Sayfalar

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Bir Tatil Anısı : Bodrum Çilesi!

Aylar öncesinden internet başında araştırdık. Güzel bir yer olsun, otelin temizliğine ve yemeklerine diyecek söz olmasın, daha önce gitmediğimiz bir yer olsun, fiyatları makul olsun.... Sonunda tatilimizi Bodrum'da Sun Hill Centro Otel'de geçirmekte karar  kıldık. Bodrum'a yıllar önce (Deniz Baran 9 aylıkken) gitmiştik ama tadını çıkaramamıştık. Birincisi çocuğumuz küçük olduğu için fıldır fıldır gezememiştik, ikincisi de hem Deniz hem de kocam hastalanmıştı, otelde grip salgını vardı ve ikisini fena çarpmıştı. Tatilimizin yarısı hastalıkla mücadele içinde geçmişti.

Bu sefer öyle olmasındı. Bodrum güzel yerdi nihayetinde. Şu ünlü plajlarını biz de gezelim, görelim bakalım neydi bu ünün sebebi hikmeti...

Böylece tatil rezervasyonumuzu erkenden (kışın ortasında) yaptık, çocuklarım okula gitmek istemediğinde, huysuzluk ettiğinde "ama bakın şimdi siz okula gidin ben de çalışayım, para biriktireyim, yazın tatile gidelim" diyerek kışın soğuğunu daha çekilir kılmış ve bir hayale tutunmuştuk ailecek!

Tatilden önceki hafta arkadaşım ve oğluşuyla konsere gittik. İki gece bizde kaldılar.  Kocam tatilden önce tüm işleri halletmek istedi, çocuklara ben bakacaktım, asla kocamın yanına çocukları salmayacaktım, her anneeeee babaaaa dediklerinde yanlarına ben koşacaktım, kardeş kavgasını ben ayıracak, yemek mızmızlığına ben katlanacaktım. Tım tım tım.. Siz planlar yaparken kader size gülermiş. Arkadaşım gittikten sonra, ay ben çok yoruldum azıcık uzanayım dedim, kanepeye boylu boyunca serildim. Yahu ben hasta mıyım yorgun mu anlamadım diye diye saatler geçti. Akşama doğru kendime gelir gibi oldum, sonrasında yatakodasına geçtim ve ateşlendim. Bu şekilde ben ateşli, kocam çocukların başında koca haftasonu geçti. İlaçlar, vitaminler yüklendim, pazartesi çocukları yaz okuluna bıraktım ve geri gelip vurdum kafayı yattım. Bir ara kendime geldim, çantaları hazır ettim, ertesi sabah Bodrum'a yola çıkacağız topla kızım kendini dedim. Tatili erteletmek de aklımızdan geçti ama bayram sonrası yoğunlukta yer bulabilmek belki imkansız olacaktı, ayrıca  fiyat farkı ödemek de işimize gelmedi. 

Kocam tüm işleri yetiştirmeye çalışmanın siniriyle burnundan kıl aldırmıyordu, ben de ona fazla bulaşmama kararı aldım. 

Günlerce yatmaktan ve omurgamdaki yapısal bozukluktan dolayı vücudumdaki tüm omurlar kilitlenmiş sanki, başımda, sırtımda, belimde bir ağrı belirdi, geçmedi. Ne ılık duşlar işe yaradı ne ağrı kesiciler... Salı sabahtan yola çıkamadık, işleri ancak öğle üstü halledebildi eşim, 12:30'da aman geç olsun da güç olmasın, her şeyin başı sağlık nidalarıyla yola düştük. Yola çıkarken okuduğum dualarla bir parça kendime geldim, ama yol bitip de otel odasına girdiğimizde ağrıdan ağlıyordum! Sonra tekrar dua okudum kendime (nazara inanırım!) ve tekrar ayaklandım. Çocuklar akşam yemeğine kadar havuzda oynadılar. 

Gece ateşlendim, ertesi sabah boğazımın sağ tarafı avuç içi kadar bir bölge ağrıdığı için hastaneye gitmek istedim. Bodrum Devlet Hastanesi KBB polikliniğinde 2 saatlik bir muayene bekleme süreci sonunda tonsilit teşhisi ile ilaçlarımı aldım. İlaçlar birkaç saat içinde fayda etmeye başladı. O gün öğleden sonra Gümbet sahillerinde çocuklarımla birlikte denizde girdik, akşama kadar sahilde kaldık. 

