Sayfalar

17 Kasım 2015 Salı

Seni Seviyorum

Hayata ilk gözünü açtığın andan bile daha önceden beri seni seviyorum.
Bu hep böyle olacak.
Seni hep seveceğim.
Yaramazlık yaptığın anda ya da sürekli ağladığında ve huysuzluk ettiğinde bile seveceğim ama bu o anda kızmayacağım anlamına gelmez.
Hatta benim için çok kıymetli olan bir şeye zarar versen de seveceğim seni ama bu o anda üzülmeyeceğim anlamına gelmez.
Dudağımı patlattığında, gözüme parmak soktuğunda ve sırf bu sebeple her sabah gözümde inceden bir sızı ile uyandığımda da seveceğim seni.
Başaramadığında, başardığın anda gözlerin ışıldadığında, umutsuzluğa kapıldığında da seveceğim seni. Yanında olacağım ama bu, kendine gelmen için ara sıra sana ayar vermeyeceğim anlamına gelmez.
Yanlış yaptığında da seveceğim seni ama bu, sana doğruyu göstermeyeceğim anlamına gelmez.
Saçının kokusunu, dans ederken saçlarını savuruşunu, hınzır gülüşünü, poz verirken dilini çıkarışını seviyorum. Azmini, hırsını, aklını ama en önemlisi iyi kalpli yüreğini seviyorum oğlum. İyi ki varsın. hep var ol. Ömrüm ve gücüm yettiğince, sen istedikçe, ben hep senin hayatında var olacağım.

Annen...


(Bu yazı her iki oğluma da yazılmıştır. Dileyen, dilediği kadarını payına alır.)

13 Kasım 2015 Cuma

1. Sınıfın Tadını Çıkarmak...

Başlık garip gelebilir. Özellikle okuma yazmayı yeni öğrenen çocuklarımız stres altındayken anneler "el ele" verip kafayı yemek üzereyken, ne tadı var ki denilebilir. Ama durum tam da bu şekilde değil.

Geçtiğimiz sene, büyük oğlum anaokulunda iken, bir gün elinde bir deste çalışma kağıdı ile gelmiş. Söylediğine göre, sadece benim oğluma verilmiş bu kağıtlar. (öğretmenimiz zaman zaman çocuklara elinden geldiğince destek olsun diye çalışma kağıtları verdiğini söyledi sonradan) Baktım, rakam çalışmaları var. Hadi oğlum 1 yaz bakalım derim, yazmaz, yazamaz. Uğraşa uğraşa martı şeklinde bir takım çiziktirmeler yaptı koydu ortaya. O an bu kadar zaman okula gider de nasıl olur 1 yazamaz dedim. Haksızlık ettim oğluma. Oldukça sert davrandım ona. Sert davranmadan da onu çalışma kampına alabilirdim. Ama ben biraz panikle (eyvah! çocuğum yapamıyor, bir sorun mu var acaba?) daldım olayın içine ve hırpaladım çocuğumu ruhen! Ondan her ne kadar özür dilesem ve affettiğini söylee de, ben kendime söz verdim, bir daha böyle davranmayacağıma dair.!

Sonra çocuğum mantar kaptı.. Ne alaka denilebilir, ama tam da öyle değil işte! Mantar dolayısıyla her iki oğlumun da kol ve bacaklarında beyaz lekeler çıktı ve doktorumuz vitiligo teşhisi koydu! İşte o anda çocuğuma sert davrandığım için vitiligo oldu diye düşünüp kahroldum! Ama ne kahrolmak! Salt acı nedir, insan nasıl derinden yanar, işte onu en derinden hissettim. Berbat bir şeydi!

Çok şükür çocuklarım vitiligo değildi, tedavilerini oldular ve ciltleri biri çikolata, biri muzlu puding haline döndü. Bu da bana Rabbim'in  hediyesi oldu.

Bu sene işte tam bu minvalde oturtmaya çalıştım çalışma - çalıştırma yöntemimi. Deniz, çok heyecanlıydı, çok stresliydi. Her an onun yanında olacağımı, birlikte başaracağımızı, belki ilk denememizde olmayacağını ama mutlaka bu işin üstesinden geleceğimizi anlattım. Bana pek inanmaz gözlerle baktı, sarıldım, yılmadım.

Derslerimiz başladı. Öğretmenimiz, çok karıştırdığını söyledi, elini tutuverin biraz dedi. Elbette dedim. Aldım oğlumu yanıma, her harfin kıvrımını, geliş gidiş yönünü, hep elini tutarak yaptık. Şu anda ben bu yazıyı yazarken, oğlum yanımda, kendi başına dersini yapıyor. Bazı harfleri güzel yapamayabilir, sorun değil gerçekten! Doktorların yazısını hangimiz okuyabiliriz eczacı olanlarımız dışında? Kimse doktorların zekasından şüphe edebilir mi? Benim yazım pek kötüdür gerçekten ama bu konuda alçak gönüllü olmayacağım, aptal değilimdir kesinlikle! Bu nedenle, oğlumun yazısının mükemmel olmasına gerek yok. Algısı nasıl, ben bununla ilgileniyorum. Söylediğimi anlıyor mu, anladığını yazabiliyor mu, buna bakarım. Bazen ufak tefek sıkıntılar olabiliyor ama elbette aşılabilecek şeyler. Takdir ediyorum, başını okşuyorum, çalışma azminden dolayı onunla gurur duyduğumu anlatıyorum.

Geçen gün ben söylüyorum, o yazıyor ve aramızda geçen konuşmayı olduğu gibi buraya aktararak konuyu kapatayım diyorum :
"Hadi oğlum yaz, "Ata ot al". 
- Anneee, Ata'nın otla işi ne?! 
- Aman ne bileyim yavrum yaa, ata yedirecek her halde.. 
- Hangi ata anne? 
- E Talat aldı ya atı, Ata da otları aldı, Ela Ata'nın aldığı otları, Talat'ın aldığı ata atsın diyor işte. Lale de o ata atlasın işte mesele bu oğlum... 
- Haa bu çocuklar işbirliği yapıyor yani anne..." 

Dersimize gülme molası verip sonra devam ettik. Keyifli çalışmalar dilerim size de...