyatlarını sormadım. Çocuklar için belediye küçük bir çocuk parkı yapmış, ayrılırken oğluşlarım kaydılar biraz. Yine plajda ücretsiz tuvalet ve giyinme kabini, bir büfe (fiyatları gayet uygun) bulunuyor.

Plaj pek temiz değil. İnsanımız artıklarını çöpe atmaktan neden imtina ediyor anlamıyorum.

Ardıç Plajının bir bölümünde denizin hemen yanıbaşında ağaçlık alan var. Burada akşamüstü mangal yakabilirsiniz. Gün boyu şemsiyeye ihtiyaç olmadan ağaçların altında rahat rahat oturabilirsiniz. Biz tercih etmedik, çünkü ağaçlardan dökülen tohumcuklar, dallar, oğluşlarımın çıplak ayaklarına batar diye düşündük. Her an terlik giymeyebiliyorlar.

Ardıç Plajında Duma Beach ve Ayıbalığı koyunda Seal Beach de bulunuyor. Seal'a girmedim. Eskiden (çocuksuz dönemimizde) Duma'ya giderdik. Sahil bandının hemen arkasında çimenlik alanda buluyor. İçinde basket, dart, voleybol, çocuklar için trambolin de var. Fiyatları eskiden uçuk değildi, şimdi nasıldır bilemem. Kum sevmeyenlere çimenlikler üzerinde güneşlenmek keyif verir sanırım.

Plajın yan tarafında bir tepe var, tepenin arkasında Ayıbalığı koyu var. Orası oldukça derin ve taşlıymış, bu yüzden o kesimi hiç tercih etmedik biz.
Ayıbalığı koyu ile Ardıç Plajı arasındaki tepeden Ardıç Plajının görünümü.

Ardıç Plajı

Denizin ilk girişi hafif taşlı

Deniz hafif dalgalı ama ilerledikçe dalgalar etkisini kaybediyor

 Akşam tepelerin arkasında güneş kaybolunca eşyalarımızı toplayıp eve gidelim dedik. Oğluşlar karşı çıktı. Deniz özellikle dondurma yemek istediğini söyleyince Mordoğan Merkeze gittik. Çarşısında kısa bir gezinti yapıp bir dondurmacıya gittik. Foursquare'a göre dondurma denince akla gelen ilk yerlerden biri, Special Roma Dondurmacısıymış. Masaya çikolata sosu, fındık kırığı ve hindistan cevizi rendesi geldi, dilediğimizce kullandık. Dondurmaları güzel, fiyatları tatil yöresi için ortalama denilebilir. 3'er toptan 3 kornet ve bir kup (Barış'ım tabakta yemek istedi) toplamda 21,50 TL tuttu.





Keyifli bir gündü. Tekrar gelmeye karar verdik ama bu sefer daha erken olmalı ki iyice tadını çıkaralım.

Ürkmez İpekkum Plajı - Gümüldür Orman Kampı - DSİ Kampı

Geçtiğimiz hafta yıllardır gittiğimiz Ürkmez'in İpekkum plajına gidelim dedik. Evvelce de burası ile ilgili yazılar yazmışım ama tamamen kişisel paylaşımlarda bulunmuşum. Şimdi gitmek isteyebilecekler için bir yazı yazayım dedim.

Burası Gümüldür Orman Kampı ile aynı koyda. Biz genelde daha nezih olan İpekkum Tatil Köyü'nün plajından giriyorduk denize. İpekkum plajı kum. Yakınında pek çok apart bulunuyor. Tatil köyünde de uygun yer varsa yazlık ev kiralanabiliyor. Şemsiye ve şezlong 25 TL'ydi yanlış hatırlamıyorsam. Plajda tatil köyünün kafeteryası da var. Tuvalet, duş ve giyinme kabini ihtiyacınızı karşılayabilir, oturup bir şeyler yiyip içebilirsiniz. Ben tercih etmiyorum, yanımda getiriyorum her şeyi. Plajın arkasında bulunan bakkallarda da istediğiniz içecekleri ucuza alabilirsiniz. Yine tatil köyüne gelen kamyonetli manavdan çeşit çeşit meyve alıp afiyetle yiyebilirsiniz.

İpekkumun denizi sığ. Metrelerce gidip deniz seviyesinin dizlerinize geldiğini görebilirsiniz. Deniz içi ve plaj kum. Sıcaklık orta seviyede. Bu özellikleriyle tam çocuklara göre. Çocuklarım hem kumda oynamayı seviyor, hem deniz içinde yürüyor ve su oyunları oynuyor, ayakları acımıyor. Soğuk olmadığı için uzun süre suda kalabiliyorlar.

Her seferinde İpekkumdan giriyorduk, bu sefer Gümüldür Orman Kampı'ndan denize girmeye karar verdik. Girişler otomobil için 18 TL. Burada çadır kurabilir ya da günübirlik piknik yapıp mangal yakabilirsiniz. Günübirlikçiler için piknik masaları da var. Ama haftasonlarında çok çok kalabalık oluyor, benden söylemesi.

Gümüldür Orman Kampı'na haftasonu gittik ve memnun kalmadık. Çok yoğunluk vardı. Denizde köpüklenme olmuştu. Eşim biraz yürüyeceğim dedi ve sahil boyunca yürüdü. Koya dökülen Doğanbey tarafında 2, Gümüldür ve Ürkmez tarafında 2 tane olmak üzere toplam 4 dere bulunuyor. Daha önceden de dereleri biliyorduk ama bu kadar köpüklenme görmemiştim doğrusu. Eşim yürüyüşten gelince derelerden gelen parçaların denize döküldüğünü ve akıntıyla bulunduğumuz yere sürüklenip köpüklenme yaptığını net bir şekilde anlamış olduk ve 18 TL'mize kıyıp eşyalarımızı toplayıp koyun başladığı yere (yön tayinim sıfırdır, eşim 2 km güneye gittik diyor), DSİ kampının önüne gittik. Oradan da dere denize dökülüyor ama önüne set çekilmiş ve akıntıyla denize partikül gelmiyordu. En azından gözle görülen bir kirlilik yoktu. Çocukların tuvaleti gelince rica edip DSİ kampına girdik.  Etrafta başkaca bir tesis bulunmuyor.

Plaj yine kum. Ama denizde yer yer derinlikler bulunuyor. Dikkat etmek gerekli. Büyük oğlum Deniz az daha boğulacaktı. Denizi İpekkum plajı kadar sığ değil. Sıcaklık orta seviyede.
Gümüldür Orman Kampı Ağaçların altındaki kesim, çadır alanı. 

Gümüldür Orman Kampı Plajı 

Çocuklarım Gümüldür Orman Kampından denize giriyor, eşim köpüklerin sebebini araştırmak üzere yürüyüşte..


Gümüldür Orman Kampı Plajı

DSİ Kamp Alanı önündeki kum plaj

Açıkçası Gümüldür Orman Kampı ve İpekkum Plajının bulunduğu koydaki deniz temizliği nedir bilemiyorum ama mavi bayrak olmadığı için çok temiz olmadığı muhakkak. Ama kirlilik derecesinin çok yoğun olduğunu da sanmıyorum. Yine de haftasonlarında gitmemekte fayda var. 

24 Temmuz 2015 Cuma

Foça Hanedan Plajı

Bodrum talihsizliğinden sonra küçük fındığımın dikişleri geçtiğimiz pazartesi alınınca bugün onları denize götürmeye karar verdim. Tek başıma hem de! Çocuklarımla pek çok yere gitmişliğim var ama tek başıma iki küçük oğlumu ilk kez denize götürmenin heyecanı başkaydı! Dünden alışveriş yaptım ve hamburger ekmeği, salatalık turşusu, mısır ve ton balığı aldım. Birer buzdolabı poşetine mayonez ve ketçap sıktım. Bir kapaklı saklama kabına marul, domates ve turşu doğradım, mısır serptim. Biraz meyve,  cips, kraker, meyve suyu aldım dolaba koydum yiyecek tayfasını. Buzluğa da  3 pet şişe su koydum. Sular donunca tüm gün içecekleri serin tuttu. Ertesi sabah en son yiyecek ve içecekleri yerleştirdim çantaya. Bir sırt çantası ve bir poşet oldu elimde yük olarak. Yanıma iki küçük kova, kürek tırmık, birer simit ve kolluk takımı ve su tabancaları almayı ihmal etmedim. Mayolarımızı evde içimize giydik.

Tüm hazırlıklar tamamlanınca sabah güzel bir kahvaltı ettik evde. Eşim bizi izbana bıraktı. İzbanla yaptığımız yolculuk kısa sürdü ve Hatundere'de indik. Orada hiç beklemeden 744 numaralı Eski Foça otobüsüne bindik. Çok kalabalıktı otobüs ama çocuklu olduğum için yer verdiler bana. İki oğlumu iki dizime oturttum. Yaklaşık 45 dakika yolculuktan sonra Eski Foça'ya vardık ve Yeldeğirmenleri durağında indik. Yolun karşısına geçip minibüs beklemeye başladık. 45 dakika kadar bekledik ama maalesef minibüs falan gelmedi. Çocuklar perişan oldu. Eşime telefon açtım, sağolsun o da taksi durağının telefonuna ulaştı, 3 km'lik yol için 16 TL taksi parası ödeyerek (minibüs gelseydi 2 lira ödeyecektim) Hanedan plajına ulaştık.

Plaja giriş kişi başı 15 TL. Çocuklardan ücret alınmıyor. İçeride şezlong, minder ve şemsiye için ayrıca ücret ödenmiyor. Dışarıdan yiyecek getirmek yasakmış ama ben oradan hiç yiyecek almadım, herşey ateş pahası (ucuz diye yazmışlar ama bir cola 5 liraymış, çıkışta bir grup genç söyledi).

İnternette hakkında pek çok olumlu yazı okumama rağmen, beb aksini düşünüyorum ve Hanedan plajını (külliyen Foça'yı) çocuklu ailelere tavsiye etmiyorum. Gitmezseniz bir şey kaybetmezsiniz. Neden?

1- Plaj taşlı, çakıllı. Kum yok. İnsanın ayakları perişan oluyor. Denizin içi de taşlı. Deniz ayakkabısı şart. Çocuklar kumla oynamak istedi ama çakılları kovalara doldurup biraz taş toplamaktan başka oyun kuramadılar.

2- Deniz soğuk. Yani serin falan değil bildiğiniz buz gibi soğuk! Hem de Temmuz ayının ortasında! Küçük oğlumun dudakları morardı, o derece diyeyim. Büyük oğlum denizi çok sevmesine rağmen fazla suda kalamadı.

3- Deniz çok derin! Çocukları azıcık suda kendi hallerine bırakayım ya da şu insanlardan azıcık uzaklaşayım da daha sakin bir yere gideyim gibi bir düşünceniz olmasın. Su hemen boyu aşıveriyor. İki oğlum da kucağımda, soğuktan ve derinlikten onları korumaya çalışarak suyun içinde durdum, nadiren çocuklarımı ikna edip onlar şezlongda uzanırken biri iki kulaç atabildim.

Olumsuzluklara rağmen denizin temiz oluşu, fazla kalabalık olmayışı (haftaiçi gitmemizin etkisidir muhtemelen) olumlu puan olarak Hanedan Plajının hanesine kaydedildi. Ama hafızamızda yine de bir daha gidilmesine gerek olmayan yerler bölümüne itina ile nakşedildi.

Oğluşlarım her ne kadar istedikleri gibi bir plajla ve denizle karşılaşamamış olsalar dahi hiç mızıklanmadılar ve denizin tadını çıkardılar. Yanımda getirdiğim malzemelerle ton balıklı sandviç yaptım ve afiyetle yedik. Krakerler, cipsler, meyveler, meyve suları... ağzımız hiç boş durmadı ve keyfimiz yerindeydi. Akşam 18 gibi toparlandık. Hemen çıkışta bir grup genç vardı, öğrenci tayfasıydı, aç kalmışlar. Ben de yanınızda neden getirmediniz ki dedim. Allah herkese sizin gibi eş nasip etsin dedi içlerinden biri ama utandım vallahi. Bu sefer minibüsü fazla beklemedik, 5 dakika içinde geldi. 18:15 civarı ilçe garajındaydık. Önce minibüse binip Soğukkuyu'da inelim mi acaba dedim. Kişi başı 10 liraymış. Bana fazla geldi. Hemen minibüslerin yanında 18.25'te kalkacak olan 744 nolu otobüs yolcu alıyordu. Benim çocuklarım var diye sen sıraya girme dedi yolcular ve böylelikle bindim. Oğluşlarım yol boyunca tatlı tatlı uyudu ve İzban'a geçiş yaparak evimize döndük. Eşim bizi alıp markete götürdü, az bir iki alışverişim vardı, onları da alıp eve girdik. Yıkanma faslından sonra yemek yedik. Hazır yemeği bulunca iyi ki önceki akşam yemek yapmışım diye sevindirik oldum.

Oğullarım böyle uyumlu tatlı olur da ben onları güzel yerlere götürmez miyim!

Oğluşlarımdan bir kare..



21 Temmuz 2015 Salı

Kayıt Günü Heyecanı!

Oğullarımı bugün okula kaydettirdim. İyi bir devlet okulu. Özel okula göndermek gündemimize hiç girmedi zaten. Çok gerekli mi değil mi bilemiyorum zira sürekli değişen eğitim sistemine ayak uydurmak pek mümkün görünmüyor. Üniversitede ortaöğretim başarı puanının yüksek olması için (özel okullar puan şişiriyor bildiğim kadarıyla) lisenin özel olması oldukça avantajlı ama onun dışında para tuzağının ötesine geçtiklerini düşünmüyorum. Yine de bu bir tercih meselesi. Biz iyi devlet okullarına itibar eden bir çiftiz. Kaldı ki en iyi okul en yakın olandır derler. Bizim de okulumuz evimize 1 km uzaklıkta. Deniz 1. sınıfa kaydoldu, Barış ise anasınıfına.

Deniz'in öğretmeni henüz belli olmadı. Bazı bağışlar (?!) yaparak öğretmen tercihi yapılabiliyormuş ama eşim de ben de buna yanaşmadık ve işi şansa bırakmaya karar verdik. Kaldı ki okulda tayin zamanıymış ve pek çok öğretmen yer değiştiriyormuş. İyi denilen öğretmenler gidiyormuş, yerlerine gelecek olanlar henüz belli olmamış. Ya nasip diyelim...

Benim ilkokul öğretmenim sadece 3. sınıfa kadar okutabiliyordu, sanırım üniversite mezunu değildi. Çok sertti, öğrencilere toleransı hiç yoktu. Ben severdim onu nedense... İlk 3 yıl oldukça vasat bir öğrenciydim ya da öğretmenim kıt notları ile beni yeterince değerlendiremedi bilemiyorum. Bu konuda alçakgönüllü olamayacağım zira öğrenim hayatım boyunca hep çok başarılıydım. Ablamın öğretmeni ise (ablam da zehir gibi zeki bir kızdı) sakin bir hanımdı ama boşanma evresine denk geldi ablama öğretmenlik yaptığı yıllar. Sınıfa pek bir şey öğrettiği görülmedi. Ablam da okuldan soğudu sanırım. İyi görünen kötü, kötü görünen iyi olabilir. Allah'a emanet.

Barış'ımın yaşıtı olmayacak sınıfında, 3 küçük varmış, sınıflara dağıtacaklarmış onları. Diğer çocuklar daha büyük olacak. Montessori eğitim sisteminde yaşlara göre bir ayrım yok zaten. Bir yanım ezilir mi diye endişe ediyor bir yanım da farklı yaş gruplarından farklı şeyler öğrenebilir, kendini aşabilir diye söylüyor. Bakalım görelim.

Barış Çağan sabahçı olacak, Deniz Baran tam gün gidecek. Saatler konusunda acaba ikisi arasında uyum olacak mı? Sabahçılar saat 8 gibi başlıyor dedi müdür yardımcısı. Tam gündekiler ise 9'da başlayacak. Ben onları 08:30'da bıraksam sorun olur mu acaba? Kafamda deli sorular.

Çıkışları ise muamma... Barış 13:00 civarı çıkacak, Deniz ise 15.00'te. Barış için klüp faaliyetleri açsalar ne güzel olur dedim, talebimi ilettim. En azından ikisi aynı saatte çıksa, ben de birlikte bırakıp birlikte alsam onları... Bu süre zarfında da çalışsam ne güzel olur!

Kaydı yaptırdığımda öyle heyecanlandım ki, okul formalarını bile sormadım, unuttum. Eve gelince telefon açtım, ağustos 15'te belli olacak dediler.

Neyse, yaşamadan bilinmez. Allah hayırlı yazılar yazsın evlatlarımıza. Bu da benim oğlanların kayıt günü hatırası...


19 Temmuz 2015 Pazar

Yaz Günleri

Tatil öncesi oğullarım 1 ay kadar yaz okuluna gittiler. (ben de bu süre zarfında çalıştım) İlk kur 4 hafta sürdü. İkinci kura devam ettirmeme kararı aldık. Bunun nedenleri arasında ilk sırada oğullarımın yaz günlerini evde ve sokakta hesapsız ve sınırsız zaman geçirmek istemeleri yer aldı. Ayrıca yaz okulunda yeterli verimi aldığımızı düşünmüyorum. 1 haftası tatile gitti zaten bu sürenin,  okul yönetimi bunu ücrete yansıtmadığı gibi oğullarım okula gittikleri zaman zarfında spor faaliyetlerinden yeterli derecede faydalanamadılar. Bir hafta Deniz'in kulağı iltihaplıydı yüzmeye gitmedi, yine aynı hafta programı oturtamadılar ve çocuklar bir ders jimnastiği kaçırdılar bizim hatamız olmamasına rağmen bunu telafi etmediler. Son hafta yine ne yüzme ne jimnastik oldu. Bu aksamalar beni rahatsız etti açıkçası. Sonuç olarak yarın oğluşlar da ben de evdeyiz.

Yarın çocuklarımı okula kaydettireceğim nasipse! Bizim için büyük bir gün olacak! Bu konu netleşsin, öyle yazacağım.

Yarın Barış'ın dikişlerini aldıracağım Allah nasip ederse. Bakalım birkaç gün daha su değmesin diyecekler mi?

Evde olmak bir açıdan çocuklarıma bol vakit ayırdığım için beni mutlu etse de tüm gün eve kapalı olmak can sıkıcı geliyor bana. Özellikle çalışma yaşamına döndükten ve çalışmaktan keyif aldıktan sonra yeniden ev yaşamına dönüş açıkçası biraz içimi burdu. Bu sıcakta gündüz vakti bir yere de çıkılmaz, akşam serinliğinde çocukları parka götürürüm sanırım. Sokakta benim çocuklar diğer çocuklara uyum sağlayamadı. Sokaktaki arkadaşları 2 kişi ve ikisi de kız. Kızların oyun anlayışı ile benimkilerin oyun anlayışı birbirini tutmuyor. Evciliğin yanı sıra her gün kovalamaca oynamak istiyormuş kızlar, Deniz'in anlattığına göre benimkiler hep en sona kalıyormuş. İlk yakalanan benim oğlanlar oluyormuş ve bu nedenle bu oyunu oynamak benimkiler için keyifli olmuyormuş. Başka oyun oynamaya da mahalledeki kızlardan biri razı gelmiyormuş. Anladığım kadarıyla sürekli galip gelmek çok büyük bir keyif veriyor ve bu keyiften vazgeçmek istemiyorlar. Ama benimkiler de artık sokakta onlarla oynamayı reddediyorlar. Yapacak bir şey yok, ben de çocukları düzenli parka götürürüm , orada arkadaş edinirler İnşallah. Arkadaş mevzusu mühim.

Ablam ve  yeğenlerim yaz tatili dolayısıyla annemde kalıyor. Aslında oraya da gidebiliriz ama ablamın kafası benim oğlanların gürültüsünü kaldırmıyor. Sık sık çocuklarıma bağırıyor. Esasen oğullarımı çok seviyor. Ama ablam sevgisini de kızgınlığını da uçlarda yaşıyor ve bu durum beni memnun etmiyor. Çocuklarımı sürekli bastırmak istemediğim gibi başkasına rahatsızlık verme düşüncesi beni geriyor, diken üstünde oluyorum. Çocuklu kadınları kimse istemiyor, bunu anlıyorum. Çocuklu kadının halinden ancak çocuklu kadın anlıyor. Ablamın da iki kızı var ama o böyle yaramaz çocuklara alışkın değilmiş, onun çocukları küçükken de çok sakinmiş, kafası götürmüyormuş. Benimkiler neymiş öyle aman aman! Oğullarım kuzenlerini çok seviyor, özellikle küçük kuzenleri ile bol bol oynuyorlar, yeğenlerim de oğullarımı seviyor.. Kısacası çocuklar hallerinden memnunlar. Bu konu kafamda yer tutuyor, blogumda da tutmasın. Başka konuya geçelim!

Yarınki planlarımızdan bir diğeri de kedimiz Köpük'ü aşıya götürmek. daha önceki aşılarından biri yara dokusu yapmış. Onu da gösterelim bakalım.. Bu kedi diğerinden (bundan önceki kedimiz) daha başka. Kendisini sevdirmeye bayılıyor. Özellikle akşam saatlerinde, avucumun içine kafasını koyup kendini okşattırıyor. Deli oğlan! bu evde benden başka herkes erkek. Aman aman aman!


15 Temmuz 2015 Çarşamba

Bir Tatil Anısı : Bodrum Çilesi!

Aylar öncesinden internet başında araştırdık. Güzel bir yer olsun, otelin temizliğine ve yemeklerine diyecek söz olmasın, daha önce gitmediğimiz bir yer olsun, fiyatları makul olsun.... Sonunda tatilimizi Bodrum'da Sun Hill Centro Otel'de geçirmekte karar  kıldık. Bodrum'a yıllar önce (Deniz Baran 9 aylıkken) gitmiştik ama tadını çıkaramamıştık. Birincisi çocuğumuz küçük olduğu için fıldır fıldır gezememiştik, ikincisi de hem Deniz hem de kocam hastalanmıştı, otelde grip salgını vardı ve ikisini fena çarpmıştı. Tatilimizin yarısı hastalıkla mücadele içinde geçmişti.

Bu sefer öyle olmasındı. Bodrum güzel yerdi nihayetinde. Şu ünlü plajlarını biz de gezelim, görelim bakalım neydi bu ünün sebebi hikmeti...

Böylece tatil rezervasyonumuzu erkenden (kışın ortasında) yaptık, çocuklarım okula gitmek istemediğinde, huysuzluk ettiğinde "ama bakın şimdi siz okula gidin ben de çalışayım, para biriktireyim, yazın tatile gidelim" diyerek kışın soğuğunu daha çekilir kılmış ve bir hayale tutunmuştuk ailecek!

Tatilden önceki hafta arkadaşım ve oğluşuyla konsere gittik. İki gece bizde kaldılar.  Kocam tatilden önce tüm işleri halletmek istedi, çocuklara ben bakacaktım, asla kocamın yanına çocukları salmayacaktım, her anneeeee babaaaa dediklerinde yanlarına ben koşacaktım, kardeş kavgasını ben ayıracak, yemek mızmızlığına ben katlanacaktım. Tım tım tım.. Siz planlar yaparken kader size gülermiş. Arkadaşım gittikten sonra, ay ben çok yoruldum azıcık uzanayım dedim, kanepeye boylu boyunca serildim. Yahu ben hasta mıyım yorgun mu anlamadım diye diye saatler geçti. Akşama doğru kendime gelir gibi oldum, sonrasında yatakodasına geçtim ve ateşlendim. Bu şekilde ben ateşli, kocam çocukların başında koca haftasonu geçti. İlaçlar, vitaminler yüklendim, pazartesi çocukları yaz okuluna bıraktım ve geri gelip vurdum kafayı yattım. Bir ara kendime geldim, çantaları hazır ettim, ertesi sabah Bodrum'a yola çıkacağız topla kızım kendini dedim. Tatili erteletmek de aklımızdan geçti ama bayram sonrası yoğunlukta yer bulabilmek belki imkansız olacaktı, ayrıca  fiyat farkı ödemek de işimize gelmedi. 

Kocam tüm işleri yetiştirmeye çalışmanın siniriyle burnundan kıl aldırmıyordu, ben de ona fazla bulaşmama kararı aldım. 

Günlerce yatmaktan ve omurgamdaki yapısal bozukluktan dolayı vücudumdaki tüm omurlar kilitlenmiş sanki, başımda, sırtımda, belimde bir ağrı belirdi, geçmedi. Ne ılık duşlar işe yaradı ne ağrı kesiciler... Salı sabahtan yola çıkamadık, işleri ancak öğle üstü halledebildi eşim, 12:30'da aman geç olsun da güç olmasın, her şeyin başı sağlık nidalarıyla yola düştük. Yola çıkarken okuduğum dualarla bir parça kendime geldim, ama yol bitip de otel odasına girdiğimizde ağrıdan ağlıyordum! Sonra tekrar dua okudum kendime (nazara inanırım!) ve tekrar ayaklandım. Çocuklar akşam yemeğine kadar havuzda oynadılar. 

Gece ateşlendim, ertesi sabah boğazımın sağ tarafı avuç içi kadar bir bölge ağrıdığı için hastaneye gitmek istedim. Bodrum Devlet Hastanesi KBB polikliniğinde 2 saatlik bir muayene bekleme süreci sonunda tonsilit teşhisi ile ilaçlarımı aldım. İlaçlar birkaç saat içinde fayda etmeye başladı. O gün öğleden sonra Gümbet sahillerinde çocuklarımla birlikte denizde girdik, akşama kadar sahilde kaldık. 

Ertesi sabah, tatilimizin 3. günü, tekrar havuza girelim, öğle yemeğinden sonra da Borum sahillerini gezeriz diye plan yaptık. Biz her zaman böyle yaparız, öğlen yemekten sonra bir çıkarız, akşama kadar o sahil senin bu ada benim gezer eğleniriz. Bu sefer de kocaman deniz yatağını, kollukları, simitleri şişirdim, çocukları donattım, havuza saldım. Tam yerime oturayım kitabımı okuyayım derken, arkamdan bir çığlık geldi. Noldu diye bağırdım, ben bağırdığım için çocuk korktu, dediler çevremdekiler! Barış Çağan'ın ön dişi dudağını kesti diye düşündüm, kan var çünkü. Hemen su aldım bir bardak, ağzını çalkalattım, baktım ağzının içinde alt damağında oldukça derin bir yarık var ama dişler yerinde!. Çok şükür dedim. Sonra çenesindeki kanı gördüm, ağzından sızdı herhalde dedim, baktım değil, çene de yarılmış ve yarık çok derin. Kocama seslendim, dikiş atılacak dedim. yok daha neler dedi. Basit bir kazaydı, ayağı kayıp bam diye düşmedi ki, havuzdan çıkarken dirseği bükülüp çeneyi çarptı bu kadar küçük bir çarpma böyle nasıl dağıttı oğlumun ağzını çenesini... Aldık çocukları Bodrum Devlet Hastanesi acilinin yolunu tuttuk. Doktor da baktı ve evet dikilecek dedi. Dikiş atan görevli (asistan mıydı bilemiyorum) iki dikişle kurtarırım dedi, biz de kabul ettik. Oğlumun çenesine uyuşturucu iğne yaptılar ve o esnada canı çooooookk yandı. İçim eridi, çok üzüldüm. Bebeğim benim! İki dikişten sonra çeneyi kapattılar ve asla su değmesin dediler. Ne kadar süre dedim, dikişler alınana kadar dediler. Ne zaman alınırmış? 7-10 gün sonra! Gitti tatil yani öyle mi?! 

Hastaneden çıkarken küçük kuzum "doktorlar canımı çok yaktı, tatlılara böyle yapılmaz ki" diyerek ağladı! O ağladıkça benim içim ezildi. Oradan Diş hastanesine gittik. Dişi sallanıyor çünkü. Kısa bir beklemenin ardından doktor dişine baktı, toplayabilir tekrar dedi. (dün de kendi diş hekimimize gösterdik, film çekelim, diş yerinden kopmuşsa yapıştırırız dedi)

Moraller bozuk. Oğlum yemek yemeyi reddediyor (ki aradan 1 hafta geçti, hala çorba içiyor, katı gıda yemiyor) Barış'ımı çocuk havuzuna soktum risk alarak, elinden tuttum sürekli ki aman düşmesin su değmesin dedim. Arada da büyük havuzuna kucağımızda soktuk yine su değirmeden. Ama denize gitmek hayal oldu tabii... 

4. gün (cuma günü) yetişmeyen süreli bir işi Bodrum adliyesinden halletmek için yola çıktım. Dolmuşa bindim, hesap ettiğimden daha uzun sürdü yolculuk. Yine de 11:53'te memurun önündeydim. Memur savcıdan havale alın ama 5 dakika önce savcı bey çıktı dedi. tüm katları koşar adım dolaştım. Çalmadığım kapı kalmadı ama hiçbir savcıyı makamında bulamadım! Öğle tatilinde sinir içinde bekledim mecburen. Öğleden sonra savcı beyin odasına gittim, saat 13:15 olmuş hala yerinde yok! Savcı bey Cumaya gitti, napsın gitmesin mi yani dediler. Ben de benim giden zamanım ne olacak dedim?! Ben şu anda çocuğumun yanında olmalıyım, mesai saati içinde yerine kimse bakmıyorken mesaisini terketmesi haksızlık dedim! Yeniden yukarı katlara çıktım, bir savcıyı makamında buldum ve imzasını aldım çok şükür. Çalışmak en büyük ibadettir, kolay gelsin dedim!

Böylece otele döndüm, çocukların başına geçtim, eşim saatlerce güneşte Barış'ı kollamaktan çok yorulmuş. Mesaiyi ben devraldım ve küçük havuzda aman çocuğum düşmesin diye elini tutarak saatlerce başında durdum Barış'ın. Bu arada Deniz bana cephe aldı. İlgimi istediğini anladım ve onunla başbaşa bir konuşma yaptım. Annelerin bütün çocuklarını sevdiğini ama hasta olanla daha fazla ilgilenmesi ve ona şefkat göstermesi gerektiğini anlattım. Küçükken çektiği sıkıntıları, hastalıkları, bu süreçte bir an bile başından ayrılmadığımı, onun için çok gözyaşı döktüğümü ama sonunda Allah'ın onu bana bağışladığını anlattım. Cuma öğleden sonra Deniz durgunlaştı, kulağı ağrıyormuş. Su kaçmış olmalı dedik, ağrı kesici verdim, kulak damlası damlattım, ama maalesef geceye ateşlendi. Antibiyotik başladım. 

Cumartesi sabah ağrısı devam ediyordu, ateşi de vardı. Biraz havuzda oynadılar, öğle yemeğinden sonra odamıza çekildik ve çizgi film izlediler, otel odasından ayrılmak istemediler. Deniz Baran "aman nolur gidelim, artık bu lanetli tatili bitirelim" dedi. Akşam yemek yedik, bir gün daha rezervasyonumuz olmasına rağmen dayanamadık ve İzmir'e doğru yola çıktık. Gece arkadaşıma gidip kedimizi aldık, oturup sohbet ettik, sabaha karşı eve geldik. Bir de ne görelim, tüm iri balıklarımız ölmüş, kurtlanmış! Tam bir kabus. Oysa tatil yemleri duruyordu. Diğer akvaryumdaki balıklara bir şey olmamıştı ama maalesef bürodaki akvaryumumuz talan olmuş!

Şimdi bu kadar tersliğe nazar demezsin de ne dersin?! 
Allah kem gözlerden saklasın, beterinden korusun. Bir daha tatile gideceğimi önceden söylemeyeceğim kimseye! 

İlk Konser.. İzmir Çim Konserleri - Fuat Saka

Bu seneki tatil maceramızı bir sonraki yazımda anlatacağım ama tatil öncesi çocuklarımın ilk konserini yazmadan edemedim..


Tatilden önceki bir iki günlük zaman içinde
kocam dedi ki bana sakın bulaşma, ben tatil öncesi geceli gündüzlü çalışayım, işleri halledeyim, kafamız tatilde rahat olsun. Dedim kocacığım sen merak etme, çocuklar bende! sen rahat rahat çalış! Arkadaşımla tatil öncesi haftasında anlaştık, çocukları İzmir Çim Konserlerinde Fuat Saka'ya götürelim, geceyi birlikte geçirelim, eğlenelim diye.. Tatil öncesi Perşembe gecesi konser alanında buluşmak üzere yola çıktık. Kocam iş seyahatindeydi, ben iki oğlumla yola revan oldum... İşte metrodaki halimiz budur :

 Konser alanında arkadaşım ve oğluşuyla buluştuk. Bizimkiler birbirini çok özlemiş, konser bahane birlikte olmak şahane anlayışıyla deli gibi eğlendiler. Hayatlarında ilk kez bir konsere gitmenin verdiği şaşkınlığı tez atlattılar. Burası neresi, burada şimdi ne olacak, niye geldik, ne kadar kalacağız sorularından her ne kadar bize gına gelse de, hareketli karadeniz ezgileri sayesinde müziğin coşkusuna kapılıp sorularına son verdiler çok şükür.

Çocuk olmak güzel.

Konserde 1,5 saat kaldıktan sonra kalabalığa kalmadan ayrılalım dedik, bu kadar eğlence hepimize yetti. Çocukları uyutmadan eve getirmenin mutluluğunu yaşadık. Sonrasında evde birlikte eğlendiler, oynadılar, geç saatlere kadar ayakta kaldılar.








Biz de aman ne iyi ettik geldik, bunu tekrar yapalım demekten geri durmadık. İnsanın hem kafası saran sevdiği bir arkadaşı olacak hem çocuklar birbiriyle çok iyi anlaşacak daaa, bunu birlikte düzenlenen etkinliklerle perçinlemeyecek öyle miii?! yazık olur vallahi! İlle de bir araya gelinmeli, birlikte vakti değerlendirmeli.

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Bir Dönemin Sonu...

Barış Çağan 9 Şubat 2015'te uyum dersleri ile başladığı anaokulu macerasında ilk dönemini 20 Haziran 2015'e yaptıkları gösteri ile bitirmiş oldu. gösterisi Ahmet Piriştina Kültür Merkezi'nde yapıldı. Kültür Merkezine gitmeden önce, heyecanına dair hiçbir belirti yoktu oğluşumun. Gösteri öncesinde hiçbir hareket konusunda tüyo vermemişti sürpriz diyerek, bir ara teyzesine küçük bir hareket gösterirken izledim ve benim gördüğümü farkedince hemen bıraktı. Bu kadar ketum olmasını beklemiyordum küçük oğlumun. Ne zaman hareketlerini sorsam, sürpriz diyordu.

Kıyafetlerimizi evde giydik, teyzesi ve kuzenleri de geldi gösterimize. Anneannesi evimizde bekledi, oruçlu olduğu için yorulacağını düşündü, biz de gösterinin kamera çekimini ona evde izlettik.

Oraya vardığımızda, iki üç öğretmen hemen Barış'ı alıp arkadaşlarının yanına götürmek istedi ama benim tatlı kuzum heyecanının etkisiyle kendisine hamle yapıldığında ürktü ve ağlamaya başladı. Benim yanımda oturup gösteriyi izlemek istediğini söyledi. Ben de onu yalnız bırakmayacağımı söyledim ve birlikte sahne arkasında öğretmenini bulmaya gittik. Öğretmenini bulduk, arkadaşlarını gördü. Kendinden küçük gruptan ağlayanlar çoktu. Ben de ona sarıldım ve baksana bebekler ağlıyorlar, iyi ki sen abi grubundasın dedim. Dudağını büktü ve hıhı dedi. Bir süre sakin sakin sarıldım. Onu sahnenin hemen en önünde izleyeceğimi söyledim. Asla oradan ayrılmayacağımı, en önde olacağımı belirttim. Pisi pisilerini giydirdim. Sahneye çıktık birlikte henüz perdeler kapalıyken. Ön kısma geçtim ve öğretmenine emanet ettim onu. Önce bir iki gösteri oldu, sonra oğluşum ve diğer okul arkadaşları hep birlikte şarkı söylediler. Daha sonra oğluşum arkadaşları ile birlikte ingilizcce şarkı söyleyip şarkıya uygun hareketler yaptı. En sonlara doğru da büyük gösterisi oldu. Ellerinde turuncu ponponları bir o yana bir bu yana onlar sallarken biz de çok keyiflendik ve bol bol ağladık.

Çocukların yılsonu gösterileri çok heyecanlı ve yorucu oluyor kabul ediyorum ama güzel hatıralar olarak kalıyor hafızalarda.




30 Haziran 2015 Salı

Oyuncak Yasağı Hakkında...

Oğullarımın sepet sepet oyuncakları var. Bu nedenle uzunca bir süredir eşimle aldığımız karar gereği onlara oyuncak almıyoruz. İtiraf etmeliyim ki eğitici oyuncakları gördükçe içim gidiyor ama bizimkiler de kendilerince oyuncak almak isterler ve ipin ucunu kaçırırız diye hiçbir şey almıyor(d)um.

Bundan aylar önce benim küçük kuzum bir markette oyuncak kamyon gördü. Kamyon da oldukça büyük bir şey! Her gördüğünde kucakladı, talep etti ve evde çok oyuncakları olduğunu, onlar eskiyince alacağımı söyleyerek yok olmaz dedim, tamam diyerek bıraktı. Bir seferinde daha sonra sana bu kamyonu alacağım ama şimdi değil demiş bulundum, tamam dedi ve bıraktı. Dün ablam, yeğenlerim ve iki oğlumla markete uğradık öte beri almak için, baktım hala kamyon satılmamış! Benim kekliğim de almış eline kamyonu, teyzesine gösteriyor. Teyzesi bu kamyonu ben alayım dedi ama pahalı bir hediye almasını istemedim ve kabul etmedim. Teyzesi strateji hatası yaparak kamyonu oğlumun önüne koydu, bu senin dedi, sonra ben hayır deyince geri aldı, alayım falan dedi... Nihayetinde "annen izin vermiyor, izin verseydi ben alırdım "diyerek kamyonu kaldırdı. Küçük kuzumun dudağı büküldü ve kollarını kavuşturarak ağlamamak için kendini zor tutup "tamam" dedi! Öylece çıktık marketten. Sabah eşimle aldığımız karar gereği kamyonu aldım, geçen seneden beri büyük oğluma vermeyip dolabın içinde paketiyle tuttuğum star wars karakterini de çıkardım yerinden, kamyonun üstüne bıraktım ve işe gittim. Eve geldiğimde, kapalı balkonumuzdaki çocuk oyun alanımızda kuzularım kamyonla ve karakterlerle oynuyordu. Hiçbir oyuncağı aldığım zaman bu kadar içim mutlulukla kaplanmamıştı. Oyuncak yasağı da bir yere kadar canııımmmm! Ohh bee...

12 Haziran 2015 Cuma

Bir Garip Çiş Hikayesi

Barış Çağan son 1 aydır tuvalete gitme sıklığını arttırdı. Özellikle son 10 gündür dışarı çıktığında sık sık (neredeyse 25-30 dakikada bir) çişim geldi diye kapıyı çalıyor, tuvalete zor yetişiyor. Yaptığı çiş de azıcık tabii.. İçtiği su miktarına bakıyorum, abisiyle aralarında belirgin bir fark göremiyorum. Ben de bugün oğlumu doktora gösterdim. İdrar tahlili yapıldı, idrarda şeker arandı. Çok şükür ki bulunmadı. İdrar kültürü de alındı, yakında sonuçlar çıkar. ,Gelelim hikayenin başınaaaa....

Bundan yaklaşık 1 ay kadar önce, Barış Çağan tuvalete yetişemedi, tam klozetin başında çişini saldı. Ağlamaya başlayınca öptüm onu, böyle şeyler herkesin başına gelebilir, çocuklar ve bebekler hatta büyükler bile çiş kaçırabilir, çok normal dedim. Abisi de destekledi ben de kaçırmıştım diye. Abiyken mi kaçırdın diye sordu, evet dedi Deniz. Bir süre abiler de çiş kaçırabilir diye gezdi ortalıkta. Ben bu meselenin kapandığın düşünmüştüm. Başlarda tuvalete gitme sıklığını arttırınca da durumdan rahatsız olmadım, dikkat ediyor çocuk dedim. Ama bu sıklık o kadar arttı ki, nihayetinde doktorluk da olduk. Doktorun yanından çıkarken, doktor söyledi, pipinde kas var varmış, çişini tutmanı sağlıyormuş, kaçmıyoruş çiş dedim. Doktor hanım da sağolsun beni destekledi. Veeeee çocuğumun kendine güveni geri geldi. Bugün abisine pipisindeki kasları gösterirken kulak misafiri oldum ama duymazdan geldim. Demek ki ne kadar çok takmış kafasına bu meseleyi, iyi ki götürmüşüm doktora dedim.

Bizim çok önemsemediğimiz bir konu, çocuklar için bazen hayat memat meselesi olabiliyor.

Kedimiz Köpük

Hayatımızda son birkaç aydır önemli bir değişiklik var, o da kedimiz Köpük. Eski kedimizin adı da Köpük'tü, çocuklar böyle arzu ettiğinden bu kedimiz de Köpük oldu.

Köpük'ümüz bir gözü mavi bir gözü yeşil tekgöz diye tabir edilen uzun tüylü bir Van kedisi. Çok yaramaz, 02.02.2015 doğumlu bir bebek. Ailemize 18.04.2015'te katıldı. Çocuklarım ona bayılsa da aralarında zaman zaman tatlı bir rekabet olmuyor değil. Özellikle küçük fındığımla pek takışıyorlar. Bugün Deniz ve Barış balkonda legolardan şirinler köyü yaparken Köpük oyunlarını bozuyor diye kapatmışlar onu taşıma kabına. Ben hayvanın ağlamaları ile durumu farkettim. Bizimkiler o sırada sokağa oyun oynamaya çıkmışlardı. Hayvanı kurtarınca yarım saat bana süründü, gırladı, yaladı beni. Kıyamam yaa... Oğullarım da iki gün abur cubur yasağı aldı. Eeeee her şeyin bir karşılığı olmalı değil mi yaa...

İşte kedimizden birkaç kare...







eve ilk geldiği gün.

e

taşıma kabının kapağı ilk açıldığı anlar..



Kedimizi aldık, evimize gidiyoruz..