Ertesi sabah, tatilimizin 3. günü, tekrar havuza girelim, öğle yemeğinden sonra da Borum sahillerini gezeriz diye plan yaptık. Biz her zaman böyle yaparız, öğlen yemekten sonra bir çıkarız, akşama kadar o sahil senin bu ada benim gezer eğleniriz. Bu sefer de kocaman deniz yatağını, kollukları, simitleri şişirdim, çocukları donattım, havuza saldım. Tam yerime oturayım kitabımı okuyayım derken, arkamdan bir çığlık geldi. Noldu diye bağırdım, ben bağırdığım için çocuk korktu, dediler çevremdekiler! Barış Çağan'ın ön dişi dudağını kesti diye düşündüm, kan var çünkü. Hemen su aldım bir bardak, ağzını çalkalattım, baktım ağzının içinde alt damağında oldukça derin bir yarık var ama dişler yerinde!. Çok şükür dedim. Sonra çenesindeki kanı gördüm, ağzından sızdı herhalde dedim, baktım değil, çene de yarılmış ve yarık çok derin. Kocama seslendim, dikiş atılacak dedim. yok daha neler dedi. Basit bir kazaydı, ayağı kayıp bam diye düşmedi ki, havuzdan çıkarken dirseği bükülüp çeneyi çarptı bu kadar küçük bir çarpma böyle nasıl dağıttı oğlumun ağzını çenesini... Aldık çocukları Bodrum Devlet Hastanesi acilinin yolunu tuttuk. Doktor da baktı ve evet dikilecek dedi. Dikiş atan görevli (asistan mıydı bilemiyorum) iki dikişle kurtarırım dedi, biz de kabul ettik. Oğlumun çenesine uyuşturucu iğne yaptılar ve o esnada canı çooooookk yandı. İçim eridi, çok üzüldüm. Bebeğim benim! İki dikişten sonra çeneyi kapattılar ve asla su değmesin dediler. Ne kadar süre dedim, dikişler alınana kadar dediler. Ne zaman alınırmış? 7-10 gün sonra! Gitti tatil yani öyle mi?! 

Hastaneden çıkarken küçük kuzum "doktorlar canımı çok yaktı, tatlılara böyle yapılmaz ki" diyerek ağladı! O ağladıkça benim içim ezildi. Oradan Diş hastanesine gittik. Dişi sallanıyor çünkü. Kısa bir beklemenin ardından doktor dişine baktı, toplayabilir tekrar dedi. (dün de kendi diş hekimimize gösterdik, film çekelim, diş yerinden kopmuşsa yapıştırırız dedi)

Moraller bozuk. Oğlum yemek yemeyi reddediyor (ki aradan 1 hafta geçti, hala çorba içiyor, katı gıda yemiyor) Barış'ımı çocuk havuzuna soktum risk alarak, elinden tuttum sürekli ki aman düşmesin su değmesin dedim. Arada da büyük havuzuna kucağımızda soktuk yine su değirmeden. Ama denize gitmek hayal oldu tabii... 

4. gün (cuma günü) yetişmeyen süreli bir işi Bodrum adliyesinden halletmek için yola çıktım. Dolmuşa bindim, hesap ettiğimden daha uzun sürdü yolculuk. Yine de 11:53'te memurun önündeydim. Memur savcıdan havale alın ama 5 dakika önce savcı bey çıktı dedi. tüm katları koşar adım dolaştım. Çalmadığım kapı kalmadı ama hiçbir savcıyı makamında bulamadım! Öğle tatilinde sinir içinde bekledim mecburen. Öğleden sonra savcı beyin odasına gittim, saat 13:15 olmuş hala yerinde yok! Savcı bey Cumaya gitti, napsın gitmesin mi yani dediler. Ben de benim giden zamanım ne olacak dedim?! Ben şu anda çocuğumun yanında olmalıyım, mesai saati içinde yerine kimse bakmıyorken mesaisini terketmesi haksızlık dedim! Yeniden yukarı katlara çıktım, bir savcıyı makamında buldum ve imzasını aldım çok şükür. Çalışmak en büyük ibadettir, kolay gelsin dedim!

Böylece otele döndüm, çocukların başına geçtim, eşim saatlerce güneşte Barış'ı kollamaktan çok yorulmuş. Mesaiyi ben devraldım ve küçük havuzda aman çocuğum düşmesin diye elini tutarak saatlerce başında durdum Barış'ın. Bu arada Deniz bana cephe aldı. İlgimi istediğini anladım ve onunla başbaşa bir konuşma yaptım. Annelerin bütün çocuklarını sevdiğini ama hasta olanla daha fazla ilgilenmesi ve ona şefkat göstermesi gerektiğini anlattım. Küçükken çektiği sıkıntıları, hastalıkları, bu süreçte bir an bile başından ayrılmadığımı, onun için çok gözyaşı döktüğümü ama sonunda Allah'ın onu bana bağışladığını anlattım. Cuma öğleden sonra Deniz durgunlaştı, kulağı ağrıyormuş. Su kaçmış olmalı dedik, ağrı kesici verdim, kulak damlası damlattım, ama maalesef geceye ateşlendi. Antibiyotik başladım. 

Cumartesi sabah ağrısı devam ediyordu, ateşi de vardı. Biraz havuzda oynadılar, öğle yemeğinden sonra odamıza çekildik ve çizgi film izlediler, otel odasından ayrılmak istemediler. Deniz Baran "aman nolur gidelim, artık bu lanetli tatili bitirelim" dedi. Akşam yemek yedik, bir gün daha rezervasyonumuz olmasına rağmen dayanamadık ve İzmir'e doğru yola çıktık. Gece arkadaşıma gidip kedimizi aldık, oturup sohbet ettik, sabaha karşı eve geldik. Bir de ne görelim, tüm iri balıklarımız ölmüş, kurtlanmış! Tam bir kabus. Oysa tatil yemleri duruyordu. Diğer akvaryumdaki balıklara bir şey olmamıştı ama maalesef bürodaki akvaryumumuz talan olmuş!

Şimdi bu kadar tersliğe nazar demezsin de ne dersin?! 
Allah kem gözlerden saklasın, beterinden korusun. Bir daha tatile gideceğimi önceden söylemeyeceğim kimseye! 

2 yorum: